25 Yorum

Çok, çok, ÇOK yoruldum!

Bu çok, çok uzun bir yazı oldu. Son birkaç günde yaşadıklarımı yazdım. Yaşarken yoruldum, yazarken daha da yoruldum. Dinlenmeye ihtiyacım var. Öyle böyle değil, GERÇEKTEN dinlenmeye ihtiyacım var.

Geçtiğimiz Cuma günü (dün) babaannemin yedisiydi. Deniz’i de alıp annem ve babamla Cuma sabah erkenden Mersin’e (daha doğrusu Adana’ya) uçacaktık. Hem cenazeye katılamamanın vermiş olduğu burukluğu bir nebze olsun atacak, hem de senelerdir görmediğim, bir daha da büyük ihtimalle çok uzun zaman görmeyeceğim ve sabırsızlıkla Deniz’le tanışmayı bekleyen eş-dost-akrabayı görecektik.

Perşembe öğlene doğru Deniz’in öğretmeni okuldan aradı. Rahatsız oldum. Bir şey olmasa aramaz. “Deniz iyi değil, ateşi 38,5, gözleri de kızardı, sınıfta uzanıyor” dedi. Banyodan yeni çıkmıştım, saçlarım ıslak bir şekilde apar topar gittim.

Sınıfına girer girmez gözlerimi masanın etrafında inci gibi dizilmiş çocukların yüzlerinde gezdirdim. Deniz’i aralarında göremeyince yaklaşık 1-2 saliselik bir kalp krizi geçirdim. Hemen ardından Deniz’in arka taraftaki minderlerin üzerinde, yanında saçını okşayan öğretmeni, yanakları kıpkırmızı olmuş, ağlamaklı bir yüzle yattığını görünce bu sefer beyin kanamasının eşiğine geldim.

Deniz’e neyi olduğunu sorduğumda başının ağrıdığını söyledi. Sağ şakağını gösterdi. Sınıfında kulak enfeksiyonu geçiren arkadaşları vardı, öyle bir şey mi diye düşündüm. Bu arada öğretmeniyle telefon konuşmamızdan 15 dakika sonra Deniz’in yanına varmış olmama rağmen ateşi 39 olmuştu.

Hemen doktoruna telefon, halama telefon, ne yapalım, ne edelim? Okulda çorba vardı, çorba içirdik. Doktorunun vermemi istediği ateş düşürücüden okulda yoktu, Deniz’i kaptım, yürüyecek hali olmadığı için arabaya taşıdım, hemen eczaneye gittik, ilacını aldım. Eve geldik, bu sefer yatağına taşıdım, yatağına yatırdım, ateş düşürücüyü verdim, çok geçmeden uykuya daldı. Doktoruyla da konuştum, uyanınca götürecektim.

Doktoru Anadolu tarafında olduğu için ve -benim içimde hala “Acaba Mersin’e gidebilecek miyiz?” gibi safça bir düşünce olduğu için olur da gideceksek eşyaları almaya geri gelmeyelim diye bavul hazırladım. Normalde planımız Perşembe gecesini annemlerde geçirip sabah saat 06.20 uçağıyla Adana’ya uçmaktı.

Hafta sonu evde olmayacağımızı düşündüğüm için Deniz’in uyuduğu bir saat boyunca evi toparladım. Deniz’in Babası’nın da hafta sonunu evde geçirmeme ihtimali vardı, o yüzden eve çekidüzen vermem gerekti. Sabah günün gidişatından bihaber bir şekilde yıkadığım çamaşırları küflenmesinler diye astım. Sabahki koşturmada toplamaya fırsat bulamadığım mutfaktaki bulaşıkları kokuşmasınlar diye makineye yerleştirdim. Hafta sonunu kız kardeşimle geçirecek olan Paphia’yı ve mamasını, kendi eşyalarımı, Deniz’in valizini hazırlayıp Deniz uyanınca arabaya yerleştirmek üzere kapıya koydum. Ancak bütün bunları yaparken Deniz’i okuldan almak üzere apar topar evden çıktığım sürede ocağın üzerinde 45 dakika boyunca altını açık unuttuğum, yoğurt yapmak için kaynattığım, kesilen ve neredeyse peynir kıvamına gelen sütün olduğu tencereyi dökmeyi unuttum.

