5 Yorum

Dilek ve Ece’nin Hikâyesi

~ 16 Ağustos 2008, Londra ~

Hamilelikte bekleten, fakat doğumda acelesi olan Ece’nin – aslında ailemizin – doğum hikâyesi…

İlk olarak sunu söyleyeyim ki, benim doğum yaptığım İngiltere’de, keyfi sezaryen zaten uygulanmıyor. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, yıllar süren zorlu mücadeleler sonucunda, kadınlar hamileliğin bir hastalık değil, doğal bir süreç olduğunu kabul ettirmişler. Ameliyatlarla, doktorlarla değil, ebelerle, hatta evlerinde, doğal ortamlarında doğum yapma şansını elde etmişler.

Tam yerine düşmüştüm yani, zira bildim bileli doğumu hep doğal düşlemişimdir. Bebek beklenmeli, hazır olduğunda kendi doğumunu başlatmalı. Doğarken mücadele etmeli.

Doğum Londra’da, University College London Hastanesi’nde gerçekleşti. Beklenen doğum tarihinden bir ay önce hastane çantamı hazırlamıştım, bu arada eşimle birlikte doğum, doğum sancıları, anestezi çeşitleri, emzirme, bebek bakımı gibi bazı kurslara katılıp, doğum planımı hazırlayıp hastaneye teslim etmiştim. Plana göre örneğin çok gerekirse epidural anesteziden yararlanacaktım. Aslında için için, sancılara dayanabilmeyi ve anestezisiz bir doğum hayal ediyordum. Epiduralli doğumlarda ıkınma hissi olmaz, makine yardımıyla ne zaman ıkınmak gerektiği söylenirmiş. Bense doğumu her yönüyle yaşamaya çok özeniyordum. Eşim de bana her konuda destek oluyordu. Benimle kursa gelmeyi de kendi teklif etmişti. Tabii ki doğumda da yanımda olacaktı.  Doğum planımızda eşimin göbek bağını kesme isteğine de yer vermiştik.

Hastane kuralları gereği (WHO ve UNICEF’in tavsiyeleri doğrultusunda) doğumda ve doğum sonrasında sadece çekirdek ailenin bulunmasına izin veriliyordu, hatta gece refakatçiye bile izin yoktu. Bu kural, yeni doğmuş bir bebeğin doğduktan hemen sonra tüm akrabalar arasında, kucaktan kucağa gezdirilmesine, etrafında bir sürü insanin kalabalık etmesine, böylece doğum terörüne engel oluyor ve annenin dikkatini emzirmeye vermesini destekliyordu. Doğumdan sonraki ilk gün tamamen anne, baba, bebek ve varsa kardeşlerin tanışmasına ayrılmıştı.

Ben kendimi doğuma 1 ay kala bile hazır hissederken, Ece’nin karnımda rahatı yerindeydi. Sonuçta kraliçemiz beklenen tarihte değil, dört gün sonra doğdu.

Doğum: 16. Ağustos 2008

Sabah 5.00-6.00 arası başlamıştı sancılar. 7.00 gibi düzene girmişti, hastanenin doğum servisine telefon ettim:
– …
– Yok, suyum gelmedi.
– …
– Ama sancılar şiddetli ve düzenli.
– …
– Tamam, bir parasetamol alıyorum, hemen küveti ilik suyla doldurup, içine uzanıp güzel şeyler düşünüyorum.
– …
– Tamam, kursta da söylemiştiniz, sancı geldiğinde kısa kısa nefesler alıyorum, sancılar arasındaki süreye dikkat ediyorum.
– …
– Sancı aralıkları 5 dakikaya indiğinde tekrar ararım.
– …

Telefonu kapattım, ebenin dediklerini yaptım. Eşimin elinde kalem, kâğıt ve saat; ben “SAAAANNCIIII aaaaaa”, diye bağırdıkça, o not alıyor ve istatistik açıklıyordu. Sancılarım da öyle dayanılmayacak düzeyde değildi. Ilık suyun içinde olmak ve parasetamol, ağrıları bir nebze hafifletmişti herhalde. Saat 9.30 gibi sancı aralıkları 5 dakikaya inmeye başladı ve bu sefer hastaneyi eşim aradı. Hemen gelmemiz gerektiğini söylediler.

Saat 11.00 gibi hastaneye vardık. Ben artık sancılarımı daha şiddetli hissetmeye başlamıştım. Evet, sancılar beni yoruyordu, neden tıbbin faydalarından yararlanmayacaktım ki! Ama ıkınmaları da hissetmek istiyordum, acaba biraz daha dayanamaz mıydım? Bekleme salonunda bekliyorduk. Doğumhaneyi hazır ediyorlardı. Bazı sancılarda hızlı nefes alıp vermeyi unutuyordum, eşim bana hatırlatıyordu. Birlikte kursa gitmenin avantajını yaşıyorduk. Ayrıca ne bir telaş ne de bir korku vardı bende. Hızlı nefes alıp verip sancılarımı hafifletmeye çalışıyordum.

