16 Yorum

Zeynep’in “Pişmanlık yazısı”

Aşağıdaki yazıya bu web sitesini başlatmadan önce Zeynep’in blogunda rastlamıştım. Beni çok etkilemişti.

Pozitif Doğum Hikâyeleri blogunun amacı güzel doğum hikâyelerine yer vererek korku hikâyelerini bertaraf etmenin yanı sıra, doğumun gerçekliğine dikkat çekmeyi de içeriyor. Annelerin birinci ağızdan anlattıkları hikâyelerin ürkütücü unsular içerdiği düşünülebilse de doğumun ve sonrasının tüm gerçekliğiyle gözler önüne serilmesinin birçok anne adayına doğum olayıyla ilgili beklentilerini gerçekçi kılma açısından faydası olduğuna inanıyorum.

Bu bağlamda bu içten yazısına yer vermeme izin verdiği için Zeynep’e çok teşekkür ediyorum.

Blogcu Anne

Bu bir nedamet yazısı olacak. Ve çok uzun zamandır aklımda olan uzun bir yazı. Bekledim ben. Geçer mi üzerimden bu his. Anlık mıdır diye bekledim. Aylardır mütemadiyen hissettiğim bazense iyice nükseden bir hastalık gibi geçmek bilmiyorsa, karar vermiştim. Artık yara iyiden iyiye vücudumu sarmış gibi iyice deşip ortaya çıkarmak gerekiyordu benim için. Biliyorum. Pek çok doğurmuş (!) kadın için hissettiklerim saçmalıktan ibaret. Haddini bilmeyenler içinse şımarıklıktan başka bir şey değil. Hele çok istediği halde yıllardır bebeğe hasret kadınlar için, abesle iştigalden başkaca bir şey değil. Çuvaldızı en derininden kendime batırıyorum, artık isteyen iğnelenebilir. Bunlar benim hissettiklerim.

Hep normal doğumla dünyaya getirmek istedim kızımı. Ama zaman ilerledikçe bebeğin içimden nasıl çıkacağı korkusu içimi kemirmeye başlamıştı. Normal doğum için tek bildiğim Türk filmlerinde kaynar kazanlarla taşınan suların başında bağıra çağıra doğurmaya çalışan kadınlardan ibaretti. Bu işin kursları olduğunu biliyordum. Ne var ki, doğuda bir sınır ilçede çalışan biri için fazla lüks bir istekten ibaretti bu. İşin kötüsü çevremde neredeyse herkes sezaryenle doğurmuş bebeklerine kavuşmuştu. Hepsi de doğum şeklinin çok şahsi bir karar olduğunu söylemelerine rağmen, bir şekilde bana sezaryenden memnun olduklarının altını çizmeden edemiyorlardı. Sezaryen için seçilen hastanenin otel hizmetleri övülüyordu. Çok yakınlarımdan bir kadın bana normal doğumda kalp krizi geçirme riskinin olduğunu söylemişti. Bir tanıdığın bir tanıdığı şeklinde rivayetle nakledilmişti bana. Karısı normal doğum yaptığı için adamın biri artık karısını  çekici bulmuyordu. Evliliğin için ben senin yerinde olsam sezaryen isterim diyenleri de biliyorum. Kafam bir sürü fikirle doluyken kötü bir doğum hikâyesi dinledim. Makata kadar yırtılan ve sonrasında bir sürü sorun yaşayan bir kadının doğum hikâyesi. Gözüm karardı, doktoruma gittim. Kararımı değiştirdiğimi söyledim. Israr etti. Yapabilirsin, en azından denemiş olursun, dedi. Dinlemedim. Dedi ki, kötü bir hikâye okumuşsun ya da dinlemişsin ama en kötüsünü düşünme. Arka arkaya bildiğim tüm kötü senaryoları sıraladım. Bunların senin doğumunda olmayacağını garanti edemem, dedi. Şanslı değildim. Bebeğimi karnımda en son güne kadar sağlıkla içimde taşımıştım. Ne diye risk alıyordum. Neden sancı çekecektim. Kırkıncı haftanın dolmasına az kalmıştı. Karnıma zaman zaman da sağ kasığıma saplanan sancılar beni korkutuyordu. Gerçek doğum sancısı kim bilir nasıldı. Ablamın biri alerjik astıma ek olarak çatı darlığıyla sezaryen kararı verilmişken, 37. Haftada gelen doğum sancılarıyla acil sezaryene alınmıştı. Diğer ablam 24 saat boyunca suni sancı almış olmasına rağmen, doğum gerçekleşmeyince çatın darmış denilerek sezaryene alınmıştı. Ben hiç denemeyeyim zaten diye de düşündüm. Beril tam 39+4 de sezaryenle dünyaya geldi.

