4 Yorum

Şükriye ve Nisa’nın Hikâyesi

~ 12 Mayıs 2009, İstanbul ~

Lokum Kızımızın Doğum hikâyesi

9 ay önce biri bana Doğal Doğumdan bahsedip böyle bir doğum için çabalayacağımı söyleseydi gülerdim. Çünkü o günkü zihniyetim bunu kabul etmez sanal bulurdu.

Bizim hikâyemiz 9 haftalık hamileyken Jale Dural ve Hamileler Kulübü ile tanışmamla başladı. Jale’cim sayesinde Hakan Çoker ve eğitiminden haberdar olduk. Hakan Bey’in eğitimde dediği gibi “Şu an sizleri Doğal Doğum konusunda zehirliyorum, farkında değilsiniz” ve o zehri biz de almıştık, bundan sonra doğuma bakış açımız çok değişti. Artık planımız “Doğal Doğum”du.

Hamileliğimin 6.ayında doktorum mesleği bırakıp eğitim vereceğini söylediğinde dünya başıma yıkıldı diyebilirim. 37. haftaya kadar gitmediğim doktor ve hastane kalmadı, ama bizi anlayan bir doktor bulamamıştık. Onlar için suni sancısız ve epizyosuz doğum olamazdı.

Gebelik sürecimde 11 doktor değiştirdim. Bu bizi biraz yıprattı çünkü karnı burnunda bir annenin doktor doktor gezmesi çok da hoş bir durum değil. Ama bıkmadık, ve neyse ki 37. haftada biricik Asude Ebemiz ve doktorumuz Filiz Ak ile tanışıp yola devam etmeye karar verdik. İki kez görüştük ve üçüncü görüşmemiz doğumda oldu. Önemli olan ilk görüşmede bizi anlamaları ve doğal doğum konusundaki düşüncelerimizi desteklemeleriydi. Kısa zamanda bize sağladıkları güven sayesinde doğuma gelirken kafamızda hiçbir soru işareti yoktu. Doktor değiştirmek konusunda her zaman cesaretli olmak lazım, yoksa ben de 6. ayımda pes edip rastgele bir doktora gidebilirdim. Bu konuda eşimin desteğini fazlasıyla gördüm.

40. haftamın dolmasına iki gün kalmıştı. Sabah 8.30’da nişanım geldi. Asude’mi aradım. Bana çok mutlu ve her zamanki güven veren ses tonuyla “hayırlı olsun, hadi bakalım süreç başladı” dedi. Aylarca bugün için o kadar çalıştım ki hiç panik olmadım. (Buna sonradan ben bile şaşırdım) Gün içinde Asude’mle birkaç kez daha görüştük. Sürecin doğru ilerlediğini, sakinliğimi korumam gerektiğini söylüyordu. Bu beni daha çok rahatlatıyordu. O gün ağabeyimin doğum günüydü ve kızımla birlikte dayısına bir yaş pasta yaptık. Sakinliğim annemi çok şaşırtıyordu. O içten içe panikliyor ama bendeki sakinliği görünce o da sakinleşiyordu.

Akşam 22.00’de suyum geldi. Hastanemiz (Osmanoğlu Hastanesi) Şişli’de, bizse Gebze’de annemdeydik. Bu yüzden doğumun ne kadar başında olduğumuzu öğrenmek için Gebze’deki bir hastaneye gidip ön muayene olduk (burada yaşadığımız da ayrı bir hikâye olur ya, neyse). Oradaki nöbetçi doktordan şunları işittik: “Çatı dar, suyun da gelmiş. Zor ve uzun bir doğum olur. Yatışınızı yapalım, serumunuzu takalım, duruma göre sezaryen da olabilir.” Neyse ki almış olduğumuz doğal doğum eğitimi sayesinde “su geldikten itibaren 24 saat içinde doğumun olması gerektiğini” biliyorduk ve acelemiz yoktu. Eğer bilgisiz ve panik bir aile olsaydık o an doktora kendimizi teslim ederdik, ve kızım 1-2 saate sezaryenle dünyaya gelirdi.

Saat 00.30’da açıklık 1 santimdi. Gece 03.00’te hastaneye yatışımız gerçekleşti. Yanımızda neler yoktu ki? Bir gün önce anneler günü için topladığımız mis kokulu güller, pilates topu, müzik seti, derin gevşeme CDsi, nutella, tuzlu-şekerli yiyecekler, meyve…  Kasılmalarım çok hafifti ama düzenli olarak 5 dakika ara ile geliyordu.

Atom karıncamız Asude Ebemiz hemen gelmişti ve artık kasılmaları eşim ve Asudem ile birlikte karşılıyorduk. Annemin de desteğini hiçe saymamak lazım.

Öğlen 12.00 civarı açıklık 7 santimdi. Ben dalgalar arasında uyuduğum için dinç kalmayı başarmıştım. Asude Ebemiz ve eşim yorulmaya başlamışlardı. Derin gevşeme dinletisi eşliğinde, lavanta kokuları ile Asude Ebe rahatlamam için masaj yapıyordu. Nutella kokusu beni hep rahatlattığı için ondan da yaralanıyordum, aroma terapi niyetine… Doğum olana kadar Nutella’yı sadece kokladım, doğumdan sonra da yedim. Kasılmalar sırasında bulantı yapar diye yememeyi tercih ettim.

