12 Yorum

Okul öncesi çocukları için TV programları

Disney'in Küçük Einstein'ları Deniz'in tartışmasız favori TV programı

Disney'in Küçük Einstein'ları Deniz'in tartışmasız favori TV programı

Deniz’e İngilizce öğretirken onunla sürekli İngilizce konuşmanın dışında başvurduğum bir diğer yöntem de yaşına uygun İngilizce programlar seyrettirmek oldu. Aşağıda ismini vereceğim programların hepsi çocuklara özellikle de İngilizce öğretmek açısından benim faydalı bulduğum programlar.

Geçenlerde dönen “çocuklar yabancı dili erken öğrenmeli” diyaloglarından hareketle, benim Deniz’in gerek İngilizcesini, gerekse -bir yere kadar- genel kültürünü geliştirdiğine inandığım bu programlara burada yer vermenin faydalı olacağını düşündüm.

Bu noktada önemli bir açıklama yapma gereği duyuyorum: Kontrollü seyrettirildiği ölçüde çocukların televizyondan faydalanabildiğine inanıyorum. Ancak bu yazı kesinlikle “Çocuklar televizyon seyretmeli” gibi algılanmamalı. Vermeye çalıştığım mesaj “EĞER televizyon seyrettirecekseniz, aşağıdakiler gibi çocuklara uygun programları izlettirin” olarak alınmalı. Mutlaka bunlardan başka faydalı programlar da var, ancak aşağıdakiler bizim denk geldiklerimiz, tercih ettiklerimiz.

Deniz televizyon seyretmeye başladığında 16 aylıktı. Aslında, Amerikan Pediatri Derneği’nin dediği gibi 2 yaşına kadar hiç seyrettirmeyi düşünmüyordum, ancak birçok anne gibi ben de 15 dakika bile olsa kendime vakit ayırabilme adına bu yola başvurmak zorunda hissettim. Bu davranışımın doğruluğu tartışmaya açık.

İlk başlarda televizyonu ben de onunla seyrediyor, hem kavramları açıklıyor, hem de nasıl tepki verdiğini görmeye çalışıyordum. Günde 15-20 dakikayla başladık. Onda da rastgele programları değil, sadece Baby Einstein’ın eğitici DVD’lerini seyrediyorduk. Baby Einstein DVD’lerinin en önemli özelliği çocuklara temel kavramlarla birlikte klasik müziği de tanıtması ve sevdirmesi. Genelde bebeklere yönelik olarak pazarlanan bu DVD’lerin üzerinde hangi yaş (daha doğrusu ay) grubuna uygun olduğu yazıyor. Bazı DVD’lerin (örneğin aşağıdaki Baby Monet gibi) üç aylık ve üzeri bebeklere yönelik olduğu söyleniyor. Açıkçası üç aylık bebeğin televizyondan ne anlayacağı hakkında hiçbir fikrim olmadığı gibi, ipek böceği kıvamındaki çocuğa TV seyrettirilmesine de şiddetle karşıyım.

Baby Einstein serisinden hayvanların tanıltıldığı Baby Noah DVD'si

Baby Einstein serisinden hayvanların tanıtıldığı Baby Noah DVD'si

Deniz’e aldığım Baby Einstein DVD’leri gerçekten de küçük çocuklar için hazırlanmış, gerek renkler, gerekse grafiklerin hızı açısından basit, kolay takip edilen nitelikte programlar. Bunların hepsi de ortalama 35-40 dakika uzunluğunda, ancak Deniz’e bir oturuşta hepsini seyrettirmez, 15-20 dakikalık bölümler halinde izlettirirdim. Hepsi bölüm bölüm olduğu için kesmesi kolay olurdu. Bizdeki Baby Einstein DVD’leri aşağıdaki gibiydi (Bunlar Türkiye’de gözüme çarpmadı, ancak ben Amazon‘dan almıştım):