Blog arşivde Beril’in doğum hikâyesi yok. Yazdım aslında. Bir gün merak ederse diye yazdım. Ama bence sezaryen doğumların bir öyküsü yok. Bir heyecanı yok. Ben zaten tüm hamileliğim boyunca sadece normal doğum öyküleri okumuştum. Sezaryen karar verdiğimde bile okumadım. Hala da okumam. O yüzden yok.

Randevulu sezaryen tarihinde hastanedeydik. Doktorum randevu saatinde yanımda değildi. Yarım saat sonra serumdan ve stresten tuvalete taşınmaktan bıkmış, hemşiresine çemkirmeye başlamışken gerçeği öğreniyordum. Doktorum ssvd yaptırıyordu. Tam dört saat sonra girdim ameliyata. Doktorum tam dört saattir normal doğum yaptırmaya çalışıyordu, evvelce sezaryen yapmış bir kadına. Bu sırada “acaba” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Bir pişmanlık bulutu gelip geçtim üzerimden.

Beril doğdu. Defaatle bana değişik doktorlar tarafından ağrı eşiğimin çok düşük olduğu söylenmişti. Ancak bu kadar yoğun bir ağrı tasavvur edilemezdi. Eee, hani kulaktan kulağa yayılan sezaryen oldum, ilk gün misafir ağırladım, şunu da yaptım bunu da yaptım, falan fıstıktı olay. Yani doktoruma sonsuz güven içindeyken bir ara acaba içimde bıçak mı unuttu bu adam diye düşünüyordum.  Düşünüce aslında? Elimi mutfakta azıcık olsun kesişlerimdeki acıyı anımsadım. Anestezi uzmanı dozu normal bir hastaya oranla x 4 kat artırdığını söyledi. Azami haddin üstüne istesem de veremeyeceğini ekledi. Epidural sezaryen olmuştum, düğmeye basınca ağrım geçiyordu sözde ama??? O dayanılmaz sızı, beni bebeğimi kucağıma almaya engel oluyordu. Bu ağrı üç gün sürdü. Zamanla azaldı. Şimdi hiç ağrım kalmadı. Ama acıyı hiç unutmadım. Kocam, çok sonraları dedi ki “ömür boyu bu ağrının kalacağını sandım” ve ben de o sırada sezaryen olan ama sapasağlam insanları kafamdan geçirip iyi olacağımı kendi kendime telkin ediyordum. Bıçak sızısı kolay iyileşti. Ama içimdeki sızı hiçbir zaman iyileşmeyecek. Belki de iyileşecek. Bilinmez.

