26 Yorum

Andersen’in neyi var Alla’sen?

Geçenlerde “Türkçe güzel çocuk kitapları artıyor” diye yazmıştım.

Bununla birlikte beni şaşırtan kitaplar da söz konusu.

Bunların başını da Hans Christian Andersen ya da Grimm Kardeşler gibi klasik masalcıların masallarının olduğu kitaplar çekiyor. Biz bunlarla büyüdük, evet, ama şimdi Deniz’e okurken bazı mesajlar bana çok garip geliyor.

Örneğin, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Andersen Masalları… Uzun zaman önce Deniz’e hediye olarak gelmişti. Masal kitabı (az resim, çok yazı) olduğu için uzun süre kitaplığımızda durdu. Şimdilerde Deniz’in okuduklarına, daha doğrusu dinlediklerine odaklanma yeteneği yaşı gereği ilerleyince çıkarıp bir şans verelim dedim.

Aşağıdaki paragraf, Papatya adlı hikâyeden:

Akşam olmuş, ama gelen giden olmamış. Zavallı tarlakuşuna bir damla su bile getirilmemiş. Tarlakuşu o güzelim kanatlarını gererek kendinden geçmişçesine çırpmaya başlamış; şarkısı buruk bir ağıta dönmüş; küçük başı papatyaya doğru eğilmiş; özlem ile yokluktan yüreciği çatlayıvermiş.

Kitap hala Deniz’e birkaç beden büyük, dolayısıyla tam olarak ona hitap etmemesini anlıyorum. Ama yukarıdaki anlatımı okuyunca sıkıntıdan neredeyse benim yüreğim çatlayacak.

***

Bu da Grimm Kardeşler’in Kar Nine adlı masalından:

Dul bir kadının iki kızı varmış. Kızlardan biri hem güzel hem de çalışkanmış. Öteki ise hem çirkin hem de tembelmiş. Ama kadın, öz kızı olduğu için çirkin ve tembel kızı daha çok severmiş. Evdeki en ağır işleri üvey kızına yaptırırmış. Zavallı kız, her gün sokaktaki bir kuyunun başında oturup, parmaklarından kan fışkırana kadar çıkrıkta iplik eğirmek zorundaymış.

“Parmaklarından kan FIŞKIRANA kadar”??? Emin misiniz?

***

Deniz, “abi olmasının” şerefine son bir haftadır türlü türlü hediyeler alıyor. Çikolatanın başını çektiği bu hediye listesinde beni en çok mutlu eden Muzaffer İzgü’nün İnci Minci Birinci adlı hikâye kitabı oldu. Kitabın üçüncü hikâyesi “Hev Hev” adını taşıyor.

Hikâyede kısaca, yazı geçirmek için ailesiyle birlikte yazlık evine giden Yasemin adlı bir kız çocuğunun bir yavru köpeği bulması, onu sahiplenmesi, bütün yazı onunla mutlu mesut geçirmesi üzerine kurulu. Ancak gün geliyor, yaz bitiyor, Yasemin ve ailesinin evlerine dönmeleri gerekiyor. Yasemin Hev Hev’i de götürmek istiyor, ancak anne-babası izin vermiyor. Yasemin de, Hev Hev de hüngür hüngür ağlıyorlar, Yasemin YALVARIYOR, anne-babası “Hayır” diye BAĞIRIYORLAR, sonra hep birlikte evden dışarı çıkıyorlar, Yasemin ve ailesi arabaya binip gidiyor, Hev Hev de arkalarından bakakalıyor.

Aşağıdaki alıntılar da işte bu Hev Hev adlı hikayeden:

Koşuyorum arabanın arkasından, hav hav değil, “Hev hev hev…” diye sesleniyorum, yani “Beni niçin burada bıraktınız? Beni de alın, beni de götürün” diye yalvarıyorum.

Araba hızlanıyor. Koşuyorum, koşuyorum, soluğum kesiliyor, duruyorum… Arabanın arka camında iki el sallanıyor, Yasemin’in elleri…

Ne yapacağım ben şimdi? Nereye gideceğim?

Kar Nine

Ve sonuç olarak hikaye Hev Hev’in sokak köpeği olmasıyla ve evin kapısının önünde yaşlı gözlerle “Yasemin gelecek” diye sayıklamasıyla son buluyor.

