5 Yorum

Ve söz Deniz’in Babası’nın…

23 Nisan’da çocuklar makam koltuklarına nasıl oturtuluyorlarsa, aynı mantıkla ben de bu Babalar Günü’nde blogumu Deniz’in Babası’na devretmenin uygun olacağını düşündüm. Ve sözü ona bıraktım:

BlogcuBaba2Yatmadan hemen önce bilgisayarımın başında haberlere göz gezdirirken aşağı kattaki sevgili Blogcu Anne eşim MSN Messenger ekranından yarınki Babalar Günü şerefine blog’una bir yazı yazmamı teklif etti… (Bakar mısınız, aynı evin içinde benimle MSN’den iletişim kuran Blogcu Anne bir eşim var.)

Yazımı beğenmese bile artık yazmış olduğum için yayınlamak zorunda olacağının bilincindedir diye düşünerek (ve sevinerek) hay hay dedim ve kabul ettim.

Öncelikle şunu söylemek isterim: Biz öyle anneler günü, babalar günü, sevgililer günü tarzı ısmarlama gün kutlamalarına inanan, bu günlerde gidip hediye alan bir aile değiliz. Ama yine de sağda solda Babalar Günü yazıları çıkmaya başlayınca insan “Ben artık sadece oğul değilim, ben de babayım” diye düşünüyor ve önceki hayatı aklına geliyor.

Çok klişe olacak ama babalık adamın hayatını, hayata bakışını gerçekten değiştiriyor. Baba olmayana babalığı tarif edemezsiniz: Ona annesinin karnındayken söylediğim şarkıyı doğduğu ilk gün söylediğimde ağlamayı bırakıp dikkatle dinlemesi, ilk kucağıma aldığım, ilk göz göze geldiğimiz an, ilk kez ‘baba’ deyişi, “ben olmasaydım dünyada böyle biri olmazdı” hissi, her bakışımda biraz kendimi, biraz eşimi, biraz da ikimizden bağımsız birini görmem, her zaman sığınacağı liman olmak, sonsuz güven duyuşu, havaya atıp tutarken “o kadar yukarı at ki başımı aya çarpayım!” deyişi, her hareketimi takip ve taklit edişi… Bir de her geçen gün biraz daha büyüyüp değişmesi, bağımsızlaşması karşısında duyduğum sevinç ve hüzünle karışık o his.

Çocuğuna bisiklete binmeyi öğreten babanın bisikleti arkadan tutarak koşması karesi, baba-çocuk ilişkisini en güzel resmeden fotoğraf bence… Babaya sonsuz güven duyan çocuk; çocuk kendinden bağımsız ilerleyebilsin diye arkada kan-ter içinde koşturan ve çocuk kendi kendine gitmeye başladığında arkasından sevinç ve hüzünle bakan baba…

Simdi aşağı inip bizim hobbit(*) terlemiş mi, üstünü açmış mı diye bakmaya gitmişken yanağına kocaman bir öpücük kondurayım.

Tüm babaların ‘babalığı kutlu olsun’.

Blogcu Anne’ye not: İnanmıyoruz, hediye almıyoruz tamam da, o gün şımartılmayı beklemeye devam ediyoruz hala, o tarafta bir değişiklik yok.

Deniz’ime not:
Deniz olunmalı, oğlum!
Bulutuyla,
Gemisiyle,
Balığıyla,
Yosunuyla…

Deniz’in Babası


(*) Hobbit’in ne olduğunu bilmiyorsanız Yüzüklerin Efendisi’ni okumamış veya seyretmemişsiniz demektir. Çok şey kaçırdığınızı biliniz.

Öncelikle sunu söylemek isterim: Biz öyle anneler günü, babalar günü, sevgililer günü tarzı ısmarlama gün kutlamalarına inanan, bu günlerde gidip hediye alan bir aile değiliz.

Ama yine de sağda solda Babalar Günü yazıları çıkmaya başlayınca insan “Ben artık sadece oğul değilim, ben de babayım” diye düşünüyor ve önceki hayatı aklına geliyor.

Çok klişe olacak ama babalık adamın hayatını, hayata bakışını gerçekten değiştiriyor. Baba olmayana babalığı tarif edemezsiniz: Ona annesinin karnındayken söylediğim şarkıyı doğduğu ilk gün söylediğimde ağlamayı bırakıp dikkatle dinlemesi, ilk kucağıma aldığım, ilk göz göze geldiğimiz an, ilk kez ‘baba’ deyişi, “ben olmasaydım dünyada böyle biri olmazdı” hissi, her bakışımda biraz kendimi, biraz eşimi, biraz da ikimizden bağımsız birini görmem, her zaman sığınacağı liman olmak, sonsuz güven duyuşu, havaya atıp tutarken “o kadar yukarı at ki başımı aya çarpayım!” deyişi, her hareketimi takip ve taklit edişi… Bir de her geçen gün biraz daha büyüyüp değişmesi, bağımsızlaşması karşısında duyduğum sevinç ve hüzünle karışık o his.

Çocuğuna bisiklete binmeyi öğreten babanın bisikleti arkadan tutarak koşması karesi, baba-çocuk ilişkisini en güzel resmeden fotoğraf bence… Babaya sonsuz güven duyan çocuk; çocuk kendinden bağımsız ilerleyebilsin diye arkada kan-ter içinde koşturan ve çocuk kendi kendine gitmeye başladığında arkasından sevinç ve hüzünle bakan baba…

Simdi aşağı inip bizim hobit(*) terlemiş mi, üstünü açmış mı diye bakmaya gitmişken yanağına kocaman bir öpücük kondurayım.

Tüm babaların ‘babalığı kutlu olsun’.

Blogcu Anne’ye not: İnanmıyoruz, hediye almıyoruz tamam da, o gün şımartılmayı beklemeye devam ediyoruz hala, o tarafta bir değişiklik yok.

Deniz’ime not:

Deniz olunmalı, oğlum!

Bulutuyla,

Gemisiyle,

Balığıyla,

Yosunuyla…

(*) Hobit’in ne olduğunu bilmiyorsanız Yüzüklerin Efendisi’nı okumamış veya seyretmemişsiniz demektir. Çok şey kaçırdığınızı bilin.

5 yorum

  1. gezinirken bu yazıyı buldum,ne güzel,ne hoş…Bu yazıyı güncelle bir ara,yeniden yayınla,eminim okumamış bir sürü insan vardır…Eşinin de kalemine ve yüreğine sağlık bu arada…

  2. Incir'in Annesi

    Eski yazilari okuyordum. Bu yaziya denk geldim. Amaaan keske isyerinde gormeseydim, gozyaslarimi nasil saklayacagimi bilemedim.
    Sevgiler

  3. Esiniz Dogan, farkindaligi cok yuksek birisine benziyor. Ve bu da bizi insan yapan en onemli unsurlardan birisi. Ne mutlu size. Blogunuzun bir kosesine nazar boncugu koymanizi oneririm 😉

    Ben hep dua ederim size nazar degmesin diye.

    Sevgiler.