Kızım, son derece sağlıklıydı. Henüz hastanedeydik. Kızımın yüzüne baktım. Çok mutsuzdu. Bilmiyorum, belki değildi ama ben öyle sandım hep. Kocama söyledim, neden çok mutsuz, belki de istemiyordu, içim sıcacıktı. Üzüldü mü çıkarıldı içimden diye. Yok canıııııım, dedi. O daha çok minik ne anlayacak. İkiniz de sağlıklısınız, boş ver şimdi bunları, dedi. Boş vermem mümkün müydü? Nasıl ağlıyorum hastanede sessiz sessiz. Çok üzdük kızımı, aniden şok oldu, bugünü beklemiyordu. Hazır değildi, dedim. Başka şeyler de etkili ama bu da katkı sağlayıcılardan biri olarak doğum sonrası depresyonun en dibine sürükledi beni. Beril’in ilk dört-beş ayına ait bir yazısı yok blogda. Beril doğduğu günden itibaren anlatıyorum ben hep. Bak şimdi seni şuraya götüreceğiz. Şimdi içeride şöyle olacak. Eğer o uyuyorken bir yere gitmişsek uyandığında hemen “ sen uyuyordum, biz sen uyurken böyle yapalım dedik, buraya geldik, burada şunlar var”. En düzensiz zamanlarımızda bile bunu yapmaktan hiç vazgeçmedim. İnsanlar deli gibi bakıyorlar bana. Çok umursadığımı söyleyemem. Hatamı telafi etmek için uğraşıyorum. Anlık, habersiz değişimler yaşamasın diye yavaş yavaş anlatıyorum. Sezaryene karar verdiğim gün kızım için büyük bir haksızlık yaptım. Düşünün. Kiracısınız bir evde. Ev sahibinizle bir yıllık kontrat yapmışsınız. Şimdi siz sıcacık evinizde otururken dannn! diye girse ev sahibi evin içine. Elinde kocaman kepçelerle! “Hoop” dese, “çıkıyorsun, gözünün yaşına bakmam”, dese. Ve hatta bir düzine adamı da siz geceliğinizle evde otururken peşine takıp gelmiş olsun. Ne oluyor demez misiniz? Bu bir travma değil midir? Lanet olsun!!! Bu aylardır dünyanın en korunaklı, en güzel ve sıcacık karnınızda beslenen bir bebek için travmanın daniskasıdır. Bu gerçek, doğum(!) yapar yapmaz yüzüme şırrrak diye çarpan bir tokat gibi acıttı. İstemeden içimden çıkartıp, buz gibi zamansız bir yerdeydi artık ve son pişmanlık fayda vermiyordu. Bazı bazı bahseder gibi oluyorum ama “yani dert mi seninki de” diyorlar bana. İkiniz de sağlıklısın, daha ne istiyorsun. Ne kurcalıyorsun, bak kızın sağlıklı, eee sende de göbek falan da yok, diye cevaplar alıyorum. Hakikaten sağlıkla bir bebeğe kavuşmak, bıçak acısının sonradan geçiyor olması memnuniyet için yeterli miydi?

Bir bakın, etrafınızda bebek sahibi kadınların kaçı normal doğumu denemiş. Randevulu sezaryen bebeklerimiz var artık. Birbirini kandıran kadınlar var. Bir tek, doğum yapmamış kadın burayı okursa ve sesim ulaşırsa. Sakın inanma gebe kardeşim demek istiyorum. Prenses sezaryenler yok. Aldatmaca hepsi. Nedamet çok ama itiraf yok. Bence de sezaryenin bir zararı yok. Turp gibiyim bakın. Vallahi ağrım sızım yok. Kızıma da sezaryen neşteri isabet etmiş değil. Tüm bunlar memnuniyet için yeterli midir? Bunları sorguladığında evet cevabı verecek kaç kadın var merak ediyorum. Neşter yemek, dokuz kat kesilmek! Bir kadına bahşedilmiş en güzel şeylerden biridir eminim doğum. Hamilelik baştan sona böylesine güzelken doğum kim bilir nasıldır. Bize hep ağrıdan saçını başını yolan kadınları anlattılar ama. Ya da “ya alttan kesecekler ya üstten” demeler. Başka türlüsü de mümkünmüş, sonradan öğreniyorum. Acıyı algılayış şeklini bize hafızamız söylüyor. Bunu doğum dalgaları olarak anlatan, yaşayan şanslı kadınlar var. Ben tüm samimiyetimle ve sezaryenden dolayı en ufak bir rahatsızlık geçirmemiş biri olarak açıkça söylüyorum. Çok pişmanım. Şimdi bir ikinci bebeğim olsa… Düşünüyorum ben zaman zaman. İtiraf ediyorum. Son zamanlarda sıkça ikinci bir bebeğim olsa nasıl olur diye düşünüyorum. Daha aklı başında olurdum. Orası kesin. Araştırıyorum. Temmuz ayında bir gruba üye oldum ben. Sezaryen sonrası sezaryen zorlaması da aldatmacadan ibaretmiş. SSVD doğum yapanlar, bu harika deneyimi yaşayanlar birbirlerine destek oluyorlar. Delilik o ya, bir gün bir daha hamile kalırsam diyorum, normal doğumla bebeğimi dünyaya getirmeyi çok isterim. Denerim en azından. Korkaklık yapmam. Bebeğimin dünyaya geliş zamanına kendisi karar versin isterim. Haftalara takılmam. Acıya değil, bebeğime odaklanırım. Bir güzele kavuşmak için çekilen acıysa da kutsal sayarım.  Bir bebeğe daha travma yaşatmam, izin vermem. Bunu buraya yazıyorum ki ileride unutmayayım. Vazgeçmek kolay çünkü. Vazgeçirenler pek çokmuş çünkü.