Hikaye ansızın bu şekilde bitince Deniz’in şaşkın ve ürkmüş bakışları kitabı hediye eden ve Deniz’in derhal okumasını talep ettiği canım arkadaşım Ferhan’la beni göz göze getirdi. Bunun üzerine Ferhan hikâyeye kendince bir son vermesi gerektiğine karar vererek “Ondan sonra Yasemin geri dönmüş, Hev Hev’i de almış, gitmiş” gibi bir son yarattı. Deniz bu sırada şaşkın şaşkın bakmaya devam etse de biz tatmin olmuştuk.

!!!

***

Andersen, Grimm Kardeşler, Muzaffer İzgü… Hepsi de çocuklara yönelik masallar, hikayeler dendiğinde akla gelen usta isimler… Peki, bu anlatımlar beni neden rahatsız ediyor? Ben mi yanlış bir pencereden bakıyorum?

Düşünebildiğim tek şey, bu hikâye ve masalların daha büyük çocuklara yönelik olduğu, ve benim de “Deniz’e kitap okuyayım” hevesimle henüz yaşına uygun olmayan hikâyeleri vaktinden önce sindirmeye çalışmam.

Yine de, “kendinden geçmişçesine çırpınmak”, “parmaklarından kan fışkırmak”… Bence biraz arabeske kaçan anlatımlar bunlar. Çocuklara haber seyrettirmiyoruz derken Andersen Masalları’nda karşımıza çıkıyor böyle kalıplar. Çevirilerde mi bir eksiklik var acaba? Yoksa yanlış hiçbir şey yok, (daha büyük) çocukların hayatın gerçekleriyle yüzleşmesi lazım, ve benim de her masalın “Onlar ermiş muradına” şeklinde bitmeyeceğini -tıpkı gerçek hayat gibi- kabullenmem mi gerekli?

26 yorum

  1. Blogcu anne, "kurtlarla koşan kadınlar" diye bir kitap okumuştum. Anladığım şeylerden biri şu. Çocuklar masallarda geçen bizim şiddet olarak adlandırdığımız şeylere karşı daha şerbetliymiş. Alt anlamları anlayabiliyorlarmış. Pamuk prensesi üvey annesi kovar, babası sahip çıkmaz, kalbini çıkarmak için avcı peşine düşer vs. Anneannem "ah kızzz vah kız yedi sene ölü bekleyeceksin" diye bir masal anlatırdı. Bugün dinlesem gece uykum kaçar, oysa o zamanlar "sonraa nollmuşşş" diye dinliyordum heyecanla.

    Daha Ela'nın da masal vakti gelmedi bu anlamda, yaklaşınca daha iyi araştırırım. O nedenle hangi yaşa ne uygundur hiç bilmiyorum. En doğrusunu sen bilirsin mutlaka. Bir de böyle bir bakış açısı var diyim dedim ama belki de biraz daha büyük çocukları kastediyorlardır…

    sevgiler.

  2. bizim nesil kemalettin tuğcu'yla, küçük emrah filmleriyle büyüdü. bize bir şey olmaz da bu çocuklar nasıldır acep?
    grim kardeşlerin kitaplarının en kötü yanı sonları bence. her öykü evlilikle bitiyor ve şöyle cümleler var: kral kızlarından birini … 'a verdi… prens kızlardan birini seçti… gibi.. beni asıl irrite eden bu ifadeler olmuştur hep.

