15 Yorum

Neden blog tutayım?

MomBloggerQuote

“Ben blog tutan bir anneyim. Ancak bu şekilde aklımı koruyabiliyorum.”

Neden tutmayayım ki? Asıl soru “bunca zaman aklım neredeydi?” olmalı… Amerika’dan döndüğüm iki senedir onunla bununla kavga etmekten yoruldum, yaşlandım. O taksici bana küfretti-plakasını al; bu adam kaldırıma park etmiş, bebek arabasıyla geçemiyorum-sileceğini kaldır; çocukların gittiği yerlerde sigara içiyorlar-nereye şikâyet edebilirim, bunların sonu gelmiyor.

Amerika’dan döndüğümden beri iki hayatı kıyaslayıp duruyorum. Döndüğüme pişman olmayı bırak, burada mutlu olabilmek adına “Nereden kalkıp da elin memleketine gittim; daha iyisini gördüm? Ne güzel burada gül gibi yaşayıp duruyordum” diyorum. Ona laf yetiştir, bununla kavga et… Mutsuz, huysuz bir insan oluyorum. Halbuki gir blogger’a, ver veriştir. Duyan duyar, duymayan duymaz. En azından içimde kalmamış olur.

Buradan kalkıp gittiğimde 23 yaşında, üniversiteden yeni mezun olmuş, yeni evli, pek bir heyecanlı bir gençtim. Yaklaşık 10 sene sonra döndüğümde yurdunu, ailesini çok özlemiş, 2 aylık bebeğiyle sevdiği şehir İstanbul’da yepyeni bir hayata dört gözle bakan bir kadındım. 10 senede çok değiştim. Para kazanmayı, ev geçindirmeyi öğrendim. Sevdiklerini kaybetmenin acısını yaşadım. Anne oldum. “Gurbette yaşamak” neymiş, anladım. Tabii ki 10 senede Türkiye de çok değişti. Buraya dönerken bazı standartlarımın değişeceğini, özellikle bebekle günlük yaşamın Amerika’daki kadar kolay olmayacağını biliyordum. Ama açıkçası bazı konularda bu kadar hayal kırıklığına uğrayacağımı da tahmin etmiyordum.

Sanırım burada yapmaya çalışacağım şey -sıkıntılarımı ifade etmenin de ötesinde- benim gibi sudan çıkmış balık gibi hisseden annelere tecrübelerimi anlatmak, bir şeyler paylaşmaya çalışmak olacak.

İstanbul’da sudan çıkmış balık gibi hisseden bir anne olmak için mutlaka yurtdışında 10 sene yaşamış olmak gerekmiyor bence:

  • Çocuğunu devletin kütüphanesinde hikaye okuma saatlerine götürmek istediğinde “Valla bir masalcı teyze var ama, pek istek olmuyor” cevabını alan;
  • Sadece çocuklar için yapılmış bir alışveriş merkezindeki restoranda bile sigara yakıldığını görünce “maalesef, müşterilerimizin yüzde 90’ı içiyor” cevabıyla karşılaşan;
  • “Beyefendi, kaldırıma park ediyorsunuz, sizin yüzünüzden bebek arabasıyla yola inmek zorunda kalıyorum” dediğinde “Peki ben Sarıyer Börekçisi’nin avukatı olarak nereye park edeyim kardeşim, sen de git işine!” diye azar işiten;
  • Bir anne-çocuk dergisine, “Çocuklarla yapılacak şeyler, gidilecek mekânlar” ekine “Lütfen, lütfen sigara içilmeyen restoranları öne çıkarın ki sayısı artsın” diye yazdığında “elektronik postanız elimize geçmiştir” diye otomatik bir cevap bile alamayan;
  • Huzurlu bir pazar akşamı, tam oğluna kitap okumaya başlamak üzereyken İstanbul’un en ‘nezih’ yerleşim yerlerinden birindeki evinin arkasındaki apartmanının garajını düğün salonuna çeviren kalabalığı şikâyet edecek merci bulamayan;

her anne benim yaşadığım dumuru yaşıyordur, dolayısıyla paylaştıklarımda kendisine ait bir şeyler bulacaktır diye düşünüyorum.

Ben sıra dışı yetenekleri olan bir insan değilim. Süper yemek yapmam, bir sürü kurabiye tarifi bilmem. Tığı küçükken kardeşimin gözüne sokmak için belki elime almışımdır. Yani bu blog’da ‘günün pastası’ ya da ‘ayın tığ işi’ olmayacak. Müzik kulağım iyidir ama piyano derslerimi voleybol sevdasına bıraktım. Kariyer hırsım hiç olmadı; başkalarına yardımım dokunsun diye hep vakıflarda çalıştım. Şu anda yaptığım tek ve en iyi şey anne olmak. Bilinçli, medeni, sevgi dolu, mutlu bir insan yetiştirmeye çalışmak. Bunu yaparken de yaşadıklarımı, yaşamak istediklerimi başka annelerle, sesimi duymak isteyenlerle paylaşmak istiyorum.