  • Baby Monet, Discovering the Seasons– Vivaldi’nin Dört Mevsimi’nden tınılar eşliğinde sunulan bu DVD’de mevsimler tanıtılıyor.
  • Baby Wordsworth, First Words Around the House – İşitme ve konuşma engelli, Oskar ödüllü oyuncu Marlee Matlin’in işaret diliyle de birlikte evin içindeki temel bölümleri (odalar, mutfak, banyo, bahçe) ve eşyaları (koltuk, masa, yatak. vs.) tanıttığı bu DVD Deniz’in dil dağarcığının gelişmesinde büyük rol oynadı.
  • Baby Noah – Animal Expedition – Bizdeki Baby Einstein DVD’leri arasında Deniz’in favorisi buydu. Hayvanları yaşadıkları yerlere göre (Afrika savanından yağmur ormanlarına, kutuplardan okyanusa) gruplar halinde tanıtan bu DVD’yi seyrederken Deniz de hayvanların hem isimlerini, hem de nasıl sesler çıkardıklarını öğrenir, taklit ederdi.
  • Baby’s Favorite Places – First Words Around Town – Postane, park, kütüphane, market gibi şehirdeki belli başlı mekanları tanıtan bu DVD, herhalde bizdeki DVD’ler arasında Türkiye’deki günlük hayatımıza en az uyanıydı. (Hangi parkta koşuşan sincaplar görüyoruz?)

Mickey Mouse Club HouseDeniz yukarıdaki Baby Einstein DVD’lerini yaklaşık 7-8 ay boyunca büyük bir zevkle dönüşümlü olarak seyretti. Ne zaman ki konuşması gelişti, kelime dağarcığı arttı, daha uzun süre, biraz daha hızlı ve karışık grafiklere konsantre olabilmeye başladı, o zaman da aşağıda listelediğim programlara yöneldik.

Deniz, artık 3 yaşına yaklaşan ve günün yarısını okulda geçiren bir çocuk olarak yine de her gün televizyon seyretmiyor. Bazen öğleden sonra uykusundan uyandığında eğer evde vakit geçireceksek toplam 40-45 dakikayı aşmayacak şekilde aşağıdaki çizgi filmleri izliyor, o kadar. Baby TV gibi biri biterken diğeri başlayan yayınlara evde yönelmiyoruz, ancak anneanne-babaanne evlerinde kaçış olarak kullanılıyor.

Aşağıdaki programların hepsi Digiturk’te yayınlanmakta olup ayrıca DVD’leri de internet üzerinden satılıyor (ya da bu işi bilen tanıdıklarınız varsa internetten bedava indirilebiliyor ama aramızda kalsın.) Digitürk’teki language ayarıyla da gerek Türkçesini, gerekse İngilizcesini tercih edebiliyorsunuz, ki birkaç sefer rastladığımda fark ettim: Türkçe dublajları da başarılı.

Mickey Mouse Clubhouse: Walt Disney’in 1928’de yarattığı ve Disney denince akla gelen ilk karakter olan Mickey Fare, her bölümde arkadaşları Mini Mouse, Donald Duck, Daisy Duck, Goofy ve köpeği Pluto’yla birlikte bir proje ya da sorun üzerinde çalışıyor. Çocuklara soru soran ve cevap vermelerini teşvik eden bu program Deniz’in favorileri arasında olduğu gibi özellikle de İngilizce kelime dağarcığının gelişmesinde çok yardımcı.

Handy MannyHandy Manny: Tamirci Manny her bölümde aletleriyle birlikte şehir halkının yardımına koşuyor. Deniz’in, benim Türkçesini bile bilmediğim kerpeten, filips tornavida gibi aletlerin İngilizcesini öğrenmesine yol açan bu program Mickey Mouse Clubhouse kadar interaktif olmasa da çocuklara paylaşma, birbirine yardım etme gibi değerleri de öğretiyor.

