Yasemin ve Zeynep Ekin’in Hikâyesi

GD Star Rating
loading...

~ 3 Temmuz 2009, İstanbul ~

Çalışan bir anne adayıydım, İstanbul’da yaşıyordum ve ODTÜ’de doktora çalışmalarıma devam ediyordum. Ne işimi aksatmak istiyordum ne de evimi, bir de doktoram doğumdan önce bitsin istiyordum. En önemlisi bunca koşuşturmanın arasında her şeyin yolunda gitmesini ve normal doğum yapmayı diliyordum.

Biricik meleğim normal doğumla dünyaya geldi: çevremdeki herkes doğal doğum yapan birçok kadına olduğu gibi bana “kahraman” gözüyle baktı, çünkü pedikür yaptırırken bile canım yanmasın diye uyuşturucu krem kullanan ben “Normal doğuracağım” demiştim. Bu da yetmedi “Epidural mi, onu da istemiyorum, doğal doğurmak istiyorum bebeğimi” dedim. Hatta bunu duyan hemşire bana şaşkın bakışlarla “Çok cesursunuz, tebrikler” demişti, dün gibi hatırlarım.

Geriye dönüp baktığımda çok rahat bir hamilelik ve doğum geçirdiğimi söyleyebilirim. Böylesi rahat geçirmemdeki en büyük etkenin ise pozitif düşünmem olduğuna inanıyorum. Hamile olduğumu gören herkes “İlk çocuk mu, doğum zor olur…” dedi, ben karnımı okşayarak “Duyma kızım sen onları, doğumum rahat olacak” dedim. “Kız bebek mi? Erken gelir” dediler, ben yine karnımı okşayarak “Duyma kızım sen onları, takvim 30 Haziran diyor, önce gelme ki anne doktorasını bitirsin” dedim. “Gazı olur, uykusuz olur, çalışan annesin, çalışmaya başlayınca biberona alışınca sütten kesilir” dediler, ben yine karnımı bu sefer daha da şefkatle okşayarak “Duyma kızım sen onları, gazın olursa çıkarırız, uykuların da düzenli olur, sütünü de içer benim kızım. Annesi onu çok seviyor” dedim. Hatta bir keresinde, olumsuz şeyler söyleyen iki arkadaşıma şaka ile karışık “Eğer böyle konuşmaya devam ederseniz, bir daha sizin odanıza uğramayacağım” dedim.

Kızım vaktinde doğdu, doğumum hiç de öyle saatler sürmedi. Ne uykusuz gecelerimiz oldu, ne de işe başlayınca sütten kesildi.

Nasıl hazırlandığıma gelince…

Hamile olduğumu öğrendiğim zaman beni bir panik aldı: akademisyeniz ya, her şeyi okuyarak öğreniyoruz ya, “ben bu konuda hiç bir şey bilmiyorum” dedim. Kendimi garip bir boşlukta hissettim, ne yapmam lazım bilmiyordum. İnternette danışma gafletinde bulundum ve 1-2 saatlik bir okumadan sonra vazgeçtim. O kadar kötü hikâyeler vardı ki moralimi bozmaktan başka bir işe yaramıyorlardı. O sırada National Geographic’in hamilelik ve doğumla ilgili bir belgeselini buldum ve onu izledim, hatta 2-3 defa izledim. Kendimi daha iyi hissettim. Birkaç gün sonra da bir kitap aldık -eşimin doğum günü hediyesi- hamileliğimi hafta hafta oradan takip ettik. Ancak ben o kadar yorgun ve uykulu oluyordum ki okuyacak halim olmuyordu. Canım kocacığım, her akşam yatmadan önce bana neler olduğunu ve olacağını anlatıyordu. Hamilelik tek kişilik bir iş değil bunu anlıyordum, bir de artık gerçekten bir aile olduğumuzu.

