5 Yorum

“Çocuğunuz üç yaşında oldu, şimdi şunları şunları yapacak”

Soldan sağa: Baba, Anne, Deniz (Deniz'in çizimiyle)

Bu sözler, Deniz’in Kasım sonunda üç yaşını devirmesiyle birlikte aldığım BabyCenter bülteninden.

Şöyle anlatıyordu BabyCenter (orijinali burada):

  • Hayali arkadaşları olabilir – Henüz bizim görmediğimiz hayali arkadaşları yok, ama etrafındaki tüm oyuncaklarını hayal gücünün etkisiyle sürekli konuşturuyor.
  • Renkleri öğrenmeye başlar – E bunu yapalı çok oldu.
  • Geceleri yatağını ıslatabilir – Çok şükür bunu aştık, dağlara taşlara…
  • Çenesi durmamacasına konuşur – Evet, sus-mu-yor!
  • Daha arkadaş canlısı olur – Evet, onu çağıralım, buna gidelim diyip duruyor.
  • Topu yakalayabilir – Çok uzaktan ve hızlı atmamak, ve top çok küçük olmamak kaydıyla yapıyor.
  • Oyuncaklarını canlandırarak oyunlar oynar – Uyanık geçirdiği saatlerinin hepsinde bu tür oyunlar var. Sürekli trenler birbiriyle konuşuyor, arabaların biri diğerine vuruyor, öbürü onu cezalandırıyor, biri yemeğini yemek istemiyor, diğeri ona kızıyor. Kısacası Deniz, kendi hayatını oyuncaklarında canlandırıyor, ama bir farkla: Bu sefer anne ya da baba değil, kendisi kontrol ediyor her şeyi.
  • Daha uzun ve çeşitli kitapları okuyabilir – Bu da doğru. Eskiden bir sayfada kocaman bir resim, altında bir iki cümleden ibaret kitapları okurken şimdi uzun hikâyeleri devirebiliyoruz birlikte. Çok keyifli oluyor!
  • Makas kullanabilir – Kendisi makası tutsa kâğıdı tutamıyor, kâğıdı tutsa makas yamuluyor. Ama benim yardımımla, keseceği şeyi dik tutarsam gayet güzel kesiyor.
  • Görgü ve usul öğrenir – Deniz’e küçüklüğünden beri ‘lütfen’ ve ‘teşekkür ederim’ demesi gerektiğini öğretiyoruz. Daha doğrusu biz hep onunla öyle konuştuğumuz için o da nasıl davranması gerektiğini biliyor.

BabyCenter yine doğru bilmiş, ama eksik bilmiş. Ben onun yerine tamamlayayım:

  • Yemeğini kendi yeme yetisini geliştirmiş olmasına rağmen naz yapar, sizi uğraştırır. Sonra bir gün okul dönüşü, artık okulda her ne olduysa, “Ben pilavımı kendim yiyeceğim, sen sebzeme yardım et” diyerek kendince orta yolu bulur.
  • Dili pabuç gibi olur, her şeye cevap verir. Örneğin hep birlikte sofrada yemek yerken ve anne-baba sohbet ederken “Ama siz de cır cır cır konuşuyorsunuz, yemekte konuşmak yok” diyebilir.
  • Eleştirel yönü giderek gelişmektedir. İki öğün üst üste brokoli yedi diye “Anne, ben brokoliden çok sıkıldım. Duvarlara yazıcam ‘Anne brokoli yapma’ diye!” gibi cümleler sarf edebilir.
  • Drama yeteneği de gittikçe kuvvetlenir. Anne hasta olunca yardıma gelen babaanneyi, daha önce anne yokken kandırıp televizyon karşısında yemeye ikna ettiği için tekrar kandıracağını düşünür. Babaannesiyle arasında şöyle bir diyalog geçer:
    • Deniz: Ben salonda yemek yemek istiyorum!
      Nunu: A-a, neden? Mutfakta yenir yemek…
      Deniz: Ama daha önce yemiştim.
      Nunu: Ama o zaman hastaydın.
      Deniz: Ama şimdi de hastayım, bak, öksürüyorum. Öhü, öhü, öhü…

