3 Yorum

Kızgın kumlarla serin sular arasında düşünceler…

Güneşin batışını böyle seyrederken düşüncelere dalmaz da ne yapar bir insan?

Güneşin batışını böyle seyrederken düşüncelere dalmaz da ne yapar bir insan?

Deniz’i babasına (dolaylı olarak da babaanne ve dedesine) satıp tatile çıkışımın iki ya da üçüncü günündeyim. İki ya da üç diyorum, çünkü yolda geçen ilk günümü nereye koyacağımı bilemiyorum.

Kız kardeşimin peşine takılıp teyzemin Bodrum’daki evine biraz kafa dinlemeye, biraz da dağıtmaya geldiğim şu günler işe yarıyor olsa gerek ki yüzüp, güneşlenip, kitabımı okuyup, gazetemi bitirmekten “arta kalan” zamanlarımda düşünüyorum. Ne güzel şeymiş ondan bundan zaman arttırıp da düşünmek…

  • Önce çocukluğumu düşünüyorum. Kendi yaz tatillerimi nasıl geçirdiğimi hatırlıyorum. Mayıs ayıyla birlikte yazın geldiği Mersin’de büyüdüğümüz günlerde daha okullar kapanmadan hafta sonları yazlığa kaçmaya başlar, kapanınca yazı geçirmek üzere göç eder, okul tekrar açılıncaya kadar orada kalırdık. Ara sıra “yaylaya çıkar” (Çukurova ya da Karadeniz’den olmayanlar bu yayla kültürünü pek bilmez), hakiki inek sütü içer, tavukları kovalar, langırt oynar, sonra yine kumdan kale yapmak üzere “denize inerdik”.
  • Sonra Deniz çocukluğunun, gençliğinin yaz tatillerini nasıl hatırlayacak acaba diye düşünüyorum. Kişisel ilgisizliğimiz ve meraksızlığımız yüzünden henüz tanışmadığımız ama özellikle erkek annelerinin “Nasıl ayıracaksın bilmiyorum” diye dert yandığı Play Station’lardan, Nintendo’lardan başını kaldırıp da dışarıda oynamak isteyecek mi? TV’deki 24 saat kesilmeyen yayın akışına ara verip kitap okuyacak mı? Yaz tatili biraz da boş vakit geçirmek demek olduğu için arkadaşlarıyla oturup King oynayacak mı?
  • Deniz’siz geçen (ama onu düşünmeden geçmeyen) şu birkaç günlük tatilimde daha sonra ona en güzel yazı nasıl geçirtebilirim diye düşünüyorum. Yaz tatili demek bizim için sabah kahvaltısından sonra dışarı çıkıp anneler avaz avaz “Yemeğe!” diye bağırana kadar cup cup yüzmek demekti. Öğlen uykusu uyumasak bile, kendisi -haklı olarak- dinlenmek isteyen annemizin zoruyla uyuyormuş gibi yaparken dakikaları saymak, “Tamam” lafını duyunca da koşa koşa aşağı inip “akşam ezanı okununcaya kadar” (çünkü hava o zaman kararıyordu) evin yolunu unutmak demekti. Baba eve gelip de akşam yemeğini yedikten sonra bu sefer süslenip püslenip aşağıya inmek, eve dönüş saatini yarım saat daha geciktirebilmek için her akşam babaya yalvarmak - "Aaah... Yaz tatili... Beni çocukluğuma geri götürüyor. Hayatımın en güzel günleriydi." - "Benim için de öyle anneanne. Öğlene kadar uyuduğum, sonra game boy oynadığım ve gece yarısına kadar televizyon seyrettiğim ilk gün... Müthiş eğlenceliydi! Okul başlayana kadar her gün aynısını yapacağım!"demekti. Şimdi hem özlem, hem artık yittiğini bildiğim için buruklukla hatırladığım bu gibi hatıraları oğluma yaşatabilmek için neler yapmalıyım?

Kendimi kızgın kumlardan serin sulara attığım şu günlerde, bütün bu düşüncelerden de arta kalan zamanımda Deniz yaşlarında çocuklarının peşinde koşturan annelere bakıyorum. Hem oğlumu ne kadar özlediğimi fark ediyor, hem onu bırakıp geldiğim için kendimi suçlu hissediyorum, bir yandan da böyle bir fırsatım olduğu için şanslı olduğumu fark ediyorum.

“Düşün Blogcu Anne, düşün” diyorum kendime… İki gün sonra yine koşturmaya başlayacaksın oğlanın peşinde… Düşünebildiğin kadar düşün…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

3 yorum

  1. yazdiklarina aynen katiliyorum Elifcim. Bizim cocuklugumuzdan hatirladiklarimiz cok benzer, bakalim Leyla ve Deniz'inkilerde oyle olacak mi?

  2. canım kuzen…aldın beni çocukluma, o mutheşem anıların tam ortasına götürdün….hep yaz olur mu hiç bırakma yazmayı…
    lov yu ….