Little Einsteins: Bütün bu programlar arasında Deniz’in rakipsiz en favori programı Little Einsteins. Aslında ben de bunlarla Deniz doğmadan çok önce, Deniz’den büyük bir kızı olan bir arkadaşım sayesinde tanışmış, hayran olmuştum. Hatta Deniz’e hamileyken, annemle birlikte sabahları seyrederdik. Leo, June, Annie ve Quincy adında, yaşları 4 ila 6 arasında değişen dört arkadaştan oluşan bu minik kaşifler her bölümde bir “misyon” üstleniyor, Roket’e binerek dünyanın farklı bir yerine seyahat ediyorlar. Her bölümün bir müzik teması, bir de resim teması oluyor. Örneğin müzik teması Johann Strauss’un Mavi Tunası, resim teması da Vincent Van Gogh’un Ayçiçekleri tablosu gibi… O bölümde bizim çocuklar bir yandan bu müzik eşliğinde misyonlarını yerine getirmeye çalışırken, bir yandan da tablonun içerisindeki nesnelerle haşır neşir oluyorlar. Yani gerek görsel, gerek işitsel sanatı tanıyor, sanatçıların da isimlerini öğreniyorlar.

FirebirdKüçük Einstein’ları ne kadar başarılı bulduğuma dair şöyle bir örnekle noktalayayım bu programın methini: Geçtiğimiz yaz Deniz 10 yaşındaki kuzeninin elindeki son Harry Potter kitabının kapağındaki St. Basil Katedrali’ne benzeyen çizimi görünce bir çığlık attı: “Anne, that’s Russia!” (Anne, burası Rusya!) Doğru duyduğumdan emin olmak üzere tekrar tekrar sorduğumda aynı cevabı vermeye devam etti ve sonra da ekledi: “That’s firebird’s home!” (Orası ateşkuşunun evi!) O noktada anladım ki Little Einsteins’ın Rusya’ya gittikleri bir bölümde öğrenmişti bunları. Harry Potter’ın kapağındaki çizimi de St. Basil Katedrali’ne benzetip Rusya’yla ilintilendirmişti. O an karar verdim ki iki buçuk yaşındaki çocuğa Rusya’yı öğretebilen bir program işe yarıyor.

Dore the Explorer ve Go Diego, Go: Her ikisi de hâlihazırda İngilizce konuşan çocuklara İspanyolca öğretmek üzerine tasarlanmış bu iki programı Deniz ne kadar sevse ve üç beş tane İspanyolca kelime kapmış olsa da gerek Dora’nın, gerekse onun kuzeni Diego’nun benim fazlasıyla sinirime dokunduğunu itiraf etmem lazım. İkisi de inanılmaz tiz ve yüksek sesli, koca kafalı ve -bence- gıcık karakterler. Bir şeyler de öğretiyorlar aslında ama o kadar yüksek sesle konuşuyorlar ki öğrettikleri ilk şeyin BA-ĞI-RA-RAK KONUŞMAK olduğunu düşündüğümden Dora ve Diego’yla pek karşılaşmamaya çalışıyorum.

DoraTheExplorerYukarıdaki programların tamamı okul öncesi (ve daha çok 2-4 yaş) arası çocuklara yönelik hazırlanan, hiçbir şiddet unsuru içermeyen, bir yandan dil gelişimlerine katkıda bulunup bir yandan bazı sosyal ve ahlaki değerleri öğreten programlar.

Çocuklara mutlaka televizyon seyrettirilmesi taraftarı değilim. Etrafımda evinde televizyon olmayan arkadaşlarım var ve onları takdir ediyorum. Ancak ben bir noktada teslim olmak zorunda kalmıştım. Sürekli yanımızda olan bir yakınım, ya da bakıcı gibi üçüncü bir kişi olmadığı için bazen yemek yapabilmek, bazen tuvalete girebilmek, bazense 15 dakika bile olsa kendi kendime kalabilmek adına televizyona yönelmek durumunda kalmıştım. Elimden gelseydi hala seyrettirmeyebilirdim.

