1 Yorum

Hülya ve Defne’nin Hikâyesi

~ 26 Kasım 2007 ~

Evliliğimizin üçüncü yılı geride kalmıştı. Artık bir bebeğimiz olsun istiyorduk ve çok geçmeden o ikinci pembe çizgi ile bebeğimiz bize gelmeye karar vermişti. Heyecanla doktoruma kontrole gittim ve o minicik keseyi gördüğümüzde eşimle birbirimize bakıp hayatımızın en güzel hediyesini aldığımız için şükrettik.

Gebeliğim normal seyrinde ilerlerken iş hayatım da tam gaz devam ediyordu. Her besin grubundan tüketmeye çalıştığım için iş yerime beslenme çantasıyla gidiyordum. Her ay düzenli doktor kontrollerimde her şeyin yolunda olduğu haberini alınca, son derece rahatlamış olarak evimize dönüyorduk. Kontrollerin birinde doktorumuz detaylı ultrason görüntülerini incelerken “ bu bebek çok hareketli olacak, baksanıza yerinde durmuyor, taklalar atıyor” dediğinde son derece sabırsız bir bebeğin bizi beklediğini tahmin etmemiştik.

İlerleyen haftalarda doktorum Prof. Dr. M. Nejat Ceyhan bana doğum şekilleri hakkında ne düşündüğümü sordu. Ben de hiç düşünmeden “Normal doğum düşünüyorum” cevabını verdim. “Çok iyi, demek ki seni ikna etmeme gerek kalmadı” deyince, doğru doktor seçimi yaptığımı anladım. Hatta bu cümlesine ek olarak doktorum “ 70 tane Hülya olsa çayırda bayırda kendi kendine bile doğurabilir” deyip iyice cesaretlendirdi. Hamile kalmadan önce de normal doğum yapmak istiyorum, herhangi bir sağlık sorunu olmadığı sürece gönlüm hep doğal doğumdan yanaydı.

33. haftaya geldiğimde hazırlıklarımın birçoğu tamamlanmıştı. Hastane çantasını eşimle birlikte hazırladık, ikimiz de planlı ve programlı olduğumuz için bütün işleri halledip kafamızdan atma taraftarıydık. Ben de bu arada sürekli bebeği merak ediyordum, onunla konuşuyorum, bana karşılık olarak verdiği tekmelere seviniyorum. Hamilelik süresince okuduğum kitaplarda bebeklerin anne karnında gündüzleri beşik etkisiyle sakinledikleri geceleri daha fazla hareketlendiklerini okumuştum. Oysa benim bebeğim 24 saat durmadan hareketliydi. Derken 34. hafta geldi, bu haftanın başındaki doktor kontrolüm de gayet iyi geçti. 34 hafta üçüncü gün Pazar günüydü, kız kardeşim bizdeydi ve kendimize harika bir yemek masası hazırlamıştık. Her gün olduğu gibi yemeğimi yedim. Saat 19.30 gibi televizyon izlemek için koltuğa oturdum. Hafif hafif karın ağrısı şeklinde ağrılarım başladı. Karnımda gaz oluştu ve ağrı yapıyor diye düşündüm. Evin içinde birkaç tur attıktan sonra lavaboya gittim. Rahatlamış olarak odaya geri döndüm, saatler ilerlemiş ve gece 23.30 olmuştu. Birbirimize iyi geceler dileyerek sabah işe gitmek için yatağıma yattım. Doğum iznimin başlamasına iki hafta vardı. Her şey yolunda olduğu için 32. hafta izne ayrılmadım ve 36. haftaya kadar uzattırmıştım. Saat 23.35 oldu ve o karın ağrısı tekrar başladı, aynı gaz sancısı şeklindeydi ve ben tekrar lavaboya gitmek için kalktım. Bir-iki dakika içinde geri döndüm. Yatağıma yavaşça uzandım. Aradan 30 saniye geçmemişti ki, her zamankinden çok farklı bir tekme hissettim. Sanki bebeğimin bir kolu veya bir bacağı dışarı çıkmıştı, evet evet aynen böyle…

