19 Yorum

Nasıl HypnoBirthing Annesi Oldum?

Deniz'in dünyadaki ilk öpücüğü

HypnoBirthing derslerimiz sırasında bu yöntemle doğum yapmış annelerden ‘HypnoBirthing Annesi’ olarak söz ederdik.

Ben de 25 Kasım 2006’da o annelerin arasına katıldım.

Genel olarak oldukça rahat bir hamilelik geçirdim. İlk aylardaki mide bulantısı ve maalesef bugün –doğumdan üç sene sonra- bile devam eden fesleğen kokusuna olan tahammülsüzlük dışında oldukça kolay ve keyifli bir dokuz ay yaşadım. Miami gibi sıcak bir memlekette yaşıyor olmanın avantajını kullanarak hamileliğimin başından sonuna kadar bol bol yüzdüm. Çalışmıyor olmanın verdiği rahatlıkla sürekli dinlendim. Hamile yogası derslerine gittim. Düzenli olarak rahatlatıcı müzikler dinledim. Herhalde hayatımda bir daha yaşayamayacağım güzellikte bir dokuz aydı benim için…

Doktoruma doğal doğumla ilgilendiğimi söylediğim zaman beni HypnoBirthing denilen, rahatlama ve gevşeme teknikleri üzerine kurulu bir yönteme yönlendirdi. Deniz’in Babası’yla birlikte yaklaşık beş hafta süren kursların sonunda kendimizi doğal doğum konusunda oldukça bilgili ve hazır hissediyorduk.

Hamileliğimin beşinci ayından itibaren Braxton Hicks kasılmaları denilen hazırlık kasılmalarını yaşamaya başladım. Derslerde öğrendiğimiz özel nefes alma teknikleri son zamanlarda giderek baskınlaşan bu kasılmalarla başa çıkmamı sağlıyordu.

38. haftanın bitimine doğru artık her gün giderek artan kasılmalar yaşamaya başladım. Her biri bir öncekinden daha şiddetli olan bu kasılmalar o anda her ne yapıyorsam durmamı ve nefes ve esneme tekniklerini uygulamamı gerektiriyordu.

Doğumu beklediğimiz 3 Aralık’tan sekiz gün önce, 25 Kasım Cumartesi sabahı saat beşte sancıyla uyandım. Her ne kadar önceki hafta boyunca düzensiz ama sürekli olarak sancılanıyor olsam da daha farklı, daha şiddetli bir histi bu, ve anladım ki bebeğimin “Ben geliyorum!” demesiydi.

Doktorum kasılmalar belirli bir düzende gelmeye başlayana kadar evde kalabileceğimi söylemişti. Her kasılma beş dakika arayla, yaklaşık 30 saniye süreyle gelene kadar hastaneye gitmeme gerek yoktu. Doğum tarihinden iki hafta önce Türkiye’den gelen annem bir yandan, Deniz’in Babası diğer yandan saat tutuyor, kasılmaların sıklığını ve süresini not ediyorduk. Annemi de çok iyi hazırladığımız için evde çok güzel bir huzur ortamı vardı. Arka planda HypnoBirthing dersleri sırasında dinlediğimiz Steven Halpern’in rahatlatıcı müziği çalıyordu. Bir yandan da sürekli pozisyon değiştiriyor, bazen koltukta uzanıyor, bazen merdivenlerde esniyor, bazen de pilates topunun üstünde rahatlayarak kasılmaları atlatıyordum.

Öğlene doğru 11 buçukta kasılmaların sıklığı yaklaşık altı dakikaya inince evimize yarım saat mesafedeki Mt. Sinai hastanesinin yolunu tuttuk. Arabada Deniz’in Babası ve annemin dışında son beş aydır Deniz’in Babası’yla kelimenin tam anlamıyla aramıza giren boyum büyüklüğündeki yastığım da vardı. Zaten son günlerde ona yapışık geziyordum.

Hastaneye vardığımızda önce doğumun gerçekten başlayıp başlamadığını kontrol etmek için bizi bir hazırlık odasına aldılar. Buradaki bekleyiş çok stresliydi; çünkü yaklaşık yedi saattir sancılanıyor olmama rağmen eğer bekledikleri kadar ilerlemiş olmasaydım eve geri dönmemiz gerekecekti.