Daha sonra bir kurs aramaya başladım, şu filmlerde gördüklerimizden, karı koca beraber gidiyorlar ya. Var ama ya istediğim gibi değil, ya uzakta, ya da bütçemin üzerinde. Daha sonra tamamen tesadüfî bir şekilde Medikal Park Hastanesi’nde ücretsiz seminerler olduğunu gördüm. Hemen kâğıdı kalemi alıp kursa gittim. Orada olduğum 3-4 saat boyunca da devamlı notlar aldım. Akşam eve döndüğümde artık daha mutluydum, çünkü neyin ne olduğunu, ne yapacağımı biliyorum. Tüm öğrendiklerimi eşime ve bize ziyarete gelen annesi ve teyzesine anlattım. Gözlerinde “Bizim okumuş gelin çok âlem, ilahi kızım” bakışını görüyordum ama olsun. Ayşe Öner Hemşire’nin dediklerini aynen aktarmaya devam ettim, ve o günden sonra Ayşe Hemşire’nin dedikleri bizim evde kanun oldu, onun ismi geçince akan sular duruyor. Seminerlere katıldıkça daha da bilinçlendim ve normal doğuma daha da yaklaştım.

Daha önce belirttiğim gibi çalışıyordum, haftada 20 saat ders anlatıyordum ki yaşayanlar bilirler bu 20 saat ayakta kalmak demektir. Son zamanlarda davul gibi şişen ayaklarla ders anlatıyordum. ODTÜ’deki doktoram son aşamasındaydı, bu sebeple ayda en az bir kere İstanbul’dan Ankara’ya gidiyordum. Her yolculuk öncesinde de hafif bir telaş “ya bir şey olursa ?…Saçmalama Yasemin, pozitif düşün.” Ankara’dan moral depolamış ve motivasyonumu arttırmış olarak dönüyordum ve mutluydum.

Çalışmamın bana en büyük yararı, kendimi dinlemeye fırsatım olmadı ve bebeğim için gereksiz yere endişelere kapılmaktan korudu beni. Hoş, bir ara “Bebeğime vakit ayıramıyorum. Daha bir zıbın bile alamadım, ne biçim bir anneyim ben” dediğimi hatırlıyorum ama hemen ardından iç sesim “Sen çalışıyorsan kızın için çalışıyorsun. Doktoran biterse o daha iyi bir yaşam sağlayabilirsin, endişelenme ve devam et” dedi ve haklıydı.

Doktoramı bitirme aşamasına geldim ve jüri tarihi ayarladık, bu arada hamileliğimin 36. haftası daha doğrusu öyle zannediyordum. Nasılsa 37. haftada değilim, bir şey olmaz diye kendimi telkin ediyorum. Sonra bir anda doktorum fark ediyor ki yanlış hesap yapmışız, aslında 37. haftamı doldurmuşuz. Beni bir telaş alıyor, Ankara yolculuğu, doktora jürisinin heyecanı, ya kızım doğmaya karar verirse? Biz sanki jüriye değil de Ankara’ya doğuma gidiyor gibi gidiyoruz, hastane valizi, bebek arabası, vs. vs. Jürideki hocalarım bana takılıyorlar “Biz ambulansı çağırdık, sen rahat ol Yasemin.” Ama benim uslu, akıllı kızımın hiç acelesi yok, o annesini bekliyor.

Hamileliğim süresince Doktorum Banu Ergül’ün desteğini de belirtmek isterim. Normal doğum istediğimi söylediğim zaman “yürüyüşünüzü ihmal etmeyin” dedi sadece. Daha sonra epidural hakkında düşüncesini almak istediğimde beni bilgilendirdi ama içim istemiyor epidural. “Siz nasıl isterseniz” dedi. Doğumu konuştuğumuz bir gün, “40. haftadan sonra bir hafta daha bekleyeceğiz halen gelmiyorsa bebeği doğuma alırız” dedi, ben “sezaryen mi?” dedim “Hayır, suni sancı ile. Sizin vücut yapınız mükemmel ve aramızdaki işletim de gayet iyi. Siz sezaryen diyinceye kadar ben sezaryen demeyeceğim. Benim için normal doğum daha kolay” dedi. Biz eşimle birbirimize öylece bakakaldık. Hani onca laf, hani tüm doktorlar sezaryen diyordu, demek ki hepsi değilmiş. İyi ki varsın Dr. Banu Hanım.