Yine de Deniz’in bu programlardan bir şeyler kaptığına inanıyorum. Gıcık Dora ve Diego’dan bile…

http://blogcuanne.com/2009/08/05/iki-dilli-cocuk-yetistirmece/Bunl

12 yorum

  1. sevgili elif, dora çok tatlıdır:) sevmezmisin??:))

    verdiğin yararlı bilgiler için öncelikle teşekkür etmek istiyorum.
    bende 6. aydan itibaren günde 10-20-30 dka çıkan sürelerle kızıma sadece ingilizce olarak baby tv izlettirdim. çok faydasını gördüm. şuanda ise bbc nin ozmo sersi ve english kids serisinin cdlerini izliyoruz. onlarda 20. dklık cdler. şuanda kelime hazinesi çok gelişmiş durumda.

    zamanında bu tv olayından dolayı çok tepki gördüm bende. ama uzmanların her dediğini de yaparsak bence doğru yapmış olmayız diye düşünüyorum. her dedikleri %100 doğru olamaz bu her çocuk için veya her anne için geçerli değil. sonuçta ben kızımla birlikte konuşarak izledim tvyi. ve çok kısa bir süre için çok yararlı programlar izledim. bence uzmanların söylemeye çalıştığı, bazı annelerin çocukları tvnin karşısına oturtupta saatlerce izlettirmesi ayrıca ne izlediğine dikkat etmeden. örneğin reklam haber izletilmemeli, yada diziler. çünkü hepsi şiddet içeriyor cinsellik içeriyor. çocuklar cinseliği şiddet olarak görürler biliyorsunuzki.
    fakat teknolojik bir dünyada ve zamanda yaşıyoruz şu aileleri de hiç anlamıyorum bebeğimiz doğdu evden tvyi kaldırdık. sonra çocuk başka bir evde görücek veya 2-3 yaşıan gelince eve tv gelicek çocuk bocalıycak hatta korkucak. bence çocuklarımıza herşeyi fazlasına kaçmadan göstermeliyiz. sonuçta bilinçli anneyiz neyin nekadar zaralı olabileceğini bildiğimizi düşünüyorum. o yüzden elife katılıyorum. tv bazen çok iyi bir kaynak olabilir. özellikle dil eğitimi konusunda….

    • Evet, maalesef sevemedim Dora'yı. Çok yüksek sesle konuşuyor! Ama onca çocuk sevdiğine göre bir kerameti var elbet… 🙂

      BBC'de de çok güzel programlar olduğunu biliyorum. Biz mesela Charlie and Lola'yı da çok seviyoruz, ama onu televizyonda seyretmiyoruz. Bir arkadaşım DVD'sini hediye etmişti, öyle tanışmıştık.

      Evet, genelde uzmanlar dediğin gibi televizyonun bakıcı, oyalayıcı gibi kullanılmasına karşı oluyorlar, ki ona her mantıklı anne de karşıdır sanırım. Önemli olan her şeyi ayarında yapmak tabii ki. Biz normalde de evde çok televizyon seyreden bir aile değiliz, Deniz'den önce de değildik. Ses yapsın, arkada dursun diye açmazdık. Onun yerine hep radyo dinleriz, müzik dinleriz. Aynısı çocuğa da yansıyor tabi.