16 yorum

  1. Zeynep’in bu yazısı bu blogun varoluş sebebini çok güzel özetliyor: Etrafta dolaşan doğumla ilgili korku hikayeleri bu kadar güçlüler işte… Bir anne adayı, hele de ilk kez bunu yaşıyorsa, ve etrafından güzel tecrübeler değil, sadece korku unsuru içeren hikayeler duyuyorsa tıbbi bir gereksinim olmadan da sezaryene kolaylıkla yönelebiliyor.

    Zeynep bu yazısıyla aynı hisleri yaşaması muhtemel birçok anne adayına yol gösteriyor. Paylaştığı için tekrar teşekkür ederim.

  2. Çok etkilendim Zeynep, çok samimi bir yazı olmuş. Umarım doğum kunusunda kafası karışık olan anne adaylarına yol gösterir paylaştığın hislerin…

  3. Ya ben de inanılmaz etkilendim, hüngür hüngür ağlıyorum burda, ne kadar samimi bir yazı olmuş. Sezaryen düşünen tüm arkadaşlarıma önereceğim bunu okumlarını. Paylaşım için çok teşekkürler!

    Ve eminim kızın bu yazıyı okuduğunda seni çok iyi anlayacaktır, çok sahici bir annesin çünkü, ne güzel!

  4. Bebeginizin travma gecırdıgını dusunmeyın bence.Bir anne olarak zamanında dogru bır karar vermıssınız ve uygulamıssınız. nırmal dogumda kotu bır deneyım de yasayabılırsdınız.Bakalım ben de yazıcam buraya sezeryan hıkayemı. ama 6 ay sonra!

  5. Zeynep çok samimi bir şekilde anlatmış o kadar etkilendim ki …randevulu sezeryanla doğum yapmayı planlayan arkadaşlarım ile paylaşacağım.. Açıkçası bu açıdan bakabilen fazla insan olduğunu düşünmüyorum.
    @Blogcuanne, iznin olursa yeni açtığım bloğumda bu güzel girişiminden bahsetmek isterim belki benimde bir faydam olur.
    http://www.kaymacina.wordpress.com

  6. Bır anne adayı olarak kafamda kı soru ısaretlerınden kurtulmus oldum…Yuregıne saglık adasım 🙂

  7. Talihsiz bir şekilde sezaryen olmuş biri olarak yüzde yüz her cümlesine katılıyor ve sonuna kadar bu duyguları hissediyorum.
    kim ne derse desin çok önemli bir nokta var “benim oğlum doğum gününü kendisi seçmedi bu çok korkunç birşey”

