13 Yorum

Çocuk sahibi olmak çiftleri nasıl etkiliyor?

Damla’nın başlattığı Doğumdan Sonra Hayat Var mı? yazı dizisi üzerine benim de yazdığım yazının hemen ardından posta kutuma düşen bir mail beni düşündürtmeye başladı:

Çocuk sahibi olmak çiftlerin arasındaki ilişkiyi nasıl etkiliyor?

2009 Martında Journal of Personality and Social Psychology’de yayınlanan bir araştırmaya katılan çiftlerin yüzde doksanı bebek sahibi olduktan sonra eşleriyle ilişkilerinin kötüleştiğini belirtmiş.

Araştırmaya katılan 200 çifti yaklaşık sekiz sene boyunca izleyen araştırmacılar çiftler arasındaki eleştiri, kabuğuna çekilme, ve iletişim eksikliği gibi sorunların giderek arttığını ortaya çıkarmışlar. Dahası, çiftler evliliklerinin yürüyeceğine dair olan inançlarını yitirmeye başlamış, ve evlilikleriyle ilgili genel olarak aldıkları tatminde bir düşüş yaşandığını belirtmiş.

Araştırmayı yapanlardan Texas A&M üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Brian Ross ile yapılan bu röportaja göre,  bebeğin aralarına katılmalarından en çok olumsuz etkilenen çiftler bebek doğmadan önce en romantik ilişkiye sahip olanlarmış. Bunun sebebini “Birlikte kaliteli zaman harcayan çiftlerin doğumdan sonra kaybedecek daha çok şeyleri oluyor” şeklinde açıklıyormuş Dr. Ross.

Gebeliğin planlı ya da kaza olmasının ise doğumdan sonra yaşananlar üzerindeki etkisi aynıymış. Ancak ilginç bir şekilde, kız çocuk sahibi olan çiftler bu olumsuzluklardan daha çok etkileniyormuş. Araştırmacılar bunun sebebini “babaların, kızlarının bakımıyla, oğullarının bakımlarından daha az ilgilenmeleri” olarak açıklıyorlarmış.

Şaşırtıcı olmayan bir bulgu: Çocuk sahibi olmadan önce uzun süredir evli olan çiftler çocuk hayatlarına girdikten sonra evlendikten kısa süre sonra çocuk sahibi olan çiftlere göre daha az sarsılıyormuş. Sebebi ise sadece ilişkinin daha çok oturmuş olması değil, finansal önceliklerin belirlenmiş olması, evdeki sorumlulukların paylaşılmış olmasıymış.

Dr. Ross ilişkilerin, çocuk olsa da olmasa da, belirli bir süre sonra monotonlaştığını söylüyor. Oturmuş, sağlıklı ilişkilerde çocuğun ilişkiyi tekrardan canlandırmak adına olumlu etkisi olabiliyormuş. Ancak tabii ki tek başına bu çocuk yapmak için yeterli sebep değilmiş.

Peki ne yapmak lazımmış?

Araştırmaya katılan annelerin yüzde 7’si, babaların ise yüzde 15’i doğumdan sonra evliliklerini daha da tatmin edici bulduklarını söylemişler. (Çok az değil mi?!) Kimmiş bu “şanslı çiftler”? Birbirleriyle iyi ve açık iletişimde bulunan, birbirlerini yargılamayan, eleştirmeyen, veya içe kapanmayan çiftlermiş. Dr. Ross doğuma hazırlık derslerinin çiftleri bebek bakımı üzerine eğittiğine, ancak ilişkide gerçekleşecek olan değişikliklere hiçbir şekilde hazırlamadığına değinmiş, ve yapılması gerekenin şunlar olduğunu söylemiş:

  • Her şey yolunda gitmezken öyleymiş gibi davranmayın.
  • Eşinizden uzaklaştığınızı hissediyorsanız fiziksel olarak yakınlaşmaya çalışın.
  • Eşinizi takdir ettiğinizi gösterin.

