8 Yorum

Deniz’e ölümü nasıl anlattım?

Severek takip ettiğim çocuk kitapları blogu Bir Dolap Kitap‘ta bugün çocuklara ölümü anlatmayla ilgili bir ilginç bir kitaba yer verilmiş: Ördek, Ölüm ve Lale.  Özetinden anladığım kadarıyla henüz Deniz’le tanıştırmak için erken, ancak ileride edineceğimiz bir kitap olacak gibi görünüyor.

Geçenlerde Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatmalı diye bir yazı yazmış, konuyla ilgili hoşuma giden İngilizce bir yazının çevirisine yer vermiştim.

Çok geçmeden babaannemi kaybettik. Ve ben yazdıklarımı pratiğe dökmek durumunda kaldım.

“Nasıl yapmalı acaba?” gibi bir yazıya yer vermişken “Ben nasıl yaptım”ı da anlatmam gerektiğini düşünerek kendi tecrübemi paylaşmaya karar verdim.

Geçen yazıyı yazdığımda kız kardeşimin kedisi Mia’nın öldüğünü henüz Deniz’e söylememiştim. Deniz Mia’yı hala hastanede sanıyordu.

Önce onu anlattım. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Elif: Deniz’cigim, remember Mia was at the hospital because she was sick?  (Mia hasta olduğu için hastanedeydi ya?)
Deniz: Yes.   (Evet)
Elif: She died.  (Mia öldü)
Deniz: (Bir an duraladıktan sonra, oyuncaklarının pilinin bitmesinin İngilizcede “battery died” olarak nitelenmesinden hareketle) Then let’s change her batteries. (Pilini değiştirelim o zaman!)

Ben de oturup canlıların pilinin olmadığını, sadece mekanik şeylerin pilinin olduğunu, insanlar ve hayvanlar ölünce geri gelmediklerini anlattım.

Aklına ne kadar yattı bilmiyorum ama sanırım şu mesajı verebilmiştim: Mia çok, çok hastaydı. Öldü. Geri gelmeyecek. Onu özleyeceğiz.

Deniz Mia’nin öldüğünü kabullenmişti ki annemlere gidişimizde Mia nerede diye sormayı bıraktı.

Kısa süre sonra babaannem öldü.

İlk etapta bir şey söylemedik. Zaten cenaze Mersin’den kalkıyordu, burada kimse yoktu, annemlere şu ara gitmiyorduk, kısacası babaannemin eksikliğini henüz fark etmemişti.

Annemlere bir sonraki gidişimizden önce Deniz’e nenenin öldüğünü söyledim. Önce boş boş baktı, sanki daha fazla açıklama istermiş gibiydi. Ben de Nene’nin çok yaşlı olduğunu, yaşlandığı için hastalandığını ve öldüğünü söyledim. Çok üzerinde durmadı, ancak bu konunun üstüne eve gelen halama ilk söylediği şey “Nene öldü!” oldu.

Nene’nin aramızdan ayrıldığını anlatırken, daha önce paylaştığım yazıda denildiği gibi hastalıktan çok yaşlılık kavramına vurgu yapmaya çalıştım. Çünkü bizler de sürekli hastalanıyoruz (bu kış hastalıktan başımızı kaldıramadığımızı duymayan kaldı mı?!), arada bir bağlantı kursun, “O zaman ben de hastalanırsam ölebilirim” diye düşünsün istemedim.

Deniz’in şu anda aklında yer edenler: Mia da, Nene de yaşlıydı, hastalandılar, öldüler. Ölenler geri gelmiyor.

Ben pek inançlı bir insan değilim. Deniz’in ileride kendi inancını seçmesine saygı duymakla birlikte şu an onunla kendi bildiklerimi, inandıklarımı (ya da inanmadıklarımı) paylaşıyorum. Dolayısıyla ona “cennete gitti, melek oldu” gibi inanmadığım şeyler, ya da “Çok uzağa gitti” gibi geri geleceğini ima eden sözler söylemedim. Öldüler, bir daha gelmeyecekler. Onları çok seviyorduk, onlar da bizi çok seviyordu. Özleyeceğiz. Nokta.

Eminim yaşı büyüdükçe farklı şekilde kurcalayacak konuyu. Ama şimdilik sanırım tatmin oldu.

8 yorum

  1. Sevgili Elif Denize durumu izah edişin çok hoş ama bence eksik ….
    İnan sadece merak ettiğim için soruyorum bunu sana cevaplamamakta elbette özgürsün. Deniz bunu elbette şu an böyle anladı ve ölüme dair kafasına takılan bir konu olduğunuda sanmıyorum yaşı itibariyle.. Peki sen senin için doğru olan bu cevaptan tatminmisin? yani sence biz ve milyarlarca insan sadece toprağın altında fosik olmak için mi geldik !!!!!!!! Şu dünyadaki kötüler zulmedenler yaptıkları yanlarına kar , zulum görenler de zavallı talihsiz insanlar olarak ölücek ver herşey biticek mi?
    sevgiler….

  2. Bence oldukça mantıklı bir yaklaşım olmuş. Sanırım başarabilmişsiniz de, tebrik ediyorum. Çocuğa ölümü anlatırken (özellikle ölen işinin akıbetini belirtirken) ben de gerçekten cennete gitti, melek oldu gibi tabirlerin kullanılmasından pek hoşlanmıyorum. Zira inanarak düşünecek olursak herkesin cennete gideceği meçhul (hatta öyle bi yerin olup olmadığı da) Belki benim oğlum için (şu an 2 yaşında) ölümü anlatmak oldukça erken ama zamanı geldiğinde eminim bu tabirleri asla hiç bir şekilde kullanmayacağım. Peki dışardan olaya bu şekilde yaklaşanlara nasıl mücadele edeceğim? Bu arada yazınız ölümü anlatma konusunda bana ışık olacak, teşekkürler.