  8. Zeynep bu yasadiklarinizda, surecte duygusal zihinsel destegi saglamayan bir sistemin de etkisi var. doktorlarin bu yasadiginiza benzer hassasiyeti baska gebelere anlatmasi lazim ki onlar da az cok biliyorlar ya- zaten cabamiz burada. saygili insancil dogumu hak eder her insan. bu ulasilabilir bir sey ustelik. plansiz sez. nin duygusal travmasini aciklamayan dr., sistem, kitaplar etik olarak hatalidir bence. bu tür platformlar bu ihtiyaci bir olcude karsiliyor. o nedenle yasadiklarinizi anlatmanin hem terapi tarafi hem de baskalarina bazi uyarilar yapma anlaminda degeri var. ayrica kendimize karsi daha nazik olalim affedelim beraberce gayret edelim bunun icin. yasanan her seyin bizi bir sonraki duraga goturdugune inaniyorum. hele bu kadar hassasiyetle hissediliyorsa ic ses o zaman bilincli bir bakistan soz ederiz ve o zaman yasadiklarimiz bizdeki bazi neg. duygularin aciga cikmasina sebep olmus demektir. bu da temizligin yarisi.
    bunlari ben de kendi tecrubeme dayanarak da soyluyorum. isterseniz ben de yollayayim tecrubemi, hatta iyileseyim diye bir de blog kurmustum kendi kendime yazip duruyordum, tekrar tekrar bakiyordum, ariyordum kendi hatami. kendi hatalarim var ama kontrol edemedigim baska seyler de vardi yasadiklarimda. Her yasanan aci iyilesme potansiyeli ile dogar. Bu konuda claudio panuthos un”transformation through birth” kitabini kendim icin faydali bulmustum. hatta bazi bolumleri cevirdim de terapi olsun bana diye, bol bol yazdim icim doldukca yazdim yazdim yazdim. cok iyi geldi, okuyunca yazmadan da edemedim size

  9. ayrica benzer duygular bir zamanlar bana da cok siddet uygulamisti o yuzden cevap yazmak istedim. iste hepimizin hayati birbirimize bagli, bu duygular beni sallayip calkalarken iyilesmek icin cirpindim adeta, kurslar, kitaplar, gruplar, forumlar, kafamda donen ayni sorular, utanc, yas tutma hepsine kucak actim aslinda,iyice sonuna kadar yas tuttum kaybettigim hayalim icin, hem de 1 seneden fazla yas tuttum. oyle uzuldum, oyle agladim, caresiz kalinca baska seyleri sucladim, kurtulmaya calistim bu yogun siddetten, yavas yavas gayretler etkisini gosterdi eridi gitti pismanliklar, cunku o anda elimden gelenin en iyisini yaptim ben. boyle acilari kendi sistemimizde eritip bagislamamiz lazim, bazi ortamlar, kisiler, dinleyerek, umit vererek bize bu konuda belki azicik yardimci olabilir. olanlarla hellallesip bir daha dogum yapma islerine hic bulasmam ne guzel bir duzenim var dedigim o mutlu state icine girince, yani gecmisi sallayiverince gokyuzune bir miktar daha, iste o anda demek oyle bir bosalma yasamisim ki korunmama ragmen bir guzel hamile kaldim ikinci kez. simdi ayni yolda yurumuyor muyuz hepimiz…

  10. gerçekten çok içten ve bilgilendirici bir yazı yazmışsınız.
    hamile kalmadan önce normal doğumu savunuyordum. 8 haftalık hamileyim. hala da normal doğum diyorum.
    normal doğum olmalı diyerek bu konuda tamamen sabit fikirli bir tutum içindeyim. ama çevre o kadar önemliki. şimdiden canımı sıkmaya başladılar. doğuran doğurmayan herkesin fikri ortak: sezeryan.
    daha kötüsü, normal doğumu savunan doktorlar da yok denecek kadar az. bizler müşteri olarak görülüyoruz ve “normal veya sezeyan hangisini istersen onu yaparız” diyorlar. arkama bakmadan kaçıyorum. nereye kadar ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.
    siz başkaları gibi değilsiniz. sırf sezeryan oldu diye bunu körü körüne savunup üstelik dayatan insanlardan değilsiniz. siz çok duyarlı ve araştıran birisiniz. bizleri aydınlattınız, kendinizi de suçlamayın. bu düşünceliliğinizle iyi bir anne olduğunuzu ben anladım.

  11. Güzel ve içten, gerçek bir hikaye. Duygulandım, sitedeki neredeyse tüm hikayeleri okudum ama bu sefer gerçekten de duygulandım.