Bu araştırmayı ve sonuçlarını inceledikten sonra sanal gözlüklerimi takıp bakışlarımı kendi ilişkime yönelttim: Biz ne durumdayız acaba? Daha çok tartışıyor muyuz? Daha mutlu muyuz?

Fiziksel olarak daha çok yorulduğumuz kesin. Sonuçta ben bütün gün Deniz’in peşinde koşturmaktan ve ev işi yapmaktan, Deniz’in Babası ise bütün gün har har çalışıp akşam eve gelip Deniz’le ilgilenmekten yorgun düşüyoruz. Yemek yiyip, Deniz’i yatırıp, ortalığı toparlayıp şöyle bir nefes alalım dediğimizde saat dokuzu çoktan vurmuş oluyor. Eskiden haftada bir kez yaptığımız sinema gecelerinden eser yok. Bir ara ne güzel geceleri şarap içiyorduk, e İki Numara sayesinde şimdi o da kalmadı. Ailecek birlikte geçirdiğimiz tek gün olan Pazarları da Deniz’i eylemek, onunla ya da onun için bir şeyler yapmakla geçiyor.

İtiraf ediyorum, ilk başlarda buna biraz kafayı takıyordum. “Biz ne olduk?” diye endişeleniyordum. Özellikle de ikinci çocuğumuza isteyerek hamile kaldığımız günlerin başlarında “A-ha! Şimdi ayvayı yedik işte!” diye düşünmedim değil. Ama sonradan baktım ki… Evet, belki çift olarak çok fazla vakit geçiremiyoruz, sürekli bir hay huyla geçiyor. Ama günde birbirimize ayırabildiğimiz yarım saat-bir saatin nasıl geçtiği de çok önemli. Televizyonu kapatıp (ki zaten de açmıyoruz), dinlendirici bir müzik koyup, ışıkları hafif kısıp koltukta yan yana oturup “Günün nasıl geçti?” diye konuşmak bile hakikaten ilişkiyi tazeleyici etkiye sahip oluyor. Birbirini fiziksel ve “dokunsal” olarak hatırlamak, tensel teması unutmamak da çok, çok önemli. Fiziksel olarak birbirinizden uzaklaştıkça araya duygusal soğukluk da ister istemez giriyor.

Sanırım oluruna bırakmak lazım bazı şeyleri. Evet, çocuk gerçekten kaotik bir ortam getiriyor ilişkiye. Ama çocuklar bugün var, yarın yok. İşte Deniz yakında okula tüm gün gitmeye başlayacak. Gidiş o gidiş. Çok değil, on-on beş sene sonra yine Edi’yle Büdü olarak kalacağız. Eminim o zaman da bu günleri özleyeceğiz.

Benim yaşadıklarım, hissettiklerim bu yönde. Başkalarının tecrübelerini merak ediyorum. Paylaşırsanız memnun olurum.

13 yorum

  1. Elif, sağol bu güzel araştırmanın sonuçlarını bizlere de aktardığın için. Sen de ayrıca çok haklısın kendi tespitlerinde…Sonuçta evlilik bir anlamda insanın yaşlılık günleri için yatırımı ve eninde sonunda (ve de inşallah) yaşlılık günlerimizde ediyle büdü şeklinde olacağız.Günlük koşuşturmaca içerisinde kadınlar kendilerine ne kadar zaman ayırabiliyor da sonuçta kocası ve ilişkisi üzerine kafa yorabiliyor bilmiyorum (şahsen ben çok yapamıyorum) ama şunu biliyorum: bu çocuklar çok fena. Her ne kadar çocukların anne-babalarının elbette ki mutlu olmalarını istediklerini bilsem de kanımca bunlar araya çomak sokmaktan da keyif alıyorlar. Çocuğa karşı anne-baba hep benzer tavırda olmalı ki evdeki çocuk kaynaklı gerilim azalsın. Onun dışında da klasik gönül alma mekanizmaları hep devrede olmalı. Belki dediğin gibi beraber müzik dinleme., belki ufak bir hediye, belki güzel bir yemek vs. Ufak şeylerle insanlar hep karşısındakini düşündüğünü ve önemsediğini göstermeli. Mesela benim kuzenlerim, karı -koca birbirlerine notlar hazırlarlardı. Post-it'lere yazılmış ufak notlar. Seni seviyorum…Bu akşam çocuklar yattıktan sonra buluşmaya ne dersin? gibi…Ha bunları ben hiç yaptım mı? Hayır!! ama yapmak gerektiğini biliyorum.