    Bir şey sormak isiyorum. Deniz ile sürekli İnglizce mi konuşuyorsunuz? Türkçeyi hiç kullanıyor musunuz? İngilizce'nin anadil olarak konuşulduğu bir ülkede yaşamadım ama İngilizcem iyi seviyededir. Ben de oğlumla İngilizce anlaşmak isterdim ama maalesef bu çok fazla mümkün olmuyor 🙁 Tüm gün işteyim akşamları kısıtlı vakitlerde hasret gidermekten sıra ikinci bir dile henüz gelemedi 🙂 Biraz da tembel zaten benim oğlum Türkçe'yi de tam söktüğü söylenemez 🙂 Bu anlamda bana ne gibi önerileriniz oabilir?

    Sevgiler,

    Nazife Işık

  3. Ben de kesinlikle Elif gibi bahsetmek istiyorum olumden. Disaridan gelecek yorumlar konusunda ise esimle dusuncemiz, bu tur inanclarin oldugunu, farkli insanlarin farkli inanclarinin oldugunu anlatmak. Elimizden geldigi kadariyla islamiyeti, hristanligi ve diger dinleri tarahsiz bir sekilde anlatmayi dusunuyoruz. Secim tabiki cocugun kendisinin.

  4. Bu yazida bile bir tartisma noktasi bulmus ya yurdum insani, pes! yahu kadin cocuguna nasil anlatirsa anlatsin ölümü, sana ne?! Kadın nasıl anlattığını yazıyor, onunla oğlunun arasında geçen bir olay bu, nasıl anlatılması gerektiğinin altını çizmiyor yazısında! o öyle anlattı bitti!!!!!! sen istediğin gibi melek oldu de, gökyüzünden bizi seyrediyor de, cennette de, de oğlu de! başkalarının yasına da mı saygınız yok? bırakın artık ıncık cıncık TV kanalları gibi polemiklerle insanın karşısına dikilmeyi. Kadının babaannesi ölmüş, senin kafanı taktığın şeye bak! otur da üzül azıcık be!
    Kusura bakma Elif'ciğim…

  5. Eleştiriye açığım. Başkalarını rencide etmediği sürece yorumlarda farklı görüşler bildirilmesine de karşı değilim. Benimle aynı fikirde değil diye kimsenin zahmet edip yazdığı yorumu silmiyorum. Ama olay küfür boyutuna gelince işin rengi değişiyor. İnternet derya deniz. Gitsinler başka yerlerde sarf etsinler küfür dolu sözlerini. Benim özene bezene yazdığım, cicili bicili, pembeli blogumda değil. / benim değil bu sözler sevgili elifin ……(açalya …………….!)
    Sevgili Elif sadece gerçekten merak ettiğim için sormuştum. Ahiret kavramına inanmayan birileri yok hiç çevremde bu yüzden sormuştum amacım bir tartışma yaratmak yada kendi fikirlermi anlatmak değildi……….Aslında bunu da yazmıcaktım ama sende aynı şekilde düşünmüşsündür belki diye içim cızz etti.Babaannenizin ölümü üzerine bir yazınız vardı zaten ben yukarıdaki yazıyı bu türlü bir yazı olarak algılamadığım için böyle bir yorum yapmıştım fazla uzattım sanırım herşey gönlünüzce olsun bebeğinizide sağsalim kucağınıza almanız duasıyla……

  6. OZLEM – Söylediklerinden hiçbir şekilde alınmadım. Bu yazıyı yazarken benzer tepkileri bekliyordum. Beni rencide ettiğini de düşünmüyorum, eğer duymak istemediğim yorumlardan çekinecek olsaydım bu yazıyı yorumlara kapatırdım.

    Sorunun cevabına gelince — çok, çok uzun, başlı başına bir yazı konusu olur bu. Hatta bak, sırf buna adanmış bir blog bile var: http://suphecimelek.wordpress.com/

    Kısacası, evet, ahirete inanan bir insan değilim, ancak bazen "keşke inansaydım, belki bazı şeyeri kabul etmek daha kolay olurdu" demiyor da değilim. Maalesef "keşke inansaydım" diyerek inanamıyor insan.

    NAZİFE – Deniz'le nasıl İngilizce konuştuğumun ayrıntıları ile ilgili belki bu yazı yardımcı olur: http://blogcuanne.com/2009/08/05/iki-dilli-cocuk-… Şimdilerde Türkçeyi de konuşuyoruz, özellikle okula düzenli gitmeye başladıktan sonra (ki orada hem Türk hem yabancı öğretmeni var) her iki dili de daha iyi oturttu.

    NİLÜFER – Bana en mantıklı gelen yaklaşım bu. Her şeyi öğrensin istiyorsa, ama ben özel bir çaba göstermeyeceğim.

    AÇALYA – Senin geldiğin noktayı anlıyorum, ve dediğin gibi bu konuları fırsat bulup polemik yaratmaya çalışan insanlar oldukça fazla sayıda var. (Yukarıda paylaştığım Şüpheci Melek'te bunlar gırla!) Ancak anladığım kadarıyla Özlem'in niyeti bu değildi, sadece gerçekten merak ettiği bir soruyu sormaya çalışıyordu. Kısacası ben senin kusuruna bakmadım, ama sanırım Özlem biraz alındı.

    Kimse saldırmasın, kimse alınmasın, bakın zaten hormonlarım tepemde! Bu sabah yataktan yardımsız kalkamadım diye oturup ağladım, vallahi yıkarım ortalığı ha! 😀 (Evet, bu bir tehdittir)