1 Yorum

Ayça ve Evrim’in Hikâyesi

~ 10 Haziran 2009, İstanbul ~

2003 yılında evlendik eşimle. İş güç eşimin askerliği falan derken ancak 2006 yılında çocuk istediğimize karar verdik. Uzun bir süre bekledik o mutlu haber için ama bir türlü olmuyordu. Tetkikler sonucunda ikimizde de bir sorun yoktu. Hep içimden zamanı geldiğinde olur mutlaka diyordum ama her ay yaptığım gebelik testlerinin sonuçları negatif çıkınca birkaç gün yanıma kimse yanaşamıyordu. Hıncımı onlardan çıkarıyordum.

2007 yılı ağustos ayı sonunda gecikme oldu, evdeki test negatif çıktı. Tabii ki yetinmeyip bir de kan testi yaptırdım. Sonuç pozitifti. Duyulan sevinç tabii ki inanılmaz. Tarif edilemez. Ama maalesef çok zaman geçmeden 1-2 hafta içerisinde muhtemel doğal seleksiyon ile düşük yaptım. Yıkım sevinçten daha ağır oldu. Günlerce haftalarca ağladım. Bebeğim dünyaya gelseydi Mayıs ayında alacaktım onu kucağıma, tam da zamanında, yaz başlangıcı. Ama olmadı.

Bir süre mola verdikten sonra denemelere devam ettik. Büyükler hep yönlendirdi “ böyle durumlarda hemen tekrar olur” diye ama olmuyordu. Derken Mart ayı geldi ve annemin göğüs kanseri olduğunu öğrendik. Kemoterapiler, ameliyat, radyoterapi derken aylar geçti. Çok zor bir süreç ama alışmak gerekiyor sanırım, herkesin başına geliyor maalesef.

Ve ekim ayında geciktim. Artık evde yapılan testler kesmiyordu. (Bu arada onların üzerinde hiç iki çizgiyi göremedim, ikinciye kısmetse) Hemen kan verdim ama öylesine, umursamıyorum kendimce. Sonuç elektronik posta ile geldi. Beta HCG hormonum bir hayli artmıştı! Sevincim yine inanılmaz boyutlardaydı ama bir o kadar da endişe içerisindeydim. Ya geçen seferki durum yine başıma gelirse diye. Bu sefer daha temkinli davrandık. Sadece anneme söyledim. Sıra doktor konusuna geldi, aslında benim bir doktorum vardı, özel bir hastanede çalışan. Ancak hem onunla daha önce yaşadığımız kötü tecrübe (düşüğüm)  hem de annemin hastalığı nedeniyle artık hastanelerden çok sıkılmış olmamdan dolayı bir arkadaşımın tavsiyesi ile dışarıda muayenehanesi olan ve normalde bir devlet hastanesinde çalışan doktorumuza gitmeye başladık. Öncelikli konumuz ilk 3 ayı sağlıkla atlatmamız olduğundan hiç doğum nasıl olacak, vs. konularına değinmedik.

İlk 3 ay geçti ve hamileliğim son derece sağlıklı bir şekilde devam ediyordu. Bu noktadan sonra başladım doğuma odaklanmaya.

Ben oldum olası yapay şeylerden uzak olmayı tercih etmiş bir insanımdır. Her şey olması gerektiği gibi ve doğal olmalıdır. İnsanoğlu olarak işleyen düzene sürekli çomak sokmamız beni hep rahatsız etmiştir. Bu nedenle kendimi bildim bileli normal doğum istedim. Sezaryen bana hep mantıksız geldi.

4. ayımda bana normal doğumda yardımcı olması için hamile yogasına başladım. Hayatımda hiç aksatmadan yaptığım ilk aktivite oldu, neredeyse doğuma kadar. Fiziksel rahatlamanın yanı sıra o atmosfer, bebeğimle baş başa kalabildiğim o anlar hayatım boyunca hep özlemini duyacağım kadar özeldi benim için.

İlk aylardaki bulantılarım ve son zamanlardaki bel ağrılarım haricinde ise hiç sıkıntım olmadı. İşim dolayısıyla bol bol yurtiçi ve yurtdışı seyahat ettim.

Doktorumuzla aram gayet iyiydi. Ancak 6. ayda kontrole gittiğimizde kesinlikle normal doğum istediğimi belirttiğimde kendisi “olur tabi ama bir komplikasyonda sezaryene alırız. Mesela şu an bebeğin ters duruyor muhtemel öyle kalır ve sezaryen olur” dedi. Hani anlarsınız ya niyeti, ben de o an anladım, bu doktor beni kesin kesecek. Yeni bir doktor arayışına girmem gerektiğini anlayarak yola koyuldum.

O sırada internet araştırmaları neticesinde Dr. Hakan Çoker’in doğal doğum semineri ile karşılaştım. Tarih cuk oturdu ve tam 7 aylık hamileyken bu seminere gittik eşimle. Seminer tamamen başka bir yazı konusu ama en önemli şey doğumla ilgili kimsenin, doktorun bile açık açık anlatmadığı tüm detayları öğrendik. İroni de orada ya: doğumu yapacak olan sizsiniz ama doktorunuz “ben biliyorum her şeyi, sen bana bırak” tadında.