Deniz uyandığında hazırladığım eşyaları -ve de tabii ki kendini hissetmediği için canım oğlumu- kucaklayıp taşımam mümkün olamayacağı için sitenin güvenliğinden yardım istedim. Eşyaları arabaya taşıdılar. Deniz görevli “amca”nın kucağında taşınmayı reddettiği için kendime artık ağır gelmeye başlayan 26 haftalık göbeğimin üzerine 17 kiloluk oğlumu tekrar yükleyerek arabaya bindim, ve yola çıktım.

Bizim evden karşı tarafa geçip Çiftehavuzlar’daki doktorumuzun muayenehanesine ulaşmak yaklaşık 40 dakika sürüyor. Vardığımızda Deniz titremeye başlamıştı. Doktor hemen bizi odasına aldı. Deniz’i rahat ettirmek için odayı iyice ısıttı, ve muayene etmeye başladı. Muayenenin sonucunda şunları söyledi:

“Burun akıntısı var, geniz akıntısı var, kulaklarında matlık var. Akciğerleri şimdilik temiz olmakla birlikte hafif bir hırıltı var, bronşite çevirmeye kalkabilir, takip etmek lazım. Şu an yaşadığı viral de olabilir, bakteriyel de… Uzun zamandır burnu akıyor diyorsunuz, sinüzit de olabilir. Tetkik yapmak lazım. Yarın uçağa binmenizi istemiyorum, hatta yarın görmek isteyebilirim, o yüzden bu geceyi bu tarafta (annenizin evinde) geçirmenizi tercih ederim. Ateşi birkaç gün sürebilir. Şu anda yine çıkıyor, ateş düşürücü vereceğim, birazdan düşer. Düşünce önce bir şeyler yedirin, çünkü sonra tekrar çıkacağı için yemek istemeyecektir. Yedirdikten sonra tetkikleri yaptırmak üzere hastaneye götürün. Şu şu ilaçları verin, tetkik sonuçlarına göre antibiyotik de ekleyebiliriz. Ateş düşürücüye rağmen ateşi düşmez ya da yükselirse ılık duşla düşürmeye çalışın.

Eyvallah deyip muayenehaneden çıktım. Saat akşamüzeri 5 olmuştu. Deniz’i bir şeyler yedirmek üzere annemlerin kafesine götürürken ben de öğlen yemeği yemediğimi hatırladım. Kafede oturduk, biraz ısındık, bir şeyler yedik, ve tetkikleri yaptırmak üzere hastaneye yollandık.

Normalde böyle doktor randevularına annem de benimle gelir. Ancak o gün çok meşguldü, gelemedi. Yedek destekçi kız kardeşim işten yeni çıkıyordu. Deniz’in Babası da işten çıkmak üzere toparlanmaya çalışıyordu ve Cuma trafiğinde Mecidiyeköy’den Anadolu Yakasına geçmesi oldukça sürecekti.

Deniz’le beraber hastaneye vardık. Arabayı otoparka koyduğumda artık Deniz’i kucaklayacak gücüm yoktu, otopark görevlisinden Deniz’i içeri taşımasını rica ettim. Neyse ki bu sefer fazla mızıldanmadı, girişe kadar adamın taşımasına izin verdi. Hemen laboratuara koştuk, bizi zaten bekliyorlardı.

Boğaz kültürü, Strep A, H1N1 ve bilumum hastalık için boğazdan, burundan ve en son kan örnekleri verdik. Deniz oğlum, canım oğlum, cesur oğlum, ateşine ve yorgunluğuna rağmen hep çok usluydu. Tabii ki aralarda hemşire “ablaların” eline tutuşturduğu lolipopların da etkisi vardı. Ancak lolipoplar bile kan alırken etkili olamadı, Deniz oğlum yaygarayı bastı artık. Zaten artık çok da yorulmuştu. Yine de kısa süre içinde ağlamayı bıraktı, bir şeker daha alarak tam 4 adet lolipopla birlikte hem test sonuçlarını, hem de bana yardım etmek üzere hastaneye gelmekte olan Teyze’yi beklemeye koyulduk.