Uzatmayalım, Ankara’ya gittim, doktoramı tamamladım ama iş bitmedi, düzeltmeler var. Kızımla konuşuyorum yine “Kızım 10 gün daha dayan, anne tezini yazsın sonra hep senin.” Kızım beni yine dinledi.

30 Haziran beklenen tarih ama kızımın niyeti yok. Eşim o akşam beni Sahrayı-Cedid’den Bağdat Caddesi’ne kadar yürüttü doğum başlasın diye ama kızım halinden memnun. 2 Temmuz Perşembe günü, annemle yürüyüşe çıktık. Canımız çiğ börek çekti, yolda hafif bir sancı. Hemen saatime baktım, hafızama yazdım. Sonra bir-iki saat sonra bir sancı daha ama yine hafif. Ben yine saati kaydettim ama kimseye bir şey söylemiyorum çünkü kararlıyım, son ana kadar evde kalacağım, ne zaman ki dayanılmayacak hale gelecek ben hastaneye gideceğim. Nasılsa hastanem eve çok yakın. O akşam, evdekilere “benim hafif sancım var” dedim gayet sakin bir şekilde. Eşim evde değil, nöbetçi, hafif bir telaş aldı hepimizi.  O gece ara ara hep sancım geldi ama ben hep dayandım, saati aklıma kaydettim. Sancı çok şiddetli geldiğinde eşimden sırtıma masaj yapmasını istedim.

3 Temmuz sabah 9.00, doktor randevumuz var. Doktor muayene ediyor beni. 2-3 santim açılma var, biraz daha bekleyelim, suni sancı verebilirim ama daha erken. “Kızınız sizi dinliyor Yasemin Hanım, söyleyin Pazar günü olmasın.” Ben ekliyorum “Benim de uykum erken gelir, gece 10’dan önce doğsun.” Uslu kızım benim sözümü yine dinliyor.

Eve dönüyoruz, her saat başı sancım geliyor, ben her sancıda duvara yüzüm dönük hafif çömeliyorum ve sırtıma masaj yapıyorlar, arada ılık duşlar alıyorum. Sancılar 10 saniye sürüyor. Annem, kayınvalidem “haydi hastane” diyor, ben “hayır daha doğum başlamadı, bunlar gerçek sancılar değil” diyorum. Arada da e-postalarımı kontrol ediyorum. Saat 17.40, tez danışmanımdan mesaj geliyor “Tezini imzaladım Yasemin, hayırlı olsun.” Hemen cevap atıyorum iki sancı arası. Saat 18.00 öyle bir sancı geliyor ki diğerlerinden farklı. Kızım da mı okudu yoksa e-postayı, anladı mı artık annesinin tamamen onun olduğunu? Saatte bir gelen sancılar bir anda 20 dakikaya iniyor ve 45-50 saniye sürüyor. Doktorumu arıyorum, “durum bu, ne yapalım?” “Dayanamayacak gibi olduğunuzda hastaneye gidin, beni hastaneden ararlar.” Eşim her an gelebilir, onunla gitmek istiyorum hastaneye. Anneler “haydi kızım gidelim”, ben “Hayır, bekleyeceğim.”

Eşimi arıyoruz telefonla ama ulaşamıyoruz. Ben ona erken gel dedim o nerede ama olsun bekleyeceğim onu. Eşim geliyor, hastaneye gidiyoruz. Tekerlekli sandalyeye alıyorlar hemen beni. Ben “Arabayı kilitlediniz mi, arabamızı çalmasınlar” gibi şeyler söylüyorum. Kim düşünür arabayı o anda. Hadi onu geçtim birileri düşünür ama bu ben olmamalıyım değil mi?

19.45 – Doğumhanedeyiz. Ebe kontrolünü yapıyor, açılma 6 cm. “Epidural takamayız çok geç” diyor. Ben garip bir şekilde ohh çekiyorum içimden, zaten çok da istemiyordum epidurali, denk geldi.

20.10 – Doktorum geliyor. “Yasemin Hanım, ben sizi sabah 2-3 santim ile bırakmıştım. Tebrikler. Gayet iyi gidiyorsunuz. 8 santim olmuş. Birazdan geliyorum.” diyor.

