8 Yorum

Anne olmanın bana öğrettiği en önemli şey…

İki haftalık Deniz, iki haftalık annesiyle…

Kuşkusuz her kadın anne olduktan sonra değişiyor. Birçok şeye farklı gözle bakmaya başlıyor.

Daha dayanıklı (örneğin, uykusuzluğa), daha sabırlı (örneğin, çocuğunuzun bitmek tükenmek bilmeyen sorulara), daha becerikli (menünüze ister istemez sebze de giriyor), daha sevgi dolu, kısacası her şeyden daha fazla oluyorsunuz.

Ama bana birisi gelip sorsa: Anneliğin sana öğrettiği en önemli şey nedir?

Cevabım?

Başkalarını yargılamamak olur.

***

Deniz’e hamile bile değildim. Amerika’da yaşıyorduk, Türkiye’ye tatile gelmiştik. Yakın bir arkadaşım henüz bir senelik anneydi. Bebeği hassas bebeklerdendi, çok memeci, çok anneci, az uykucu… Anne bunalmıştı. Bir gün dedim ki: “Oğlanı bana ver. Biraz dışarı çıkarayım. Sen az dinlen.” “Yok, gelmez, kıyameti kopartır” dedi. Israr ettim, dinletemedim. Bir yaşındaki bir bebeğin gelmemesi gibi bir durum nasıl söz konusu olabilirdi ki? Alırım, koyarım cebime, çıkarırım dışarı, bak bakalım geliyor mu, gelmiyor mu? I-ıh, anne yanaşmadı. Hep birlikte çıktık dışarı.

“Amma büyüttü ha!” diye düşündüm içimden. “Ne vardı bana verseydi de kendi biraz rahat etseydi? Bu kadar da takıntılı olmamak lazım canım. Biraz esnek olmak lazım.” Ve kendi kendime nasıl bir anne olunması gerektiği hakkında yorumlar yaptım.

Sonra…

Sonra Deniz doğdu.

Deniz’le birlikte ben de doğdum – bu sefer anne olarak.

Ve arkadaşımın bebeğini vermemiş olmasını “takıntılı anne” olarak nitelendirmekten vazgeçmem gerektiğini anladım. Bir bildiği vardı. Ve o bebeğin annesi o olduğu için de en doğrusunu o biliyordu.

***

Deniz doğmadan önce ve doğduktan sonra Deniz’in Babası’yla kendimizce fikirlerimiz vardı bebeğimizi nasıl büyütmemiz, çocuğumuzu nasıl yetiştirmemiz gerektiği hakkında.

Bu fikirlerimizi dışarıdan destekledik: Anne-babalarımızı dinledik, etrafımızda çocuk sahibi olmuş arkadaşlarımıza sorduk, kitaplar okuduk, web sitelerini gezdik.

Ve her bir şeyler öğrendiğimizde aklımıza yattığı kadarını kendimize uyguladık. Yatmayanı almadık.

Annem “gazı var, kimyon verin” dedi, verdik. Babaannem (bana yaptığı gibi!) “Gözüne limon sıkın, parlak olsun gözleri” dedi, dehşete düşmüş ama kibar bir şekilde “Yok, kalsın” dedik. Etrafımızda “Bir aydan önce sakın ola biberon vermeyin, çocuk memeyi almaz!” diyenler oldu, biz “Anne daha fazla uykusuzluğa dayanamıyor, hiç olmazsa gece bir seansı baba yapsın” diyerek üç haftalıkken Deniz’i biberonla tanıştırdık. Bir abimiz “Düzen çok önemli, ne yapın edin, çocuğun düzeninden feragat etmeyin” dedi, aklımıza yattı, uyguladık. Bazı kaynaklar, kitaplar “Sünnet tıbbi açıdan gereksizdir, hem de çok travmatiktir” dedi, ancak biz katılmadık.

Bu liste böyle uzayıp gider.

Bebek büyütmek, çocuk yetiştirmek konusunda belli başlı temel doğrular var:

  • Çocuğun temel bakımını eksiksiz yerine getireceksin.
  • Çocuğu duygusal, fiziksel, cinsel anlamda taciz etmeyeceksin.
  • Çocuğa bir birey olduğu için saygı göstereceksin.
  • Çocuğa kendini geliştirebilmesi için fırsat vereceksin.