Teyze gelince Deniz mi daha çok sevindi, ben mi, bilemedim. Of, böyle şeyleri tek başına yapmak ne zor! Hamileyken, kaç aylık hamileysen o kadar kat daha zor! Teyze geldi, Deniz’i devraldı, test sonuçlarımızın çıkanlarını doktorumuza bildirerek ve konuşmuş olduğumuz tedaviyi uygulamak üzere hastaneden ayrıldık.

Deniz uyanıp da evden ayrıldığımızdan, doktora, kafeye ve hastaneye gittiğimiz yaklaşık 4 buçuk saat boyunca Paphia da arabadaydı. Onu annemlerin evine bırakma fırsatım olmadığı için arada bir iki ihtiyaç molası vererek bizimle İstanbul trafiğinde oradan oraya koşturdu garibim köpeğim.

Annemlere vardığımızda Deniz’in Babası’yla kapıda karşılaştık. Normalde hayli kalabalık olan (annemler, kız kardeşim, halam, babaannem, babaannemin bakıcısı) ev, babaannemin cenazesi için halamın ve bakıcının Mersin’de, annemlerin de kafede olması sebebiyle bomboştu. Ayrıca bir haftadır evde doğru dürüst kimse kalmadığı için buzdolabı da tam takır kuru bakırdı.

Bu sırada test sonuçlarının bir kısmını daha alabildik. Kan testlerine göre bazı değerleri yüksek çıkınca doktorumuzla konuşarak antibiyotiğe başlamamız gerektiğini öğrendik. Ben Deniz’e kitap okurken babası nöbetçi eczaneden antibiyotiği almaya gitti.

Kafeden yiyecek bir şeyler gelmesi ve Deniz’e çorba içirilmesi, yatmaya hazırlanması, kitabının okuması ritüelleri sonrasında Deniz’i ateşi nispeten düşmüş bir şekilde yatağına koyduk. Koyduktan sonra 15 dakikada bir su gibi terledi. Görevi devralan Deniz’in babası sürekli Deniz’in ateşini ölçüp üzerini değiştirmekle kalmadı, gece de yanında yatarak benim uyumama fırsat verdi.

Gece Deniz ve babası Deniz’in alışık olduğu Teyze’nin yatağında, ben, Teyze ve Paphia halamın yatağında şeklinde yattık. Paphia’nın gece halamın yorganına işemesi ise son günlerde geliştirmiş olduğum “Paphia yine böbreklerinde sorun yaşıyor” tezini güçlendirmenin yanı sıra halama karşı beni mahcup duruma düşürmekle kalmadı, denkleme bir de “Koskoca yorganı nasıl temizleyeceğiz?” bilinmeyenini ekletti.

Gece geç vakitte kafeyi kapatıp eve gelen annemle babam ertesi sabah (dün-Cuma) kargalar kahvaltısını etmeden uçağı yakalamak üzere evden ayrıldılar. Biz uyumaya devam ettik. Uyandığımızda herkes işine gücüne gitti, Deniz’le ben evde kaldık.

Evde kimse olmadan annemlerin evinde olmak türlü dezavantajlara sahip: Kendi düzenim değil. Deniz’i eyleyecek yeterli sayıda kitap/oyuncak yok. Vaktimizi daha rahat olan üst katta geçirdiğimiz için benim her zil kapı çaldığında ya da Deniz’e bir şey getirmem gerektiğinde aşağıya inmem gerekiyor. Ancak burada olmanın avantajı da her türlü çorba ve sıcak yemeğin kafeden gelmesi ve benim zaten sevmediğim yemek yapma işini bu karmaşada ekarte edebilme fırsatımın olması.

Dün gün boyunca Deniz’im oğlum çok halsizdi. Normalde yerinde duramayan çocuk bütün gün yattığı yerden televizyon seyretti.  Tabii annemlerde DigiTürk olmadığı için -hoş, olsa ne olacak, çok mu matah sanki?- biz de Yumurcak TV ile TRT Çocuk arasında gidip geldik. Böylece Caillou hayranlarının arasına Deniz de katıldı. Ancak Yumurcak TV’deki Caillou ürünlerinin “direkt satış” reklamlarını dinlemekten ona bile fenalık geldi.