  2. ellerine sağlık elif, gerçekten çok iyi yazıyorsun
    kötü bir güne başladım, 6 aylık kızım sabah 5:15'te gözlerini açtı, tekrar uyuduğunda saat tam 9'du. Koşturarak işe gittim.
    Yorgunum, uykusuzum, mutsuzum
    Bu bugüne has, dün iyiydim, önceki gün yine kötü
    Ve tabiki bu gitgellerin arasında insan sıkıntısını en yakınında olana kusuveriyor
    Bu genellikle eşim oluyor, arada da bebeğime bakan annem…
    İlişkileri, daha da önemlisi kendini toparlamak zor oluyor, çırpınıyorsun
    Sonra bir bakıyorsun ki kızın kucağında sana gülüyor,
    Eşin yanında elini tutuyor
    Hepsi unutuluyor
    İki gün sonra yeniden başlıyor
    iyisi mi bence üzerinde fazla kafa yormamak lazım
    çünkü insanı bir de o yoruyor

  3. Ben bebeği olduktan sonra işine ara veren eşi de çook yoğun çalışan bir anne olarak, epey zorluk çektiğimi söylemeliyim. Sizin 9'da biten fasıl bizde 10.00-10.30'a sarkıyor. Çünkü eşim geç geliyor, kızım babasını görmek istiyor. Babasını görmek, onunla konuşmak, oynamak için bekliyor. Bazı geceler eşim daha geç gelince beklemeden yatırmak zorunda kalıyorum. Bize karı koca olarak hiiç vakit kalmıyor. Bu da beni fiziksel ve ruhsal olarak yoruyor. Evde çok yorulan bir anne (hiç yardım alabileceğim birileri yok), işte çok yorulan bir baba… 3 senedir bu durum böyle…

  4. Guzel bir konu, tesekkurler 🙂

    Bu arastirma amerikada yapilmis. Bosanma oraninin cok cok yuksek oldugu bir yer. Cocugu olmayanlarinda iliskilerinde kotulesme oluyor evlendikten kisa bir sure sonra. Bunun ne kadari cocuga baglanmali pek emin degilim. Oturmus iliskilerde daha az etki goruldugune gore belki de cogu cocugun varligina baglanmamali…

    Ben ilk cocuguma 4 aylik hamileyim. Simdi yazacaklarimdan sonra muhtemelen cogunuz bana guleceksiniz ve senin cocugun olsun sonra goruruz diyeceksiniz ama.

    Ben cocugun hayati bu kadar cok etkilemesinden yana degilim. Tabiki yapacaklar listesi bir hayli uzayacak. Ama kizim icin almayi planladigim ilk sey boyna asilan bebek tasima "canta"si. Ben kizim olduktan sonra da asip kizimi boynuma, ya da babasinin boynuna, hafta sonlarinda bir gun hep beraber tepelere tirmanmayi, gezmelere gitmeyi, dunyayi kesfetmeye devam etmeyi dusunuyorum. Bebek arabasini da buyuk tekerleklilerinden alacagim, kosmak ve engebeli yollarda gitmeye uygun olanindan. Romantik zamanlar icin de aksam belli saatten sonra cocugun yataga girmesi konusunda kesin bir kural koymak fikrindeyim. Cok mu hayalperest gozukuyor?

  5. yazı için saol
    bence insanın çocuğunun olması çok güzel bir duygu(iki ay sonra bunu daha iyi anlıayacağımı sanıyorum).eşler bir şekilde arasındaki ilişkileri koruyup o çocukla mutlu olmayı öğrenmeli.
    çocuğu olmayan çiftler daha tedirgin mutsuz..onlarda çocukları olmuyor diye boşanmaya kadar gidiyor.
    onların evliliğimizi kısırlaştırdığını düşünmek baştan yenilgi.onun için bebeğimizle çocuklarımızla daha faydalı yaşamayı öğrenip mutlu olmanın yollarına bakmalıyız..