İşte bu yüzden blog tutuyorum.

15 yorum

  1. Ne güzel yazmışsın, iyiki haberdar ettin.

    Sevgiler,

    • ÇOK GÜZEL ANLATMIŞSINIZ…
      İÇİMDEN ŞÖYLE DEMEK GELDİ.NE İŞİNİZ VARDI DA BIRAKIP GELDİNİZ AMERİKAYI…TR NİN GİDİŞATINDAN,İNSANLARIN KABALIĞINDAN,HOŞGÖRÜSÜZLÜKTEN, İMKANSIZLIKLARDAN BIKMIŞ BİRİ OLARAK,KEŞKE KALSAYDINIZ DEMEKTEN BAŞKA BİŞİ BULAMIYORUM…

      • [Gülümseyerek] Bunu soran ilk insan inanın siz değilsiniz… Ben de kendime ara sıra sormuyor değilim açıkçası…

        Cevabına gelince… Aslında Türkiye'ye dönmek hep aklımızın köşesinde vardı. Evet, Amerika çok daha medeni, günlük hayatın sınırları daha bir çizilmiş, yaşam standartları daha yüksek, vs. vs. Ama Türkiye değil. Daha doğrusu kendi memleketimiz değil. Ne kadar b.ktan da olsa bir noktadan sonra insan kendi yurdunu, kültürünü inanın istiyor. Belki biraz arabesk kaçacak ama "bülbülü altın kafese koymuşlar, yine de 'vatanım' demiş" misali… İnanması güç geliyor, ama öyle…

        Bizim dönüşümüz sadece planladığımızdan daha erken oldu. İş sebebiyle…

        Yurt dışında uzun süre yaşayıp yurduna dönenler için yapılan bir benzetme var: "Batakhaneye düşmüş gibi" diyorlar… "Geri döndüğünde eskisi gibi olamıyorsun" diyorlar. Yalan da değil. İnsan iki arada bir derede kalıyor. Yeri geliyor "keşke gitmeseydim de oraları görmeseydim" diyor. Nereye gitse aklı öbür tarafta kalıyor.

        Yine de gün geçtikçe daha çok alışıyorum buradaki yaşamın düzensizliğine. Trafikte insanlar 3 şerit yapmış, tin tin birbirinin arkasından giderken emniyet şeridinden giden aklı evvellere "Allah seni bildiği gibi yapsın" deyip geçiyorum. Ne zaman ki bir gün okul yıkıyorlar, o zaman yine umutsuzluğa kapılıyorum. Ben ne yaptım, yarın öbür gün benim çocuğumun da okulunu yıkmayacakları ne malum diye soruyorum.

        Bilmiyorum ne olacak. Buradayız şu anda. Dönmek de artık eskisi kadar aklımda değil açıkçası… :)

  2. Amerika-Türkiye kıyaslaması yaparak hayat geçmez inanın.eşinizle beraber Amerika'da bulunduğunuz için ve hala orada yaşayan arkadaşlarınız olduğu için Amerika anılarınız hala çok canlı anlayabiliyorum ama işte burası Türkiye. Sadece Türkiye değil Amerika dışında Amerika'ya benzeyen bir yer yok ne ilginçtir ki.Bu konuda yazacak çok şey var ama kısa keseyim bir Starbucks anımla. Sigara yasağının hemen sonrasında Starbucks'a uğradık. Tam da 3 tarafı kapalı olunca açık hava açık hava sayılıyor mu şeklinde bir tartışma yaşandığı ve benim gittiğim her yerde burası açık hava sayılmaz sigara içilemez şeklinde garsonlara giriştiğim bir dönemdi. Starbucks'da normalde üstü kapalı olan açık yerinin üstünü açtıklarını gördüm. Kıllandım tabi, kasiyer çocuğa burada sigara içiliyor mu dedim ( şaşırarak) o da tabi efendim buyurun için için dedi. Ben de başladım sayıp dökmeye. En son sizi Amerika'daki Starbucks Headquarters'a şikayet edeceğim dediğimi hatırlıyorum. O noktada "fazla mı üfürdüm acaba" diye durdum ve bu adrenalin boşalması sonrası "bir ice cafe latte" deyip küfrede küfrede kahvemi içtim. Benim de tek istediğim (hadi hiçbir bürokratik düzen ve etik değerler uymuyor ama) en azından trafik ve sigara konusunda bir Amerikan modelinin benimsenmesi ama bunlar maalesef kültürümüzün sonucu, bir yan unsuru değil.Hiçbirşey değişmeden bu konulardaki tutumlarımız değişmeyeceğe benziyor.