Deniz gün boyu tuvalete girmenin dışında yerinden çok kalkmadı. Meyve getir — ilacını ver — almasın, bin türlü dil dök — olmadı, televizyonu kapatmakla tehdit et — zorla içir — bol sıvı alması gerektiği için aşağı katta mutfağa in, portakal suyu sık — sürekli su içir, sürekli su içtiği için sürekli tuvalete götür — her nedense kabızlık yaşadığı için tekrar tekrar bu sefer kaka yapması için götür — yapamasın, geri getir — Deniz huysuzluk yapsın, naz yapsın, onu istemem, bunu seyretmem desin, tuvalete bile gitmeme izin vermesin — böylece “Çocuğumun hastalandığına değil, huyunun değiştiğine yanarım” söylemi bir kez daha kendini kanıtlasın — kapı çaldı, kapıcıya ihtiyaç listesini vermek için aşağıya in – tam o sırada Deniz “Anneeee, ben sıkıldım, yanıma gel! diye bağırsın – kapı çaldı, kapıcının getirdiklerini al — Deniz’e aşağıya iş yapmak için indiğini açıklamaya çalış, geri yukarı çık — Caillou bitti, “Anne şimdi ne gelecek?” sorusuna cevap ver — kapı çaldı, Deniz’in yemeği geldi, onu hazırla – yedir — yemek istemesin, tatlı dille yedir — yine yemek istemesin, tehdit ederek yedir – burun spreyini sıkmaya çalış, karşı çıksın — rüşvet teklif et, çikolata istesin –çikolatayı almak için alt kata koştur — bu arada Paphia sağa sola çiş yapmasın diye onu kolaçan et — ha bu arada sen de hamilesin, bir şeyler yemeyi unutma — ve tabii ki kasılman olmasın diye bol su iç, sonunda da seksen kere tuvalete git — ve tabii gün boyunca Deniz’in durumunu merak eden Deniz’in Babası, Mersin’deki tüm sülale, Deniz’in yine en az onun kadar hasta olan babaannesi, doktoru ve bilumum hayranlarının telefonlarına koşturarak güncellenmiş bilgileri geç: ateşi şimdi 38 oldu, şimdi çıktı, şimdi düştü gibi aynı şeyleri her telefon açana papağan gibi anlat şeklinde geçen ve saymakla unuttuğum kere yukarı aşağı gidip geldiğim bir günün sonunda eve ilk gelen Teyze oldu. Kendisi de bütün gününü doktora projesini hazırlamak için dokuma tezgâhında geçirerek bitap düşmüş olan Teyze halime acıyarak kendi yorgunluğunu unutup önce Paphia’yı gezdirdi, sonra ağzına bir şeyler atıp Deniz’in akşam yemeğini hazırladı.

Teyze’nin geldiği saatlerden yatmadan önceki yaklaşık bir saate kadar Deniz daha iyiydi. Muhtemelen sabah aldığı antibiyotik nihayet işe yaramaya başlamıştı. Ancak akşam tekrar ateşi çıkmaya başladı. Deniz’in Babası planlarını iptal edip yanımıza gelmeye karar verdi, ancak eve gelmesi yine de 11 buçuk 12’yi bulacaktı. (Bu arada iki gündür bizim eve kimse uğramadığı için kesilmiş, bozulmuş süt ocağın üstünde, tencerede durmaya devam ediyor).  Deniz’in Babası’nın gelişi gecikince Deniz’i yatırdım. Teyze de bütün günkü koşturmada tımarhane gibi dağıttığım evi toplamaya koyuldu.

Deniz yattıktan sonra yine terlemeye başladı. Üzerini birkaç kez değiştirdim. Sonradan terlemesi durdu. Ben de Teyze’yle birlikte siparişini verdiğimiz hamburgerleri yuvarlayarak Hanım’ın Çiftliği‘ni seyretmeye koyuldum. (Buradan dizi ekibine bir soru — casting çok başarılı, oyunculuk keza öyle, makyajlar harika, kıyafetler nefis. Ancak o suluboyadan yapılmış Eyfel Kulesi de neyin nesiydi, Allah aşkına?!)

