0 Yorum

Herkes çocuk sahibi olmak zorunda mı?

Bir arkadaşım baba olduktan sonra “Çocuk sahibi olmak muhteşem bir his. Oğlum olmadan önceki hayatımı hatırlamıyorum” demişti. Eski hayatını anlamsız bulduğunu ima ederek “Ne yapardık, günleri nasıl geçirirdik, aklımda kalmadı” diye eklemişti.

Bu gerçekten mümkün mü? İnsan isteyerek bile çocuk sahibi olmuşsa da, çocuktan önceki hayatıyla ilgili özlediği hiç mi bir şey yoktur? Bana pek kendine-dürüst bir yaklaşım gibi gelmiyor, belki yanılıyorum.

Ben Deniz’den önceki hayatımı gayet iyi hatırlıyorum. Sadece hatırlamakla kalmayıp bazı şeyleri özlüyorum bile… Sanırım bu ‘şeyler’in hepsi de özgürlük etrafında toplanıyor:

  • Çocukla bir yere gidebilmenin ciddi bir planlama ve organizasyon gerektirdiği ve evden çıkmanın en az 45 dakika aldığı şu günlerde Deniz’in Babası’yla kafamıza esince kapıyı çekip bir yere yemeğe gidebilmeyi özlüyorum.
  • Hafta içi-hafta sonu ayrımı yapmadan saatin altısında uyandı(rıldı)ğımız bu günlerde ertesi gün erken kalkma endişemiz olmadan sabahlara kadar Yüzüklerin Efendisi’ni seyrettiğimiz günleri özlüyorum.
  • Ayaküstü plan yapıp arkadaşlarımızı mangal partisine çağırırken “Aman çok içki içmeyeyim. Neme lazım ya Deniz uyanır da duymazsam?” endişesi taşımadan eğlenebilmeyi özlüyorum.
  • Sinemaya en son ne zaman gittiğimizi hatırlamadığım bu günlerde Deniz’in Babası’yla haftada en az bir kere sinemaya gittiğimiz, fragmanlarını seyrettiğimiz filmlerin heyecanla vizyona girmesini beklediğimiz günleri özlüyorum.
  • Liste uzayıp gider. Kısacası özgürlüğümü –evet- özlüyorum.

Deniz’in Amerika’daki doktoruna ilk kontrolleri için gittiğimizde, yeni anne-baba olmanın verdiği şaşkınlık ve heyecanla sormadığımız soru kalmamıştı. “Şu kadar emdi, bu kadar kaka yaptı, o önemli mi, bu problem mi” diye sorduğumuzda doktoru bize “Daha durun, yeni başlıyorsunuz” gibilerden “Little kids: little problems. Big kids: big problems” (Küçük çocuk: küçük dertler… Büyük çocuk: büyük dertler…) demişti.

Çocuk büyüdükçe sorunlarının da büyüyor olması evrensel bir gerçek olmalı ki, ev işlerine yardım etmesi için yanımızda çalışan, okuma yazması olmayan Saadet Hanım da aynı şeyi söylemiş, askerden dönen oğlunun iş bulamamasından yakınırken “Sorma Elif Hanım… Çocuk büyüdükçe dertleri de büyüyor” demişti.

Anneme çocuk sahibi olmanın nasıl bir şey olduğunu sorduğumda “Hayatının sonuna kadar endişeleneceksin” derdi ben anne olmadan önce… Ne demek istediğini şimdi anlıyorum. Daha doğmadan “Acaba sağlıklı olacak mı?” diye başlayan endişeler çocuk büyüdükçe farklı şekillerde çıkıyor insanın karşısına: “Yeterince emdi mi? Neden ağlıyor, bir sıkıntısı mı var? Yürümekte geç mi kaldı? Arkadaşımın iki ay küçük kızı cümle kurmasına rağmen benimki neden hala tek kelime etmiyor?” gibi sorular benim kıdemimdeki annelerin gündelik hayatındaki endişelerinin bir kısmı… (Çalışan annelerin yaşadığı “Yuvaya mı göndereyim, evde bakıcıyla mı kalsın?” gibi endişelere girmiyorum bile…)

Bir insan çocuk sahibi olmayı neden ister?