20.15 – Eşim doğumhaneye girsin mi girmesin mi diye konuşurken bir anda kendini doğumun içinde buluyor. Daha önceden kararlaştırdığımız güzel şeyleri bana söylüyor. “California 17 Mile Drive düşün. Oradayız, sen araba kullanıyorsun okyanus kenarında. ” Bir anda rahatlıyorum, sonra sancı geliyor ve doktorum ve ebenin sözünden çıkmadan doğru şekilde ıkınmaya çalışıyorum. Bazen doğru oluyor, bazen yanlış nefes veriyorum. Özür diliyorum onlardan. “Siz bana ne yapamam gerektiğini söyleyin, ben aynen yapacağım” diyorum. Arada kocama kızıyorum, bana 17Mile’i anlat, başka şey istemiyorum diye, hâlbuki o da aklına gelen konularla beni sakinleştirmeye çalışıyor.

20.45 - “Doğdu mu?” diyorum doktora, “Doğdu tabii” diyor. Hemen ilk kontrolleri yapıyorlar ve bebeğim kucağımda. O tatlı sesini duyuyorum. Fotoğraf makinemizle o anı ölümsüzleştirmeye çalışıyoruz. Aklıma heyecandan bebeğimi emzirmek gelmiyor ve minik yavrum saat 23.00’e kadar annesini bekliyor emmek için. Şimdi düşünüyorum da, neden doğduğunda emzirmedim ve neden daha önce bunu doktorumla konuşmadım? Doktorum da bir bildiği vardır herhalde diyorum şimdi. Eşim ve bebeğim yanımdan ayrılıyorlar; ben, doktor ve ebe kalıyoruz.

23.00 – Eşim yanımda odama çıkıyorum. Herkes mutlu. Az sonra bebeğim yanımıza geliyor ve ilk heyecan: acaba emecek mi? Ben acemi anne nasıl olacak, nasıl yapacağım derken yavrum kavrıyor mememi ve emmeye başlıyor. En büyük korkum da artık geçti. Sütüm var, yavrum emiyor, tüm sevdiklerim yanımda.

O andan sonrası tarif edilemez bir mutluluk.

Tüm annelerin benimki gibi sorunsuz bir hamilelik ve doğum geçirmesini dilerim.

