11 Yorum

Okyanusun diğer tarafından hikâye okuma saati manzaraları

HikayeOkumaSaatleriAşağıdaki fotoğrafları geçen ay New York’a gittiğimde, Amerika’nın önde gelen kitapçı zincirlerinden Barnes & Noble‘da çekmiştim. Bir haftalık New York gezim sırasında Deniz’in yanımda olmadığına hayıflandığım anlardan biriydi.

Daha önce de Amerika’da çocuklara kitabı sevdirmek ve kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için düzenlenen etkinliklerin kimilerinden bahsetmiş, yakın bir arkadaşımın kızını sürekli devlet kütüphanesindeki hikâye okuma saatlerine götürdüğünü anlatmıştım. Bu etkinlikler sadece kütüphanelerde değil, Barnes & Noble gibi özel kitapçılarda da oluyor.

Downtown Manhattan’da, ikiz kulelerin enkazı olan Ground Zero’ya yürüme mesafesinde yeni açılan bu Barnes & Noble’a girdiğimde kendimi ilk iş çocuk bölümüne attım. Bu kitapçılardaki çocuk kitapları bölümünü hep sevmişimdir, ancak burası gerek yeni olması, gerek çok büyük olması, gerekse aydınlık olması sebebiyle gerçekten çok sevimliydi. Deniz’in yanımda olmadığına çok üzüldüm o an, o kadar kitap, bir sürü koridor, onlarca çocuk arasında kesin kendini kaybederdi.

P1010610
Çocuk kitapları bölümünün girişi
P1010609
Bu koca reyon sadece çocuk kitaplarına adanmış. Bir bu kadar da resimde görünmeyen sol tarafta var.

Deniz’e almayı düşündüğüm birkaç kitabı incelemek üzere kendimi yere attığım noktada etrafımda bir hareket hissettim. Çocuklu anneler/babalar, bakıcılar mağazanın ucunda toplanmaya başlıyorlardı. Meğer hikaye okuma saati başlamak üzereymiş.

P1010608

Çok geçmeden anneler-babalar, bakıcılar, ve yaşları 6 ay ile 3,5-4 yaş arasında değişen çocuklar podyuma konuşlanan görevlilerin karşısında yere oturdular.

P1010605

Görüldüğü gibi sadece bir değil, iki kişi vardı bu hikâye okuma işini gerçekleştiren. Biri mikrofondan kitabı yüksek sesle okurken, diğer podyumun bir o yanına, bir bu yanına gidiyor, kitabı okuyan adam hangi sayfadaysa o sayfayı açıyor, ve sayfaları herkesin göreceği şekilde geziniyordu.

P1010606

Deniz yanımda olmadığı için orada olmak içime çok battı ve bu kitap okuma seansının bitimini beklemeden çocuk bölümünden ayrıldım. Giderken komik ve ilginç bir görüntü dikkatimi çekti. New York’ta yaşayan çok az insanın arabası olduğundan ve genelde insanlar her yere gidebilecekleri metroyu tercih ettiklerinden, kaldı ki zaten bu kitapçıya gelenlerin çoğu yakın mesafede oturup pusetleriyle geldiklerinden hepsi bu pusetler için özel olarak ayrılmış park alanına (Stroller Parking) düzenli bir şekilde park etmişlerdi.

P1010611

Görüldüğü gibi bırakın sadece oturup kitap okumayı, insanların oraya gelişini kolaylaştırmak, içeride hareket etmeleri önünde hiçbir engel bırakmamak adına ne güzel detaylar düşünüyor elin Amerikalısı… Geçenlerde Bağdat Caddesi’ndeki D&R’a gittiğimde Deniz pusetinde uyurken alt kattaki kitap bölümüne inebilmek için personelin puseti nasıl karga tulumba yüklemeye kalkıştıklarından bahsetmiştim. Okyanusun öbür tarafında böyle komik görüntülerle pek karşılaşmıyoruz. Elbet var ancak merdivenle erişilebilen eski dükkânlar, ancak çoluk çocuk gidilen her yer çocukların (ve onlarla birlikte olan büyüklerin) en rahat hareket edebileceği şekilde düzenleniyor.