Neyse, 12.00’de doğumhane hazırdı, bizi içeri aldılar. Hemen yatağa yatırdılar. Ebe beni muayene etti.

– Çok güzel, 2 santim açılma var, daha 8 santim açılması lazım. Saatte 2 santimden 4-5 saat eder, 16.00-17.00 gibi kızınızı kucağınıza alırsınız. Bu arada bir şeyler yiyip, güç toplayın. Doğum planınızda gerekirse epidural istediğinizi yazmışsınız, çağırayım mı anestezi uzmanını?
– Hayır, henüz istemem. Biraz daha idare ederim.

Kasılmaölçerden çözdüler, koltuğa geçtim. Beklemeye başladık. Ve biraz sonra, bir sancıyla birlikte aniden ilk ıkınma hissi geldi. Bu tarif edilemez bir duyguydu. Sancı ağrı veriyor ama ıkınsam ağrı geçecekmiş gibi hissediyordum. O anda hatırladım: rahim ağzı tam açık değilken ıkınmamak gerek, yoksa bebek strese girer, bir yerde okumuştum. Fakat artık ıkınma dürtüleri ardı ardına geliyordu. Sancı neyse de, ıkınmayı bastırmak beni mahvediyordu. Ebeye durumu anlattık. Ebe de ıkınmamam gerektiğini söyledi: “Henüz rahim ağzın açık değil, bebeği üzmeyelim.” Ikınmayı bastırmak beni o kadar yoruyordu ki, pes edip “Epidural istiyorum!” dedim. Ebe anestezisti çağırmaya gitti ve döndü.

Bu arada ben ıkınma dürtümü bastırdıkça fena oluyordum. Hatta bir iki defa kendimi tutamadım, ıkındım, öyle güzeldi ki, öyle iyi geldi ki! Anestezist ise hala ortalarda yoktu. /)=%$§@€§””!%&()(/%$ Ben artık ciddi ciddi bağırmaya başladım; sancı geldikçe ıkınma isteği de geliyor, ıkınmayı tutmaya çalıştıkça attığım çığlıklar bana iyi geliyordu. Ebe birden, halimin doğuran bir kadından farksız oldugunu, beni tekrar kontrol etmek istediğini söyledi. Bunun için yine yatağa uzanmamı istedi. Hızlıca kontrol etti, önce çok şaşırdı, ardından memnun memnun güldü. Rahim ağzının tamamen açılmış olduğunu söyledi, ıkınmamı tembih etti. Bize gereken son 8 santim yarım saat kadar bir sürede açılmıştı.

Tabi bu durumda epidural yatmıştı. Ama artık epidurali isteyen kimdi zaten! Ben, sancı ve ıkınma hissi geldikçe ıkınıyor, ve böylece zaten kendi anestezimi hormonlarımla kendim sağlıyordum. Eşim de doğum boyunca elimi bırakmadı, saçımı okşuyor, bana güzel sözler söyleyerek moral veriyordu. Bana o kadar büyük destek olmuştu ki!

Artık Ece neredeyse gelecek diye doğumhane ısıtıldı, ışıklar biraz kısıldı, ortam sessizleşti. Sıcak, emin, kuytu bir yerden gelen bu yeni dünyalıyı ürkütmemek gerekiyordu. Dolayısıyla ona ilk anda, aynı ortamı sağlayamasak da, sıcaklık ve annesinin o bildiği kalp atışlarını sunmalıydık. Ve ışıkları da olabildiğince loş tutmalıydık.

Ve 12.57’de ebe Ece’yi daha göbek bağı kesilmeden koynuma yatırıverdi. O ıslak, mor canlı, bizim kızımızdı. Göbek bağını kesme görevi de babamıza düştü. Ebe makası eşimin eline verirken, şaşırmasın diye, göbek bağlarının kalın ve biraz sert olduğu uyarısını yapmayı da ihmal etmedi.

Bağ kesildikten sonra ebe Ece’nin göbeğini bir mandalla tutturdu, çabucak kilo ve boy ölçümlerini yaptı. 3600 gram, 51 santim. Ardından Ece’yi bir havluya sardı ve toplamda 2 dakika bile geçmeden tekrar koynuma verdi; kalbimin üstüne koyduk, kalp atışlarımı duysun, koynumu yadırgamasın diye. Tenimi hissetsin diye de giydirmedik.

Ardından, bir yandan doktor çok büyük bir sessizlik içinde dikişlerimi hallederken, bir yandan da ebe ilk emzirmede bana yardımcı oldu. Babamız da fotoğraflarımızı çekti. Dikişler biter bitmez, üçümüzü doğumhanede yalnız bıraktılar. O loş doğumhanede kimse tarafından rahatsız edilmeden 4 saat daha kaldık.

