10 Yorum

Ebru ve Alara’nın Hikâyesi

~ 30 Temmuz 2008, Boston ~

Doğrusunu söylemek gerekirse hamileliğe de doğuma da psikolojik olarak hazırlıklı değildim ilk hamile kaldığımda. Fakat bebeğimin içimde geçirdiği 9 ay benim için büyük bir değişim süreciydi. Çok çalışıp profesör olamaya çalışan bilim kadını kimliğimin ikinci plana geçmesini ve anne kimliğinin yavaş yavaş gelişmesini hayretler içinde izledim. Hamilelik ve doğum deneyimim belki kişisel olarak en büyük ve en doyurucu zamanlarından biriydi hayatımın.

Kendi annemin 45 günlük bir koma ile sonuçlanan sezaryen deneyimi ve tıp alanında araştırmacı olmaktan gelen ‘en iyi tedavi kendi sağlığını korumaktır’ şeklinde özetleyebileceğim genel felsefem çerçevesinde normal doğum benim için her zaman ilk seçenekti, ‘gerçekten’ (yani bebek büyük, yaşın ileri, yeterince hızlı ilerlemiyor doğum filan gibi göreceli tanımlara dayanmayan) bir gerek olmadığı sürece bir ameliyat olmak istemiyordum. Fakat doğum hakkında da neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Benim şansım üniversiteden beri en yakın arkadaşlarımdan birinin de hamile olması ve benden 6 hafta ileri olan hamileliği yüzünden benim soracağım bütün sorulara cevapları zaten araştırmış olmasıydı! Böylece eşlerimizle beraber 5 haftalık bir HypnoBirthing dersine katılmaya karar verdik. Bu karar çok yerinde bir karar oldu, hem eşim hem de ben bu kurs sırasında doğumdan beklememiz gereken şeyleri ve seçeneklerimizi öğrenmiş olduk ve benim belki de filmlerden ve çocukluğumdan beri kulaklarımı dolduran korkularım kuş olup uçtu, çünkü bunların birçok safsata üzerine kurulu olduğunu öğrendim.

Hamile yogası ve uzun yürüyüşler en son dakikaya kadar yaptığım egzersizlerdi ve bana en azından psikolojik olarak çok faydaları dokundu. Hamileliğim hiçbir problem olmadan geçti, tek sıkıntım son haftalarda çok su toplamaktan gelen şişlikti. Ayaklarım normalde 8 numara iken 10 numara terliklere ancak girebiliyordum! Ve 40 haftanın aslında kâğıt üzerinde bir sayıdan başka bir şey olmadığını, ilk bebeklerin ortalamada 41 haftada geldiğini bilmeme rağmen 40 haftayı geçince biraz sıkılmadım değil. Fakat sağ olsun benim bütün hamilelik boyunca isteklerime saygı gösteren doktorum beni sakinleştirdi ve 41 haftaya kadar hiçbir müdahale gerekmediğini, kızımın benim keyfimi çıkardığını söyledi.

40 haftadan sonraki 5. günün akşamı saat 18.00’de suyum geldi. 37. haftada yapılan strepB bakteri testi pozitif olduğu için bana hastanede antibiyotik vermek isteyeceklerini biliyordum. Bu yüzden, yani seruma bağlanmayı ve hastanenin steril ortamında mümkün olduğu kadar az zaman geçirmek istediğimden dolayı hastaneye gidişi yavaştan aldık. Zaten eşim o gün işe bisikletle gitmişti ve geri gelmesi bir saat kadar aldı! Duş yaptım (aylardan Temmuz, hava çok sıcaktı), çantamın son hazırlıklarını tamamladım. Daha sonra eşim gelince annem, babam ile birlikte güzel bir yemek yedik (somon ve patates; hastanede sudan başka bir şey içemeyeceğimi bildiğim için karnımı doyurdum). Saat 21.30 sularında evden çıkıp hastaneye 22.00 gibi vardık. Triaj odasında sevimli bir hemşire ve sevimsiz bir ihtisas öğrencisi doktorun muayenesinden sonra rahmin 3 santim açık olduğu anlaşıldı. Doktoruma daha önce söylediğim ve dosyamda da olduğu için beni normal doğum için tercih edilen jakuzili odaya aldılar. Dünyalar tatlısı hemşire Johanna telsizli monitörleri takarak ayakta kalmama ve yürümeme yardımcı oldu. Benim için doğum öncesi karar verdiğim en önemli şeylerden bir tanesi doğum sırasınca ayakta durabilmek, yürüyebilmek ve genel olarak hareket içinde olmaktı. Bu yüzden seruma sürekli bağlı olmayı tercih etmedim ve 4 saatte bir yarım saat bağlanarak antibiyotik verilmesini istedim. Böylece doğumun çoğunu serbest geçirdim.