Hakikaten, neden ister? Sadece duygusal karşılığı olan, maddi hiçbir getirisi olmadığı gibi yüz binlerce liralık götürüsü olan, insanın hayatını bir anda, bir daha hiç eskisi gibi olmamacasına değiştiren, hayatı boyunca önce “Gazı var mı, yeterince yedi mi?” diye başlayıp yıllar geçtikçe “Özel okul mu, devlet okulu mu? İş bulabilecek mi? Doğru insanla mı evleniyor?” şeklinde ilerleyecek, geceleri uykusunu kaçıracak endişeler yaşamasına sebep olacak bir canlıyı, günümüzün karmakarışık Türkiye’sine, günümüzün küresel ısınan dünyasına getirmenin ne gibi gerekçeleri olabilir??

Psikologlara göre şu gerekçeleri olabilirmiş:

  • İnsanın çoğalıp genlerini nesilden nesle taşıması her şeyden önce evrimsel bir ihtiyaçmış. Üreme içgüdüsüyle hareket ediyormuşuz yani.
  • Ancak çocuk sahibi olmak günümüzde sadece bu evrimsel güdüyle yerine getirilen bir gereklilik değil, kişilere yeni kimlikler, titrler ve sosyal statü değişiklikleri kazandıran bir olgu haline gelmiş. “Anne olma çılgınlığı” (Mommy Madness) olarak adlandırılan bu olguya göre kadınlar “her şeye rağmen çocuk” demeye başlamışlar. Angelina Jolie’nin üçü evlatlık 6 çocuğunun olması, hayatında “çocuğunun babası” olmaya uygun bir figür olmayan kadınların sperm bankalarına yönelmeleri, geç yaşta da olsa kadınların tüm şartları zorlayarak çocuk sahibi olmaya çalışmaları işte bu çılgınlık sebebiyleymiş.
  • Çocukla birlikte birey sadece eş, arkadaş, çalışan, sporcu, öğretmen, doktor olmakla kalmayıp “anne” ya da “baba” kimliğine bürünmekte ve benzer kimlikteki diğer kişilerle ortak paylaşımlarda bulunmakta, bu paylaşımlar da yeni sosyal düzenlemeler (ve mevkiler) yaratmaktaymış. (Son zamanlarda gerek Hollywood, gerekse yerli magazin haberlerinde çıkan ünlülerin çocuk sahibi olma trendinin bununla bir alakası olabilir mi? Çocuğuyla gerek kırmızı halıda, gerekse Bebek Parkı’nda boy gösteren ünlülerin gazete ve dergilerdeki görünürlüğünün -ve dolayısıyla popülerliliğinin- artmadığını söylemek mümkün mü?)
  • Çocuk sahibi olmak bireylerin karakter özelliklerine bağlı ihtiyaçlarını da karşılamalarını sağlarmış. Örneğin bağımlı kişilik yapısına sahip bir birey bu özelliğinin sonucu oluşan “sürekli onanma ve sevilme ihtiyacını” çocuğu üzerinden sağlayabileceğine inanabilir; ya da mükemmeliyetçilik özellikleri yoğun olan, hayatını hep “meli/malı” lar üzerinden yöneten bir kişi “toplumun bir parçası olmak adına çocuk sahibi olunmalıdır” inancıyla çocuk sahibi olmayı daha da isteyebilirmiş.

Bir insan çocuk sahibi olmayı neden istemeyebilir?

Özgürlüğünden vazgeçmemek için. Hayatını dilediği gibi, başkalarına bağımlı olmadan yaşayabilmek için… Zamanını ve parasını başka sebeplerle, örneğin dünyayı gezerek harcamak için… Dünyanın yeterince karışık, fazlasıyla kalabalık bir yer olduğuna inandığı, h alihazırda anne-babasız birçok çocuk olduğunu düşündüğü için… Ya da, ben nasıl hep istediysem, o da hep istemediği için… Herkes çocuk istemek zorunda değil ya!..