Arada Deniz’e gidip gelip bakıyordum, terlemiyordu. İyiydi. Yaklaşık 40 dakikalık bir aranın sonunda tekrar kontrol etmeye gittiğimde ateşinin çıktığını fark ettim. Dereceyi koyup beş dakika sonra baktığımda gözlerim yuvalarından fırladı: ateşi 39,7 olmuştu. Bir çığlık Teyze’yi çağırdım, Deniz’i kaptığım gibi duşa soktuk. Ateş düşürücüsünü de hemen verecektim ancak onun devreye girmesinin uzun süreceğini tahmin ettiğim için ilk olarak duşu tercih ettim.

Deniz’i duştan çıkarıp ateşini tekrar ölçtüğümüzde yaklaşık bir derece düşmüştü. Ama yine de 38 buçuğun üzerinde ateşi vardı. Ateş düşürücüyü de verdikten sonra gece 12’yi geçiyor olmasına rağmen cin gibi olmuş bir Deniz’le birlikte salonda yerimizi aldık. Deniz’in Babası az sonra eve geldi. Paphia’yı bir kez de o gezmeye çıkardı. Deniz acıktığını söyledi, ona yiyecek bir şeyler hazırladık, yedirdik, ve sonra yine Deniz ve babası Teyze’nin yatağında, Teyze ve ben de halamın yatağı (daha doğrusu yorganı) hasarlı olduğu için bu sefer üst kattaki annemlerin yatağında yerimizi aldık.

Gece boyunca Deniz’in ateşi pek çıkmadı. Sabaha karşı 4 gibi yine 38 buçuğa yaklaşmış, babası ateş düşürücüsünü vermiş. Yattıkları odada panjur kapalı olunca saat 9’a kadar uyudular.

Bense gece bu sefer Paphia sayesinde doğru dürüst uyuyamadım. Garibim yine böbrek sıkıntısı yaşadığı ve sürekli su içtiği için sürekli çiş yapma ihtiyacı hissettiğinden olsa gerek, sabaha kadar evin içinde gezip durdu. En sonunda yerde duran bavulumu gözüne kestirdi, tam zamanında yetiştim derken tek bir parça kıyafet kaybıyla bu çiş olayını da atlatmış olduk.

Bu sabah yine aynı teraneye başladık. Yine Deniz’in Babası işe, Teyze de dokuma tezgâhının başına gitti. Deniz daha da iyi uyandı, ama ilk birkaç saatten sonra yine ateşi çıkmaya başladı. Tek fark, enerjisi biraz daha yerinde olduğu için şimdi sürekli uzanma ihtiyacı hissetmiyor, ancak ateşi de 38’in altına bir türlü düşmüyor.

Gün yine aynı koşturmacayla geçti. Bu sefer bir de Paphia’nın veterinerini ara — o seni geri arasın — “Daha önceki problemle aynı olmayabilir, çok yaşlı hayvan, görmem lazım” desin — kibar bir şekilde “Şaka yapıyorsunuz galiba, bu evden biri çıkıp doktora gidecekse o ben olacağım ve bir psikiyatra gideceğim” mesajı veren “Bugün getirmem mümkün değil, ilaç önerebilir misiniz?” şeklinde bir soru yönelt — önceki ilaçlarını kerhen versin, ancak “En kısa zamanda getirin” desin — kafeyi ara — paketçi çocuğun öğle yemeğini getirirken ilaçları da alıp gelmesini söyle – eşek kafalı çocuk yemeği getirsin ama ilaçları unutmuş olsun — böylece bir dozu verememiş ol — Paphia evin içinde hala “hangi koltuğa işesem, nereyi kirletsem” diye gezip dursun — bu arada Teyze’nin işinin bugün daha da uzun süreceğini öğren — Deniz’in Babası zaten bu gece yok – “Annemler gelse de Deniz’i devralsalar” diye dakikaları sayarken uçakları rötar yapsın bilinmeyenleri eklendi denkleme…