  3. Okuma onları boş ver ( muzaffer izgü oku ama :)) hayatı nasılsa tanıyacak onlar masallardan tanımayıversinler.

  4. Çok iyi bir noktaya barnak bastın Elif! iki sene önceki Türkiye ziyaretimde kitapçıda çakılıp kalmıştım, bir tane bile kitap bulamadan elim boş çıkmıştım. Bulduğum hikaye kitaplarının hepsi zaten yabancı dilden çeviriydi ve ben zaten onları buradaki kitapçılarda veya kütüphanede görüyordum. Türkçe okumaya başlayana kadar İngilizce kitapları okurken kendim çevire çevire okurum daha iyi dedim. Elimdeki Türkçe kitaplar hep hediye. Çok bebekken bir tanesini okuyordum çünkü mani ve tekerleme dolu, kulağına hoş geliyordu daha bir aylıkkenden itibaren. Ben bile okurken o hikayeleri, kullanılan kelimelere hayret ederek okuyordum ki Dante sadece birkaç aylıktı, o zaman dedim bunları okumam mümkün değil ileride…
    Çocuk kitabı seçmek gerçekten çok ciddi birşey. Mesaja bakacaksın, resimlere bakacaksın, dile bakacaksın, üsluba bakacaksın, sonuna bakacaksın…Elimdeki birkaç Türkçe kitabı hala okumam pek mümkün görünmüyor çünkü dediğin gibi birkaç beden büyükler.
    Benim için de kitabın resimleri çok önemli mesela. Çünkü bu yaşta bakıyor çocuk kitaba, mesela Eric Carle'nin çizimlerini hiç sevmiyorum ben. Adam 40 yıldır yazıp çiziyor, ama o çizimlerden ben bile korkuyorum. Ama adam bir duayen. Kitaplarının içeriği iyi hoş da o resimler beni öldürecek.
    6 yaşında dinleyebileceği türden hikayeler ve anlatımlarla dolu elimdeki kitaplar. Zaten uzun uzun kitap dinlemesini sevmeyen bir çocuk Dante. Kitapçılardaki veya kütüphanelerdeki hikaye saatlerindeki dikkat süresi 15 dk. Sonra elindeki arabayı sürmeye devam…Kitaplara bakmayı, resimleri hakkında konuşmayı seviyor. Öyle hikayeyi başından sonuna dinlediği görülmüş şey değil. Ben de sevmezdim çocukken bana kitap okunmasını (hala da bana birşey okunmasını sevmem) ama 10 yaşımdan beri kitap kurduyum, yetmemiş gibi bir de edebiyat okudum üniversitede. Kasmıyorum, o kitabı eline alıp bakmayı seviyor, anlatıyor, soruyor, resmlerinde kayboluyor…henüz mesaj alsın bir hikayeden diye bir derdim yok. Mesaj alacak yaşa geldiğinde de zaten o "parmağından kan fışkırana kadar" falan gibi cümleleri sindirebilecek durumda olacak. Beni ve babasını bol bol kitap okurken görüyor, kitaplarla eninde sonunda içli dışlı olacak, kaçışı yok. 5-6 yaşına kadar varsın mesaj almayıversin hikayelerden.

  5. Ha bu arada, o elimdeki birkaç beden büyük kitapların hepsi Türkçe. Zaten elimizdeki İngilizce yada Almanca kitapların hepsiyle çok ilgili Dante. Resimler olsun, hikayelerin kısalığı ve dili tam onun yaşına uygun. O yüzden onlarla bir sorunumuz yok. Onları dinleme ve bakıp ilgilenme süresi daha uzun. Türkçe kitaplara elim bile varmıyor bu yüzden.

  6. Gecen gun cocukluk kitaplarimi karistirirken Grimms'den Masallar (Altin Kitaplar) masal kitabini aldim elime, benzer seyler dusundum: Ben bunu o yasta okuyup da nasil dehsete dusmemisim? Yoksa urktum de hatirlamiyor muyum?
    Masallarda, fantastik hikaye/filmlerde (cizgi filmler haric) bu kadar rahatsiz hissetmemin bir nedeni de o kitap olabilir belki, ama o siralar kitaba gomulup dunyayi unutmayi cok severdim, aklimda kalan duygu korku/endise degil. Halbuki simdi okuyunca hakikaten de ne agir geliyor kulaga. Demek Ozgur Anne'nin hakki var…
    Belki de biz aglatan hikayeler okumaktan boyle bir nesil olduk 😀

  7. Bende ege o yaşlarda iken bu kitaplar konusunda eneişeli idim pamuk presnses kırmızı başlıklı kız malalları bile bana itici geliyordu anlatımı:(((
    Ben özlelikle Uçan balık yayınlarının kitaplarını seviyorum ninem serisi , sanatçının sihiri odası , öğretmenin sihirli şapkası , leylanın bahçesi, popi, vbbb Asel Gürmen ve Aytül Akal,
    Birde Fatih Erdoğanın eğlenceli kitapları ilkokuma serisi!!
    Kumkurdu serisi Asa Lind
    Papatya ve koyunlar papatya ve kurtlaR:))
    Papatya ve Geyik kardeşler'i kardeşi olanlara tavsiye etmem!!