Odaya girmemizden 15 dakika kadar sonra sancılarım başladı (saat 23.00 sularında). Önceleri 5-7 dakika arayla gelen fakat başı ve sonu uzun süren sancılarım vardı, daha sonra araları 1-2 dakikaya kadar düştü fakat çabuk başlayıp daha şiddetli oluyorlardı. Etrafta yürüyüp eşime yaslanarak, HypnoBirthing dersinden öğrendiğim ve daha önce çalıştığım nefes tekniklerini kullanarak bir süre geçirdim. Bu arada benim yaşadığım ve daha önce duymadığım bir şey titremelerdi; sancı geldiğinde dişlerim birbirine vuracak kadar titriyordum bazen. Hemşire bunun çok normal olduğunu, bebeğimin gelişinin habercisi olduğunu söyleyerek beni telkin etti.

Bu arada bir parantez açarak ebe yerine doktor seçişimin ve nasıl bir deneyim yaşadığımı biraz anlatayım. Ben doktorumu çok sevdim, bana hiçbir zaman ‘ben doktorum, benim dediğimi dinleyeceksin’ gibi bir tavır takınmadı. Tersine sorularımı mantıklı bir şekilde cevaplayarak, her noktada seçeneklerimi ortaya koyarak ve isteklerimi kendi bilgisi çerçevesinde saygıyla karşılayarak bana son derece destek oldu. Ayrıca doğum sırasında doktorumun orada olamayacak olması (ben Boston’da kendim de araştırmacı olarak çalıştığım çok büyük, 50’den fazla kadın doğum uzmanının çalıştığı bir yerde doğum yaptım, böyle bir sistemde ancak doktorunuzun nöbetine denk gelirseniz size gelip bakabiliyor, zaten doktor başka arkadaşların da söylediği gibi son anda geliyor) beni rahatsız etmedi, ben eşimle başbaşa olmayı tercih ettim. Sağ olsun hemşire Johanna da olması gereken anlarda gelip onun dışında bizi yalnız bırakmayı bildi ve oldukça isteğimize uygun bir doğum macerası yaşadık.

Hamileliğimin değişik dönemlerinde doktorumun da tavsiyesiyle hastanede çalışan ebelere de muayene oldum ve onlarla konuştum ama hiçbiri bana doktorum kadar yakın gelmedi, üstelik doktorum normal doğumu son derece desteklediği için bana gereksiz müdahalelerde bulunmasından da korkmadım (Doğum yaptığım hastanenin istatistikleri yaklaşık yüzde 30 oranında sezaryen gösteriyordu, burası büyük bir hastane olduğu ve yüksek riskte sayılan hastaları çok olduğu için bu yüksek rakam normal sayılır. Sezaryen yüzdelerinin 10-15 arasında olması normal. Türkiye sezaryen ortalamasının yüzde 42 olması pek anlaşılır bir şey değil). İhtisas öğrencileri oldukça kötüydü, bir tanesi ben 3 saattir sancı çekmeme rağmen gelip 2 saat sonra bana pitocin (suni sancı) vermek istediğini söyledi, eşim kendisine saygılı fakat kesin bir şekilde biz çağırmadan bir daha gelmemesini ve böyle bir müdahalenin en azından 24 saate kadar düşünülmeyeceğini belirtti. 24 saat sonra ben çoktan doğum yapmıştım zaten!

Jakuzide sıcak suyun yardımıyla geçirdiğim 2 saatten sonra bir süre de doğum topunun üzerinde yanlara doğru sallanarak kalça açma egzersizlerinde bulundum. O sırada Boston’da çok güzel bir güneş doğuyordu, eşim bunu bana göstermeye çalıştığında ‘Şaka mı yapıyorsun?’ dediğimi hatırlıyorum ama o güneş doğuşu da gözümün önünden gitmiyor. Saat sabah 7.00’de artık çok yorulmuştum, hastaneye geldiğimizden beri ilk kez kontrol edilmek istedim. Bu sırada kendi kafamda daha önce farketmediğim bir sınır yaratmışım, kendi kendime ‘7 santim derlerse yapacağım yoka epidural alacağım’ demişim. Maalesef 5 santimdeydim ve epidural almak istedim. Anestezi uzmanları müthiş becerikliydi, bir tık bile hissetmeden 3 dakika içinde epidural verdiler. Bu arada ben verebilecekleri en düşük dozu istedim çünkü epiduralın negatiflerinden haberdardım ve kaslarımın kontrolünü mümkün olduğu kadar elimde tutmak istedim. Kasılmaları sancısız bir şekilde hissetmeye devam ettim, ayrıca vücudumun bu rahatlamaya çok ihtiyacı olmuş olacak ki hemen 45 dakika kadar uyudum ve bu 45 dakika sonunda bir basınç hissettim ve 10 santim olduğum ve bebeğin çıkmasına hazır olduğum anlaşıldı. Ayrıca uzun süre epidural almamamın da kasılmalarımın azalmamasında rolü olduğunu düşünüyorum.