Ve eski doktoruma geri döndüm. Neler isteyip neler istemediğimi anlattım. Prensipte mutabık kaldık. Detaylar konusunda çok da her şeyin istediğim gibi olamayacağını düşünsem de en azından allem edip kallem edip beni sezaryene sokmayacağından şüphem yoktu.

9’u 10’a bağlayan sıcak Haziran gecesi sabaha karşı 4’te ağrılar ile uyandım. İnanılmaz bir tuvalete gitme ihtiyacı ile. Bağırsaklarım da delice boşalmak istiyordu. Anladım ki sonunda minik kuşuma kavuşuyorum. Bekledim bir saat kadar, evde annem ve eşim ayakta, ağrılar sanki çok sık geliyormuş gibi hissettim. Asıl hissettiğim ise tabii panikle heyecan karışımı yerinde duramama. Doktorumu aradım, gelin hastaneye dedi. 6’da hastanedeydik, eşimle beraber. Annemi istemiyordum baştan, eşimle beraber biz bunu hallederiz edasıyla. 8 gibi doktor kontrole geldi, açılmam yavaş ilerliyordu, suni sancı verelim dedi. Yok dedim istemem, ben bu işi kendim hallederim. İçime kapandım, kendimi sakinleştirdim ve bebeğimle konuşup onu beklediğimizi ona anlatmaya başladım. Güzel bir müzik eşliğinde. Doktorun ikinci ziyaretinde her şey gayet yolunda gidiyordu. Arada NST cihazına bağlanıyordum. Minik kuşumun kalp atışları hala kulağımda. Maalesef ısrarla serum taktılar, ama ben o haziran sıcağında gizli gizli sürekli su içiyordum. Doktorum duymasın.

Öğle vakti geldiğinde ağrılarım çok şiddetlenmişti, acil olarak annemi talep ettim, hemen getirildi. Annemsiz hiçbir şey olmuyor bu hayatta. Artık dayanamamaya başlamıştım. Epidural takılmasında karar kıldık. Uygulanma biçimi beni korkutsa da gayet sorunsuz takıldı. Hemen ağrılarımı hafifletti. Hayat kolaylaştı. Ancak verdikleri epidural miktarı normal doğum olacağından sadece azıcık hafifletmeye yönelikti. Ailemin de desteği ile yarı gülerek yarı ağlayarak ama hiç bağırmadan 16.30 gibi doğumhaneye alındım. Ama sıkıntı o ki bu hastanede doğum doğumhanede değil ameliyathanede yapılıyormuş. Bu nedenle kimse doğumuma katılamadı. Doğum kısmı en kolay geçen kısım oldu. Heyecan doruktaydı. Ve sonunda 17.15’te o inanılmaz rahatlamayı hissettim. Bitti dedim, ve bebeğimi kucağıma aldım, aslında yeni başlıyordu. Kayıyordu elimden, zorla tutmaya çalıştım. Tabii ki bu çooook uzun bekleyişin ardından gözyaşlarımla onu sarıldım. Aslında tek isteğim onu hemen emzirmekti ama ne benim halim kalmıştı ne de bebeğim içeride kakasını yuttuğundan onu bana veriyorlardı. Yalvardım, üzerini sarıp biraz daha tutmama izin verdiler. Canım benim sessizce uyumaya devam ediyordu. Tam 3 saat gözetim altında tutup bebeğimi bana vermediler. Hoş o arada da ben dinlendim ve bebeğim gelir gelmez hemen emzirmeye başladım. İşte o an hayatımdaki en duygusal andı. Küçücük, savunmasız kızım kucağımda ve biz yine bir bütünüz.

En güzeli doğum olur olmaz ayağa kalkabilmem oldu. Sanki bir mucizeydi. Hiçbir şey olmamış gibi ortalıkta dolanmaya başladım. Zaten hastanede de sadece bir gece kaldık. Çok şükür sağlıkla kızıma kavuşmuştum.

Şu an kızım 6,5 aylık. O günleri hatırladığımda yüzümde bir gülümseme beliriyor. Ve ben bunu tekrar tekrar yaşamak istiyorum. Evet, ağrılar vardı ama geçti. Artık hatırlanmıyorlar, hatta hafızamı zorluyorum ama nasıl bir şey olduklarını hatırlayamıyorum. Bildiğim tek şey kolay bir yoldan zahmetsizce kızıma kavuştuğum.

Ama hamileliği çok özlüyorum, doğumdaki o heyecanı çok özlüyorum. Kızımın dedesinin de dediği gibi “Bunun gibi olacaksa biz böyle 3-5 tane daha istiyoruz”… İnşallah!

Bir yorum

  1. Aycacim, “Kızımın dedesinin de dediği gibi “Bunun gibi olacaksa biz böyle 3-5 tane daha istiyoruz”… ” yazmissin ya, ayni seyleri ben de hissediyorum…