  8. Şimdi bu yazıyı okuyunca bi koşu bakıp geldim, 2006'da yazmışım ben de bir Andersen kitabını. Bizimkisinin de çevirileri o biçimdi. Resmen okurken tekrar Türkçe'ye çevirmek zorunda kalıyordum.

    Bir kaç örnek:
    • Kesin sesinizi! Bunu öyle kesin bir yetkelikle söylemiş ki…
    • Çirkin ördek palazı
    • Oğlan o kitapta doğanın tansıkları, anadilin önemi, inanç ile bilgi üstüne yazılı olan her şeyi okudu.
    • Şeytanın -süt- leğeni adını taşıyan sarı renkli çiçek…
    • Güneşin senin önceline, daha önce de onun önceline neler yaptığını gözümle gördüm.
    Birileri "üst okuma" diye bir şey olduğundan bahsetmeli bence bunlara :I

  9. Blogcu Annecim, Sadece bu konuda değil artık pek çok konuda kendimi yetersiz görüyorum. Daha doğrusu, olayları şimdiki anlayışımızla ve bu yaşımızın verdiği birikim vs'yle değerlendirince herşey çok yanlış geliyor. Sonra düşününce belki de Özgür Anne'nin dediği gibi bu ifadeler, anlatım tarzları çocukları bizim kadar dehşete düşürmüyordur ama kesin olarak bilmiyorum ki işte!!! Ben şahsen (çok geç kalmış da olabilirim aslında) bir çocuk gelişimi hocasıyla konuşmayı düşünüyorum pedagog değil hani Eğitim Fakülte'lerinin Çocuk Gelişimi Bölümü'ndeki hocalar. Hangi yaşa ne uygundur, çocuklara nasıl yaklaşılmalı gibi konuları bu gibi profesyonellerle konuşmak lazım galiba.

  10. Geçenlerde ben de yeğenime kitap okurken kalakalmıştım…
    Kitabı bırakıp devamını kendim yazdım. Kötü kalpli nine dünyanın en düşünceli ninesi olurverdi benim versiyonda 🙂
    Gerçi bizler de bu kitaplarla büyüdük ve psikopat olmadık sonuçta diye düşünüyorum ama yine de o miniminnacık beyinlere neden daha şimdiden hayatın gerçek tarafında barındırılan kötülükleri haber verelim ki. Zamanı gelince istesekte istemesekte öğrenecekler zaten…Ben şimdi kendi hayallerimde olan mutluluk, sevgi, neşe, anlayış dolu bir dünya paylaşmak istiyorum bu miniklerle belki ilerde biri çıkarda kahraman olur kurtarır insanlığı bu kötülük ve karamsarlık döngüsünden 🙂
    O gazla eve gelip ben de bir yazı yazmıştım. Siz anneler de bu düşüncedeyseniz ben de bir naiflik yok demektir , iyi geldi bunları duymak 🙂

  11. elifcim bahsettigin kitabi bende birkac ay once bir heves almistim kizima. okumaya basladigim ilk hikayeden midemi bulandirmaya, ruhumu daraltmaya ve okurken uzun uzun duraksayip yerine daha insani kelimeler bulmaya calisinca sansurlemeden okunamayacak bir kitap olduguna kanaat getirip bos bir vaktimde elimde kalem ise koyuldum ama ciz ciz bitmiyor kitap resmen yeniden yaziyorsun. bende okunabilecekler listesinden kaldirdim. bu kitabi okuyan bir cocugun halini dusunmek dahi istemiyorum.

  12. Ben ilkokulda mıydım, ortaokulda mıydım tam hatrlamıyorum ama okulda bize ödev olarak bir hikaye vermişlerdi. Hikayede köpek tarafından ısırılan ama bunu korktuğu için abbasına söylemeyen ve sonra kuduz olan bir çocuk ile, kuduran oğlunu bir odaya kapatan, daha sonra tavandaki bir delikten oğluna bakarken yere düşen ve düşerken de kalp krizi geçirip ölen bir baba anlatılıyordu. Ne kadar dehşete düştüğümü, nasıl kabuslar gördüğümü varın siz hesap edin. Tamam, bu benimki biraz uç bir örnek ama bu tarz masalların çocukların üzerindeki etkisini iyi araştırmak gerek.