      Bu "bir şey"miş

  • Çizimleri bir gecede değişebilir. Daha önce sadece karalamalardan ibaret olan çiziktirmeleri birden bire aslan, adam, ya da her ne çiziyorsa ona benzeyebilir. Bu beni inanılmaz şaşırttı. Deniz bir ara siyah renge takmıştı, her şeyi siyahla boyuyordu. Sonra diğer renkleri de kullanmaya başladı. Geçtiğimiz hafta sonu ona Ikea’dan bir çizim tahtası aldık, ve ortaya bizce Picasso-vari, sizce çalı çırpı benzeri şeyler dökmeye başladı.
  • Akıl almaz bir pazarlık kabiliyetine bürünür. Her isteğinize mutlaka bir karşı istekle cevap verir. Siz “Deniz’ciğim, birazdan yemek yiyeceğiz” dediğinizde, “Biraz daha oyniyim, sonra” der. “Tamam, iki dakika daha” dersiniz, “Hayır beş dakika” der. Onunla da yetinmez, küçük parmaklarını gererek “10 dakika, 10!” der.
  • İflah olmaz bir şekilde oyun manyağı olmuştur. Sürekli “Biraz oyniyim”, “Sen benimle oynicak mısın?”, “Uyanınca oynicak mıyız?” söylemleri döner, durur.
  • Laftan çok daha anlar, çok daha iyi söz dinler. Bir şeyi mantığıyla açıkladığınızda kabul etmemesi, dediğinizi yapmaması için pek bir sebep yoktur. Ancak buradaki anahtar kelimeler “mantığıyla açıklamak”tır. Bu noktada da yetişkin bir insanla değil, 3 yaşındaki bir çocukla muhatap olduğunu unutmamak gerekir.

Kısacası, üç yaşındaki çocuğunuzla hayat bir yandan zorlaşmakta (pazarlıklar, ayak diremeler, inatlaşmalar), ama genelde kolaylaşmakta (birçok işini kendi halletmesi, bağımsızlaşması) ve giderek daha da keyifli bir hal almaktadır. Bu keyifli haller de benim daha önceden söylediğim “Annelik benim için dünyanın en güzel tecrübesi oldu” tezimi kuvvetlendirmektedir.

5 yorum

  1. merhaba elifff
    zeyneple deniz yaşıt sayılırlar zeynep eylül doğumlu dolayısı ile yukarıda yazdığın herşeye sonunaaa kadar katılıyorum hatta bizimkinin kız olması durumu daha da vahimleştiriyor inan.Deniznin 3 katı konuşma kapasitesine sahip olduğunu ve birde buna nazmı dersin edaaa mı dersin bilmişlik mi dersin hepsinin eklenmesinide düşünürsen halimi anlayabilirsin sanırım 🙂 En azından makyaj çantanı ele geçirip rimelleri kirpik yerine kaşına farlarıda kaşının hemen üstüne sürdüğünü görüppp gözlerin yuvalarından fırlamamıştır hiç yada cımbızın birileri tarafından yok edilip işe sırıtan birkaç tüyle gitmek zorunda kalmamışsındır dimi 🙂
    Ve tabiki sonuçç seninde dediğin gibi dünyann en güzel tecrübesiiiii iyiki varlar
    ( bu arada bir öncekii yorumumda küsmüştümmm ama şimdi barıştımmmmmm 🙁 :)) )

  2. Evet yaa.. nasil sahte,sahte oksurdu..canim..

  3. Yalnız olmadığımızı bilmek neden insanı böyle mutlu eder bilmem ki!!
    Aynı durumlar bizde de var,iyisi de kötüsü de:)
    En çok siyah renk olayına bayıldım:)Çok üzülüyordum hep o rengi seçiyor diye…Yalnız değilmişiz yaşasınn!

  4. Elif, buyuyunce giderek kolaylasak diye dusunup avutuyordum kendimi sen simdi tum hayallerimi yiktin. Deniz'i opuyoruz yanaklarından, Derin bebege de bizden kucak dolusu sevgiler

  5. ÖZLEM – Evet, bizim evde öyle şeyler yaşanmıyor ama tahmin edebiliyorum!

    ELİF – Sanırım bu siyah takıntısı bir süreçti. Bende de satanistlik şüpheleri uyandırmıştı ki geçti 😀

    UMUR – N'olur yıkılmasın hayallerin. Daha zor ama daha kolay dedim ya!

    Sevgiler…