Bundan sonraki 2 saat doğumumun en zor kısmıydı. HypnoBirthing’de öğrendiğimin tersine kasılmalarla beraber oldukça kuvvetli ıkınmak zorunda kaldım. Bunun da epidural almaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Yine de bacaklarımı hissederek istediğim pozisyonu alabilmek oldukça rahatlatıcıydı, önce bacaklarımı yataktaki bara yaslayarak, sonra oturduğum yerde arkaya eğilip havaya kaldırıp bara yaslayarak, en sonunda da yan yatıp bir bacağımı havaya kaldırarak bu süreci geçirdim. Ve sonunda saat 10.29’da küçük Alara bir haykırma ile aramıza katıldı (3 kilo 450 gram). Makat kaslarımı hissedemediğimden yırtılma yaşadım ve dikiş atmak zorunda kaldılar ama işin iyi tarafı hiç acı duymadım ve iyileşirken de bir tane bile ağrı kesici almak zorunda kalmadım.

Bebeğimi hemen göğsümün üzerine koydular, gözlerini araladı ve ilk kez göz göze geldik, onun o morumsu kırmızı sıcacık gövdesini ve ilk sarılmamız hayatımın en yoğun anı belki de… Ayrıca bebeğimizin dünyaya geldiği o an belki de eşimle geçtiğimiz bir köprüydü, o andan sonra onunla yeni ve yıkılmaz bir bağımız var. Hemşire hızlı bir şekilde Apgar skorlarını ölçtükten sonra bebeğimizle beraber 2 gün geçireceğimiz odamıza gittik ve ben doğumdan yaklaşık 1 saat sonra ayaktaydım, bebişimi emziriyordum. Yeni anne olmanın heyecanı içinde koşturmaya başlamıştım.

Kısacası, doğum sırasında hissettiğim şeylerden bir tanesi korku değildi. Bunu HypnoBirthing dersine, kendimi doğum hakkında bilgilendirmeme, eşimin, doktorumun ve harika iki tane doğum hemşiresinin desteğine,küçük kızımın kuvvetli olup doğum sırasında beni hiç üzmemesine ve en önemlisi doğumu hayatımın yaşanması gereken ve bana bir büyüme deneyimi olarak görmemi sağlayan psikolojiye borçluyum. Belki bazılarınız için inanması zor olabilir ama negatifleriyle birlikte doğumum heyecanlı ve doyurucu bir deneyimdi, kızımızın doğum süreci geçmesi zevkli ve üçümüzü birbirimize sıkı sıkıya bağlayan bir deneyimdi. Bu hikâyeyi yazmamdaki amaç, bu deneyimin ne kadar kuvvetli, doyurucu ve yenileyici bir şey olabileceğini göstermekti. Ben şanslıydım, 31 yaşında hiç problemsiz bir hamilelik sonunda son derece pozitif bir doğum hikâyem var. Herkesin yaşına, sağlık durumuna ve imkânlarına bağlı olarak deneyimi farklı olabilir ama salık vermek istediğim doğumunuzun korkulacak bir şey olmadığı ve kendinizi doğru şekilde hazırlarsanız travmatik bir ameliyat gerektirmediği. İnşallah gelecek sefere tamamen doğal ve hastanenin makineli steril ortamından uzak bir doğum istiyorum. Hepinize sağlıklı doğumlar ve bebekler diliyorum!

***

Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

10 yorum

  1. Yine çok güzel, bilinçle hazırlanan, mutlu bir doğum hikayesi… Korkuya yer yok.

    Epidural aldığın için mi ıkındın konusuna gelince — ben epidural almamama rağmen ıkınarak doğurdum bebeğimi. Sanırım önemli olan her nasıl hazırlanmış olursak olalım -HypnoBirthing, Lamaze, Bradley, etc.- önemli olan “doğal doğum” felsefesini belleyip o an içinden geldiği gibi davranmak.

    Tekrar teşekkürler paylaşımın için.

