4 Yorum

E-mail Nezaketi Hak Getire…

EmailYa bana profesyonel hayatım boyunca aldığım e-maillere 48 saat içinde cevap vermem gibi yanlış bir öğretide bulunuldu, ya da Türkiye’deki birçok kurum ve kuruluşun bu sözsüz e-mail kuralından haberi yok…

Blog tutmaya başladığımdan beri ilgimi çeken konuları araştırıyorum. Sağa sola e-mail gönderip daha fazla bilgi almaya çalışıyorum, faydalı bulduğum bilgileri de burada paylaşıyorum. Ancak 10 tane e-mail gönderiyorsam iki tanesine -o da belki- cevap alabiliyorum.

Bir kurum/kuruluş kendine kurumsal bir web sitesi yapıp, orada da kurumsal e-mail adresine yer veriyorsa o adrese gönderilen e-maillere de cevap vermesi beklenir. Profesyonel hayatta da bu cevap verme süresi 48 saattir. Bilemedin, 72 saat olsun. Hadi Türkiye şartlarında olsun olsun, 4 gün olsun.

Ancak kendinize şık şıkırdım bir web sitesi yapıp, info-@-falan-filan-nokta-com diye bir de e-mail adresi alır ama oraya yöneltilen soruları cevapsız bırakırsanız kurumsal etiğe yakışmayan bir iş yapmış olursunuz.

Hiçbir şey olmazsa Blogcu Anne’nin kara listesinde yerinizi alırsınız.

Aşağıda ismi geçen kurum/kuruluşlara çeşitli sebeplerden ulaşmaya çalıştım. Çoğu bir ürün ya da hizmetle ilgili daha fazla bilgi almak, bazısı ise düşüncelerimi paylaşmak üzereydi. E-maillerin hepsinde kendimi tanıtmama, ve gerek kendimle, gerek blogumla ilgili bilgi vermeme rağmen tek bir cevap alamadım. Bir şekilde ya cevap vermeye değer bulunmuyorum, ya da insanlar o kadar yoğun çalışıyorlar ki e-maillere cevap verecek vakitleri yok.

Ama öyle olsa kimse e-maillere cevap vermezdi. Hâlbuki WWF-Türkiye, Kidzist Dergisi, DO-UM yetkilileri sorularıma –hem de profesyonellerden beklenen zaman dilimi içinde- cevap verdiler. O zaman sadece aşağıdaki kurum/kuruluşların mı işi başından aşkın?

Yorumu okuyanlara bırakıyorum:

  • Encinta by Muna

Son zamanlarda gazetelerde Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son kampanyası Emailkapsamında çıkan bir ilan var.  Beş ünlü erkek –Yetkin Dikinciler, Keremcem, Cemal Hünal, Hakan Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan- Encinta by Muna adında, hamile kıyafetleri üreten bir şirket tarafından dizayn edilen hamile t-shirt’leriyle poz vermişler. Amaç hem kampanyaya dikkat çekip konu hakkında farkındalık yaratmak, hem de kampanya için gelir yaratmak…

İlanlar yayınlanmaya başlamadan önce haber olarak çıktı sağda solda. Benim iş alanım olunca ilgimi çekti, Sosyal Sorumluluk kapsamında blogumda yer vermek istedim. Ancak önce Encinta by Muna’ya bir sorayım dedim, acaba bu t-shirtlerden elde edilecek gelirin ne kadarı kampanyaya gidiyor, ne kadarı kendilerine kalıyor. Son derece adil bir soru değil mi? Böyle bir işe girişen herkesin rahatlıkla cevap verebilmesi gerekmez mi? Sonuçta Encinta by Muna kar amaçlı bir şirket. Hiçbir şey olmasa bile masraflarını karşılaması gerekecektir. Ben de bir e-mail göndererek hem kampanya hakkında daha detaylı bilgi istedim, hem de t-shirtlerin satışından elde edilecek gelirin ne kadarının kampanyaya aktarılacağını sordum.

Bekle Allah bekle… Tık yok…

Sonradan ilanın kendisinde gördüm ki satıştan elde edilen karın yarısı kampanyaya aktarılıyormuş. Encinta by Muna’nın ofisinde bu birkaç cümlelik cevabı verecek kimse mi yok, yoksa bu kampanyayı zaten belli başlı gazeteler duyurduğu için benim gibi Blogcu bir Anne yazsa ne olur yazmasa ne olur diye mi düşündüler bilemiyorum. Ama nezaketen bir cevap yazmak çok mu zor olurdu diye merak ediyorum.