  2. Biz de Little Einsteins hayranıyız…Gerçekten de hem içerik açısından hem de görsel açıdan ben de çok beğeniyorum.
    Bir de Cailou var .Yumurcak tv de…O da çok şeker.Sabırlı bir anne baba ve örnek gösterilebilecek bir çocuk.Tek anlamadığım çocuk 3 yaşında ama kafasında bir tek tel saç yok:)Kız kardeşinin var ama:)Cinsiyet ayrımı yapıyorlar kesin desem o da değil bilemedim:) Fakat Yumurcak tv ‘yi açmamızın en büyük sorunu arada reklamlara yakalanıyor olmamız.Hiç hoşuma gitmiyor.Kazara Örümcek adam gördü orada,ki nedir kimdir bilmez.Çakma örümcek adam oldu çıktı başıma…Çok fena çok!
    Son olarak televizyon ile ilgili yaptığın samimi itiraflara teşekkür ediyorum.Ben de sana aynen katılıyorum….

    • O reklamlar en tehlikelisi. Disney Channel'la ilgili en çok sevdiğim şey -sabah kuşağında- reklam göstermemesi. Aynı durum Dora ve Diego'nun gösterildiği Nickelodeon'da yok mesela. İki programın arasında ya reklamlar, ya da daha şiddet içerikli minik çizgi filmler gösteriyorlar.

      Cailou'yu geçenlerde yine bir yorum sayesinde duydum. Henüz tanışmadım ama çok beğenildiğini öğrendim.

  3. alya henüz hiç izlemedi.. ama bende dvd aldım.. susam sokağı serlernden.. uyku spor giyinme vs.. hemde birşeyler öğrenir izlediğinde diye düşndüm.. günde 10 15 dk ile başlasammı diye düşünüyorum ama kararsızım..

    • İhtiyaç hissetmiyorsan bence acele etmen için gerek yok. Benim başlama sebebim "Deniz bir şeyler öğrensin"den ziyade "Kendim için 15 dakikam olsun!"du. Eğer öyle bir arayışta değilsen, nasıl olsa tanışacak televizyonla, nasıl olsa öğrenecek. Çok acele etme derim.

  4. calliou harikadır, rana birçok ingilizce kelimeyi ordan öğrendi… içeriği de hep sevgi üzerine..

  5. Sitenezi o kadar begendim ki ve birçok şey öğrendim. Bir sorum olacak size: Çocukların yabancı dil eğitimi ne zaman başalmalıdır? Nasıl öğretmelidir? İlginiz için cok tesekkur ederim

    • Çok teşekkür ederim.

      Benim yabancı dil eğitimi üzerine "uzmanlığım" üç yaşındaki oğlumla sınırlı… 🙂 Amerikan Koleji mezunu olmanın ve yaklaşık 10 sene Amerika'da yaşamış olmanın dışında dil üzerine uzmanlığım yok. Ancak oğlumla neredeyse doğduğundan beri İngilizce konuşıyoruz (ben de, babası da) ve onu iki dilli olarak yetiştiriyoruz.

      Çocuklara yabancı dil öğretmek için belli bir yaş alt sınırı olduğunu düşünmüyorum. Bunun tersine inananlar, önce anadilini öğrenmesi gerektiğini düşünenler de var. Benim düşüncem bu yönde değil.

      Şu yazım size oğluma İngilizce öğretirken nasıl yöntemler izlediğim konusunda fikir verebilir: http://blogcuanne.com/2009/08/05/iki-dilli-cocuk-

  6. Öncelikle fikirlerinize sonuna kadar katılıyorum.Ancak kızımı şartlar nedeni ile ancak ingilizce kursuna göndermeye karar verdim.Digitürk dışında öğretici CD'leri nereden temin edebilirim?Adres,Tlf rica etsem önerebilir misiniz?

  7. Disney channel da 25. kare yöntemine çokça başvurulduğunu duydum. Bir arkadaşım da çocuğunun diğer tv kanallarında çizgi film izlerken bir süre sonra sıkılıp kalktığından ama disney channel’ın başında bıraksa sabahtan akşama kadar durabileceğini söylemişti. O da bu işte bir iş var deyip araştıracaktı. Ondan sonra bu haberi duydum. Doğruluk payı ne kadardır bilmiyorum ama olası gibi geliyor bana…