Muayenenin sonucunda doğumun gerçekten başladığını ve altı santim açıklığa ulaşmış olduğumu anlayınca bizi odamıza aldılar. Tercihimizi hem doğumu yapabileceğim hem de sonrasında hastaneden çıkana kadar kalabileceğim özel odadan yana yapmıştık. Böylece doğum için ayrıca doğumhaneye gitmeme gerek olmayacaktı. Odaya yerleştik. Yine Steve Halpern’in rahatlatıcı müziğini çalmaya başladık ve ben yastığıma sarılıp olayın akışını vücuduma ve bebeğime bıraktım.

Deniz’in Babası başından sonuna kadar doğum sürecinin vazgeçilmez bir parçasıydı. Katıldığımız doğal doğum dersleri boyunca doğum sırasında ne yapması gerektiğini, ne zaman saçımı okşayıp ne zaman su içmemi hatırlatması gerektiğini öğrenmişti. Gerçekten de ne zaman ki sancılarım giderek sıklaşmaya ve şiddet olarak da artmaya başladı, onun desteği daha da önem kazandı. Eğer o beni sürekli destekleyip rahatlatmasaydı herhalde kolay kolay bu işi bitiremezdim.

Annemi de çok güzel hazırlamıştık. O da nerede ne yapması gerektiğini çok iyi anlamıştı ve ihtiyacım olduğu zamanlarda beni rahatlatmak için sürekli yanımdaydı.

Mt. Sinai hastanesi ve özellikle benim doktorum doğal doğum konusunda deneyimli oldukları için her şey tam istediğimiz gibiydi. Serum ve düzenli monitör de olmak üzere hiçbir tıbbi müdahaleyi gerek olmadığı müddetçe istemediğimi belirttiğimde anlayışla karşıladılar. Ağrı kesici önermediler, gerek olmadıkça doğumu hızlandırmak adına su kesesinin patlatılmaması gibi isteklerime saygı duydular. Su içmeme, kasılmalarla başa çıkmak için istediğim gibi hareket etmeme hiç karşı çıkmadılar.

Hastaneye geldikten ve odaya yerleştikten sonraki dört saat boyunca önce koridorda turlayıp kasılmalar sırasında bir yandan tırabzanlara tutunup esnerken bir yandan anneme belime masaj yaptırarak, daha sonra ise yorgun düştüğüm için yatakta uzanıp yine sancılar sırasında bir tarafta eşimin, diğer tarafta annemin elini tutarak doğumun son safhası denilen itmenin eşiğine geldim. Bu dört saat boyunca hemşire aralıklı olarak bebeğin kalp atışlarını dinlemeye geliyor, beni muayene ederek açılmanın ne durumda olduğunu yokluyor ve sonrasında bizi kendi halimize bırakıyordu. En son muayenesinde açılmanın 10 santime ulaştığını anlayınca doktorumuzu odaya çağırdı.

Saat tam 16:00’da başlayan itme süreci yaklaşık 45 dakika sürdü. O zamana kadar patlamayan su kesesi bu sırada kendiliğinden patladı. Bunun kendiliğinden ve son anda olmuş olması benim için büyük şanstı. Yoksa o anda hissettiğim ağrılar daha da şiddetli hale gelecekti. Nitekim ben yine de itme sürecinin sonlarına doğru pes etmenin eşiğine geldiğimi, “Bırakın bebek orada kalsın, ben eve gidiyorum” dediğimi hatırlıyorum. Deniz’in Babası ise “Çok az kaldı, saçlarını görüyorum” diyerek bana cesaret veriyordu.

Doktorun sakin bir sesle 10’a kadar sayması, Deniz’in Babası’nın “Hadi aşkım”, annemin “Hadi yavrum”, hemşirenin “Çok iyi gidiyorsun” şeklindeki sakin ama yüreklendirici tezahüratlarıyla benim gücümü toparlayıp var gücümle itmem şeklinde geçen bir sürecin sonunda bebeğimin önce başı, sonra omuzları çıktı. Doktorum her şeyi doğal akışına bıraktığı için kesiyi de gerekli görmemiş, kendiliğinden oluşan ufak bir yırtıkla atlatmıştık bu süreci…

Deniz'i ellerime aldığım an...