  3. amerikayı görüpte gelen herkes senin gibi düşünüyor:))ne varsa bu amerikada ablam çocuklarım meyve suyu imeye alışık türkiyeye gelince nasıl alırım ben bu kadar meyve suyu didiği zaman gülme krizine girdik:)))sanki çokmu sağlıklı meyve suyu içmek sürekli…sanki bizim çocuklarımz aç yaşıyor…ne güzel gerektiği kadar yiyip gerektiği kadar içerek terbiyeli yetişiyorlar aç gözlü yetişmiyorlaar…hiç bir kuvvet beni vatanımdan başka biryeri gzel gösteremez…illa vatan illa vatan…taşı toprağı çöp olsa bile…amirekada kavga etmemiş olabilirsin ama kavga bile bir paylaşım ve rahatlama şeklidir…oralarda bi sahte güleryüzle günaydın duuyacağıma balkondan balkona konuşan kavga eden komşularım olsun daha zevklidiir..hahahaaaa ben bile glyorum yazdıklarıma:)))))siz siz olun vatanınızdan ayrılmayın..ablamı kurtardık birde şu kardeşimi amerikadan kurtandıkmı şükür….

  4. merhabalar,

    bende dokuz aydir amerikada yasiyorum, elif haniminda bahsettigi gibi, 23 yasinda yeni mezun ve yeni evli olarak geldim ve tipki sizin gibi mersinliyim :)

    bu kadar benzerlik olmasi guzel benim adima…deginmek istedigim konu turkiye kendi alanlarinda guzel, amerikada kendi alaninda,burda bi tek ozlem var..tabi kocaman bi bosluk olarak…normalde kalabaligi ve disari cikmayi cokda sevmem ama burda insan yanlizliktan kimi bulsa konusmak istiyo bi program olsada gitsek diye dusunuyor, simdi hamileyim iki ay sonra bi oglumuz olucak ins, baslarda bebek hemen olsun istemiyorduk ama buraya gelince bakiyorsunuz ve bari bi cocuk yapalimda ev senlensin , vakit gecsin diyosunuz, bu aradada cocuk buyuyup gider mantigi :) buradaki farkliliklara gelince insanlar yapmacikta olsa surekli birbirine gulumsuyor, selamlasmalar hatta tanismasaniz bile hal hatir sormalar bitmiyor. herkes birbirine saygili olmaya calisiyor, kurallar iyi isliyor cunku bu kurallarin cignendigi takdirde uygulanan cezanin yaptirim gucu fazla…en cok hosuma giden seyde tuketici haklarinin neredeyse sinirsiz olmasi, ornegin bir mall e gittiniz bi nevresim takimi aldiniz ( bizim gibi:) ) baktiniz ki boyutu yataginiza uygun diil, hatta mecburiyetten bi gece uzerinde yattiniz( mecburiyetten dedim cunki abd ye henuz yeni gelmistik ve neredeyse hic bi esyamiz yoktu , nevresimin uzerinde yatmak zorunda kalmistik) bunu bile degistirdiler, yatagimiza uyacak sekilde baska bi nevresim takimi almistik, bi diger aklima gelen ornek Halloween da(cadilar bayrami) giydikleri kostumlerin etiketlerini bile cikarmadan giymis insanlarla doluydu ortalik: ertesi gunu kostumu aldigi yere iade yapmak icin( bu sekildede kotuye kullanilabiliyo tabi bi durum)…yine yasalar, kurallar konusundada amerikali bi beyle tanismistik burada, iki sene turkiyede kalmislar, hatirladikca guluyorum: ASTI den bahsediyo: diyo ki beyefendi sigara icilmez yaziyo ama bu yazi sigara dumanindan gorunmuyo diyor, esimle epey bi gulduk, onlarda durumun farkinda yani…velhasil, iyisiyle kotusuyle ulkemiz ve diger ulkelerle kiyaslamalar, hic bitmicek :)

  5. Merhaba,
    çok kısa bir süre önce sitenizi keşfettim ve yazılarınızı okumaktan çok zevk alıyorum…öyle ki sitenizi taa başından okumaya karar verdim. bu yazınızı okurken mutlaka yorum yazmalıyım dedim kendi kendime. bende 5 yıl öncesine kadar almanyada yaşıyordum, eşimle tanıştıktan sonra onunla evlenip türkiye ye yani istanbula yerleştim. 20 aylık bir oğlum var , işimi bıraktım sadece onunla ilgileniyorum… annelik kolay değil hele ki aileniz yanınızda değilse ve eşiniz çalıştığı için tüm gün sadece siz bebeğinizle ilgileniyorsanız . bunun dışında tabi evin işleri vs de eklenince çok daha zor oluyor. almanyadan buraya geleli 5 yıl olmasın rağmen ben burada ki bu düzensizliğe hala alışamadım, hele ki çocuk olduktan sonra o kadar çok şeye dikkat eder oldum ki. en basiti pusetle gezecek kaldırım yok, oyun parklarında oyuncaklar güvenli değil vs vs … böyle şeyler görüncede hadi bakalım bunun için kimi arasam kime şikayet etsem diye oraya buraya telefon acmaktan bir hal oldum :)) aslında yazacak okadar çok şey var ki sadece özetleyerek yazmaya çalışıyorum… kısacası sizi okurken kendimden çok şey buluyorum :) oğlumdan vakit buldukca sizi takip etmeye büyük bir zevkle devam edeceğim çünkü öğrenebileceğim çok şey olduğununda düşünüyorum… çok teşekkürler, sevgiler lale