    Çok yakın bir arkadaşım sezeryandan yıllar sonra söylemişti bunu bana ”Ece’nin bir doğumgünü yok, doğurtulma günü var” Duyduğum ilk an çok garip geldiyse de , kötü hikayelerle korkutulup kandırılar bir annenin, depresyonu atlatıp bilinçlendikten sonraki sözleriydi bunlar ve 7 yıl sonra hala ilk duyduğum ana dönüyorum. Hala Ece’mizin doğumgününü kutlarken güzel annesinin aklından bir kez de olsa bu durum geçiyor. Şimdi ikinci bebeği düşünüyor (ki iki kardeş arası 3 yaştan fazla olmasını istemezdi, öyle şeyler yaşadı ki ancak düşünmeye başladı) ssvd yi araştırıyor.

    Bu site bana da kendimi hazırlamam için çok yardımcı oluyor ve olacak. Her güzel hikayeden sonra gidip eşime anlatıyorum, Kursları araştırıyorum. Bakalım 4 ayımız var, ben şimdiden kendimi hazır hissetmeye başlıyorum 🙂 Teşekkürler.

  12. Sevgili Ceren,

    Hikayelerin sana cesaret vermesine çok sevindim. Zeynep ve diğer anneler hikayelerini paylaşarak işte böyle çok önemli bir iş yapıyor, korku hikayelerini bertaraf etmeye yardımcı oluyorlar.

    Umarım her şey istediğin gibi olur. Sevgiler…

  13. Merhaba, ben de kordon dolanması nedeniyle doktor önerisiyle 39+0 da randevulu sezaryen oldum. ben kendim de uzman doktorum, belki de bu nedenle benim doktorum da risklerinden korktuğu için, belki doğuda şartları ve doğumhanesi hiç de iyi olmayan bir hastanede doğuracağım için, belki bir problem olursa müdahale şansı alet edevat yetersizliği nedeniyle yetersiz olabileceği için hep sezaryen üstünde durdu. Ama ben hep epidural ile normal doğum istediğimi söyledim, taa ki 38. haftada boynunda kordon dolanması saptanana kadar. Açıkçası risk alamadım, belki tam teşekküllü bir hastane olsa alabilirdim ama eşim de ben de cesaret edemedik. evet benim oğlum da kendi doğumgününü seçemedi, evet hazırlıksız yakalandı ama sezaryen olacaklar belki en azından normal doğum sancılarının gelmesini bekleyebilirler diye düşünüyorum. ben hastane imkanları nedeniyle buna da cesaret edemedim ama bence denemeye değer.

  14. Harika bir yazı.. 7 buçuk aylık hamileyim ve hep normal doğum istedim istiyorum. Bazen evde suda doğurmayı bile düşünüyorum ama ilk doğumum olacağı için göze alamıyorum. Bence iyi araştırmak, doğru bilgiler almak çok önemli.. Hepimiz türk filmlerindeki o sahnelerden bahsediyoruz ama doğruluk payları çok düşük! İnşallah umuyorum ki, doğum hikayemi de size yazarım.
    Ve evet, itiraf etmeliyim ki, “bir terslik olursa ne yaparım, sezeryan olursam nasıl yaparım” soruları aklımı kurcalamıyor değil; ama netten araştırdığım ve anladığım kadarıyla o tehlike anındaki mesele de sakin kalabilmek! Anne sakin olduğu zaman açılmaları da rahat oluyor, bebek de sakin ve yapması gerektiğini bilir halde oluyor. Hatta ters bebekler düzeliyor, kordon hiç sorun bile olmuyor, kakasını ise stresten, korkudan yapıyor zaten..
    Zeynep gibi arkadaşlarımıza da kabullenmeyi diliyorum. Annelik gerçekten çok sorumluluk isteyen bişeymiş..bir insanın hayatıyla ilgili kararlar alıyorsunuz!! Bunun bilincine varabilsek de hep doğruyu yapabilmek insan işi değil..insan hatalarla var; ve normal doğum yapmış ama bebeğine saygı gösteremeyen bi sürü anne var hayatta. Mükemmel değiliz! Bu yüzden kendimizi de dahil affedelim.
    Sevgiyle, umutla… 🙂

