7 Yorum

Blogcu Anne’yle Mr. Big arasında geçenlerin iç yüzü…

Nı nı nı nıııııın!

Mr. Big'in hayran hayran baktığı gizemli kadın Blogcu Anne midir ki?

Chris Noth’un hayran bakışlarını yönelttiği esrarengiz kadın Blogcu Anne midir ki?..

Geçenlerde ebelenip “Kendim hakkımda 7 şey” yazdığımda Sex and the City’nin Mr. Big’iyle olan karşılaşmamızdan söz etmiştim. Hülya da “uzun uzun anlatsana” demişti. Hazır caka yapma fırsatı bulmuşum, kaçırır mıyım? Buyurun:

Efenim, sevgili Chris (kendisine o şekilde hitap ediyorduk, hay aksi!) ile karşılaşmamız 2005 yılının Kasım ayına denk gelir. O zamanlar çalıştığım, merkezi Washington DC’de olan uluslararası bir yardım vakfının New York’ta yapılacak olan bir galası için “ünlü konuk” arayışındaydık. Benim müdürüm Anita işini çok seven ve kendisinden çok şey öğrendiğim bir insan olmanın yanı sıra  “fundraising”  (sivil toplum örgütleri için kaynak yaratma) alanındaki tecrübesinden dolayı Hollywood ünlüleriyle alakası olan, ya da alakası olanları tanıyan birisiydi. Nitekim uzun arayışlar sonunda gala gecesine katılmak üzere Chris Noth uygun görüldü.

Bendeniz o zamanlar Sex and the City’nin takipçisi olmamakla birlikte Mr. Big’in namını duymuştum. Ayrıca kendisini Law and Order dizilerindeki (evet, böyle klişe dizileri de takip ederdim hani) dedektif rolüyle de tanıyordum. “Tanışıklığımız” bundan ileri gitmiyordu.

Gala gecesi yaklaşırken ofisteki -özellikle de Sex and the City’nin takipçisi dişiler- “Ay, inanmıyorooouuum! Mr. Big’le tanışacaksın!” gibi bayılma pozlarına girerlerken ben soğuk sulardan serindim. Nitekim ne vardı canım, tamam BIG MIG falan ama Brad Pitt de değildi hani!

Şekerim, ne zaman ki bizim gala gecesi geldi çattı, ben de kendisiyle ile tanışma şerefine nail oldum. Nitekim adamcağızın boyu posu hakikaten BIG. (Gerçi dizide ona BIG denilmesinin sebebi o değildi, takip edenler bilir!)

Gel gör ki bizimki gece boyunca -Law and Order ekibinden arkadaşlarıyla paylaştığı masasında- gelsin martiniler, gitsin tekilalar şeklinde içince kafası pek bir iyi oldu. Anita da bu durumda konuşma sırasının ona geldiğini unutabileceğini düşünerek hatırlatmamı istedi.

Bendeniz gayet “cool” bir şekilde kendisine yaklaşarak “Merhaba. Ben Anita’nın asistanıyım. Sıranızın geldiğini hatırlatmamı istedi” dedim. O da önce teşekkür etti, sonra da “Dur bakayım sen. Adın ne senin?” gibilerinden dalış yaptı.

“Şudur budur, bundan sonra ne yapıyorsun, bak biz arkadaşlarla benim yerime gideceğiz, sen de gelmek ister misin?” gibi her yana çekilebilecek sözlerin ardından izin isteyerek Anita’nın yanına döndüm. “Anita! Bu adam bana böyle böyle dedi!” dedim. Gayet ağırbaşlı bir kişiliği olan Anita da “Evet, evet, kesin git!!!” diyerek beni daha da şaşırttı.

Efendime söyleyeyim, gecenin sonunda hakikaten onun “artist” arkadaşları ve bizim vakıftan bir ekip Chris Noth’un “benim yerim” dediği Cutting Room adlı barına gittik. Sağ olsun, Chris’ciğim “Ne içersin?” sorusu üzerine hazırlattığı peach martini’yi kendi elleriyle bana vererek tekrardan muhabbete girdi:

Flörtçü Chris: Adın ne güzelmiş, nerelisin?
Blogcu Anne: Türk’üm.
Flörtçü Chris: Aaa, öyle mi? Ben de geçen sene iş için oraya gitmiştim. (Sonradan öğreniyorum ki Network markasının mankenliğini yapmak üzere gelmiş. Nitekim Türkiye’ye sonraki gelişlerimde kendisinin boy boy resimlerini Network mağazalarında görüp “A-a! Bu bizim Chris ayol!” şeklinde tepki vermişliğim de vardır.)
Blogcu Anne: Aaa, ne güzel. Pardon, benim bir lavaboya gidip gelmem lazım.
Flörtçü Chris: Peki…

Nitekim, çok da uzun sürmeyen lavabo seyahatimden çıktığımda Mr. Big’in esamisi okunmuyordu. Sonradan söylediler ki yuvarladığı onca içkiyi kaldıramayacak duruma geldiği için aniden çekip gitmek durumunda kalmıştı.

Hoş, gitmese ne olacaktı sanki. Ben ve Anita da dâhil olmak üzere bizim ekiptekilerin çoğu ya evli, ya da bir şekilde “başı bağlı” kızlardı. Ama bu onu -“Hollywood artizi” konumuna güvenerek- flört etmekten alıkoymamıştı belli ki.

İşte budur Blogcu Anne’yle Mr. Big arasında geçenlerin iç yüzü… Bilmiyorum tatmin edici oldu mu?.. Ama Mr. Big ile martini içtim mi? İçtim! Aksini kimse iddia edemez.

7 yorum

  1. Ya ben Aidani tercih ederdim. Ya da samantanin "Mr. Too big"

    hehehehehe

  2. Süpermiş böylesi anılar iyi oluyor.Sonra epey bir gülünüyor.Bende Mr.Bigle tanışmak isterdim.:))))

  3. Evet, hakikaten de oldukça eğlenceliydi. Bazen hala gerçekmiş gibi gelmiyor. Sex and the City'nin filmini seyrederken "Ben hakikaten bu adamla martini mi içtim?" diye sorup durmuştum kendime. 🙂

  4. Altıma yapardım ama gene de Mr.Big'le daha uzun konuşma fırsatını kaçırmazdım:))Brad Pitt mi? Hiç işim olmaz. Angelina tepe tepe kullansın