  2. sevgili ebru,
    27. haftamda ve malesef türkiyede yaşayan bir gebeyim.sizlerin bu hikayelerini okudukca kredi cekip gidip amarikada doğurasım geliyor.
    bizde ne mümkün asistana suni sancı istemiyorum demek,antibiyotiğimi 4 satte bir verin beni yatağa bağlamayın demek,telsiz monitörler,olumlu telkinlerde bulunan doğum hemşireleri,bebeğin doğar doğmaz kucağıza konması ve daha bisürü şey..
    eğer şanslı iseniz o gün insaflı bir persone rastlarsınız ve size insan gibi davranır.yoksa vay halinize(devlet hastanelerinden bahsediyorum).5 haftalık hypnobirthing kursu yaklaşık 600 dolar (ordaki fiyatı merak ediyorum),taleplerinizi iletebilmek için mutlaka bir özel hastaneye gitmek durumundasınız en az 1000 dolar..(sigorta bir kısmını karşıladıktan sonra),yoga vs çok pahalı olmasa da sizin anlattığınız tarz bir doğum için ortalama türk insanının 9 ay boyunca epey bir birikim yapması lazım.
    bu vesileyle sormak isterim bu hypnobirthing dersleri dvd olarak satılıyor mu?türkiyeye gönderiliyor mu?

    • Sevgili Eda – söylediklerin çok gerçek ve çok üzücü… Bu tür kurslar Amerika’da -diğer birçok şeyin olduğu gibi- daha kolay ulaşılabilir nitelikte. Örneğin biz 5 haftalık HypnoBirthing kursu için 250 dolar ödemiştik, buradaki ücretlendirmeden daha farklı…

      Devlet hastanelerindeki durum ise içler acısı. “Özelde doğum yapacağım” deyip tabir-i caizse parasını bastırsan bile yine bir punduna getirilip şaşırtılabiliyorsun.

      Ben bu blogda mümkün olduğunca deneyimlere ve yazılara yer veriyorum. Telif haklarını ihlal etmeyecek şekilde mümkün olduğu kadar kitaplardan, sunumlardan paylaşımlarda bulunmaya çalışıyorum. Ama ben bir kişiyim, bu konuda eğitimim yok, sadece kendi tecrübemden faydalanarak diğer anne adayları için neyin işe yarar olabileceğini düşünerek hareket ediyorum.

      Ancak benim gördüğüm -ve bu sadece senin yorumundan kaynaklanmadı, benzer geri dönüşler aldım- bu platformun sadece doğum hikayelerine yer vermenin ötesine geçmesi gerektiği yönünde. Sanki ben istemesem bile önüne geçemeyecekmişim, çünkü birçok gebenin, annenin konuda paylaşmak istedikleri varmış izlenimine kapılıyorum.

      Bugün, daha önce burada hikayesine yer verdiğim Bahar şu linki paylaşmış: http://www.enjoybirth.com/Free-Hypnobabies-Tracks.html Ücretsiz, bilgisayarına indirebildiğin kayıtlar var, ancak ben henüz dinlemedim, ne olduğunu bilmiyorum.

      Bu sitedeki KAYNAKLAR bölümüne bakarsan orada bu CD’nin birlikte geldiği kitaba da link verdim. (HypnoBirthing – the Mongat Method)

      Başka bir tavsiyem de
      (1) burayı ve yahoo gruplarını takip etmek (sanırım doğal doğum grubuna da üyesin)
      (2) burada görmek istediğin, sence faydalı olacak yazıların/paylaşımların ne olacağı konusunda fikir vermek. Bunları istersen blogcuanne@gmail.com adresine de gönderebilirsin.

      Sevgiler…

    • Sevgili Eda,
      isyanini o kadar iyi anliyorum ki anlatamam: Bundan bir yil once ben de ayni durumdaydim, ogrenmek istiyordum, arastiriyordum, butceme ve kafama uygun kurs ariyordum ama bulamiyordum. Sonra bir sekilde hersey yoluna girdi. Bir ozel hastanenin 3 gunluk bedava kursu yetti bana. Ondan sonrasini dogal akisina biraktim ancak kendimi daha dogrusu beynimi tam olarak hazirladim ve dogumum 1 saat icinde -hatta 30 dk bile diyebilirim- gerceklesti. (Sanirim yakinda yayinlanacak dogum hikayem)

      Sen yine de taleplerini dile getirmekten vazgecme, kafana gore bir doktor, hastane bulursun umarim.

