2 Yorum

Dalgalarla Dünyaya…

Doğal doğumla ilgili okuduğum tüm kitaplarda, katıldığım derslerde doğum sancılarından “Sancı” değil, “dalga” şeklinde bahsedildi. Amerika’da yaşarken katıldığımız HypnoBirthing derslerinde de tıbbi bir terim olan “contraction” değil, yine “dalgalanma” anlamına gelen “surge” diye bahsedilirdi doğum sırasında yaşanan hislerden.

Bebeğini normal doğumla kucağına alan sevgili Evren, bir kitapta okuduğu benzer bir yaklaşıma blogunda yer vermiş. Doğumun ne kadar doğal bir süreç olduğu konusunda şimdiye kadar özümsediğim her şeyi çok güzel özetliyor. Evren’in izniyle burada paylaşıyorum. Orijinali Evren’in blogu Basit Bir Yaşam‘da… (Paylaşmak istediğiniz doğal ve normal doğum içerikli yazılarınız varsa bana blogcuanne@gmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz.)

Aşağıda yazılanları tamamen, aynen yaşamış bir kadın olarak onaylıyor ve katılıyorum. Daha güzel anlatılamazdı. Dikkatle okunmalı, tekrar okunmalı, sindirilmeli…

Aslında “normal doğum mu yoksa sezaryen mi?” gibi bir ikileme düşmedim hiç. En başından beri –sezaryen için tıbbi bir gereklilik olmadıkça- normal doğumdan yanaydı kararım. Biraz korkuyordum da tabii… Üzerine çok şey duyulmuş ama hiç yaşanmamış her şeyden korktuğumuz gibi. Sonra, birkaç ay önce, tüm dünyadan doğum adetlerini ve ritüellerini karşılaştıran bir kitap geçti elime: “Dalgalarla Dünyaya”. Özellikle “ilkel” sayılan kabile toplumlarıyla “modern” toplumların doğuma bakışlarını karşılaştıran bu kitapta, yazar Ines Albrecht-Engel doğum üzerine bugüne dek rastladığım en güzel benzetmelerden birini yapıyordu (tam bir çeviri değil, benim anladığım şekliyle):

Doğum tamamen doğal bir süreçtir. Kontrol edilmeye gelmez. Tam tersine kendini baskı altında tutmaya çalıştıkça fazladan stres hormonları salgılanır ve bu da doğumu olumsuz etkiler. Doğru olan vücudu doğum sırasında kendi haline bırakmak ve duygularını kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmektir.

Doğum sancıları bir kıyıya vuran dalgalar gibidir. (Yazar burada kendi dilindeki Wehe/Sancı ve Welle/Dalga kelimelerinin benzerliği üzerine bir kelime oyunu kuruyor.) Önce kıyıyı yalayan ufak dalgalarla başlar her şey. Daha sonra metrelerce yükseklikte dev dalgalara dönüşürler. Direnmek korkunç dalgaların üzerimize yıkılıp bizi incitmesinden başka bir işe yaramaz. Doğru olan belli aralıklarla gelen dalgaya (sancıya!) direnmek yerine kendini ona bırakmak, onunla birlikte yüzmeyi başarmaktır. Ve her yeni dalganın beklediğimiz hazineyi kıyıya biraz daha yaklaştırdığını hiç unutmamak… Dayanılması gerçekten zor son birkaç “yıkıcı” dalganın ardından bebeğimiz de doğmuş olur. Sonra deniz birden bire sütliman oluverir tekrar. Sanki başka bir boyuta ulaşmış gibi olur insan. Fırtına unutuluverir.

Ve Evren’in bebeği uzun bir bekleyişin ama kısa süren bir “fırtınanın” ardından bir yaz sabahı “kıyıya vurmuş.”

2 yorum

  1. Harika bir anlatım. Bayıldım…

  2. Bayildim bu tarife! Kesinlikle dogumumda dalgali bir mazara olacak aklimda :). Zaten cok severim dalgalari, onlarla bogusmayi 🙂