24 Yorum

Doğumdan sonra hayat var mı?

Kitubi çok önemli bir konuya, çok güzel bir başlıkla giriş yapmış: Doğumdan sonra hayat var mı?

Tam da İki Numara’ya hazırlandığımız şu günlerde kafamı oldukça meşgul eden bir konu bu. Ne zamandır yazmak istiyor, ancak nereden nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Damla’nın bu başlığı beni harekete geçirdi. Kendi tecrübe ve görüşlerimi aşağıda paylaşıyorum. Damla’nın yazı dizisi ise Kitubi‘de devam ediyor.

Deniz üç yaşına bastı, ne de olsa birçok konuda kendini kurtarıyor. Tuvalet eğitimini halletti; eh, yemeğini başından sonuna kadar kendi yemese bile genel olarak sorunsuz diyebiliriz; uykusu gayet düzenli. Zaten de genelde uyumlu bir çocuk. Sonuç olarak hayatımız büyük ölçüde düzene girdi — derken, Nisan sonunda tekrardan alt üst olacak.

“Alt üst olacak” da ne demek? Bebek sahibi olmak muhteşem bir şey değil mi? Doğal yoldan hamile kalamayan birçok çift, senelerini, paralarını bu işe harcayarak anne-baba olmaya çalışmıyorlar mı? Öyleyse sorunsuz bir şekilde hamile kalabilen, sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilen benim gibi bir kadın nasıl oluyor da bu konuda olumsuz şeyler dile getirebiliyor?

Şöyle oluyor: Hamileliğiniz boyunca bebeğinizi bekliyorsunuz, onu kımıl kımıl kucağınıza alacağınızı hayal ediyorsunuz, sizi zor günlerin beklediğini de tahmin ediyor, sağdan soldan duyuyorsunuz, ama şu bir gerçek ki bu zor günlerin ne kadar zor olduğunu yaşamadan anlayamıyorsunuz.

Damla bu konuda yolu güzel açtı, ben de kendimce anlatmaya çalışayım:

UYKU:

“Bebek gibi uyumak” lafı tamamen bir yanıltmacadır. Her kim güzel, derin, deliksiz bir uyku uyuyan insanı tarif etmek isterken bu benzetmeyi kullanmışsa bebek sahibi olmamış demektir. Nitekim bebekler hiç de uzun, deliksiz uyumazlar. Daha doğrusu onların uyku devirleri yetişkinlerinkine göre çok daha kısadır. Dolayısıyla çok daha çabuk uyanırlar.

Bu şu anlama gelir: Hamileliğin ilk başlarında karşı koyamamacasına bastıran, sonlarında ise gerek nereye koyacağınızı bilemediğiniz göbeğiniz, gerekse idrar kesenizi ezercesine büyüyen bebeğiniz yüzünden yitirdiğiniz uyku seansları, bebeğinizin doğmasıyla birlikte “uzaklarda bir dost” halini alır. Daha önceleri yedi-sekiz saat uykuyu az bulan siz “Ah, bir beş saat kesintisiz uyuyabilsem, nasıl da kendime gelirim” gibi yakarışlar içine girersiniz.

“Gündüz çocuğunuz uyurken siz de uyuyun” tavsiyeleri ise yalandan ibarettir. Nitekim bu çabanız ya kendinize ayırabileceğiniz tek vakit bebek uyurken olacağından kişisel işlerinizi halletmeyi tercih ettiğiniz, ya da siz tam uykuya geçtiğiniz sırada bebeğiniz uyanmaya başladığı için hüsranla sonuçlanır.

Evet, yeni doğan bir bebeğin günde 16-20 saat uyku uyuduğu doğrudur. Ama bu uyku bloklar halinde olmaktan çok, 20 dakikalık, 40 dakikalık, belki de –o da çok şanslıysanız- iki saatlik bölümler halinde gerçekleşir. Dolayısıyla bırakın bebek uyurken siz de uyumayı, acele etmeden duş almak bile zor zanaattır.

Tünelin sonunda ışık var: Tabii ki bu böyle sürecek diye bir şey yok. Bebeğiniz büyüdükçe uyku alışkanlıkları da değişecek, gece ile gündüzü ayırt edebilecek, geceleri daha düzenli ve uzun uyumaya başlayacaktır. Siz de onun bu “düzenli” uykusuna alışacak, ilk zamanlarda iki saatte bir 20 dakikalık uykuyla bütün gün ayakta durmayı becerebiliyorken dokuzuncu ayın sonunda gecede iki kez uyanmayı külfet kabul ediyor olacaksınız. (Bebeğiniz büyüdükçe uyku eğitimi konusu da gündeminize girecek. Bu konuda benim ve başka bir annenin tecrübeleri için bu yazıları okuyabilirsiniz.)