Doktorum doğal doğuma o kadar saygılı, o kadar yakın bir insandı ki, bebeğin başı ve omuzları çıktıktan sonra ellerimi uzatmamı ve “bebeğimi tutup içimden çıkarmamı” söyledi bana… Hakikaten de öyle oldu, ve Deniz’i kendi ellerimle çıkardım içimden. Saat 16:48’i gösteriyordu.

Deniz’i ellerimin arasına aldığım anla ilgili ilk hislerim ne kadar sıcak, kaygan ve küçük olduğuydu… 3 kilo 230 gram… 230 gramı da var… Adeta bir paket kıyma ağırlığındaki bu kadar küçük bir şeyin böylesine kusursuz olması o kadar mucizevî ki… Kıpkırmızı dudakları, 10 parmağı, her parmağının üzerinde muntazam tırnakları, itilip sıkışmaktan yamulan ve hemşirenin korkmayalım diye hemen şapkasını giydirdiği kafasının üstündeki simsiyah saçları…. Kusursuz…

Bundan 45 dakika öncesine kadar “Bebek bir çıksa da ben de iyi bir uyusam” diye düşünen, hatta bir ara “Yeter! Ben eve gidiyorum. Kendisi orada kalabilir, bu iş bitmiştir” diyen ben bebeğimi gördüğüm anda bütün yorgunluğumu, acıyı unutmuştum:

“Demek senmişsin beni ha bire tekmeleyip duran… Beş dakikada bir tuvalete koşturan… Karnımın içinde hıçkırıp da göbeğimin üzerindeki tabağı düşürmeye kalkan… Kıpır kıpır oradan oraya debelenirken baban ‘Bana bir masal anlat Baba’yı söylediğinde durup dinleyen… Senmişsin benim hayatımın yeni anlamı. Hoş geldin hayatıma…”

Deniz’in doğumu hayatımda şimdiye kadar yaşadığım en muhteşem, en unutulmayacak gündü. Biliyorum ki bin kere daha aynı tercihi yapacak olsam hiç düşünmeden yine doğal doğumu seçerim. Canım yandı mı? Evet. Ama o günle ilgili aklımda kalan en son şey canımın yanması. Oğlumu kucakladığım anı ise hiç unutamayacağım.

19 yorum

  1. onunki hypnobirth degil sanirim ama, yine de ayni (dogru) yoldaymissiniz.
    here's to you mrs. dogan:) http://www.dooce.com/2009/07/13/labor-story-part-

  2. Ha ha! Paylaştığın için teşekkür ederim, devamını merakla takip edeceğim! :)

  3. harika bir deneyim olmuş…
    keşke doğum korkusu çeken tüm adaylara ulaşsa bu paylaşım

  4. Teşekkür ederim. Yapmaya çalıştığım sesimi mümkün olduğunca çok duyurmak, ve birilerine ulaşabildikçe çok mutlu oluyorum.

  5. Elifcim,
    Hikayeni 4. okuyusum ve her defasinda gozlerim doluyor ve bir sure agliyorum.Sanirim dogumuma 2 gun kaldigi icin daha duygusalim.

  6. Blogunuzu Mezun.com internet sitesi vasitasiyla buldum. Ben de sizinle ayni gorusleri paylasiyorum ve Paris'te birkac haftaya kadar dogal dogum yapacagim. Cok heyecanliyim, hikayeniz super, bana hem moral verdi hem gulumsetti hem de duygulandirdi. Kendi kafamda baska bir Turk kadini bulmak da cok mutlu etti beni. Tesekkurler!

  7. 8 ay önce aldım kızımı bende kucağıma, bugün hala o anları düşündükçe içim kıpır kıpır oluyor, bu mucizeyi yaşamak çok güzel!

