4 Yorum

Kendim ettim, kendim buldum.

Hadi bakalım Blogcu Anne. Sen misin tatil isterim, isterim de isterim diye tutturan? Al sana tatilin alası. Kocayı bırak, oğlanı kayınvalideye sat, git New York sokaklarında bir hafta gez.

-o-

New YorkAmerika’ya her sene iş-güç için bir-iki kere gidiyoruz. Yine gidişimiz söz konusu oldu, ancak bu sefer Deniz’in Babası’nın buradaki işlerini ayarlamaktı, domuz gribiydi, yaz tatiliydi, bilet yoktu derken eylülü ettik.

Deniz’in okulu başlayacağından onu Nunu‘ya bırakalım, hemencecik gidip dönelim dedik.

Deniz’in Babası Miami’de iş-güçle meşgul olacağından, benim de Miami’yle yıldızım pek barışmadığından (Estetikli meme görmenin de bir sınırı var, değil mi? Belirli bir sayıdan sonra baygınlık geliyor insana!) ben ekstra uçuşu yapmayıp, New York’taki kuzenimizde konaklayacağım. Kuzenim gündüzleri çalışacağı için ancak akşamları bana vakit ayırabileceğinden gündüz tek başıma takılacağım.

Tamı tamına bir hafta…

Deniz yok.

Deniz’in Babası yok.

Paphia yok.

Yemek pişirmek, yemek yedirmek yok.

O yok, bu yok.

Sadece ben varım.

E, derdim ne o zaman?

?..

Sucluluk

"Büyüleyici. Fareler on deneyin dokuzunda çikolatayı tercih ettiler. Ama her seferinde sonrasında suçlu hissediyorlar."

Üç derdim var:

Dert bir: Deniz’den bu kadar uzun süre hiç ama hiç ayrı kalmadım. Hayatıma girdiği 25 Kasım 2006’dan beri en fazla dört gece ayrı kaldık, onda da bırak aramızda okyanus olmasını, uçakla 50 dakikalık mesafe vardı. Şimdi dile kolay SE-KİZ gece ayrı kıtalarda uyuyacağız.

Şimdiden nasıl ayrılacağımı düşündükçe boğazım düğümleniyor. Bugün biraz bahsettim (Türkçesi yazının sonunda):

Blogcu Anne: Deniz’ciğim, Baba and I are going to go on a business trip, just like Atakan’s parents. You will stay here with Nunu. She will take care of you, she will send you to school. Then we will be back, OK?
Deniz: I come, too!
Blogcu Anne: Where?
Deniz: To Cim Bom game!
Blogcu Anne: [İçinden] Az önce Galatasaray maçına gitmekte olan babasıyla telefonda konuşunca hatları karıştırdı herhalde, varsın öyle olsun…

Dert iki: Deniz’in Babası da burada olmayacak, acaba Deniz onu bırakıp gittiğimizi düşünecek mi?

Dert üç: Deniz’in Babası burada olmayınca Deniz’e bakma ve onu okula gönderme işi Nunu’ya düşecek. Deniz de otoriteden çok arkadaşı olarak gördüğü Nunu’ya etmediği eziyeti, yapmadığı şımarıklığı bırakmayacak. Okula gitmek istemeyecek. Uykudan önce rutini olan 3 kitap yerine 33 kitap okutacak. Normalde yatağına yatıp, bize iyi geceler dedikten sonra uyurken “Sen de burada uyu Nunu!” diye tutturacak. Özet olarak hem gevşeyecek, hem de Nunu’yu çok yoracak.

Bütün bu DERTLER göz önüne alındığında “Git, gez, toz, eğlen, kurtlarını dök, gel” diyecek olan var mı? (Bu arada biletimi almış olduğumu ve gitmediğim takdirde Deniz’in bez paralarından arttırdığımın kat kat üstünde bir parayı havaya atacağımı belirteyim).

Blogcu Anne: Deniz’ciğim, Baba’yla ben bir iş seyahatine çıkacağız, aynen Atakan’daki gibi. Sen burada Nunu’yla kalacaksın. O sana bakacak, seni okula gönderecek. Sonra biz döneceğiz, tamam mı?
Deniz: Ben de gelirim!
Blogcu Anne: Nereye?
Deniz:
Cim Bom maçına!
Blogcu Anne: [İçinden] Az önce Galatasaray maçına gitmekte olan babasıyla telefonda konuşunca hatları karıştırdı herhalde, varsın öyle olsun…

4 yorum

  1. Hayırlı yolculuklar Blogcu anne.

    Bloğumda senin için bir ödül var.
    Alırsan sevinirim. Belki dönüşte 🙂

    Sevgilerimle

    • Şirin Anne – çok teşekkür ederim. Bu mimlenme olayına yabancıydım, sayende tanışmış oldum. Çok sevindim!

      Ödülüne layık olmaya, gerekeni yapmaya çalışacağım. 🙂

      Sevgiler…

  2. Blogcu anne bu taraflara geldiginde bir kahve icmelik vaktin olur mu?

    Simdiden iyi yolculuklar, ve super eglenceler…
    Feryal