Bu yazı nasıl bitecek bilmiyorum. Saat şu an 8’e geliyor. Ben sabrımın da, tahammülümün de, fiziksel gücümün de, her şeyimin de sonuna yaklaşmış vaziyetteyim. İki gündür geceliğimin altına tayt giyerek geziyorum evin içinde. Dinlenmeye, hayır, TATİLE ihtiyacım var. Hııı, eminim o da olur. Pöh…


Pes etmeyip de bütün yazıyı buralara kadar okuduysanız öncelikle sizi tebrik ederim. Sonra da muhtemelen neredeyse benim kadar yorulmuş olduğunuz için sizin de dinlenmenizi salık veririm.

25 yorum

  1. Gerçekten okurken ben bile yoruldum, bazen bir alışveriş merkezine gidip gelene kadar insanın canı çıkıyor ama böyle şeyler olunca da insana güç geliyor bir şekil. Yine de fazla zorlamamak lazım çünkü acısı sonradan çıkıyor. Elimde olsa gelip yardım edebilmeyi çok isterdim, allah kolaylık versin.

  2. yeni hamile elif

    Merhaba

    Yazıyı sonuna kadar okuum ama mutlu son göremedim 🙁
    Gerçekten çok geçmiş olsun

  3. Sevgili Elif, bunları okurken içimden bir kez daha dedim ki, annelere her daim sürpriz hediyeler ve ödüller dağıtılmalı. İnsan bazen ne kadar dayanabileceğini bu tür seri olaylar sonucu anlıyor. Belki de ödülü budur. ne kadar güçlü ve dayanıklı olduğunu görmek.

  4. Okurken yoruldum. Yaşarken binlerce şey üstüste geliyor ya, dağılması da aniden oluyor bazen. Çoook ama çok yorulduğum böyle günlerde (böylesini yaşamadım sanırım) bir kaç gün sonra annem gelir, kardeş izin alır, babanın boş vakti olur. Delicesine sıkışıklıktan görece bolluğa geçilir… Yani bir kaç güne dinlenecek zaman olacak… Hamileyken iyice zor. Ya böyle çok zor durumlarda haberleşsek ya? Anadolu yakasındayız biz.

    Sevgiler

  5. Biz de geçtiğimiz hafta kızımın hastalanınca bir ateş döngüsüne girdik.. Uyumadığım kaç geceye yanmıyorum da hastalıkdan kızım bir canavar olarak çıktı ona yanıyorum.. Denize çok geçmiş olsun bence yanına hamileliğinin sonlarında bir yardımcı almayı düşünsen iyi olur.. Tabii yoksa.. Bir bebek daha eklenince yorgunluğun artacaktır, allah kolaylık versin..

  6. Deniz'in bir an önce sağlığına kavuşmasını ve senin de bol bol dinlenmeni diliyorum 🙂 Yazıyı okurken içim gitti, senin kadar kendimi yorgun hissettim…
    Bu arada sana günışıgı blog dostluğu ödülü yolladım. Sevgiler…

  7. Hakikaten yoruldum ben de. Annelerin ateşle imtihanı çok zor oluyor. Ailede havale geçmişi yoksa endişelenmeye gerek yok diyor babam (kendisi çocuk doktoru da) ama tabii ne mümkün. 41,7'ye kadar çıkabilirmiş, vücut mikroplarla savaşmak için ısısını artırıyormuş ve yüksek ısıda daha iyi savaş veriyormuş. Tabii gel de ateşi yaşarken dinle! Gece yarısı eve gelen hastalar sayesinde çokça deneyim sahibi olmama rağmen, geçenlerde 39,9'u görünce derecede, az kaldı ben geçirecektim havale 🙂

    Deniz'e de, Paphia'ya da çok geçmiş olsun! Size de çok, çok, ÇOK kolay gelsin! Sevgiler…

  8. Çok geçmiş olsun. Okurken ben yoruldum. Siz çok iyi kotarmışsınız. Denizciğim bir an önce iyileşsin, bir daha da hiç hastalanmasın…

  9. cok gecmis olsun elif… gercekten okurken yoruldum. hersey ust uste gelmis ama galiba en zor gunler gecmis…

  10. Ay yoruldum bende!!

    Neyse Denizcik iyi olsun sen de yorgunlugunu at tez zamanda dedigin gibi bir 'babymoon' zamanidir artik.