  6. ÖZellikle Ilgaz'ın yediklerini ve uykusunu takip etmekten, Gökhan'la uğraşmayı bıraktığım için olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Ilgaz 3 yaşını doldururken, ben de tekrar yavaş yavaş kocamın sağlığıyla uğraşmaya başlarım. Olsun birkaç yıl rahat nefes aldı adamcağız 🙂

  7. Herkese paylaşımları için çok teşekkürler. Yalnız olmadığımı görmek çok güzel 🙂

    Bu yazıyı Deniz'in Babası'na okuttuğumda, en son "Edi'yle Büdü olarak kalacağız" kısmında "Tam da benim düşündüğümü yazmışsın" demişti. O da bunun bir süreç olduğunu ve çok çabuk geçeceğini düşünüyor. (AYÇA – bu konuda "çok da fazla kafa yormamak lazım" görüşüne biz de çift olarak katılıyoruz anlayacağın)

    NİLÜFER – Biz Deniz doğmadan önce yaklaşık 8 senedir evliydik. Liseden beri beraber olduğumuz için öncesinde de uzun süren bir arkadaşlığımız vardı. Yani Deniz hayatımıza geldiğinde biz 13 senelik bir çifttik. Amerika'da yaşıyorduk, birbirimize inanılmaz destek oluyor, birlikte çok güzel vakit geçiriyorduk. "İkimiz" olmaya çok alışmıştık yani. İşte bebek ister istemez bu "ikimiz" kavramının üzerinden buldozer gibi geçiyor. Benim değinmek istediğim şey eşinle birlikte sosyal anlamda eskiden yaptıklarını yapmanın, gezip tozmanın da ötesinde duygusal yorgunluk ve birbirine duygusal ve fiziksel olarak vakit ayırmanın güçlüğü idi. Mutlaka bunu her çift daha farklı yaşıyor. Umarım siz de en az şekilde etkilenirsiniz. Çabalarının arkasındayım! 🙂

    • Tesekkur ederim Elifcim. Biz iki sene ciktiktan sonra evlendik, hemen de bebek istedik. Bir ay sonra da hamileydim 🙂 Cok mutluyuz hemen bir cocugumuz olacak diye. Oyle uzun bir iliskimiz olmadi ama insallah beceririz. Cok guzel oluyor bunlari simdiden, vaktim varken, okumak uzerinde dusunmek. Esimle de paylasacagim yazdiklarini. Ikimiz de bilelim ki testi kirilmadan tedbir emniyete alalim 🙂

  8. biz de 9 yıllık birlikteliğin 3 yılını aynı evi paylaşmış bir çift olarak evlendik.Balayın da yanyana iki şezlongda birbirlerine totolarını dönerek kitap okuyan taze!!:)evlilerdik.
    Artık birlikteliğimiz de bir şeyler eksik hımm ney ki yahu derken bir bebe sahibi olduk.Ve doğal olarak dünya bir anda talya nın üstünde dönmeye başladı ben 3 gündür aynı eşofman(hadi itiraf ediyorum pijama) la saçı tepeden topuz,uykusuz halde geziniyordum.Sevgililik halimizden eser kalmamıştı artık bebemiz memeden ayrılıp,yaka iğnesi modundan uzaklaşınca ise bu durumu kanıksamış artık sosyal hayata,gezmeye tozmaya ihtiyaç bile hissetmediğimizi düşünüyorduk.(ne büyük yanılgıymışşşş)
    yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissettiğimiz de bir karar verdik haftanın bir günü evde tv açılmayacak anne güzelce süslenecek ,rakı,şarap eşliğinde uzun sohbetler edilecek.Bu durumu pratikte uygulamamız da bir ay kadar sürdü artık keyif vermekten çok vazife haline gelmeye başlayınca bu küçük buluşmalardan da vazgeçtik:)
    İlişkimizin düzene girmesini için kendimize zaman vermeyi denedik.Sanıyorum ki doğru olan şey de bu oldu artık kızımız neredeyse 3 yaşında ve ilişkimiz de yavaş yavaş eski halini alıyor.
    haa eski hali derken tabii ki flört dönemimizin en aşkk dolu günlerine dönmedik:))ama yerine çok daha keyifli bir şeyi koyduk minik mucizemizi….