CİNSEL YAŞAM:

Fotoğraf: Huffington Post

Bebeği yaratmak için gerçekleştirdiğiniz romantik buluşmalar, o yarattığınız yaratığın aranıza katılmasıyla birlikte ciddi şekilde sekteye uğrar. Bunun ilk başlardaki sebebi tabii ki fizikseldir. Özellikle de normal doğum yaptıysanız altı haftaya kadar sürebilen kanamalar zaten cinsel ilişkide bulunmanıza imkân vermez.

Sonrasında ise uykusuzluktan, yorgunluktan haliniz olmaz. Yatak odası eskisi gibi sevdiğiniz, size çekici gelen erkeğinizle birlikte güzel vakit geçirmek istediğiniz bir yer değil, en fazla miktarda uykuyu uyuyabileceğiniz bir mekân haline gelir. Dişiliğinizin simgesi göğüsleriniz artık sadece yavrunuzun besin kaynağı haline gelmiş, seks objesi olmaktan çıkmıştır; yan gözle bakanı yakarsınız. “Seks mi, o da nereden çıktı?” yeni felsefenizdir. Bir noktadan sonra eşinize ayıp olmasın diye yola gelecek olsanız bile “Ne güzel uyuyacaktık” düşüncesi sizi rahat bırakmaz.

Tünelin sonunda ışık var: Bu sıkıcı dönemin tek ilacı biraz zaman ve biraz özendir. Çünkü aslında sizi siz yapan ve en nihayetinde bebeğinizi de yaratan anlar sevdiğinizle birlikte geçirdiğiniz bu özel dakikalardır. Bebeğinizden önce de bir çift olarak var olduğunuzu hatırlamanız ve ilişkinize gereken özeni göstermeniz çok önemlidir. Bunu sizden başka kimse yapamaz. Biraz özen (kişisel bakım), biraz fedakârlık (daha az uyku) ve biraz karşılıklı anlayış ile bu dönem geçecek, hayat en nihayetinde yeniden renklenecektir.

ÇİFTSEL YAŞAM:

Eşinizle aranızda sekteye uğrayan tek şey cinsel yaşamınız değildir. Birlikte yapmaktan hoşlandığınız sinemaya gitmek, şarap içmek, yürüyüşe çıkmak, maç seyretmek gibi aktiviteler de “mazide hoş bir anı” halini alır; anketlerde sorulan “Sinemada en son seyrettiğiniz film?” sorusunun cevabı “Hatırlamıyorum”a dönüşür.

Eşinizle/sevgilinizle olan paylaşımınız ve gün içindeki diyaloglarınız yeni bir boyut kazanır. Örneğin bebeğinizi yatırıp akşam yemeğine oturduğunuz sırada bebeğiniz birden ağlamaya başlar, eşiniz ise hayretler içinde “Sevgilim, fışkırıyorsun” diyebilir. Siz eşinizin size iltifat edip etmediğini çözmeye çalışırken aslında olan bebeğinizin ağlamasını acıktığının bir sinyali olarak alan beyninizin süt salımına başlamasıdır. O günden sonra göğüs pedleri en yakın dostunuz haline gelir.

Tünelin sonunda ışık var: İster televizyon seyrederek, ister şarap içerek eşinizle/sevgilinizle baş başa geçirdiğiniz anlar ilk aylarda ciddi anlamda travmaya uğrasa da bebeğinizin büyüyüp hem uyku düzeninin oturması, hem de emziriyorsanız sağdığınız sütü biberondan verme imkânınızın olması bu tür aktivitelere vakit ayırmanızı kolaylaştıracaktır. Bebeğinizin giderek biraz daha düzene giren uyku saatleri sayesinde “O uyur uyumaz ben de uyumalıyım, gece kaç kere uyanacağı hiç belli olmaz” endişeleri yerini “Şu filmi seyredelim de öyle yatarım” ya da “Bu gece bir kadeh şarap içeyim, gece de önceden sağdığım sütü veririm” düşüncelerine bırakacaktır.

EVSEL YAŞAM:

Bebeğin hayatınıza eklenmesiyle beraber ev işleri çığırından çıkmış bir kapasiteye ulaşır. Yıkanan çamaşırın haddi hesabı yoktur. Biberonlar sterilize edilmeli, emzikler düzenli olarak yıkanmalıdır. Kokulu bebek bezleri torbalara sarılarak çöpe atılmalıdır. Her şey o anda yapılmalıdır, bunların hiçbiri beklemeye gelmez.

