11 Yorum

Kardeş kıskançlığı

Vay.

Az önce şu yazıma baktım da… Ne kadar farklı bir Deniz’i anlatmışım orada. Sadece altı ay önce…

Nerede o uyumlu, yumuşak çocuk? Nerede şimdiki her şeye “Hayır. İstemiyorum. Yapmicam. Gelmicem.” diye cevap veren, heeeeeeer şeye itiraz eden, yemeğini kendi yemeyi bırak, yedirtmek için bile bin dereden su getiren, her şeye ağlayan, mızmızlanan, bize kök söktüren velet?

Geçenlerde isyan bayraklarını çekip Bu Kimin Çocuğu? diye sorduktan sonra araya hastalıktı, tatildi girince Deniz’in okulundaki psikologla görüşmeye ancak fırsat bulabildim. (Bu arada ondan sık sık bahsettiğim ve daha da sık bahsetmeyi planladığım için Deniz’in-okulundaki-psikologun ismini kullanayım da daha kolay olsun. Özge onun adı, Özge…)

Daha önce de bahsetmiştim Özge’nin birçok yaklaşımını beğendiğimden. Dolayısıyla Deniz’le ilgili zorlandığım ya da en basitinden fikir almak istediğim konular olduğunda ilk iş onun kapısını tıklatıyorum. Sağ olsun, bana vakit ayırıyor, tüm sorularımı cevaplıyor.

Randevumuza gitmeden önce o yazıyı ona da gönderdim okuması için. Gerek okuduktan, gerekse karşılıklı sohbet ettikten sonra Özge teşhisi koydu: Tipik kardeş kıskançlığı.

Şöyle… Kardeş kıskançlığı denilen olgunun çok belirgin özellikleri varmış. Aşağıda sıralarığım bu belirgin özelliklerin hepsine biz cuk diye oturuyoruz evelallah:

  1. Sinirlilik – Zaten onunla görüşmek istememin çıkış noktası buydu. Özellikle arkadaşlarına karşı bir asabiyet, bize karşı maço tavırlar, ses yükseltmeler, kaç çatarak bakmalar gırla…
  2. Fiziksel dışa vurum – Yukarıda bahsettiğim sinir hali fiziksel olarak da dışa vuruyor. Öğretmeni Deniz’in, arkadaşlarına karşı hiç olmadığı kadar agresif olduğunu ve bunu fiziksel boyuta taşıdığını söylüyordu. Buna parkta-bahçede, oyun grubunda ben de şahit olmuştum. Son birkaç haftada biraz yumuşama var neyse ki…
  3. Ağlama – Her şeyi ağlayarak isteme bu ara norm haline geldi. En ufak bir şeye itiraz edelim, eskiden yaptığı gibi mantıklı bir şekilde cevap vermek yerine İyyyyyyyy diye ağlamak da kardeş kıskançlığı sendromunun belirtilerindenmiş.
  4. İnat – Deniz’in şu andaki hayat felsefesi inadım inat, popom iki kanat. “Al Deniz’ciğim, biraz su iç — İstemiyoroooom”, “Haydi, artık uyku vakti — Ha-YIR AN-NE! 1o dakika daha oynamak istiyoroooom”, “Deniz’ciğim, 10 dakika bitti, haydi bakalım — İyyyyyyyyyy!”
  5. Uyku ve/veya yemek yemede sorun ve/veya kilo kaybı – Geçen doktor kontrolümüzde 1 kilo vermiş olduğunu gördük. Bunda benim “yemezsen yeme” yaklaşımımın olduğu kadar iki hafta içinde iki kere ciddi olarak ateşlenmesinin de etkisi oldu. (Doktorumuz sırf ateş ve iştahsızlık yüzünden birkaç gün içinde 500 gr verebileceğini söyledi.) Çare olarak hem öğleden sonraları bir öğün puding koyduk. Yemeklerini yine ısrarla yedirmeye başladık. Sonuç olarak kolları yine sıkıştırmalık kıvama geldi.
  6. Sevgiyi sorgulama – Sürekli, “Anne, I love you” ya da “Baba, ben seni çok seviyorum” diyip bizden de aynısını duymaya çalışıyor. Azar işittiği zaman bir süre sonra “Are you upset at me?” diye kontrol ediyor. Değilsek, ki çoğu zaman olmuyoruz, yüzüne bir rahatlama ifadesi geliyor.
  7. Anneden uzaklaşma – Bana olan öfkesinden bazen benim yapacağım şeyi babası yapsın istiyor. Aslında anneyi istiyor ama anne bazen onun olamadığından o da kendince intikam almak için “istememe hakkını” kullanıyormuş gibi görünüyor. Kısacası ne-anneyle-ne-annesiz durumu söz konusu. Geçen hafta babaannesinde kaldığı bir gece (ki koşa koşa gittiği o evde kalmaya çok alışık) sabaha karşı “annemi isterim” diye tutturmuş. Gelip onu almamı teklif ettiğimde de “istemem” diyor.
  8. Okula gitmek istememe – Her sabah yaşadığımız bir sorun bu bugünlerde… Gerçi şu anda farklı bir okula gidiyor. Yaz tatili boyunca havuza girebileceği bir okula gitsin istedik. Zaten eski okulu için de “Ben orada çok sıkılıyorum” demeye başlamıştı. Oraya giderken de her sabah “Bugün tatil mi?” diye sorup duruyordu. Şimdi bu okula da giderken ayak sürüyor. Gidince problem yok, almaya gittiğimizde de gayet mutlu. Ama kapıdan çıkmak sorun.