  • Gıda Güvenliği Derneği

Daha önceleri elime geçen Sağlıklı Pişirme Yöntemleri başlıklı bir broşür üzerinden Gıda Güvenliği Derneği’ni gıda guvenligi dernegikeşfetmiş, “Türkiye’de gıda güvenliği bilincinin geliştirilmesi” için uğraşan bir kuruluş olduğunu öğrenmiştim. Danışma kurulunda Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerden profesörlerin olduğu bu derneğin beni Türkiye’deki organik tarım hakkında biraz daha bilgilendireceği ümidiyle bir e-mail gönderdim ve Türkiye’deki organik ürünlerin güvenirliği konusunda tereddüt yaşadığımı söyleyerek başka annelerin de paylaştığını bildiğim bu tereddütlerimi giderebilecek kaynakların olup olmadığını sordum.

Tık yok…  “Organik diyorsa organiktir, güvenebilirsiniz” ya da “Biz bilmiyoruz, siz öğrenirseniz bize de söyleyin” gibi bir cevap yok.

  • KurumsalSosyal.com

Tesadüfen bulduğum bu platformun amacı Türkiye’nin her tarafındaki kurumlar tarafından gerçekleştirilen sosyal kurumsal sosyalsorumluluk projelerine bir arada yer vermekmiş. Kurumlar projelerini KurumsalSosyal.com’a gönderiyormuş, KurumsalSosyal.com da web sitesinde yer veriyormuş. Gayet güzel bir girişim. KurumsalSosyal’in bir de üyelerine yeni projeleri duyurmak üzere gönderdiği bir e-bülteni varmış. Ben de sosyal sorumluluk projeleriyle ilgilendiğim ve haberdar olmak istediğim için bültene üye olmaya çalıştım. Ama sürekli bir hata mesajı alıp durdum. Bunun üzerine bunu bildiren bir e-mail gönderdim, “E-bülteninize kayıt olamıyorum, sanırım bir hata var, bilginize” dedim.

Tık yok… “A-aa, hemen düzeltiyoruz, hiç merak etmeyin” ya da “Yok efendim, siz bir hata yapıyorsunuz, sistemimiz tıkır tıkır çalışıyor alimallah” gibi bir cevap yok… Acaba oldu da e-mailimi aldılar, bu hatayı giderdiler de bana haber vermeye mi “vakitleri olmadı” diye bugün tekrar web sitelerine baktım. Hayır… Aynı hata aynı şekilde devam ediyor. E, üye olunamayan bir e-bülten süsten başka ne işe yarıyor, pardon?

  • Anne ve Bebek Sağlığı Vakfı, Bir Dilek Tut Derneği, LÖSEV, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı

Bu sivil toplum örgütlerinin hepsine teker teker mail gönderdim. Kendimi tanıtarak Amerika’dayken bu alanda çalışmış sivil toplum örgütleriolduğumu, çalışmaya ara verdiğim şu dönemlerde tuttuğum blogumda sivil toplum örgütlerinin etkinlik ve projelerine yer vermek istediğimi, aktivitelerini duyururlarken beni de haberdar ederlerse burada yer vereceğimi söyledim.  

Hiçbirinden tık yok…

En çok da bu gruptan tık çıkmamasına üzüldüm. Hem bu alanda çalışmış olan bir profesyonel, hem de onların ücretsiz tanıtımını yapmak isteyen bir kişi olarak böyle bir talebime “Eksik olmayın ama gerek yok” gibisinden bile bir cevap alamamak bende ikinci bir şaşkınlık yarattı. (Benzer bir hayal kırıklığını geçtiğimiz Anneler Günü’nde de yaşamış ve burada yer vermiştim.)