İlk aylarda evin her köşesinde rastlayabileceğiniz emzik, battaniye, biberon, ıslak mendil, bebek bezi gibi eşyalar bebeğin büyümesiyle birlikte yerini dipsiz bucaksız bir oyuncak denizine bırakır. Ev ev olmaktan çıkar.

Tünelin sonunda ışık var: Bu bebek eşyalarının istilasıyla başa çıkmanın bir yolu en çok vakit geçirdiğiniz mekânda (salon ya da oturma odası) giderek büyüyen bebeğinizin giderek artan eşyalarını toparlayabileceğiniz bir alan yaratmak, gündüz dağılan eşyaları bebeğiniz uyurken bu alana toparlayarak evinizin eski halini hatırlatacak bir görüntü yaratmaktan geçer. Ayrıca bebek koltuğu, mama sandalyesi gibi eşyaları da sevimli olsun diye rengarenk desenlilerden değil de, mümkünse daha pastel renklilerden seçmek gözünüzün daha az yorulmasına sebep olacaktır.

SOSYAL YAŞAM:

Bebeğiniz hayatınıza girdiği günden itibaren tüm zamanınız onunla, onun için, ona göre programlanmaya başlar. Bundan hareketle, tabii ki ev dışındaki sosyal yaşamınız da tamamen bebek odaklıdır. Özellikle de yakın arkadaş çevrenizde sizin gibi çocuklu çiftler yoksa, 10 senedir görüşmediğiniz ve Facebook sayesinde haberdar olduğunuz, sizinle aynı yaşlarda bebeği olan lise arkadaşınız birden en yakın arkadaşınız haline gelir. Arkadaş toplaşmalarında konular “uyku, gaz, kaka, diş, emekleme, yürüme” etrafında toplanır.

Daha önceden “Amerikan dayatması” diye uzak durduğunuz Starbucks, sigara içilmeyen ve bebekle gidebileceğiniz tek mekân olduğu için ikinci adresiniz haline gelir. Akşamları sinemaya gitmek hayatınızdan neredeyse tamamen çıkmış olsa bile gün içinde anne-bebek matineleri sunan sinemaları takdirle karşılar ve bir kere bile olsa denemeden edemez, sonrasında ise yolda gördüğünüz her arkadaşınıza tavsiye eder hale gelirsiniz.

Tünelin sonunda ışık var: Bundan böyle “çocuklu bir kadın” ya da “çocuklu bir çift” olmanız size yepyeni ufuklar açar. Normalde hiç ortak noktanızın olmadığını düşündüğünüz insanlarla saatler süren koyu sohbetlere dalar, bebekleriniz gelişimin aynı evresinde olduğu müddetçe eşlerinizin birinin Galatasaraylı, diğerinin Fenerbahçeli olmasını yadırgamadan arkadaşlığınızı sürdürürsünüz. Çocuklu çiftlerle arkadaşlık etmek aynı zamanda yeni trendlerden (kolay kapanan bebek arabaları, çocukla rahat gidilen oteller, iyi eğitim veren okullar) kolaylıkla haberdar olmanızı da sağlar.

SONUÇ:

“Doğumdan sonra hayat var mı?” sorusunun cevabı – Evet, var. Belki eskisi gibi değil, ondan daha farklı, kimi zaman onu özleten, hayatınıza katılan minik şey sayesinde hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını anladığınız, ama yepyeni, heyecan dolu, sürpriz dolu bir hayat…

Dipnot: Tabii ki her annenin, her çiftin deneyimleri farklıdır.  Kendi deneyimlerini paylaşmak isteyenler yorum kısmına mesajlarını bırakırlarsa çok sevinirim.


Bunlar da ilginizi çekebilir:
Bebeğin olunca değişen 42 şey
Bir insan neden çocuk sahibi olmak ister, neden istemeyebilir?

24 yorum

  1. Güzel tespitler, harika yorumlar.
    Doğumdan önce iş hayatım çok yoğundu, ona rağmen hazır olabilmek için eşimle çeşitli eğitimlere katıldık. Doğal doğum, Merhaba Bebek (Bebek vücut dili okumak, eğitimi vb.), İlk yardım, Bebek bakım, Hamile Pilatesi. Tam kursçu olmuşuz yani 🙂
    Ama kimse bize çift olarak başımıza geleceklerden bahsetmedi. Beklenti ne kadar düşük tutulursa, gelişmeler o kadar güzel geliyor:)
    Biz eskiden çok tartışmayan bir çift olarak, mesela anne-baba rolümüz başlayınca tartışmaya başladık. Bilmemekten, en doğrusunu yapamama korkusundan. Geçiyor, her şey geçiyor.
    Not: Bebeğim sadece 3.5 aylık, bu kadar bilgece yazdığım için bir kaç ay sonra kendime gülerim herhalde. 😀

  2. Blogcu Anne,

    Çok güzel yazmışsın, hasta hasta çağrıma yanıt verdiğin için ayrıca teşekkürler.