  11. Eliif cok gecmis olsun, okurken icim gitti, dedim keske yakinlarda olsam da yardim edebilsem…Bir de hamilesin, kendine dikkat et, yani etmeye calis…aman hasta falan olma…umarim Deniz hemen iyilesir… cidden bir yardimci fena fikir degil, Esra'ya katiliyorum.

  12. aynen okurken yoruldum be elif..
    öncelikle çok geçmiş olsun. hamile halinle gösterdiğin çaba çok yorucu olmuştur eminim. eminim tedavi işe yarayacaktır ve bugun yarı ateşi inecektir 38in altına..

    sonra da anneliğimin bir sene sonrasında lügatıma girecek tehdit, şantaj, rüşvet, kandırmaca(bu girdi sayılır) sözcüklerinden dolayı teşekkür ederim. insan bilsin ama di mi geleceğini 🙂

  13. Offf okumak bile böyle yoruyorken, sen kim bilir neler çektin Blogcu Anne! Çok sabırlı ve güçlü birisin. Anneliğin neden kutsal olduğunu şimdi daha iyi anladım. Üstelik bir de hamilesin. Deniz ve Paphia'ya geçmiş olsun. Umarım şimdi hepiniz daha iyi ve dinlenmişsinizdir. Bu arada ben de Anadolu yakasındayım (Erenköy) ve bisikletliyim. Acil durumlarda gatirilip götürülecek, alınıp verilecek, taşınacak şeyler için hızlı bir kurye olabilirim. 🙂
    Tekrar geçmiş olsun.

  14. Az önceki mesajı yanlış oturumla yazmışım. "Banu" kim diyecek olursan benim işte.

  15. Allah sana guc versin Elif! Umarim yakin zamanda guzel haberlerini aliriz! Hepinize gecmisler olsun…

  16. kıyamam…
    hep düşünmüşümdür, küçük bir çocuğu olanlar hamileliği bir de yeni bebeği nasıl idare ederler diye işte böyle sanırım.
    sabırlar,güç,ol destek diliyorum bu süreçte sonrasında da tatil…
    en azından yanında Teyze,baba,cafeden gelen yemekler vs… gibi desteğin var ya Amerika'da yalnız olsaydın Allah korusun.
    Sevgiler

  17. Elifcigim,
    Hem bunlari yasamis hem de yazabilmis olmandan dolayi tebrikler:) Deniz umarim bir an once iyilesir. Paphia' da.

  18. Benim okurken takatim bitti. Söyleyecek hiç birşey bulamıyorum gerçekten. Kıyamam sana ve karnındaki bebeğe ve tabiki mücadeleci Deniz oğlana. Çok geçmiş olsun. Ama kendine dikkat et.

    Bende tam 10 gündür inanaılmaz bir koşuşturmaca içerisindeyim. Kayınpederimin tek başına yani kayınvalidesiz ziyareti, ona kahvaltı, yemek , kahve, çay vb. ikram mücadelem, bir taraftan Tentene aynı şekilde hazırlayıp sunduğum ekgıdalar ve beraberinde tentenin emekleyememe sinir krizlerinin üstüne birde ilk dişinin patlaması ve sıkıntıları,uykusuzluğu,iştahsızlığı,ağlamaları eklendi. Sadece oğlumla ilgilenmek istiyorum ama olmuyor misafirimiz var. Çok zor sakinleştiğim anlar oldu. Tabi bulaşıkları, evi silip süpürmeyi, çamaşırı zaten tahmin edersiniz.Bir de kayınpederimin yaşı biraz fazlaca olduğunda bukadar küçük bir bebekle uğraşacak takati en fazla 20 dakika, dolayısıyla tenteni ona bırakıp işime gücüme bakamıyorum, çocuğu mama sandalyesiyle yanımda mutfağa,oraya buraya taşıyorum. Yere inmek istiyor,ağlıyor,yerdede bir süre sonra bensiz ağlıyor, bla.bla..Misafir varsa iş mutlaka çoktur ve bitmez bilirsiniz.Birde kendin aman boşver dersin, sonra toplarım şimdi bebişle ilgileneyim. Ama misafire ayıp olmasın düşüncesi beynini yer. Gün boyu koşturursun.