Bunların dışında sürekli “sıkılıyoroooom”, “karnım ağrıyor” gibi memnuniyetsizliklerimiz, ne zaman bir şey yapacak olsa “ama önce biraz oyniyim?” gibi itirazlarımız var.

Bunların çoğu (hepsi değil, ama çoğu) ben onunla bire bir ilgilenince azalıyor. Örneğin yemek yerken babasına posta koyuyorsa, benimle yerken daha yumoş oluyor. Banyosunu babası yaptırırken arıza çıkarıyorsa, ben yaptırırken uslu uslu yıkanıp çıkıyor.

Çocuk, açık bir şekilde annesini istiyor!

Ama anne sürekli orada olamıyor. Buna öfkeleniyor, ama farkında değil. Öfkesini de işte böyle “şımarıklık” olarak nitelendirdiğimiz bir şekilde dışa vuruyor.

Kimsenin suçu yok. Bu iş böyle…

Bunların analizini Özge’yle birlikte yaptık. Ve yapmamız gerekenlerin şu olduğuna karar verdik:

  1. Ne olursa olsun, günde 10 dakika bile olsa, Derin’siz, Paphia’sız, kimsesiz bir “anne-Deniz zamanı” yaratılacak.
  2. Asabiyetini fiziksel olarak dışa vurmaya kalktığında başkalarının canını acıttığı anlatılacak. Artık o empatiyi kurabilecek olgunlukta… (Ki bu fiziksel saldırılarda ciddi anlamda azalma var, son zamanlarda neredeyse hiç olmuyor diyebilirim)
  3. Ceza vermek yerine küçük anlaşmalar yapılacak. Örneğin, daha önce de yaptığı gibi arkadaşının evinden gitmek üzereyken olay yarattığı için ceza vermek yerine, gitmeden önce “Eve dönme vakti gelince huysuzluk yapmak yok, yoksa eve gidince park inmek de yok” diyerek kötü davranış yaratılmadan önlenmeye çalışılacak. Ya da parkta çocuklara dalaşıyorsa bu hareketinin kabul edilir olmadığı, devamı halinde orada kalınamayacağı “böyle yaparsan eve gideriz” şeklinde açıklanacak.
  4. Her şeye rağmen arıza mı çıkardı? Ortalığı kırıp geçirdikten ve sakinleştikten sonra karşına çekip göz teması kurularak sakin sakin konuşulacak.
  5. Nasıl olumlu bir söz verdiğimizde tutuyorsak, “Arkadaşlarına vurursan gideriz” gibi bir yaptırım öne sürdüğümüzde de söz tutulacak.

Böyle işte hallerimiz.

Ben çok sabırlı bir insan değilim. Belki daha sabırlı olabilseydim bu kadar zorlanmazdık. “Sabır” doğru kelime mi emin değilim gerçi. Şöyle anlatmaya çalışayım: Sinirlenmeden bazı şeyleri ona anlatmayı becerebilsem, Deniz’in “şımarıklık” olarak gördüğüm hareketlerini zaman zaman da olsa sineye çekebilsem, arkasında hayatındaki bu büyük değişimi sindirmeye çalışma gayretlerinin olduğunu unutmasam, her seferinde ona doğruyu öğretmeye çalışmak zorunda olduğum endişesinden kurtulsam belki Deniz daha kolay atlatırdı bu süreci. Bunun için suçluluk duyuyorum.

***

(Seneler sonrası için Deniz oğluma not: Deniz’ciğim, canım oğlum. Şimdi böyle yazdığıma bakma. Bundan 20 sene, 30 sene sonra geri dönüp de bunları okuyacak olursam“Ah keşke o yılları geri getirebilsem” diyeceğimi biliyorum aslında…)

11 yorum

  1. Elif..

    İŞin hiç kolay değil, ama Deniz için elinden geleni yapıyorsun. Yalnızca, sen de insansın, yoruluyorsun, bazen olması gerekenden daha farklı davranıyorsun, o kadar… ama Deniz, kendisini bu kadar çok seven, önemseyen, onun iyiliği için çırpınan bir annesi olduğu için çok şanslı. Ve işler zamanla yoluna girecek.

    Hepinize kolay gelsin!