Kâh yürüyor, kâh oturuyorduk. Ara ara suyum geliyor, su içmediğim halde çok sık tuvalete çıkıyordum. İki kez kustum. Bu durum daha uzasaymış vücudumdaki su oranı azaldığı için serum takılacakmış, bunu doğumdan sonra öğrendim. Neyse ki gerek kalmadı. Artık doğuma 1-2 saat kala kasılmalar tavan yaptı. Eşime ve ebemize bir ara “Sezaryen istememe az kaldı” dediğimi hatırlıyorum. NST’den sonra Asude Ebemiz bana “hissedebileceğin en yüksek kasılmalar bunlar, bundan fazlası olmayacak, az kaldı” dediğinde yine yüreğime su serpildi. Bu sürece kadar 3 defa duş alıp rahatladım.

Odaya gelen hemşireler benim halimi görünce çok şaşırıyorlardı. Açılma 7 santim geçmiş ve şiddeti artıyor ama bendeki tebessüm eksilmiyor, heyecanla birlikte artıyordu. Çünkü kendimi bu sürece psikolojik ve beden olarak çok hazırlamıştım. Vücudum yapması gerekeni yapıyor, kızım ilerliyor, bana, bize kavuşmak için yaklaşıyor, neden sevinmeyeyim, neden gülümsemeyeyim? Bu tarifsiz duygu yoğunluğunu bana yaşattığı için kızıma minnet duyuyorum.

Asude Ebe sesin çıksın, biraz enerjini sesine ver diyordu. Eşime “Genelde de böyle sessiz midir?” diye soruyor. Bağırırsam, ağlarsam kızımın ilerlediğini hissedemezdim ki. O zaman nasıl bir bütün olarak doğum için uğraşabilirdik? Bağırmam bebeğimi de korkutmaz mıydı? O bizi sevindirmek için geliyor, canımızı acıtmak, bağırtmak için değil…
SukriyeKızımız elini yanağından çekmediği için rotasyonu hala gerçekleştirememişti. Yorulmaya başlamıştım, su kaybediyordum ve doktorumuzun tavsiyesi üzerine tetikleyici minik bir iğne yapıldı. Meğer kızım bunu bekliyormuş. Daha iğnenin acısını hissetmeye fırsat kalmadan kasılmalar birden ıkınmaya döndü ve 16.45 gibi doğumhaneye girdik. Üçüncü ıkınmada kızım Nisa’yı gördüm. Eşimle göz göze geldik. Kızımı hemen göğsüme koydular ve inanılmaz bir duygu, muhteşem bir his, Nisa 2 saniye önce doğmasına rağmen gözlerini kocaman açıp bana baktı. AĞLAMADI ve çok rahat gözüküyordu. O da, ben de, eşim de çok mutluyduk.

Normalde balık burcu bir anne olarak çok fazlasıyla sulu gözümdür ama inanın doğum sırasında bebeğimi gördüğüm anda hiç ağlamadım. Duygularım çok karışıktı. Ağlama hissi yerine sevinçten kahkaha atasım geliyordu, bir de ağlayarak o güzel saniyeleri kaçırmak istemedim. Gözlerim buğulu olsaydı atladığım çok güzel saniyeler olabilirdi. Eşimin gözleri dolmuştu.

Nisa’mızı görünce kendimizi unuttuk. Eşim göbek kordonunu kesmeyi unuttu! Ama o ilk saniyeleri üçümüz birlikte yaşadık, bu her şeye bedeldi. Kendi kanından canından bir varlığın dünyaya doğduğu ilk saniyelerine şahit olmak tarifsiz bir duygu. Sonra bebeğimizin kordonu kesilip göğsümden aldılar. Birkaç dakika sonra ilk emzirmeyi yaşadık. Ufaklık eli yanağında geldiği için bir iki küçük dikişim olmuştu, ama mutluyum. Bu dikişler ve iğne beni hiç üzmedi. Hedefimde dikişsiz, müdahalesiz bir doğum vardı, ama öncelik sağlıklı bir bebek ve anne…

Kızım 3510 gram, 53 santim doğdu. Ultrasonlarda da hep ince uzun bir kızınız olacak deniyordu.

Bu süreci başarmamızda bize yeni bir ufuk açan Jale Dural’a, doğumun korkulu bir rüyadan coşkulu bir maceraya dönüştürebileceğimize inandıran, bunun için eksiksiz eğitimi ve desteğini hissetimiz Dr. Hakan Çoker’e, isteğimiz şekilde doğal doğum yapma fikrimize saygılı, anlayışlı ve yardımcı olan Dr. Filiz Ak’a, hastane çalışanlarına çok teşekkürler…

Doğum sürecinde bana bir anne, bir abla şefkati ile yardım eden, sabırlı, güler yüzlü, işini severek ve mükemmel icra eden Atom Karıncamız Asude Ebe’ye çoook teşekkür ederiz.

Nisa-Şükriye-Murat ÖZTÜRK.

4 yorum

  1. Harika birdoğum daha. Allah sağlıkla büyütmeyi nasip etsin…

  2. Cok guzel bir hikaye. Dr. Hakan Coker’in egitimlerinin ve Asude Ebe’nin dogumdaki desteginin ne kadar cok ise yaradigina da cok guzel bir ornek. Sanirim dogumu kendi elbisenle gerceklestirmissin, ne guzel. Ameliyathanede steril ortamda olmak gerekmedigine dair cok guzel bir ornek. Saglikla mutlulukla bebeginizi buyutun.

  3. Sukriye,

    Tebrikler cok cok cok sevindim bu yaziyi okuyunca. Ne guzel bir dogum yapmissin.
    Aralik-2008 kursundan Irem

  4. teşekkürler arkadaslar darısı tüm hamile arkadasların basına…