    Gündüz uykuları ile ilgili, keşke bunu ben doğurmadan önce yazsaymışsın, o zaman bana sürekli ama sen de gündüz hiç uyumuyorsun ki diye kızan eşim ve diğerlerine gösterebilirdim.

    Cinsel yaşamla ilgili, oksitosin'in de direk hormonel olumsuz etkisi var. Herhalde doğa bebek henüz emerken hamile kalınmasını pek istemiyor gibi.

    Sosyal hayatla ilgili, Bir arkadaşım demişti ki, doğumdan önce vazgeçmeyi düşünemediğin birçok şeyden vazgeçiyorsun. Hem de seve seve, hiç için bile kalmadan.

  3. Tespitler süper, sanki kendimi gördüm 🙂 Hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz aslında, ama sadece kendimiz yaşıyormuşuz gibi travmalara giriyoruz, çok komik geldi şimdi 🙂

  4. çook güzel yazmışsın, çok sevdim 🙂

  5. çok güzel gerçekten, "tünelin sonunda ışık var" çok beğendim..

    kızım 2.5 yaşında ve bende kızımın düzenini oturtmaya çalışıyorum çünkü ikinci bir bebeği düşünmeye başladık, tam herşey düzeldi kendime geldim derken bir ikincisi gelirse (senin ki gibi) herşey sıfırdan başlayacak depresyonlar stersler uykusuz geceler, ama ya şimdi ya hiç olurdu benim içinde, ya şimdi tam bitti derken bu rahata fazla alışmadan ikincinin yükünü bu enerjik vücutla tempolu hayata alışmış bünyeyle kaldırabileceğimi düşünüyorum,
    ve evet tünelin sonunda ışık var inanıyorum, en fazla 3 veya 4 yıl daha zorluk çekeceğim ama sonra hayat biraz daha iyi olacak, tabiki sorunlar bitmeyecek, ama biraz daha iyi olacak,
    bunu senin içinde söyleyebilirim
    en fazla 3 yıl daha zorluk çekersin ikincisi 3 yaşına basınca eğer bir çocuk daha düşünmüyorsan kendine daha fazla zaman ayırabilirsin. ben öyle yapıcam çünkü;))

  6. Genc hanimlar.. o kadar endise etmeyin.. lutfen bebeklerinizin keyfini cikarin.. hic bir seyi dert etmeyin.. O kadar cabuk buyuyorlar ki. bir bakiyrosunuz Onlarin kucuk bir ornegi torun , olup kucaginiza gelmis… Bu arada gelinim de cok guzel yazmis…

  7. hatırlayan varmı enson yüzüklerin efendisi diye bir film vardı ona gitmiştim…
    dün gece lazımlığın etrafında bağdaş kurmuş ailecek ufaklığın yapması için tezahüratlarda bulunurken hayallerimiz acaba bu muydu?diye düşündük.
    ve yatağa girdiğimizde viyaklayan bir oyuncak ödümüzü patlattı…
    tam uyuyacakken anneee çiiiş….
    evet hayat var hemde tüm akademik kariyerlerden öte bir kariyer yapmanızı sağlayan tamamen çıkar ilişkisinden ibaret saf bir sevgi çemberiyle çevrili bir hayat…

  8. Evet ya gercekten ben de bunlari yasarken sanki sadece ben yasiyormusum gibi dusunmustum oysaki herkesin basindan geciyor:)
    Bunlari dile getirdigin icin sagol Elif, diyorum ya hep keske dogumdan once sizleri tanisaydim…

  9. Çok hoş bir yazı olmuş. Bazı yerlerinde çok güldüm. Aynı şeyleri yaşadığımdan olsa gerek. Tek farkı ben hiç biberon kullanmadım 🙂 Çok emen bir bebeğim vardı ve uzuuun süre emzirdim. Kendime ait vakit yaratma işi epey zor olmuştu. Allahtan şimdi 3 yaşını bitirdi, artık senin de dediğin gibi yeme, içme, uyku gibi şeyleri daha düzenli. Ama ben ikinciyi düşünmüyorum. Bebek büyütürken sadece ben ve çok yoğun çalışan eşim vardı, yanımızda kimse yoktu. Aynı zorlukları (aynı derecede yaşamayacağımı bilsem de) tekrarlamayı gözüm kesmiyor doğrusu. Sevgiler ve iyi şanslar :)))