Yasemin ve Zeynep Ekin’in Hikayesi
Çalışan bir anne adayıydım, İstanbul’da yaşıyordum ve ODTÜ’de doktora çalışmalarıma devam ediyordum. Ne işimi aksatmak istiyordum ne de evimi, bir de doktoram doğumdan önce bitsin istiyordum. En önemlisi bunca koşuşturmanın arasında her şeyin yolunda gitmesini ve normal doğum yapmayı diliyordum.
Biricik meleğim normal doğumla dünyaya geldi: çevremdeki herkes sizin deyiminizle bana “kahraman” gözüyle baktı çünkü pedikür yaptırırken bile canım yanmasın diye uyuşturucu krem kullanan ben “Normal doğuracağım” demiştim, bu da yetmedi “Epidural mi, onu da istemiyorum, doğal doğurmak istiyorum bebeğimi” dedim. Hatta bunu duyan hemşire bana şaşkın bakışlarla “Çok cesursunuz, tebrikler” demişti, dün gibi hatırlarım.
Geriye dönüp baktığımda çok rahat bir hamilelik ve doğum geçirdiğimi söyleyebilirim. Böylesi rahat geçirmemdeki en büyük etkenin ise pozitif düşünmem olduğuna inanıyorum. Hamile olduğumu gören herkes “İlk çocuk mu, doğum zor olur…” dedi, ben karnımı okşayarak “Duyma kızım sen onları, doğumum rahat olacak ”dedim. “Kız bebek mi? Erken gelir” dediler, ben yine karnımı okşayarak “Duyma kızım sen onları, takvim 30 Haziran diyor, önce gelme ki anne doktorasını bitirsin ”dedim. “Gazı olur, uykusuz olur, çalışan annesin, çalışmaya başlayınca biberona alışınca sütten kesilir” dediler, ben yine karnımı bu sefer daha da şefkatle okşayarak “Duyma kızım sen onları, gazın olursa çıkarırız, uykuların da düzenli olur, sütünü de içer benim kızım. Annesi onu çok seviyor” dedim. Hatta bir keresinde, olumsuz şeyler söyleyen iki arkadaşıma şaka ile karışık “Eğer böyle konuşmaya devam ederseniz, bir daha sizin odanıza uğramayacağım” dedim.
Kızım vaktinde doğdu, doğumum hiç de öyle saatler sürmedi. Ne uykusuz gecelerimiz oldu, ne de işe başlayınca sütten kesildi.
Nasıl hazırlandığıma gelince…
Hamile olduğumu öğrendiğim zaman beni bir panik aldı: akademisyeniz ya, her şeyi okuyarak öğreniyoruz ya, “ben bu konuda hiç bir şey bilmiyorum” dedim. Kendimi garip bir boşlukta hissettim, ne yapmam lazım bilmiyordum. İnternette danışma gafletinde bulundum ve 1-2 saatlik bir okumadan sonra vazgeçtim. O kadar kötü hikâyeler vardı ki moralimi bozmaktan başka bir işe yaramıyorlardı. O sırada National Geographic’in hamilelik ve doğumla ilgili bir belgeselini buldum ve onu izledim, hatta 2-3 defa izledim. Kendimi daha iyi hissettim. Birkaç gün sonra da bir kitap aldık -eşimin doğum günü hediyesi- hamileliğimi hafta hafta oradan takip ettik. Ancak ben o kadar yorgun ve uykulu oluyordum ki okuyacak halim olmuyordu. Canım kocacım, her akşam yatmadan önce bana neler olduğunu ve olacağını anlatıyordu. Hamilelik tek kişilik bir iş değil bunu anlıyordum, bir de artık gerçekten bir aile olduğumuzu.
Daha sonra bir kurs aramaya başladım, şu filmlerde gördüklerimizden, karı koca beraber gidiyorlar ya onlardan, var ama ya istediğim gibi değil, ya uzakta, ya da bütçemin üzerinde. Daha sonra tamamen tesadüfî bir şekilde Medikal Park Hastanesinde ücretsiz seminerler olduğunu gördüm. Hemen kâğıdı kalemi alıp kursa gittim. Orada olduğum 3-4 saat boyunca da devamlı notlar aldım. Akşam eve döndüğümde artık daha mutluydum, çünkü neyin ne olduğunu, ne yapacağımı biliyorum. Tüm öğrendiklerimi eşime ve bize ziyarete gelen annesi ve teyzesine anlattım. Gözlerinde “Bizim okumuş gelin çok âlem, ilahi kızım” bakışını görüyordum ama olsun. Ayşe Hemşire’nin dediklerini aynen aktarmaya devam ettim, ve o günden sonra Ayşe Hemşire’nin dedikleri bizim evde kanun oldu, onun ismi geçince akan sular duruyor. Seminerlere katıldıkça daha da bilinçlendim ve normal doğuma daha da yaklaştım.