    Bir de Hülya'ya katılıyorum, ben de bu tür masallardaki cinsiyetçi yaklaşımlardan daha çok rahatsızım. Bir de mesela bütün kötülerin illa ki çirkin olmasından, ya da mutlu olmak, sevilmek için güzelliğin bir ön şart olarak sunulmasından fazlasıyla rahatsızım.

  13. Demek yalnız değilmişim böyle düşünen… "Ben mi çok abartıyorum" diye merak ediyordum.

    Özgür Anne'nin söylediği benim de aklıma gelen tek seçenek… Yani, bizler de bunlarla büyüdük ve de o zamanlardan beri bizde kalıcı hasarlar bırakmadığına göre çocuklarla yetişkinler farkı yerlere koyuyorlar belki bu anlatımları…

    Benim ilkokul öğretmenim bize Kemalettin Tuğcu'yu yasaklamıştı, kesinlikle okutturmazdı.

    SENEM – beni de bu cinsiyetçilik aşırı rahatsız ediyor. Nedir yani iyiler güzeldir, kötüler çirkindir mesajı?

    Küçükken bayıla bayıla seyrettiğim Cindrella, Uyuyan Güzel gibi hikayelerden bu sebeple gıcık almaya başladım.

  14. Ben de çekincelerini çok iyi anlıyorum. İki yaşındaki kızıma kitap okurken masallarda, hikayelerde zaman zaman değişiklik yapıyorum. Aslında bence masalların bazıları verdiği mesajlar ve oluşturduğu imajlar itibariyle önyargıların oluşmasında ve şiddetin içselleştirilmesi ve kabul edilebilir (şiddet daha çok çizgi filmlerde vurgulanıyor) olmasında rol oynuyor. Ayrıca, ünlü klasik masallar daha önceki toplumların değer yargılarının bugüne taşınmasını destekliyor. Özellikle kız çocuklarının penceresinden bakılınca, "özgür kız" olmaları karşısında görünmez duvarlar örülmeye başlanıyor, kalıplara sığdırılmaya başlanıyor. (Gerçi bu erkek çocuklar için de geçerli) O yüzden çok dikkatli davranmakta yarar var. Nasıl ailenin davranışları çocuğun bakış açısının oluşmasında rol oynuyorsa, hergün okunan masallar da buna katkıda bulunuyor. Annemin kendi uydurduğu ve bana anlattığı bir masal vardı. O masalın benim bugünkü duruşumu çok etkilediğini düşünürüm hep. Belki tüm anneler kendi hikayelerini uydurabilecek yeteneğe sahip değil. Ancak okudukları masallara eleştirel gözle bakmalı, ve gerektiğinde içeriğini değiştirmeli. Sonuç olarak çocuklar bizim kendi çocuklarımız. Ne yönde gelişmesini istiyorsak buna yıllar önce yazılmış masallar değil, biz karar vermeliyiz.

  15. bir de çocuklar tuhaf şekilde acımasızdır ya çok şaşırırım. köpeklerin kuyruğuna teneke bağlarlar, başka çocukları rahatça aşağılarlar… şimdilerde parkta biraz daha büyük çocukların konuştuklarını duyunca dehşete kapılıyorum. biz de mi böyleydik? diyorum.. evet muhtemelen biz değilsek bile bizim çevremizde vardı öyle acımasızlık. dün gibi hatırlıyorum ilkokul 1e başladığım günlerde bir kız bana "insanlar ölünce toprağın altına giriyor, eğer hayattayken çok yalan söylemişse mezarın üstünde ot biter ve ölüler cehenneme gider" diye ballandıra ballandıra anlatmış günlerce uykumu kaçırmıştı. bir çocuk başka bir çocuğa neden bunu yapar ki? belki grimm kardeşler de andersen de benim o psikopat arkadaşım gibi tiplerdir 🙂
    haa mahalleden bir arkadaşım da beni pencereden sarkıtmaya çalışmıştı.
    küçükken ne kadar ezikmişim yaw. bak beni geçmişime aldın götürdün

    • Evet işte, o yüzden mantıklı geldi Özgür Anne'nin söyledikleri… Çocukların filtreleri farklı çalışıyor belki de. Bazı kavramları çok daha kolay dile getirebiliyorlar.