  15. Bu yazıyı okumak benim içimi rahatlatmadı, sadece başkaları da yaşamış ya da hala yaşıyor diyebilmemi sağladı. Bende sezaryen doğum yapmak zorunda kaldım daha da kötüsü genel anestezi aldım. Kızım doğmak istemedi çünkü. 42 haftayı tamamlayacaktık neredeyse ve dört kiloyu geçmişti. Ben bir gün daha beklesek dedim, kabul etmedi tabi ki doktor ya bir şey olursa dedi, artık beklemenin anlamı yok. Bunu göze alamıyor insan ya bir şey olursa… Normal doğum yapabilmek için son ana kadar bekledim diye rahatlattım kendimi, kıpırdamıyordu bile olduğu yerden sevgili kızım. Sezaryen olmayı kabul ettim çünkü başka çarem kalmamıştı artık aşağı inmedi, doğuma ilişkin hiçbir belirti yoktu, bir-iki gündür hareketleri de neredeyse durmuştu. Belki ertesi gün doğmak isteyecekti bir anda, hiç bilemeyeceğim. Ama asıl yaralayan beni, hala düşündükçe mutsuz eden, mutlu doğum anlarını gördüğümde/okuduğumda yaşayanlar adına sevinirken kendi adıma içimi burkan genel anestezi almamdı. En çok kızımı görmek istediğimi söylemiştim doktoruma defalarca, ilk ben görmek istiyorum, yanımda olmasını istiyorum, yalnız kalmasını istemiyorum… Ben buraya yazan pek çok kişi kadar cesaretli değildim normal doğum için ama kızımı görebilmek için, doğduğunda benim yanıma gelebilsin diye razıydım ne kadar ağrısı varsa, sonunda kızım olacaktı yanımda. Akşamüstü girecekken doğuma sabah olacağını öğrendim önce, daha kendimi hazırlayamadan ameliyathaneye gittim (daha ne kadar hazır olacaksın diyorlardı bana 9 ay bitmişmiş…), spinal anestezi alacakken ameliyat masasında genel anestezi olacağımı öğrendim tahlil sonuçları yetişmemiş (neye yetişmediyse, ne acelemiz varsa..), paniğe kapıldım “tamam” dedim bir taraftan da dua ediyordum sonuçlar gelsin diye, böyle uyuttular beni en gergin halimde. Dönüp dönüp soruyorum kendime neden “tamam” dedin, olmaz deseydin değişen bir şey olur muydu, bilmiyorum… Uyandığımda çok acım vardı, kimseyi korkutmak istemiyorum ama ameliyat işte acısız olur mu? Nerede diye sorduğuma eminim ilk ya da kendi kendime tekrarlıyordum hemen getirdiler kızımı emmesi için, ama o zaman kadar neredeydi küçük mucizem bilmiyorum, tek başınaydı ve hiç hazır olmadığı bir dünyadaydı ve büyük ihtimalle korkuyordu. Bense yanında yoktum çünkü “tamam” dedim. Bunların etkisi bir süre devam etti bende sinirliydim, gergindim, hiç bir şey benim hamileliğim süresince hayal ettiklerime uymuyordu, bir de üstüne oda çok kalabalıktı, düşünemiyordum bile ne oldu diye; kızımı bile vermiyorlardı bana, dinleneyim diye, zaten pek çok şeyi hatırlamıyorum. … Yanımda olan yardım etmeye çalışan ailemi, kocamı, kardeşimi, ablamı, annemi de çok bunalttım o arada hala üzülüyorum.Fotoğraf bile çektirtmemişim, kızımı rahatsız etmeyin diye, daha fazla gerilmeyeyim diye çekmemişler onlarda 🙁 Ama kızımla geçirdiğim ilk zamanlara etkisi oldu yaşadıklarımın, atlatamadım. Pek çok kişi daha ne istiyorsun diyor, kızın sağlıklı sen sağlıklısın. Elbette hiç itirazım yok bunlara, hep şükrediyorum yanımda diye ama içinde bir yerde yara kalıyor insanın işte… Geçsin istiyorum artık, düşününce bunları ağlamamak istiyorum ama geçmiyor.