  • Bebeğim ve Biz Dergisi

Bebeğim ve Biz sayısının Ağustos sayısında doğal doğum konusu işlenmiş ve Dr. Hakan Çoker’e geniş yer verilmiş. Email Hakkını vermek lazım, gerçekten çok güzel bir dosya hazırlamışlar. Bundan iki ay önce Parents dergisinde çıkan (hatta Deniz’in de doğum hikâyesinin yer aldığı) dosyadan çok daha kapsamlı, konunun derinliğine inilen bir yazı olmuş. İşte ben de tam bunu demek için yazıyı hazırlayan, aynı zamanda da derginin künyesinde Yazı İşleri Müdürü olarak görünen Zühal Eyüboğlu’na bir mail atıp dosyayı beğeniyle okuduğumu, gerçekten konunun hakkını verdiklerini düşündüğümü söyleyip “Ellerinize sağlık!” dedim.

Tık yok.

Bununla ilgili hayal kırıklığımı Deniz’in Babası’yla paylaştığımda “İyi de aşkım, bir sürü insan e-mail gönderiyordur. Hepsine tek tek cevap veremezler ki…” diye yanıtladı. Katılmıyorum. Hepsine tek tek “Ne güzel söylemişsiniz sevgili okur” diye cevap yazacak elemanları yoksa da “E-mailiniz elimize geçmiştir. Okurlarımızın ilgisi ve aldığımız e-maillerin yoğunluğu sebebiyle hepsine cevap veremesek de sizlerden gelen mesajları okumaktayız. İlginiz için teşekkür ederiz” gibisinden bir otomatik cevabı webmaster’a düzenletmek – ve böylece benim gibi söylenenleri ya da mail gönderdikten sonra “Acaba ellerine geçti mi yoksa sanal boşlukta mı kayboldu?” diye düşünenleri rahatlatmak- böylesi bir kurum için ne kadar kaynak ve zahmet gerektiriyor, merak ediyorum. (Bebeğim ve Biz — size söylüyorum; okurdan gelen mesajları cevapsız bırakma politikası uygulayan tüm medya — siz anlayın.)

-o-

UZUN LAFIN KISASI: Kimseye sataşmak, kimsenin yaptığı işi yermek değil amacım. E-maillerime cevap vermeyen kurum/kuruluşlar ile cevap verenler arasında iş kalitesinin farklı olduğunu düşünmek için hiçbir veriye sahip değilim. Ancak yukarıda da dediğim gibi, bir şirket, kurumsal web sitesinde sergilediği adresine gönderilen mesajlara cevap vermiyorsa en azından Blogcu Anne’nin kara listesine girmeyi hak etmiştir. Ben bunu bilir, bunu söylerim.

Bu da ilginizi çekebilir: Hamileyiz.biz, Baby Center’ın Hık Demiş Burnundan Düşmüş

4 yorum

  1. turkiye'de e-mail, bor madeni, "yasadiklarimdan ogrendigim birsey var" baslikli veya ataturk konulu pps'lerin donup durdugu bir mecra. bu yuzden sivil ya da resmi kurum, farketmez, e-mailin hic bir agirligi, onemi, gecerliligi yok. dijital imza falan hic umitlenmemek lazim. gulerler.
    benim bildigim kadariyla memlekette gecer akce faks. hele de antetli kagitta olusa..

    • Bunlar sadece blog tutmaya başladıktan sonra dikkat ettiklerim… Bir de öncesi var. Cadde Bostan Kültür Merkezi, bilumum belediyeler, Marmara ve Boğaziçi üniversitelerinin eğitim fakülteleri – hepsine kendi iş alanlarına giren konularla ilgili sorular sorduysam da hiçbirinden cevap alamadım.

      Dediğin doğruysa ben kendime bir faks makinesi edineyim. Bir de BLOGCU ANNE diye antetli kağıt bastırayım. Belki o zaman birileri sesime cevap verir…

  2. Değerli Hanımefendi,

    Bu mesele, benim çok içerlediğim bir meseledir! Bu yüzden, Web’de dertli olanlar neler söylemişlerdir merakıyla tarama yaptığımda, sizin “E-mail nezâketi hak getire!” yazınıza rastladım.

    Çok farklı alanlarda blog tutuyor olmamıza rağmen, hemfikir olduğumuz bu konuya ilişkin yazdıklarımı paylaşmak istedim. Belki bu sûretle birilerini nezâkete dâvet etmeyi başarabiliriz?!

    Bkz. http://kuranizeka.blogspot.com/2011/12/bir-iq-vardr-bir-de-iq.html

    Saygılarımla,

    Neyzen SEMAZEN