      Senin ezikliğinle alakası olduğunu sanmıyorum 🙂 Yok mu etrafta "bully" tipler? Benim de bisikletime kola dökmüştü bir arkadaşım, hiç unutmam. Çok etkilenmiştim. Niyeyse… Altı üstü kola işte…

  16. güzel ve çirkin kavramları, benimde çocuklugumdan hatırladığım ve bıraktıkları kötü etkiden bir türlü kurtulamadıklarım arasında en yıpratıcı olanıdır.şimdilerde durum daha iyi ama eskiden cehalet çok daha fazlaymış, insanlar daha bir sığmış.güzellik anlayışı hep şekil üzerine kurulmuş ve çocuklara hep böyle örnek olunmus.yani benim etrafımda öyleydi.cocuk aklımla kendimi ne kadar çirkin bulur küçük görürdüm oysa bu düşüncelerin kafama hiç girmemesi gerekirdi.çocuğumu bu şekilde etkileyeceğini düşündüğüm şeylere özellikle dikkat edeceğimi umuyorum.

  17. Yorumlarin hepsini okuma firsatim olmadi ama ben de Turkce kitaplari gorunce Acalyanin kitapcida hissettiklerini hissetmistim.Mesela "gece olunca korkarim ben,annemi isterim" gibi bir cumle okumak istemiyorum cocuguma.Durduk yerde ona niye boyle bir korku asilayayim ki?Turkce kitaplarda mi boyle.benim aldigim Ingilizce kitaplarda tesadufen mi boyle bi seye rastlamadim bilmiyorum ama Turkce kitaplarin cogunda kizima okumak istemedigim bir iki sey cikiyor.Onlari sansurluyorum ben de.Bir yerde kucuk cocuklarin masallardan ziyade gercek hayati tanimaya ihtiyac duyduklarini,masallarin onlarin kafalarini karistiracagini okumustum,cok da mantikli gelmisti,hic masal okumadik,okumuyoruz biz.

  18. Bu yazıyı okumakta geç kalmışım :=) Biliyor musun, son günlerde çokça düşündüğüm kafamda yazı hâline getirdiğim, masalları ayrı ama konu aynı bir yazı olmuş. Aklın yolu bir :=)

    "Sansürlü masallar" evet evet:=) Yazımın başlığı da buydu. Ben masalları sansürleyerek ve baaak, pamuk prensesin elindeki elma ne kadar kırmızı, bak kaç tane yedi cüce varmış, evet yataklarına girmişler :=) şeklinde okuyorum.

  19. Acaba biz çocuklarımızı biraz hızlı mı büyütüyoruz?
    Hani 0-3 yaş arası sevgi ,sadece sevgi, koşulsuz sevgi zamanıydı?
    Kendimi ve etrafımdaki anneleri : ''çocuk gelişimi kitapları ne kadar da geride kalmış. bak; kitapta renkleri 2,5 yaşında öğrenir, sayıları 3 yaşında öğrenir yazıyor, maşallah beni kuzum 1,5 'da renkleri öğrendi, şimdi picasso oldu, 2,5 da sayıları söktü şimdi üslü formüllere geçti'' derken buluyorum.
    Belki de 3 yaş çocuğuna 5 yaş kitabı okuyarak biz hata yapıyoruzdur. 5 yaş kitabı belki sadece 5 yaşında okunmalıdır. Öncesinde ürkütebilir, tam zamanında uygun olur, sonrasında da gece uykularımıza giren travma olur? Ne dersiniz?

    • Bence de bahsettiğin üzerinde düşünmemiz gereken bir konu. Çocuğun illa da birşeyler öğrensin diye üzerine gitmemek gerek. Herhalde bu durum çocuğu çok bunaltır, gereksiz yere strese sokar. Ancak, çocuklar zaten bunun sinyallerini veriyor sanırım. Örneğin benim iki yaşındaki kızım eğer seviyesinin üzerinde (kastettiğim kapak ve kutuların üzerinde yazılan yaşlar değil, çocuğun kendi algısına göre seviyesi) bir kitap veya oyuncakla gelirsem, kesinlikle onunla ilgilenmiyor, gidiyor en zevk aldığı oyuncanı veya kitaplarını getiriyor karşıma. Yani aslında bir bakıma yeterince seçim şansı sunduğumuzda yönü onlar belirliyor. Kendilerini de pek zora sokmuyorlar. Ben hamileyken Merhaba bir anne-baba eğitimine katılmıştım. Oradaki psikolog derslerin sonunda çok da tasalanmamamız gerektiğini çok büyük yanlışlar yapmadığımız sürece (herhalde psikopatca davranışları kastediyordu) çocuğunuzun gelişimini olumsuz yönde etkilemezsiniz diyordu. O yüzden kimi zaman biraz daha anne olarak kendimizi rahat bırakmamız gerekiyor sanırım.