  10. Bütün bunları beş ay sonra tekrar okumam gerekebilir. İnsan kendini çok çaresiz hissedip bunları herkesin yaşadığını ve gelip geçici olduğunu unutabiliyor çünkü…

  11. Ağzına sağlık hepsi doğru hatta fazlası da var belki…"Eşinizle/sevgilinizle olan paylaşımınız ve gün içindeki diyaloglarınız yeni bir boyut kazanır. "a bir örnek vermek istiyorum. Ben kızım 2 aylıkken çalışmaya başlamıştım. O sıralar çocuğa annem bakıyordu. Eve geldiğimde ilk işim çocuğu kucağıma almak yerine bazan maalesef süt sağmak olabiliyordu annemin "süt bitti, yarına süt lazım" yakarışları neticesinde. O sırada kendimi bir koltuğa atıp, zaten az olan sütü sağmaya çalıştığımı ve eşimin de bizzat göğüslerimi sıkarak inekten süt sağar gibi süt sağmama yardımcı olduğu çok zaman olduğunu biliyorum.Bun yaparken annemin "hadi ha gayret" dediğini de eklemeliyim!!!

    • Ha ha! Tabii canım, insan neler neler yapıyor. Bir noktadan sonra ne özel kalıyor, ne mahrem. Sanırım olay hamileyken yetişemediğin ayak tırnaklarını eşinin kesmesiyle başlıyor. 😀

  12. Elifcim evet evet evet….

    Ben çok ama çok korkuyorum………………..

    Emreye hamile kalmak için 13 ay uğraştık ve buna rağmen doğum sonrası depresyonum felaketti.. Vücudum bile iflas etmişti.. Şimdi ilki bu kadar zorlamışken ikinci ile birinci aynı evde ne yapacağım ben ya????? İmdattttttttttt…

    • Kötü şeyler düşünmeyeceksin, "depresyon" gibi kötü çağrışımlar yapan kelimeleri günlük lugatından çıkaracaksın. Bebeğini sağlıkla kucağına alacağın anı düşüneceksin, bebek geldikten sonra da tabii ki yukarıdaki gibi travmaları yaşayacak ama sonra geride kaldığını göreceksin.

      Hem bu sefer sanal da olsa yakınlarında seninle aynı dertleri, sevinçleri yaşayan başkaları da olacak, mesela ben 🙂

  13. çok özeniyorum çocuğu 3 yaşında olup da artık rahatladım,bir düzen tutturdum diyenlere ve 2.ye doğuracak olanlara,benim oğlum da 3 yaş 3 aylık ama hala yemek yedirirken de zorlanıyorum,uyuturken de..bu aşamada 2. çocuk düşünemiyor bile insan..ama öyle özledim ki bebek kokusunu 🙂

    • Mutlaka zor Hatice… Ama eğer ikinciye niyetin varsa da bir noktada yapıp, deyim yerindeyse "aradan çıkarmak" lazım diye düşünüyorum ben… Bekledikçe daha da zor geliyor çünkü…

  14. evet haklisin zaman gectikce vazgecebilir insan 🙂

  15. umut doğdu içime,google a doğumdan sonra nasıl kendime gelirim yazıp buldum yazınızı:)çok korkuyorum 43.gün,ben dağıldım,evim dağılıyor yetişemiyorum,bebeğim cok ağlıyor,uyumuyor acaba mutlu değil mi diyorum offf birsürü soru işareti işte.

  16. Merhaba ozge
    merak etme yalniz degilsin, hele ilk gunler daha feci gecer bilirim. benim kizim 5 aylik oldu ama ben de hala toparlanamadim. herseye yetisemiyorsun, bir dereceden sonra birakiyorsun zaten.. benimkiside cok zor uyuyan bebekdi. nitekim her bebek bir olmuyor`u kabul edip onunla yasamayi bisure sonra ogreniyorsun. ha yorulmuyormusun tabi en alasindan ama o sana bir gulmeye basladimi iste ozaman herseye degiyor diyeceksin. biraz sabret birazda dusunmemeye calis. benden nacizane tavsiyeler bunlar. Eminim Elif daha iyilerini verir, 2xtecrubeli 🙂
    sevgiyle saglicakla kalin.