    • Neyse, evde sürekli eşofman ve tepede topuzla tek gezen ben değilim demek ki… 😀

  9. Elifcim çok güzel bir konuyla tam da kalbime dokunmuşsun.Oğlum 1 ay sonra 2 yaşına girecek ve son 3 yıldır hamilelik – doğum – bebekli hayat derken bir baktım ki hayatım bir kaos olup çıkmış.Hiç dağılmayan evim,mutfağım şimdi bir panayır alanı gibi.

    Başbaşa bolca zaman geçirmeye ve gezip tozmaya çook alışmış bir çift olarak babamız ve ben de tabi bu kaosun tam ortasındayız.O kadar çok bocalıyorum ki, bazen kendi kendime kızıyorum neden bu duruma hala alışamadım diye.

    Yalnız olmadığımı bilmek iyi geldi;ben de eşofmanlı topuzlu annelerdenim.Umarım bu durum geçicidir çünkü bana hiç iyi gelmiyor.

  10. Tam da bundan korkuyordum. yeni evli sayılırım ve ebvli olduğum süre miktarınca da hamileyim. en başından korunmayı düşünmemiştim ama bebeğin bu kadar acele edeceğini de tahmin etmemişti. sanırım hamile olduğunu öğrendiğinde mutluluktan değil korku, biraz üzüntü, biraz pişmanlıktan ağlayan nadir annnelerdenim. Eşimin göğsüne saklanıp gözyaşlarıyla söylemiştim hamile olduğumu. canım kocam sakinleştirmişti beni. Uzun süre buna hazır olup olmadığımı düşünerek, ölçüp biçerek geçti. hamileliğin verdiği külfetler anlamama yardımcı oldu ki bundan sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. daha hamileyken kendimi kısıtlanmış ve görünmez prangalarla bağlanmış gibi hissediyordum. istediğimi giyemiyorum, istediğim şekilde spor yapamıyorum, hatta istediğim şeyi yiyemiyorum vs vs vs… Ama hamileliğimin zor hem de çok zor (kanama, düşük tehlikesi, bulantı kusmalar, gestasyonel diyabet, bel ağrısı, ödem off) dönemlerinde bile süslenip püslenip kocamın yanında oldum. ona sımsıkı sarıldım, o da bana. Hatta geçenlerde bebek için ışıklı, müzikli bir dönence almıştım (şu yağmur ormanı efektlisinden) onu ilk olarak kendi yatak odamızda denedik harika oldu 🙂 yavaş yavaş evimizde minik bir yaramazın dolaşacağı, geceleri, gündüzleri, olur olmaz saatlerde bize ihtiyacaı olacağı, eskisi gibi özgür olamayacağıma kendimi alıştırıyorum. Şimdi ikimize ait, yanlız ikimize ait bir parçanın dünyaya gelmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Sevgilime "yalnız" dedim, "kalbindeki en büyük yer daima benim olacak ona göre yoksa kıskanırım" ben de böyle bir anne olacağım herhalde 🙂 İnşaallah bebek olunca herşey daha güzel olur.

    • Nuray – bence bu hissettiklerin de çok normal. Anneliğin, çocuk sahibi olmanın toz pembe olduğu zamanlar eski Türk filmlerinde kaldı. Kolay iş değil düzeninin değişmesi, hele de bir düzeni yeni yeni oturtmaya çalışırken. Çocuğunu deli gibi seveceğinden hiç kuşkum yok, ama bu demek değil ki yer yer zorlanmayacaksın. Gelip geçen bu hisler seni kötü ya da yetersiz bir anne gibi hissettirmesin.

      Bebeğini sağlıkla kucağına alman dileğiyle…