      Dogum masraflarina gelince, biz hamileligim boyunca her ay az biraz para ayirmistik bir kenara, bebek kismetiyle gelir derler ya, kizim 7 aylik oldu, o para bitmek bir kenara daha da cogaldi.

      Kolay bir dogum diliyorum.

  3. Sevgili Elif,

    Haklisin, ben ikinmayi epidurale bagladim ama baska seyler de etken olmus olabilir. Mesela, ben normalde tendon ve ligamentleri hic esnek olmayan bir insanim, oyle ki hormonlar yuzunden hamilelik sirasinda bircok kimse kendisini daha esnek olarak tarif etmesine ragmen bende hic bir degisiklik olmadi diyebilirim. Bu da etki etmis olabilir. Dr. Beyin dedigi gibi dogum dinamik bir olay, herkesin kemik ve yumusak doku yapisi farkli. Hemsirenin dedigine gore tam acilmadan sonra bebegin cikma suresi 30 dakika ile 3 saat arasinda degisiyormus, benim icin bu sure 2 saat 15 dakika kadar surdu.
    Ayrica, bebek kalcadan gecen sinirlere bir sure baski yaptigi icin dogumdan sonra 2 ay kadar dizlerimin ustunde yaklasik 5 santim capinda bir bolge hassasiyetini kaybetmisti fakat daha sonra gecti, bu da yine benim cati esnekligime bagli olabilir.

  4. Sevgili Eda,

    Maalesef ben de cevremde duyduklarimdan ve burada okuduklarimdan gun gectikce kendi dogurdugum sistemle Turkiye arasindaki genel aykiriligi goruyorum. Fakat, lutfen umitsizlige kapilma; burada Turkiye’de dogurmus olan bircok annenin hikayesi var, doktor seciminin onemli oldugunu dusunuyorum ve sen kendini bilgilendirdigin ve doktorunla beraber hareket ettigin surece herseyin en iyisinin olmasini umit ediyorum.
    Ayrica, Elif’in de dedigi gibi buradaki linklerden yararlanabilirsin. Illa da hypnobirthing dersine gitmene gerek yok. Yaninda guvenebilecegin sana destek olacak insanlar olmasi ve senin korkuya ve umitsizlige kapilmaman en onemlisi bence.
    Burada dogum yapacagim hastanenin dogum katini ilk kez gezdigimde ve oradaki hemsireye isteklerimden bahsettigimde dedi ki ‘Biz mudahaleci bir hastaneyiz, yuksek riskli gebeler gordugumuz ve egitimimiz bu dogrultuda oldugu icin mudahalesiz bir dogum istiyorsan, kendi kendinin destekcisi olmak durumundasin, istediklerini ve istemediklerini belirtmen lazim’. Burada bazi gebeler onceden istediklerini bir sayfa olarak yazip dogumuna girecek olan hemsire ve doktoralara veriyorlar, tabii ne kadari okunuyor bilmiyorum. Ama istediklerini bir sayfaya dokmek bile kendi kafanda herseyi daha netlestirebiliyor. Bir tavsiye…
    Sevgiler,

    • sevgili elif ve ebru,tesekkur ederim donusleriniz icin.elimden geleni yapmaya calisiyorum,linklere bakicam umarim isime yarar.hypnobirthing kursu elbette sart degil, aslinda 2 gunluk bir kurs sonrasi bile sunu farkettim:bu kurslarin amaci annenin bir mucize yaratmasini saglamak degil; isleri oluruna birakir ve sakin olabilirse bedeninin durumu kontrol edebilecegini hatirlatmak.bir de icindeki canliyla iletisim kurmasina yardimci olmak.Bilmem yaniliyor muyum?
      ulkemizde sadece dogumda degil her turlu ikili iliski gerektiren alanda(saglik,egitim,hukuk)buyuk bir karmasa hukum suruyor ama elbette burda yazilacak seyler degil bunlar.
      hemsireniz ne guzel soylemis,kendi kendinin destekcisi olmalisin derken ama seni monitore baglamamislar mesela,ya da pitocin istememene saygi duymuslar…umarim bizim icin de cok uzak gelecekte degildir bunlar..

      • Katılıyorum. Unuttuğumuz, aslında içimizde var olan gücümüzü hatırlatıyor bu kurslar. Bu alana ilgi duyan, kendini geliştiren, okuyan, o yönde hazırlanan anne adaylarının da benzeri tecrübeler yaşamaması için hiçbir sebep yok. Desteğe ihtiyaç olduğunda da bizler buradayız 🙂

  5. tesekkür ederim sevgili arkadaşlar hepinize.13-14 hafta sonra -inşallah- hikayemi paylaşacagım..