    • Daha önce Freud'a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu? diye bir kitaptan bahsemiştim: http://blogcuanne.com/2010/02/24/elifin-kitapligi

      O kitaptan benim aldığım en önemli mesaj "Doğruyu yapmaya çalışmak" değil, "Anne baba OLMAK" oldu.

      Her zaman uygulayabiliyor muyum, tartışılır…

  20. Aslında Deniz'in yaşı ile değişecek bir şey yok bence. Ben de hala bazı masalları oğluma okumadan kendim okuyup süzmek istiyorum. Küçüklüğümde böyle masalları hiç ama hiç hatırlamıyorum. Bana da mesaj vermemeleri veya yanlış mesajlar vermeleri rahatsızlık verir. Çocuklar için neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatmak gerçekten zorlayıcı iken bir de resimlerini beğenip "bunu oku" dediklerinde altından ne çıkacağını bilmediğim bir hikayeye başlamak beni huzursuz ediyor.

  21. annemin bir arkadaşı vardı, bir kız çocuğu doğdu. o zamanlar 15 yaşındaydım, evlerine gidip onları seyretmeyi çok severdim. çünkü aşırı derece de ilgili bir anneydi, yemek pişirirken kızı sıkılmasın diye kızını tezgaha oturdur, bir yanda yemek pişirir, diğer yanda leblebi, fasulye taneleriyle kızına sayıları öğretir, oyun oynatır falan, çok ilginç eğitme yöntemleri vardı. beni çok etkileyen bir yöntemi vardı: kızına asla masal okumazdı. 2 aylıktan itibaren kucağına alıp nazım hikmet şiirleri okurdu. herkes andersen falan hediye ederdi, eline bile almazdı, illa nazım hikmet'i okurdu kızına. neden öykü masal değil de illa şiir diye sorduğumda "masallar çocuklara doğru mesajı vermiyor. mesela karınca ve ağustos böceği masalı. tamam çalışın aç kalmayın diyor ama ya paylaşımcılık? hem ağustos böceği ona kadar şarkı söylemiş, yorulduğunda dinlendirmiş… bir doğru şeye karşılık farketmeden, gizliden de olsa bin yanlış şeyi aşılıyorlar.bu bilinçsizliktir" demişti. ayrıca nazım hikmette ısrar etme nedenine de "onun kadar insanı anlatan, insanın içine işleyen, insanla bütünleşen bir şair yoktur, nazım hikmeti okumak insanı anlamaktır" gibi bir şey demişti. şimdi kızı 10 yaşında, bütün nazım hikmet şiirlerini ezbere biliyor, lisedeki gençlerle aynı düzeyde kitaplar okuyor. bu ağır olmaz mı? deseniz bile sanmıyorum, kız edebiyat anlamında felaket, günde 2 saat kitap okumasa ölür, o derece. onunla oturup edebiyat akımları, yazarlar hakkında çok zevkle konuşuyorum. öyle akıcı bir türkçesi var, ayrıca edebiyat hakkında baya derin bir bilgisi var, kimi zaman "ben bunu nasıl bilemedim" diye utanıyorum kendimden. çok uzun bir yorum oldu ama sanırım ne demek istediğimi anlatabildim.

    • Çok güzel anlattınız hem de…

      Yorumunuz beni düşündürttü. Klasik çocuk masallarının yanlış mesajlar verdiği konusuna ben de katılıyorum. Ancak hayal gücünü tetiklemek adına "gerçek üstü" hikayelerin de -ama uyduruk bir masal, ama bir kitap- faydalı olduğuna inanıyorum.

      Bir de, ben oğluma masal anlatırken -ki pek uydurabilen bir insan değilim- aslında kendi hayal gücü sınırlarımı zorlamış oluyorum, ki işte o benim hoşuma gidiyor.