Daha önce belirttiğim gibi çalışıyordum, haftada 20 saat ders anlatıyordum ki yaşayanlar bilirler bu 20 saat ayakta kalmak demektir. Son zamanlarda davul gibi şişen ayaklarla ders anlatıyordum. ODTÜ’deki doktoram son aşamasındaydı, bu sebeple ayda en az bir kere İstanbul’dan Ankara’ya gidiyordum. Her yolculuk öncesinde de hafif bir telaş “ya bir şey olursa ?…Saçmalama Yasemin, pozitif düşün”. Ankara’dan moral depolamış ve motivasyonumu arttırmış olarak dönüyordum ve mutluydum.
Çalışmamın bana en büyük yararı, kendimi dinlemeye fırsatım olmadı ve bebeğim için gereksiz yere endişelere kapılmaktan korudu beni. Hoş, bir ara “Bebeğime vakit ayıramıyorum daha bir zıbın bile alamadım ne biçim bir anneyim ben” dediğimi hatırlıyorum ama hemen ardından iç sesim “Sen çalışıyorsan kızın için çalışıyorsun. Doktoran biterse o daha iyi bir yaşam sağlayabilirsin, endişelenme ve devam et” dedi ve haklıydı.
Doktoramı bitirme aşamasına geldim ve jüri tarihi ayarladık, bu arada hamileliğimin 36. Haftası daha doğrusu öyle zannediyordum. Nasılsa 37. haftada değilim, bir şey olmaz diye kendimi telkin ediyorum. Sonra bir anda doktorum fark ediyor ki yanlış hesap yapmışız, aslında 37. haftamı doldurmuşuz. Beni bir telaş alıyor, Ankara yolculuğu, doktora jürisinin heyecanı, ya kızım doğmaya karar verirse? Biz sanki jüriye değil de Ankara’ya doğuma gidiyor gibi gidiyoruz, hastane valizi, bebek arabası, vs. vs. Jürideki hocalarım bana takılıyorlar “Biz ambulansı çağırdık, sen rahat ol Yasemin.” Ama benim uslu, akıllı kızımın hiç acelesi yok, o annesini bekliyor.
Hamileliğim süresince Doktorum Banu Ergül’ün desteğini de belirtmek isterim. Normal doğum istediğimi söylediğim zaman “yürüyüşünüzü ihmal etmeyin” dedi sadece. Daha sonra epidural hakkında düşüncesini almak istediğimde beni bilgilendirdi ama içim istemiyor epidural. “Siz nasıl isterseniz” dedi. Doğumu konuştuğumuz bir gün, “40. haftadan sonra 1 hafta daha bekleyeceğiz halen gelmiyorsa bebeği doğuma alırız” dedi, ben “sezaryen mi?” dedim “Hayır, suni sancı ile. Sizin vücut yapınız mükemmel ve aramızdaki işletim de gayet iyi. Siz sezaryen diyinceye kadar ben sezaryen demeyeceğim. Benim için normal doğum daha kolay ” dedi. Biz eşimle birbirimize öylece bakakaldık. Hani onca laf, hani tüm doktorlar sezaryen diyordu, demek ki hepsi değilmiş. İyi ki varsın Dr. Banu Hanım.
Uzatmayalım, Ankara’ya gittim, doktoramı tamamladım ama iş bitmedi, düzeltmeler var. Kızımla konuşuyorum yine “Kızım 10 gün daha dayan, anne tezini yazsın sonra hep senin.” Kızım beni yine dinledi.
30 Haziran beklenen tarih ama kızımın niyeti yok. Eşim o akşam beni Sahrayı-Cedid’den Bağdat Caddesi’ne kadar yürüttü doğum başlasın diye ama kızım halinden memnun. 2 Temmuz Perşembe günü, annemle yürüyüşe çıktık. Canımız çiğ börek çekti, yolda hafif bir sancı. Hemen saatime baktım, hafızama yazdım. Sonra bir-iki saat sonra bir sancı daha ama yine hafif. Ben yine saati kaydettim ama kimseye bir şey söylemiyorum çünkü kararlıyım, son ana kadar evde kalacağım, ne zaman ki dayanılmayacak hale gelecek ben hastaneye gideceğim. Nasılsa hastanem eve çok yakın. O akşam, evdekilere “benim hafif sancım var” dedim gayet sakin bir şekilde. Eşim evde değil, nöbetçi, hafif bir telaş aldı hepimizi.  O gece ara ara hep sancım geldi ama ben hep dayandım, saati aklıma kaydettim. Sancı çok şiddetli geldiğinde eşimden sırtıma masaj yapmasını istedim.