    • Bloguma hoş geldiniz öyleyse. Yazılarımda kendinizi bulmanıza çok sevindim. Yazmak da, kendi gibi tecrübeleri okumak da terapi oluyor insana. Umarım keyifle okumaya devam edersiniz. Sevgiler…

  6. Merhaba,
    Blogunuzu yeni keşfettim, en başından okumaya başladım yazılarınızı:) Ben de 3-5 ay önce başladım blog yazmaya gerçekten rahatlatıcı birşey. Henüz anne değilim ama 1-2 sene içinde öyle bir planımız var, ben şimdiden yazılarınızı okuyup birşeyler kapayım dedim :)

    Bu arada ben yurtdışında yaşamadım ama maalesef İstanbul’daki kuralsızlığa, insanların vurdumduymazlığına, sırf kendilerini düşünüyor olmalarına alışamadım ve alışamayacağım. Trafiğe ne zaman çıksam deliriyorum, sokak ortasına arabasını bırakıp gidenler, ters yönden sokağa girenler. Arada diyorum kaçıp gidelim medeni bir ülkede insan gibi yaşayalım diye ama o da ayrı zor. Tek dileğim ilerde küçük bir sahil kasabasında sakin bir hayat yaşamak. Tabii öyle bir yer kalırsa :)
    Sevgiler…

  7. Yazınızı henüz görme fırsatım oldu. Belki siz şuanda 3 veya 4 yaşında olan bebeğinizle başka sorunlarla karşılaşırken 2009 Nisan ayında yazdığınız bu yazı, sigara yasağı dışında diğer öğeleri ile maalesef hala geçerliliğini koruyor.

    Bloglara ilgim 2 sene önce başladı. Çok sabırlı bir insan olduğum için genelde olaylara sert tepki vermek yerine susar, nefes alır, gözlerimi kapatır, düşünür, la havle çeker ve nefesimi tekrar veririm. Bunu farkeden arkadaşım “sen bu gördüklerin karşısında çok tepki vermiyorsun, bunu dışa vurmak için blog yazmaya başlasana, belki takip edeniin çok olur ve senin gibi düşünen insanlarla bir olmuş olursun” dedi. Bu yönlendirme ile sadece okumaya başladım ama hala cesaret edip bir blog yazamadım. Umarım bir gün bende aranıza katılır ve blog karalamaya başlarım. Ama bu inşallah isyan ile değil güzellik ile olur.

    Tebrik ediyorum.

    Sağlıcakla.

    • Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Evet, yaklaşık iki buçuk sene önce yazdığım bu yazıdan beri çok şey değişti. Ama çok şey de değişmedi.

      Blog yazmak terapiden de öte bir uğraş oldu benim için. Dayanışma oldu, arkadaşlık oldu, tutku oldu. Benzer arayışınız varsa şiddetle tavsiye ederim. Eminim içinizdeki “blogcu”, ortaya çıkacağı zamanı bekliyordur. Ne zaman olacağını bir tek o bilir 😉

      Sevgiler…

  8. Uyarı : İnanılmaz heveslendiren içerik içerir !!! :) Kızım 3,5 yaşında ve ben 3,5 yıldır cesaret edemediğim ama şuan acayip heveslendiğim bu yazıyı okuyorum..Doğumdan bir süre sonra evde iş hayatını terk etmiş bir taze anne olarak arayış içine girmeye başladım.Hayat koşuşturmacası , çocuk büyütme derken son bir sene içimde sanki patlamaya hazır bir enerji varmış gibi hissediyorum.Tüm yaratıcılığımı Zeynep ile oyun saatlerimizde kullanıyorum ama iç sesim sürekli bana şunu söylüyor ” bir şeyler yapmalısın” bende cevap veriyorum “ama ne ?” . Bu aşamada blog yazarlığı dahil aklıma bir sürü şey geliyor ama o atılamayan ilk adım yok mu ahh…o adımı gören bana göndersin lütfen :) beni durduran ne bilmiyorum, ne kadar duracağım onu da bilmiyorum tek bildiğim durduğum… ama yazınız gerçekten çok güzel elinize sağlık..