Akabinde bir ıslaklık hissi belirdi. Hemen eşime dönüp “su geliyor galiba” dedim. O da uyku mahmuru bir şekilde “Sana öyle gelmiştir, hadi uyu daha çok var doğuma” dedi. Ben dayanamayıp ayağa kalktım, ayağa kalkmamla bacaklarımdan suların süzülmesi bir oldu. Hemen yatağa geri yattım. Su gelince doğumun olması gerektiğini bildiğim için hemen heyecanla doktorumu aradım. “Heyecanlanma, ne kadar su geliyor” diye sordu. Ben de “Ayağa kalktığımda bacaklarımdan süzülüyor” dediğimde “Hemen hastaneye geliyorsunuz” dedi. Ben okuduklarımın etkisiyle rahatlamak için “Ilık bir duş alayım mı?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Doktorum da “Hayır tabi ki, hemen geliyorsun Hülya” demesiyle pijamalarla iki dakika içinde kendimi asansörde buldum. Asansöre binmemle şiddetli bir sancı hissetmem bir oldu. “Aman Allah’ım, sancılarım başlıyor” dedim eşime; bu sırada eşim zaman tutmaya başladı. Apartmanın otoparkına indiğimizde sancılarımın beş dakikada bir olduğunu söyledi bana… Heyecanım kat kat arttı, çünkü daha 34,5. haftadaydık ve zaman vardı. 30 dk. içinde hastaneye vardık ve doktorumla aynı anda odaya girdik. Doktorum hemen kontrollerini yaptı ve hayatımda unutamadığım cümlelerin birini kurdu “ Hülya’cığım doğumun %80’i tamamlanmak üzere hemen doğumhaneye gidiyoruz”. “Ne gerçekten mi?” dedim, “e ben sana ne zaman yalan söyledim ki” dedi. Doğumhaneye vardığımızda evden çıkış saatimizin üzerinden 45 dakika geçmişti. Hemşirenin verdiği steril önlüğü bile doğum başladığında giyebildim. Aceleci kızım bir an önce gelmek istiyordu. Sancılarım artık 1 dakikada bir geliyordu. Ben doktorumun verdiği talimatlara uyarak nefes egzersizleri yapıyordum. Bir yandan da “annemi istiyorum” diyordum, doktorum da “tamam annen gelecek” diyordu ve doktorumla sohbet ediyorduk. Bebeğimin ne kadar aceleci olduğundan bahsediyorduk, doktorumun beni rahatlatmak için sohbet ettiğinin farkındaydım. Çünkü benim aklım bebeğimdeydi, 34. haftada doğuma girdim ve acaba kuvöz gerekecek mi, nasıl olacak soruları kafamda dönüp duruyordu. Bunun yanında da herhangi bir tıbbi müdahaleye gerek kalmadan doğum süreci başlamış oldu. Bu da tam istediğim gibi bir durumdu. Eşim yanı başımdaydı. İkimiz de heyecandan ölüyorduk. Doktorum artık her sancı başlangıcında bebeği tüm gücümle itmemi istedi. Bir sancı başladı ve bitti, aralarda sohbete devam, hatta espriler bile havada uçuşuyordu. Doktorum eşimin yüzünden anlamış olacak ki, “seni dışarı alsam iyi olacak” dedi.

Doktorum bebeğimin cinsiyetini prensibi gereği söylememişti ama ben detaylı ultrasonda öğrenmiştim. Doğumhane hemşiresi “ ne renk bileklik hazırlayacağım hocam” diye sorduğunda bile, “her iki rengi de hazırla” diye cevap verdiğinde bile gülmüştük. Bu arada ikinci ve üçüncü şiddetli sancılarım geldi ve ben bebeği itmeye devam ettim. Bu sırada hemşire birinden saç tokası istedi, “Benim saçımdakini al” dedim. Bu arada sancılarım devam ediyor ve ben bebeği tüm gücümle itmeye devam ediyordum. Hemşire bir yandan “Ama sen doğuruyorsun”, “Tamam işte doğuruyorum bana lazım değil, bu gecenin anısı olsun” dediğimi hatırlıyorum. Bu sırada dördüncü ya da beşinci büyük sancıydı sanırım ve doktorum “Haydi Hülya’cığım bu son” deyince tüm gücümle bebeğimi ittim içimde öyle bir boşluk hissi uyandı ki, kızımın ağlamasıyla bu boşluğun sebebini anladım. Kızım doğmuştu, tam bu sırada doktorum “Annesi gibi güçlü bir kız bu” dediğinde, her şeyin yolunda olduğunu öğrendim. Doktorum da rahatlamış olacak ki, “Göbeğini ne diye keseceğim haydi söyle” dedi, “Defne” dedim, “Zeynep diye keselim, ben çok seviyorum” dedi. “Olmaz, her şey Defne olarak hazırlandı” dedim. Güldük… İşte hayatım boyunca unutamayacağım ana gelmişti sıra, hemşire kızımı kucağıma verdi ve o an kızımın Defne’min süt kokusunu duyduğum yanağına yanağımı dokundurduğum o anı hayatımın sonuna kadar unutamayacağım. “Merhaba ben senin annenim kızım” dedim ve göğsümde uykuya daldı. Ben yavrumun kokusuyla, yavrum da annesinin kokusuyla rahatladı… Yavrumdan hiç ayrılmak istemedim, hemen odaya çıktık ve yatağıma yerleştim. Defne’mi de yanıma getirdiler ve kucağımdan hiç bırakamadım. Benim minik, güzel, pamuk kızım Defne’m.

Defne kokulu kızım hep kollarımda ol e mi…

İşte sabırsız Hülya ve sabırsız Defne’nin doğum hikâyesi mutlu sonla tamamlanmış oldu.

Dilerim bütün anne adayları doğal doğumdan endişe duymayarak, bebeklerini sağlıkla kucaklarına alıp, hayatlarının deneyimlerini yaşarlar.

Hülya ve Defne’nin maceraları http://bebekli.yemeksenligi.com adresinde…

Bir yorum

  1. Çok güzelmiş Hülya 🙂
    Ben de Elif’in sayesinde seninkini okumuş oldum 🙂