Bu noktada tesadüfen bulduğum bir içeriğe de çocuk sahibi olmamayı tercih eden insanların bakış açısını yansıtması açısından burada yer vermek istedim. Bu vesileyle tanıştığım “Çocuk Sahibi Olmak için 40 Bahane” adlı kitabın değerlendirmesine yapılan yorumlardan alıntıları, “Bir insan çocuk sahibi olmayı neden istemeyebilir?” sorusuna farklı bakış alternatifleri sunması açısından YORUMSUZ olarak, noktası virgülüyle yayınlıyorum (sadece ikinci yorumu, okunma kolaylığı olması açısından Türkçe karakterlileştirdim):

  • “…insanları çocuk sahibi olmaktan alıkoyan koşullar sadece ekonomik kaygılar değil. öyle olsa yoksullar daha az çocuk yapardı. …”
  • “… bir insanı dünyaya getirmek kolay bir şey olmamalıdır… burda birçok neden sıralanabilir, en basitinden kendisi yaşadığı dünyadan memnun olmayan biri bu dünyaya mutsuz olacak başka birini daha getirmek istemeyebilir. ya da bunca mutsuz çocuğun olduğu bir yere yeni bir çocuk getirmektense onlardan birine adayabilir insan kendini, illa kan bağı olması ya da annelik hormonlarını tatmaya gerek yok iyi bir anne olabilmek için.”
  • “…Çocuk sahibi olmayı reddetmek değil, çocuk sahibi olmayı istemenin son derece sağlıksız bir davranış olduğunu düşünüyorum. Bu arada ben tıp doktoruyum. Tıbbi olarak bir kadının gebelik süreci, doğumu, sonrası adına bedeninde ve ruhunda neler yaşandığı bilgisine az çok sahibim. Nasıl bir mucize olduğuna, sistemin mükemmel yaradılışına, anneye verdiği acılarına ve onları nasıl unutturacak bir mutluluk verdiğine fazlasıyla şahidim. Evrenin en büyük mucizesinin bir çocuğun doğması olduğunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum. Fakat lütfen madalyonun diğer tarafını görün artık. Bu dayatılan şartlı reflekslerle çocuk sahibi olan, hızla üreyen, sağlıksız bedenlerin ve ruhların çığ gibi arttığı toplumuza, haydi 3 yetmez 5 doğurun söylemleri midemi bulandırıyor! Çocuk sahibi olmayı marifet, reddetmeyi ise zayıflıkmış gibi lanse etmek ise ayrı bir hastalık! Marifet ‘kendi irademle çocuk sahibi olmayacağım’ diyebilmekte, bu fedakarlığı, yürekliliği gösterebilmekte…”

Merak edenler için kitabın değerlendirmesine ve yorumların tüm metinlerine buradan ulaşılabilir.

-o-

Karamsar, olumsuz bir yazı mı oldu bu? Her anne gibi çocuğunu koşulsuz seven, hatta çocuğunu büyütmek üzere çalışmaktan –en azından belirli bir süreliğine- vazgeçmiş biri olarak çocuk sahibi olmaktan ne kadar mutlu olduğumu anlatmama gerek olmadığını düşündüm. Orası su götürmez bir gerçek zaten. Ama hayatta hiçbir şey tozpembe değil ya, en azından “Çocuk sahibi olmak neden istenmeyebilir ki?” sorusunun hakkını vermek için olaya bir de diğer açıdan bakmak gerektiğini hissettim.

Kaynaklar:
‘Anne olma çılgınlığı’ giderek artıyor
Çocuk istemek ne zaman utanılacak bir şey oldu?
Bebek’te ünlü akını

Önceki: Çocuk sahibi olmak/olmamak kararı nasıl verilir?
Sırada: Çocuk sahibi olmanın GERÇEK anlamı