3 Temmuz sabah 9.00, doktor randevumuz var. Doktor muayene ediyor beni. 2-3 santim açılma var, biraz daha bekleyelim, suni sancı verebilirim ama daha erken. “Kızınız sizi dinliyor Yasemin Hanım, söyleyin Pazar günü olmasın.” Ben ekliyorum “Benim de uykum erken gelir, gece 10’dan önce doğsun”. Uslu kızım benim sözümü yine dinliyor.
Eve dönüyoruz, her saat başı sancım geliyor, ben her sancıda duvara yüzüm dönük hafif çömeliyorum ve sırtıma masaj yapıyorlar, arada ılık duşlar alıyorum. Sancılar 10 saniye sürüyor. Annem, kayınvalidem “hadi hastane” diyor, ben “hayır daha doğum başlamadı, bunlar gerçek sancılar değil” diyorum. Arada da e-postalarımı kontrol ediyorum. Saat 17.40, tez danışmanımdan mesaj geliyor “Tezini imzaladım Yasemin, hayırlı olsun.” Hemen cevap atıyorum iki sancı arası. Saat 18.00 öyle bir sancı geliyor ki diğerlerinden farklı. Kızım da mı okudu yoksa e-postayı, anladı mı artık annesinin tamamen onun olduğunu? Saatte bir gelen sancılar bir anda 20 dakikaya iniyor ve 45-50 saniye sürüyor. Doktorumu arıyorum, “durum bu ne yapalım?” “Dayanamayacak gibi olduğunuzda hastaneye gidin, beni hastaneden ararlar.” Eşim her an gelebilir, onunla gitmek istiyorum hastaneye. Anneler “hadi kızım gidelim”, ben “Hayır, bekleyeceğim.”
Eşimi arıyoruz telefonla ama ulaşamıyoruz. Ben ona erken gel dedim o nerede ama olsun bekleyeceğim onu. Eşim geliyor, hastaneye gidiyoruz. Tekerlekli sandalyeye alıyorlar hemen beni. Ben “Arabayı kilitlediniz mi, arabamızı çalmasınlar” gibi şeyler söylüyorum. Kim düşünür arabayı o anda. Hadi onu geçtim birileri düşünür ama bu ben olmamalıyım değil mi?
19.45 – Doğumhanedeyiz. Ebe kontrolünü yapıyor, açılma 6 cm. “Epidural takamayız çok geç” diyor. Ben garip bir şekilde ohh çekiyorum içimden, zaten çok da istemiyordum epidurali, denk geldi.
20.10 – Doktorum geliyor. “Yasemin Hanım, ben sizi sabah 2-3 santim ile bırakmıştım. Tebrikler. Gayet iyi gidiyorsunuz. 8 santim olmuş. Birazdan geliyorum.” diyor.
20.15 – Eşim doğumhaneye girsin mi girmesin mi diye konuşurken bir anda kendini doğumun içinde buluyor. Daha önceden kararlaştırdığımız güzel şeyleri bana söylüyor. “California 17 Mile Drive düşün. Oradayız, sen araba kullanıyorsun okyanus kenarında. ” Bir anda rahatlıyorum, sonra sancı geliyor ve doktorum ve ebenin sözünden çıkmadan doğru şekilde ıkınmaya çalışıyorum. Bazen doğru oluyor, bazen yanlış nefes veriyorum. Özür diliyorum onlardan. “Siz bana ne yapamam gerektiğini söyleyin, ben aynen yapacağım” diyorum. Arada kocama kızıyorum, bana 17Mile’i anlat, başka şey istemiyorum diye, hâlbuki o da aklına gelen konularla beni sakinleştirmeye çalışıyor.
20.45 – “Doğdu mu?” diyorum doktora, “Doğdu tabi ” diyor, Hemen ilk kontrolleri yapıyorlar ve bebeğim kucağımda. O tatlı sesini duyuyorum. Fotoğraf makinemizle o anı ölümsüzleştirmeye çalışıyoruz. Aklıma heyecandan bebeğimi emzirmek gelmiyor ve minik yavrum saat 23.00’e kadar annesini bekliyor emmek için. Şimdi düşünüyorum da, neden doğduğunda emzirmedim ve neden daha önce bunu doktorumla konuşmadım? Doktorum da bir bildiği vardır herhalde diyorum şimdi. Eşim ve bebeğim yanımdan ayrılıyorlar; ben, doktor ve ebe kalıyoruz.
23.00 – Eşim yanımda odama çıkıyorum. Herkes mutlu. Az sonra bebeğim yanımıza geliyor ve ilk heyecan: acaba emecek mi? Ben acemi anne nasıl olacak, nasıl yapacağım derken yavrum kavrıyor mememi ve emmeye başlıyor. En büyük korkum da artık geçti. Sütüm var, yavrum emiyor, tüm sevdiklerim yanımda.
O andan sonrası tarif edilemez bir mutluluk.
Tüm annelerin benimki gibi sorunsuz bir hamilelik ve doğum geçirmesini dilerim.