Geçenlerde yolum yine Mohini’deki Tırtıl Kids’e düştü. Bildiğim kadarıyla etrafta hikâye okuma saatleri bir tek orada düzenleniyor (ya da düzenleniyor-du, geçen sene. Ancak çok ilgi yoktu, bu sene ne oldu bilmiyorum). Tırtıl Kids’de kasanın hemen arkasındaki duvara koca ekran bir televizyon astıklarını fark ettim. Çizgi film gösteriyorlar. Neden? Zaten küçücük bir alan içinde, her taraf çocukların kendini kaybedeceği güzellikte kitaplarla doluyken çizgi film göstermek niçin? Ekrandaki Buz Devri’ni gören çocuk oturup kitap okur mu? Gereksiz bir göz boyamaca ve dikkat bozucu bir girişim gibi geldi bana. Benim kendi hüsnü kuruntum belki de…

Her neyse… Amerika’daki kitapçılardaki düzeneğe en yakın gördüğüm yer İstanbul Kanyon’daki D&R’ın içindeki çocuk bölümü oldu. Gerçekten kocaman bir alana yaymışlar çocuk kitaplarını. Hiç sıkışık değil, çocukların oturup vakit geçirebileceği masalar ve sandalyeler de var. D&R’ın yerinde olsam bu hikâye okuma saati alanında bir ilki başlatırdım. Kampanyalar yapar, duyurur, annelere “Çocuklarınızı kapın, gelin, haftanın şu şu günleri, şu saatlerde onlara kitap okuyalım” derdim.

Bilmem, ilgi görür müydü…


Bu da ilginizi çekebilir: Hikaye Okuma Saatleri

11 yorum

  1. Merhaba,
    Öncelikle çok güzel bir blog, keyifle okuyorum, öğreniyorum. Tesekkürler.
    Okuyunca/ resimleri görünce çok özendim keşke kızımla beraber böyle bir etkinliğe katılabilsem diye. Ayrıca Anglosakson kitapçıları ne kadar özlediğimi farkettim. Brüksel'de kitapçılar maalesef aynı keyfi vermiyor. Hem dar hem suni ışıklarla aydınlatılmış karanlık yerler, insanlar üstüste, bebek arabasıyla geçmek zahmetli ve bebekle ne işin var burda bakışlarına mazur kalınıyor. İdil 3 aylıkken İstanbul'a geldiğimde caddedeki D&R ad aynı sorunu bende yaşamıştım.

    Bu arada çok dilli çocuk yetiştirmeyle ilgili yazılarını merakla okudum. Çok yararlı teşekkürler. İdil Türkçe ve İtalyancayı anadil olarak öğrenerek büyüyor. Seneye 1,5 yaşında kreşte fransızca ya da ingilizceye başlıyacak. Henüz 8 aylık ama konuşmaya başladıkça ben de deneyimlerimi paylaşacağım.
    Sevgiler
    Meltem

  2. Amerikaya ilişkin belki de en büyük özlemim Barnes and Noble'lar.White Marsh'ta Avenue denilen çok şirin alışveriş yerinde aynı zamanda evime çok yakın bir Barnes and Noble vardı ve oraya gitmek en büyük keyfimdi.İçindeki Starbucks'ta oturmak (kahveler o zaman çok ucuzdu,yanlış hatırlamıyorsam 99 cent falandı orta boy filtre kahve.Hamur işlerinden ise tarçınlı scone favorimdi ama burada bulamıyorum onlardan) ya da içeride dolaşmak, o güzel ahşap koltuklarda oturmak, müzik dinlemek…Herkes kendi aleminde, ne terkedilmiş hissi verecek kadar tenha ne de aşırı kalabalık. İşin ilginci mekan insanı o kadar çekiyor ki İngilizce bilmeyen annem ve babam için de Barnes and Noble'a gitmek aynı derecede çok büyük bir keyifti. Mesela annemler haftada bir gün de benim okulun kütüphanesine gider Amerika baskısı Hürriyet okurlardı (Kaldı ki her ikisi de çok okuma meraklısı insanlar değildiler).Uff Elif ya senin blogu okudukça ben de bir Amerika özlemi başladı gene. Her sene nedense bu zamanlar bir Amerika'da yaşama isteği doğar bende. Bakalım bu sene ne zaman atlatabileceğim?

  3. elif öncelikle bu güzel fotoları paylaştığın için teşekkür ederim, insanın oralarda yaşayası geliyor:) diğer arkadaşların yazdıklarını okuyunca da bir anda "ben nerde yaşıyorum" dedim bir an:/ biz çok gerilerde mi kaldık yoksa herkes hakettiği hayatı mı yaşıyor bilemedim:/ dolayısıyla çok hoşuma gitti, teşekkürler fikrimi görselliğimizi açtığın için….

  4. Meltem – çok teşekkür ederim. Yorumuna çok şaşırdım, nedense Avrupa'da da çocuk dostu/yanlısı bir yaklaşım olduğunu düşünürdüm bu konuda. Belki diğer ülkelerde, başka büyük şehirlerde öyledir ama söylediğin gerçekten şaşırtıcı.

    Demek İtalyanca – ne güzel! Benim de çat pat İtalyancam var ama çok paslandı. İyi olsa hiç çekinmez, konuşurdum Deniz'le. Senin de çok dillilik konusundaki paylaşımlarını merakla bekleyeceğim.

