6 Yorum

Freud’a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu?

Birkaç ay önce Huysuz ve Tatlısı‘nda rastlamıştım bu kitaba… Çok ilgimi çekmişti.

Huysuz’un da dediği gibi “insanın suratına tokat gibi patlayan bir kitap”. Günümüz anne-babalarının bazı basit gerçekleri nasıl unuttuğunu, asıl önemli olan “anne-baba olmak” kaygısını geride bırakıp, “doğru yapmak” olduğu saplantısına kapıldıklarını gözler önüne seriyor:

Günümüzün beklenen, istenen çocuğu, bütün olanaklara sahip olarak dünyaya gelmelidir. Ana babanın sorunsuz bir çocuğa sahip olmaya “hakkı” vardır. Yanılmadıklarından emin olmak, en ufak bir yanlış yapma tehlikesinden kaçmak için işin erbabına başvururlar. … bu arada asıl önemli olanın “doğru yapmak” değil, “olmak” yani o çocuğun ana babası “olma”nın yolunu bulmak olduğunu unuturlar.

Doğru değil mi bu? Günümüz anne-babası, en ufak bir sorunda kendini ve çocuğunu pedagog koltuğuna atmıyor mu?

Mükemmel anne olmaya çalışmak ve sonuçtan “memnun kalmayıp” bazen çocuğunda, ama çoğunlukla kendinde kabahat aramak -ben de dâhil- birçok annenin sorunu değil mi?

Freud’un, tavsiye isteyen bir anneye verdiği karşılığı hatırlayalım: “Ne isterseniz yapın, nasıl olsa kötü olacak.”

Bu cümlenin sadece suçlayıcı anlamı vurgulanmıştır; oysa Freud’un asıl belirtmek istediği, ana-babanın bir ideale erişmesinin olanaksızlığıdır.

Okurken altını çizdiğim ve burada yer vermek isteyeceğim çok cümle oldu. Ancak kitabın tümünün okunması gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten önemli mesajlar var. Mesela, tam da ikinci bebeğimizi beklediğimiz şu günlerde bana aşağıdaki alıntılar çok hitap etti:

Kıskançlık çok acı verir. Ötekinden daha az sevilme ya da dışlanma duygusu son derece sancılıdır. Bebeğin doğumu sırasında büyük kardeş kendini birden tehlikede hisseder.

Büyük kardeş öncelikle bebeğin küçüklüğü karşısında şaşkına döner. … Ana baba belli etmemek için ellerinden geleni yapsa bile, kardeşini öpmek ya da kucağına almak istediğinde korkuya kapılır.

Çocuk kendisinin “büyük” yerine konduğunu hemen hisseder, oysa o anda bu yere hiç hevesli değildir. Birdenbire aklı başında davranması, örnek olması, annesine yapışmış bu minicik şeyi kabullenmesi onu gözetmesi, küçük olduğu ve anlayamadığı için ona öncelik tanıması gerekmektedir.

Ama ağabey, bebeğin her şeyi anladığından emindir. Zayıflık bir yana, onun mutlak güce sahip olduğunu düşünür. Ana babası üstüne titrediği için kızar ona.

Günümüzün, çocuğu erkenden yetişkin yerine koyma modası, onun aklının karışmasına yol açar.

Günümüzde, sorunsuz aile isteniyor. Kıskançlığın kökünü olabildiğince kazımak, çatışmalardan kaçınmak için büyük çocuğun fikri alınıyor, doğumdan sonra her şeyin yolunda gitmesi için çocuk ikna edilmeye çalışılıyor.

Dinamik ve doğal bir oldu olan kıskançlık, çocuğun ileri doğru yol almasını sağlar. … Birinin armağan aldığı bir günün diğerinin de armağan aldığı gün olması şart değildir.

Kıskançlığı hafifletmek için, günümüzde fazla geçer akçe bir düşünce olmasa da, her çocuğun kendine özel tekilliğini teşvik etmek gerekir.

Böyle böyle çok önemli mesajlar var kitapta… Ana baba otoritesinin çocuğa saygı göstermek adına gerekliliğinden, günümüz babalarının yaşadıkları kaybolmuşluk hissine, boşanma ve tek başına çocuk büyütmekten önemsiz sayılan ufak tefek kötü muameleler ve erken ergenliğe kadar “Bak bunu hiç düşünmemiştim” dedirten noktalara değinmiş yazar Catherin Mathelin.

Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitapçılarda kolaylıkla bulunabiliyor.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

6 yorum

  1. Ebeveynlerin çocuklarını nasıl da doğru, nasıl da örnek, nasıl da fazla fazla bilinçli yetiştiriyor olduklarına ben de çoğu zaman inanamıyorum. Çocuk dediğin ev haline entegre olurdu eskiden sanki. Ben büyürken bizim evde ekstra bir çaba yoktu mesela doğru konuşayım, doğru davranayım diye. Günler öylesine geçer giderdi.