Bunlar, bebeğini ister emzirsin/ister formül mamayla beslesin, ister yanında yatırsın/ister yatağında yatırsın, ister bütün gün televizyon seyrettirsin/ister onunla müze gezsin, her anne-babanın yapması gereken şeyler.

Gerisi, anne-babanın doğrularına, koşullarına, yaklaşımlarına göre değişiyor.

Herkesin doğruları farklı… Herkesin koşulları başka…

İşte bu yüzden anne olduktan sonra öğrendiğim şeylerin başında başkalarını -özellikle de çocuk söz konusu olduğunda- yargılamamak geliyor.

Artık evli ve çocuksuz arkadaşlarıma “Eee, sizin de sıranız geldi, hadi siz de bebek yapın” demiyorum. Uzun zamandır deniyorlarsa ama olmuyorsa, ben neden bunu hatırlatmış olayım? Ya da, hepten çocuk sahibi olmak istemiyorlarsa ben neden sırf ben yaptım diye yapılması gereken buymuş gibi davranayım?

Artık “Emzirme, çocuk istediği zaman bırakılmalı” görüşünü “annenin özgürlüğünü kısıtlayıcı, çocuğa fazla özgürlük verici” olarak nitelendirmiyorum. Kendim o şekilde uygulamıyorum, ama uygulayanı kınamıyorum. “Anne ve çocuk nasıl isterse öyle olmalı” diyorum.

Artık “Bir kadın anne olunca işini en azından belirli bir süre bırakmalı, çocuğuna bakmalı” görüşünü körü körüne savunmuyorum. Bunu kendim uygulamış ve avantajları kadar dezavantajlarını da yaşamış bir insan olarak “Anne nasıl mutlu olacaksa öyle yapmalı” diyorum.

Artık bebeğini doğurmaya hazırlanan bir gebeye, ya da yeni doğum yapmış bir anneye “Normal mi, sezaryen mi?” diye sormuyorum. O bana anlatmazsa detaylarını merak etmiyorum. Kendi tercihimin ne olduğunu biliyor, ama başkalarının da bilemeyeceğim bir sürü sebepten ötürü benim aklıma yatmayan bir seçeneği tercih etmelerine saygı duymam gerektiğini düşünüyorum.

Anne olmak “Benim yaptığım doğrudur” düşüncesini terk edip “Benim yaptığım benim ve çocuğum için doğrudur”yaklaşımını benimsememi sağladı.

Sanıyorum her anne kendisi ve çocuğu için en doğruyu yapmaya çalışıyor. Başkalarının “doğru” anlayışıyla örtüşmese bile…

8 yorum

  1. Ellerine sağlık Burucum bayıldım yazına farkındalıklarımızı çok güzel dile getirmişsin:)

  2. Evet onlarla birlikte "anne" olarak yeniden doğuk değil mi? haklısın.. ve hiçbir zaman 2*2=4 değil, kimse için bu eşitlik yok aslında. her bebek kendine özel…

  3. cok guzel yazmissin Elif:) kesinlikle biz de yeniden dogduk! hicbirsey eskisi gibi degil artik…

  4. Herkes her konuda boyle dusunse, dunya baris ve mutlulukla dolsa…

  5. çok güzel bir paylaşım olmuş..

  6. Yorumlarınız için teşekkürler…

  7. ikinci bebeğine hamile iken işini bırakan bir anne olarak o zamanlar'' artık sadece bebeğim ile ilgileneceğim,onu kimselere bırakmayacağım'' diyorum.meğer madalyonun diğer yüzünü görememişim.Çalışan anne olmak (çalışma saatleri uygun ise) hem anne hem de çocuk için daha verimli ,daha paylaşımcı bence .Keşke Fransa'da old.gibi bebek 3 yaşına yani zorunlu kreş yaşına gelinceye kdr çalışan anne işe gitmeyip aynı zamanda işyerinden yarım maaş alsa .bebek 3 yaşında kreşe gittiğinde ise anne aynı işine geri dönebilse .böylece anneler de bebekler de daha mutlu olur .

  8. Yazini cok YARGISIZ bi sekilde okudum.
    Uzun zamandir boyle sivri dusunceler barindirmayan bi yazi okumuyordum.
    Cunku bazi yazilari okurken bilgisayarin icinden dayatmalar firliyor.

    He bi de “annelik her zaman tozpembe degildir.”bunu cok sevdim.
    Oh be! Dedim tek Ben degilmisim. 🙂