  8. anne olduktan sonra,bütün çocukları ben doğurdum zannediyorum,sanki hepsi benim evladım,sabah sabah ağladım,muhteşem olağan üstü şey bu yaşadıklarımız.,ayrıca oğlan anası olmak çok güzel bir şey,benim Denizim de 6 aylık oldu,ve onu öpen ilk kadın benim,oleyyy…

  9. ben resminizi görünce gene gözyaşlarımı tutamadım. belki 6 ay önce doğum yaptığımdan ya da hayatboyu sürecek yeni hasaasiyetimden. yakalaşık 2,5 saat süren bir normal doğum yaşadığım için detaylı duygusal geçiş tasvirlerim yok ama, hastanenin acil servisini her gördüğümde o an ki heyecanımı yaşıyorum. annem dahi öldüm dersin öyle doğar bebek diyordu her normal doğum yapacağım dediğimde. şimdi normal doğum yaptım deyince kahraman gibi davranılıyor ki benimle 1-2 ay ara ile doğum yapan 3 arkadaşımda sezaryan yaptı. doğum hikayemi oğlumun bloğunda anlattım dalokay.net/blog/?p=36 . kolaydı ne epidural ne ağrı kesici aldım. doğumdan sonra 2 adet parol getirdiler onu dahi içmedim. bence herşey kendini hazırlamakla ilgili. birileri bu işin ne kadar zor olduğundan bahsetse bile içgüdülerimiz aslında o an için doğrusunu söylüyor. kendini dinlemek ve hazırlamak herşeyle başa çıkmasının yolu. arkasından emzirme de problem yasanınca hadi mama meselesi var ki ne kadar kolaycı olmuş dünya yine annem çocukla ilgili herzaman kolay olan zordur der. her gecen gun emzirmeyi tanırken o acı çektiğim anların bebeğimle kurmam gereken köprünün temelleri olduğunu anlıyor ve pes ettirilemediğim için şükrediyorum. bu yaşadıklarımın ön görülerini 14-15 ay önce tanıştığım bloğunuzdan okumuştum. doğum öncesi de sonrası da hep sizi takip ettim. hala ediyorum harika iş çıkarıyorsunuz benim gibi ilk doğumu olan bir çok annenin endişelerini bloğunuz sayesinde hafifletmeye devam ediyosunuz.

  10. dogumuma belkide birkac gün kaldi,dogum hikayen beni simdi dahda bir sabirsizlandiriyor:))

  11. 14 haftalık hamile olduğum bebeğime halpern dinletmek için internette halpern ararken bir de Elif'in sayfasına bakayım dedim. Fizy.com 'da, fonda, halpern çalarken okudum bu muhteşem hikayeyi…

    gerçekten çok çok çok güzel…

    çok duygulandım…

  12. ne zaman bir normal doğum hikayesi okusam çok karışık duygular hissederim. ama hissettiklerimden en güçlüsü kıskançlık sanıyorum ki… iki çocuğumu da sezaryenle Türkiye’de doğurdum. son cümlede birden fazla yanlış bir arada sanki, “doğum” için…

  13. Hikayenizi okuduğumda heyecanlandım acaba Türkiye’de böyle birşeye imkan var mı acaba diye. Antep’te yaşıyorum, 3 aylık hamileyim, normal doğum yapmak istiyorum ama birçok açıdan da korkularım var. Antep’te dediğiniz imkanlar var mı, varsa da benim bütçeme uyar mı, bunları kestirmek zor.

    Doktorumu seçerken çevreden araştırdığım en baştaki kriter, doğumlarda normale mi yoksa sezeryana mı yönlendiriyor sorusuydu. Doktorumun normale yönlendirdiğini duyarak devam ettim ama bu alanda hiçbir soru sormadım kendime. Ne soracağımı bile bilmiyorum çünkü. Doktorda çok heyecanlanıyorum ve çok hızlı geçiyor süreç, soracaklarımı da unutuyorum zaten. Bu konuda neleri araştırmam ve neler sormam gerektiği konusunda beni yönlendirebileceğiniz yazılar, web siteleri var mıdır? Elimden geldiğince araştırıyorum ama bilen birinden destek almak daha farklı birşey.