    Bir de insan büyüyünce yeterince farkına varamaz mı ki neyin doğru, neyin yanlış, neyin eksik ya da fazla olduğuna? Bildiği ve farkına vardığı an zaten geçmişinde -varsa bile-travmasını, hatasını kapatmayı beceremez mi?

    Bence çocuklara çabucak yetişkinler gibi davranmamız bir yana, büyüdüklerinde gerçekten 'yetişkin' olacaklarına da inanmıyor gibi oluyor bu ebeveynlerin 'doğrusunu yapmak' takıntısı.

    Yani diyorum ki, salın gitsin. Yanlış yapsanız da yapın. Nasılsa çocuk 'yetiştiğinde' toparlar. O kadar ürkek olmaya gerek yok.

    Huysuz ve Tatlısı'na ben de müdavimim bu arada :)

  2. Sanirim 2-3 yıl kadar önce Hürriyet Pazar ekindeki bir söyleşide bir anne çocuğunu nasıl piyano dersinden, baleye, yüzme dersinden atlı spor kulübüne götürdüğünden bahsetmiş ve " Çocugum benim en önemli projem" demişti. Mimarlığına atıfta bulunarak… Bu ifade beni çok rahatsız etmişti. Duygusuz bir ifade gibi gelmişti. Oysa ki çocuğun olduğu her alanda, her yerde öyle çok, öyle çeşitli duygu var ki, olmalı da. Psikanaliz kuramında çokca geçen bir ifade var, çok severim. " Good enough mother" – yeterince iyi anne. Mükemmel olmaya çabalarken insan duygulardan soyutlanıyor bazen istemeden, farketmeden. Oysa tüm ilişkilerin temeli bence " sevgi ve güven". Çocuğa sevildiğini ve önemsendiği hissettirdikten sonra birçok hatanın telafisiz olmadığını düşünüyorum.

  3. HAFİYE, ASLI – paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.

    Bu kitabın yapmaya çalıştığı vurgu da bu zaten: Anne babalar Psikanalize artık pek bir meraklı.

    Çok kolay bu konularda okumak, araştırmak, "doğru olanı yapmaya çalışmak". Ama aslında çocuklarımızın asıl ihtiyacı olan onların anne-babası OLMAMIZ. Hatalar -travmatik olmadığı sürece- kendi kendini düzeltiyor bence de…

  4. Freud dendiği zaman aklıma ilk gelen ve beni bir dönem üzerinde çokça düşünmeye itmiş bir konu geliyor: Oedipus ve Electra kompleksleri!
    Yani:
    Oedipus ve Electra kompleksi Freud'un ; küçük cocuklarda ilk tanıdıkları insanlar olan anne ve babalarına duydukları masumane ve kişiliklerinin oluşmasına faydalı olan olaya koyduğu isimlerdir.
    Electra kompleksi kız çocukları, oedipus ise erkek çocukları için geçerli olandır.
    Örneğin kız çocukları; babaya yakın olmak için anneyi model alır ve anneyle aralarındaki tatlı rekabetin yegane sebebi de budur belki. Tam tersi de oedipus kompleksi için geçerli.Anneye yakın olmak isteyen erkek çocuğun babayı model alması..
    Bu anlamda Freud'un kuramlarından doğru sonuçları çıkarmak lazım: Çocuklarımız için en birinci örnekleriz ve bizleri model aldıklarını unutmamalıyız!

  5. şunu hatırlayalım; bizler de anne babalarımıza benziyoruz sonuçta; onlardan aldığımız davranışların üzerine bazı farklılıklar katsak da. bazı anne babaların şu tepkisine çok şaşırıyorum: çocuklarının beğenmedikleri davranışlarını eleştirirken, bu durumun kendisiyle hiç ilgisi yokmuş gibi davranması, bu çocuk kim benziyor, diye söylenmesi, bu duruma anlam verememesi. Ne kadar ironik bir durum!!! yani dışardan gözlemleyen biri olarak -bu arada benim de 8.5 aylık bir kızım var daha yolun çok başındayım diyebiliriz- anneden babadan aldığı bazı davranışları devam ettiriyor, çocuk ama bunu aileye kabul ettirmek çok ama çok zor!!!
    Örneğin ilkokul 1. sınıfa giden bir kızı olan arkadaşım çocuğuna kızıyor: hiç kitap okumuyor! diye, ama ben de bakıyorum ki annesi de hiç kitap okumuyor. ne olacak bu durumda??? kime kızmalı!!! kendimiz alışkanlık edinemediğimiz bir durumda çocuğu zorlamak ne kadar doğru??? nasıl yaklaşmalı??? anlamıyorum…