    Vuslat – bahsettiğin White Marsh Barnes & Noble'a biz de giderdik! Ne keyifliydi gerçekten. Benim de Amerika söz konusu olunca en çok özlediğim şeylerden biri bu kitapçı muhabbeti. Burada da D&R'lar var ama yine de onun kadar olmuyor. Yeterince oturup yayılacak yer yok 🙂

    Zeynep – Çok haklısın, hakikaten insanın içi gidiyor. Böyle şeyleri görelim ki gözümüz açılsın, bizler de isteyelim, değil mi? 😀

  5. Elif- çok sevindim Amerika'da ortak favori mekanımız olmasına.
    Zeynep- artık Amerika'dan o kadar uzağım ki. Şimdi nerede miyim? Ankara'dayım.Üstelik de Ulus'ta çalışıyorum. Yani Ankara'yı ve hele ki Ulus'u biliyorsan eğer, şu an Elif'in fotoğraflarıyla bir an için de olsa Amerika hayali kurmama hak verirsin:))
    Meltem- İtalyanca iki dilllik fikrine ben de bayıldım ve özendim.
    İki dilliğe ilişkin bir iki şey söyleyebilir miyim bu vesileyle? Ben de çok isterdim çocukla aynı anda hem Türkçe hem de başka bir dilde konuşmak. Nitekim, denediğim zamanlar da oldu ama benim kız tabiri caizse aval aval baktı. Ne yalan söyliyim ben de hiç diretemedim. Çünkü, çocukla İngilizce konuşurken Türkçe söyleyeceğinizin İngilizcesini söylemek değil olay. İngilizceyi anadili olarak konuşan insanların kültüründeki gibi iletişim kurmak gerekiyor çocukla, işte o da zor.O yüzden iki dilli çocuk yetiştirmek gerçekten zor.
    Şimdilerde bakıyorum da kızım kendi kendine oyun oynarken falan uydurma kelimeler söyluyor. Çocukken biz de yapardık başka dillerde konuştuğumuzu hayal eder ama başka bir dil bilmediğimiz için de kelimeler uydururduk. Galiba insanın doğasında kendini anadilinden farklı bir dilde ifade etme isteği mi var?Not: Blogun sahibi değilsen diğer okuyuculara cevap vermek blog aleminde kabul edilebilir bir davranış mıdır?:))

    • Kabul edilebilmenin ötesinde, teşvik edilesi bir davranıştır! Herkes yazsın, herkes konuşsun, ortalık şenlensin 🙂

      Daha önce de dedim, zor oluyor çocukla alışık olduğundan farklı bir dil konuşmak. Zaten dediğin gibi çocuğun farklı bir dili var. Ben Deniz'le Türkçe konuştuğum zamanlarda bile "çuf çuf, hav hav" gibi benzetmeler kullanmadım, hep kelimelerin aslını söyledim. Ama iş arkadaşlarınla, okuldaki profesörünle İngilizce konuşmak, Amerikalı arkadaşlarınla laf yerindeyse "geyik yapmak" başka şey, minicik çocuğunun dilsel ihtiyacını senin de anadilin olmayan bir dilde karşılamaya çalışmak başka şey. Ama inan alışıyorsun. İlk başta kendini çok garip hissetsen de bir bakıyorsun bir süre sonra ağzından ilk çıkan kelimeler İngilizce (ya da hangi dili tercih ediyorsan o) oluyor.

  6. Barnes&Noble harika…yarin halloween dolayisiyla bir aktivite varmis, ben de Derini goturecegim. Evet umarim Turkiyede de baslar kitapcilarda bu tur aktivitelere, ne guzel olur, biz de donecegiz eninde sonunda:)

    Bu dil olayi zor, Derinle biz hep turkce konusuyoruz, nasil olsa kresde ingilizce ogreniyor diye. Hala tam konusamiyor, soyledigi kelimeler var tabii ama iki dil de yarim yamalak, duzelir diye umuyorum. Ne yapmak lazim tavsiyesi olan var mi?

    • Benim naçizane fikrim yılmaman, pes etmemen. Hele de nasıl olsa buraya dönecekseniz Türkçeyi illaki öğrenecek. Belki de o durumda evde İngilizce konuşmayı düşünebilirsiniz, döndüğünüzde kaç yaşında olacağına ve İngilizcesinin ne durumda olacağına göre tabii…

  7. Evet Elif haklisin, turkceyi nasil olsa ogrenecek…doktora yaparken gorustugumuz arkadaslar vardi, ogullari 5 yasina gelmeden turkiyeye donduler. Su an 8-9 yaslarinda ve ingilizceyi tamamen unutmus. Yani uzerine egilmek lazim gercekten…

  8. Bu arada Barnes&Noble maceramiz Derin'in ve arkadasimin kizinin (3 yasinda) beraber kitaplari raflardan indirip beraber bakmalariyla sonuclandi, hikaye okuyanla hiic iilgilenmediler:) ama cok eglendi minikler…