Yasemin ve Zeynep Ekin'in Hikâyesi, 10.0 out of 10 based on 2 ratings
6 Yorum
fold-left fold-right
Blogcuanne hakkında
Blogcu Anne Elif Doğan 2006 Kasım doğumlu Deniz’in ve 2010 Mart doğumlu Derin’in annesidir. Lise aşkıyla evlenmiş, birlikte Amerika’ya gitmiş, orada yaklaşık 10 sene okuyup, yaşayıp, çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmüştür. Çocuğuna kendisi bakmak için çalışmaya ara vermiş ve "sadece anne olmak"tan bunalınca kendini blog tutarken bulmuştur. O zamandan beri de Blogcu Anne’dir. Daha fazla bilgi için tiklayin...

6 Cevap verilmiş: Yasemin ve Zeynep Ekin’in Hikâyesi

  1. Işıl diyor ki:

    Şu anda 36 haftalık hamileyim, Ayşe Hemşire’nin eğitimine ben de katıldım ve o eğitimde uzun zamandır gormedigim ODTU’den bir arkadasımla karsılaştım, o heyecanla kızının adını sormadıgımı farkettim ama hikaye aynı. Aynı Yasemin oldugunu dusunuyorum, degilseniz kusuruma bakmayın :)

    O karşılaşmada Yasemin’in gozleri dolarak bu guzel dogumu anlatması o kadar hosuma gitmişti ki bunu mutlaka yazmalisin demiştim, burda okumaktan da ayrıca bir keyif aldim.

    Kızınla mutluluklar dilerim Yasemin’cigim, umarım ben de senin gibi kolay ve guzel bir dogum yaşarım.

    GD Star Rating
    loading...
    • yasemin diyor ki:

      Evet Isılcım, ayni Yaseminim.
      Senin tavsiyeni dinledim ve hikayemi gonderdim. İyi ki karsilasmisiz, iyi ki bu siteden bahsetmissin bana.
      Heyecanli son 4′e girmissin, kolayliklar ve mutluluklar dilerim. Eminim hersey cok guzel olacaktir.

      GD Star Rating
      loading...
  2. Cigdem diyor ki:

    Benim cesur, guclu arkadasim… Brn o kadar istememe ragmen yapamadim, ama senin basarili bir sekilde becerdigin normal dogum oykunu okudugumda cok duygulandim. En kisa zamanda Zeynepcigi ve seni gormek icin sabirsizlaniyorum…

    GD Star Rating
    loading...
  3. emine diyor ki:

    Hayalimdeki doğum yaa, harika! Tebrik ederim!
    Bebekle konuşmanın ve onunla iyi anlaşmanın pozitif etkileri belki de..bence en fazla o.. :)
    Harikasınız!

    GD Star Rating
    loading...
  4. Hilal B. diyor ki:

    merhabalar..burada bircok dogum hikayesi okudum ve normal doguma hazirladim kendimi..ancak su an yaklasik 39 haftalik hamileyim ve oglum 9 haftadir ters.. 7. aya kadar duz duran oglum ne hikmetse ters pozisyona gecti :) guleyim mi aglayayim mi bilemiyorum..aranizda bu tarz bir hikayesi olan yok mu.. ters gelen bebek icin dogum anini beklemenin bir sakincasi var mi? dr.um sezeryan yanlisi olmadigi halde 40.haftayi gecirmenin risk oldugunu soyluyor.. bu durumda ne tavsiye edersiniz?

    GD Star Rating
    loading...
  5. Ayşegül Babacan diyor ki:

    Harika bir doğum olmuş… İnşallah 6 ay sonrra aynı mutluluğu yaşama şansım olur :) )

    GD Star Rating
    loading...

Bu yazı yoruma kapatılmıştır.

Bu kategoride Pozitif Doğum Hikayeleri - Hikayeler (32 / 57 makale)


~ 30 Temmuz 2008, Boston ~ Doğrusunu söylemek gerekirse hamileliğe de doğuma da psikolojik olarak hazırlıklı değildim ilk hamile ...