    Malesef yaşadığım şehirde elimden tutabilecek bir tane bile akrabam yok.Eşim işten yorgun argın gelip elinden geldiğince yardım edebildi. Onun dışında yardımcım yok .Bu okadar zor ki. Birine alo, gel diyememek okadar zor ki.

    Oyüzden şükretmelisin, tabiki cenaze işleri (babaannenin 7si) dolayısıyla sende nispeten yalnız kalmışsın işler sarpa sarmış ama enazından eninde sonunda gidenler gelmişler.

    Off afedersin fazla duygusala bağladım ,sinirler laçka bende bu aralar. Yazını sabotaj ettim sanki. Buarada gecikmiş bir şekilde babaannene alahtan rahmet, size de sabırlar dilerim.
    Umarım sen ve Deniz daha iyisinizdir.
    Sevgiler.

  19. roman tadında olduğu için bir çırpıda okuyuverdim çok akıcı olmuş yazı, tabi okurken çok üzüldüm, çok geçmiş olsun, tatil kısmına gelince, canım üzgünüm ama ikinci bebeğin 2.5 yaşına gelinceye kadar sürekli bir tempo içinde olacaksın, bence bu kadar erken tatil isteme, psikolojik olarak " 3 sene sonra biraz daha yavaşlayacak" diye kendini sürekli programla, yoksa kendine bir zaman vermezsen hep tatil isteyeceksin ve o tatil hiç gelmeyecek:/ Allah yardımcın olsun…

  20. Neler olmuş yahu, çokk geçmiş olsun. Deniz'e ve Paphia'ya .. Ve tabii sen de çok yorulmuşsun bebişinle 🙁 Bir an önce sağlık diliyorum Elif'cim ki sen de biras olsun dinlenebilesin.

  21. ben de yazini sonuna kadar, arada sempati gozyaslari dokerek okudum. gozumun onune de ikinci hamileligimde ayagimin lifi koptugunda koltuk degnekleriyle ziplaya ziplaya koca gobekli govdemi tasimam ve ayni anda oglum atesler icinde yatarken kocam bir an once eve gelsin diye dualar etmem geldi. ahh annelik…. insana fiziksel, duygusal ne kadar guclu oldugunu test ettiriyor! bu arada basiniz sagolsun.

  22. Elifçim, yazının linkini e-mailimde görsem de maaelsef tamamını evdeki bilgisayardan okuyamamış ve merak içinde kalmıştım. Bugün ilk iş okudum. Hay Allah…Herşey üst üste gelmiş. Canın çıkmış belli. Elifçim, başka arkadaşlardan da önerenler olmuş ben de sana aynı şeyi tekrarlayacağım belki ama eve yatılı bir kadın şart gibi gözüküyor size. MAdem eşin bu kadar geç saatlere kadar (haftasonu dahil) çalışıyor, senin bir bebek, bir çocuk, bir köpek derken hepsine birden yetişmen çok zor olacak.Benim ikizleri olan bir arkadaşım ve bir komşum var. İkisi de evlerinde yatılı kadınla ancak idare edebiliyorlar.

  23. Hepinize üşenmeyip bu destansı yazıyı okuduğunuz için ve vakit ayırıp yorum yaptığınız için teşekkür ederim.

    Tünelin sonunda ışık var: http://blogcuanne.com/2010/01/17/mutlu-sona-dogru… 🙂

  24. cok gecmis olsun Elif…

  25. cok gecmis olsun Elif…
    tum bunları 26 haftalık hamileyken yasamak ne kadar zor! sen sadece tasıma konusunda yarattıgı sıkıntıyla gecistirmissin ama of yani…
    bir daha hic yasamayın boyle ustuste sıkıntılar insallah…
    sevgiler