Doğumdan hemen sonra Ece’yle özel bir bağ kurdugumuzu düşünüyorum. Sonraki günler ve haftalar, bizi hiç üzmedi. Uysal ve güçlü bir bebekti, hala öyle.

Her şey hayal ettiğim gibi oldu.

Her ay muayeneye gittiğim hastanedeki ebelerin tavsiyeleri ve önerileri boşuna değilmiş. Başlarda korktuğum mecburi sezaryen korkusunu bile aklımdan silmişlerdi. Hamileliğimde sağlıklı beslenme konusunda biraz zorlansam da hamileliğim boyunca bunun faydasını çok gördüm. Abur cubur, pizzalar ve pasta böreklerden uzak kaldığım sürece, neredeyse sadece ızgara et, balık ve haşlanmış sebze, bol meyve yiyerek, bol su ve süt içerek yok denilecek kadar az bulantım oldu, ne de fazla kilo aldım. Bu sayede Ece’yi de fazla şişirmedim ve doğal doğum için önemli bir kriteri tamamlamış oldum.

Beslenme alışkanlığım beni zinde tuttuğundan günlük kısa yürüyüşler yapabildim. Bu da kan dolaşımıma ve bağırsak hareketlerime faydalı oldu. Önemlisi Ece’nin zamanında dönmesine yardımcı oldu.

Hamileliğimin başlarında aldığım pilates topu ve onun üzerindeki zıplamalarımla, Ece’nin rahim ağzına inişine destek verdim; şöyle ki hamileliğimin son haftalarında topu sandalye olarak kullandım ve yemeğimi dahi onun üstünde yedim.

Bir de şu meşhur kegel hareketleri. Aklıma gelebilecek her ama her fırsatta tekrarladım. Çünkü kegel hareketlerine ne kadar çok çalışılırsa doğum da o kadar kısa sürüyor, bunu ebeler her muayenede tekrar tekrar söylemişlerdi.

Öğrendiğim en önemli şey: Bebeğin mutluluğu ve huzuru hamilelikte şekillenmeye başlıyor. Doğru bir beslenme şekli ve özverili bir hayat tarzı doğal doğumun ve sağlıklı bir bebeğin anahtarı. Doğumdan hemen sonra da anne bebeğini “doğum teröründen” koruyabilirse, bebek dünyaya ve ailesine daha hızlı adapte oluyor. (Doğum terörü hakkında daha fazla bilgi için: M. Montessori, Absorbent Mind, S.64-65)

5 yorum

  1. Bu hikaye, çok güzel ve çok doğal olmanın da ötesinde, “doğum dostu”, “anne dostu”, “bebek dostu”, her ne ise, DOST hastanenin nasıl olması gerektiği konusunda örnek teşkil ediyor bence… Bebek gelmeden önce ortamı hazırlamaları, ışığı kısmalar, böyle şeyler Türkiye’de oluyor mu, çok merak ediyorum. Daha doğrusu annelerin böyle beklentileri, talepleri var mı? Olmalı…

    Bizler istedikçe, talep ettikçe büyük şehirlerimizde hala “babaların doğuma alınmadığı” hastane politikaları tarih olacaktır. Ancak önce bizlerin istemesi lazım.

  2. Ben İSTANBUL’da, maalesef bebek dostu olmayan bir hastanede bebeğimi dünyaya getirdim ve bunun üzüntüsünü ömür boyu hissedeceğim.
    Bu güzel, doğal ve sevgi dolu hamilelik ve doğum hikayesinin sonunda dünyamıza kat kat güzel bir bebek getirdiniz. 1,5 yıl sonra yeniden tebrikler. Ece’ye uzuun mutlu bir ömür diliyorum.
    Ve üçünüzü de kucaklıyorum…

  3. harika bir hikaye, 34 uncu haftama giriyorum ve hayalim aynen boyle bir dogum yapabilmek. artik turkiyede de yavas yavas dogal dogumu destekleyen bircok kisi var. ve sayimiz arttikca taleplerimize de ters bakmamaya alisacak hastaneler :).
    sevgiler

    • normal doğumu çok istedim ve yapabilmek için tam 42 hafta bekledik doktorumla beraber.
      ama benim oğlumun kafa çapı 37 cm. olduğundan kanala girememişti yavrum.
      herkese sağlıklı kolay doğumlar diliyorum..

  4. canım çok güzel bir doğum gerçekleştirmişsin.
    seni ve destek olan eşini tebrik ediyorum.
    allah kızın ve eşinle birlikte bir ömür boyu sağlık sıhhat ve mutluluk dolu bir yuvan olmasını nasip etsin..:)
    ben sezeryan olduğum için hiç bişey hatırlamıyorum.
    doğum sancısıda çekmedim hiç..