  2. Yapilacak listesi super! Bende kendi oglumda bunlari yeri geldiginde uyguluyorum. Alperim cok sosyal ve uyumlu. Bugune kadar ne yuvadan nede arkadas cevremizden bir sey duyduk. Yanliz alt komsumun ADHD'li bir oglu var. Ogluna nasil yakinlasmasi gerekiyor ne yapmalari gerekiyor bir suru kurslara katildi. O annemizde super! Oglu icin elinden geleni yapiyor ve ise yariyor. Neyse, lafi fazla dolandirmadan. Komsumun oglu cok zeki, ADHD li cocuklar böyle oluyorlarmis… 🙂 (Ve de cok sevimli!)
    Uygulayacaginiz 3. madde (Ceza vermek yerine küçük anlaşmalar yapılacak) bizim komsu surekli uyguluyor yanliz son zamanlarda bundanda vaz gececek gibi. Cunku artik eve daha erken gidip oyuncaklariyla oynamak icin ariza cikariyor. Yani "sonucu" bildigi icin ariza cikariyor. Herseye hazirlikli olun 🙂 Cocuklar dusundugumuzdende cok akillilar! 🙂

    Yine mail-mudurlugu yaptim galiba… 🙂 Ne yapayim? Ancak anlatabiliyorum ne demek istedigimi :p

  3. Elif'cim okudun mu bilmiyorum ama abi-abla olan cocuklarla ilgili Dr. Harvey Karp-Mahallenin En Mutlu Yumurcagi'nda; su basliklari siraliyor:
    1. Özel zaman'dan yararlanin. (bebeksiz hicbir seysi en az 2 özel zaman) 2. Iyi davranislarini yakalayin. (yildiz tablolari) 3. Evde hareket edin. (güres) 4. Siniri baska tarafa yönlendirin. 5. Yardimlarini isteyin. (kardese bez getirmek gibi) 6. Kadere birakmayin. (yalniz birakmayin cocuklari) 7. Cocugunuzun geri adim atmasina müsade edin. (su anda bebek mi cocuk mu olmak istiyorsun deyin hadi kucagima gel koca adam demek) 8. Beklentileriniz uygun olsun. (misafirler önce Deniz'e sonra Derin'e ilgi göstermeli, ayrica bebege daha az vakit harciyorum diye üzülmeyin cunku su düzende asil kaybeden cocugunuz) diyor.

  4. Anneler ve teknikleri 😀

  5. Kardes kiskancligi sendromu benimde kardesim ben 3 yasında iken doğduğunda olmuştu.su an hamileyim ve kardes için acele etmemem gerektiğini daha iyi anlıyorum. Sürekli babama yakın olup annnemin beni onemsemedigini dusunurdunm ki bu buyudugum zaman bile devam etti.

  6. ''Freud a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu?''
    kitabı ve kıskançlık bölümü.. :))

  7. Benim kızım 24 ayını yeni dolduruyor ve kardeşi de 21 günlük. Yazdığın tüm şeyleri birebir bizde yaşıyoruz, kızım Deniz'den çok daha küçük olmasına rağmen durumumuz tamamen aynı. Eşim dışında yardımcı olabilecek kimsede olmadığı için çok zorlanıyorum, sanki kızımla ilişkimiz zedelenecekmiş gibi geilyor. Aynen yazdığın gibi sen ne derece sakin ve sabırlı olursam o günümüz o kadar kolay geçiyor. Ama gece uyuma, gündüz uyuma ne derece sakin kalabilirim ki. Salak salak ağlıyorum yanımda kimse yokken, ne faydası varsa 🙂

  8. Elif Hanım;
    Bir süredir yazılarınızı takip ediyorum.Harika bir iş yaptığınızı söylemeliyim.Herkesin ortak paydalarını çok güzel özetliyor ve aynı zamanda yol gösteriyorsunuz.

    Kardeş kıskançlığı konusunda anne baba kadar etraftakilerin de çok duyarlı olması lazım.Daha ikinci çocuğa hamile kaldığınızda akrabalarınız ''yeni gelene'' daha çok ilgi göstermeye başlıyor.Çocukalar da bunu hemen anlıyor.Ayrıca Emine Kartal'ın verdiği örnekteki Dr.Harvey Karp bu konuya çok güzel yaklaşmış.Etraftakilerin size bu konuda yardımcı olması lazım.Dedeler,büyüaknneler konu hakkında bilinçlendirilmeli bence.

    Paylaşımlarınız için tekrar teşekkürler,

    Bu kez bir baba!!

  9. BAŞAK – Dediğin gibi olacağını umuyorum.

    SERMİN, EMİNEKARTAL – Paylaşımlarınız için teşekkürler!

    BUSE – O ağlamaların sana faydası olduğundan eminim. Rahatlıyorsundur en azından…

    KEMALBASTURK – Çok teşekkür ederim. Çok haklısınız, etrafımızdakilerin yaklaşımları da çok önemli. Bazen engellemek mümkün olmasa da elimizden geldiğince dikkat ediyoruz. Sevgiler…

  10. kardeş kıskançlığıyla alakalı kaynak kitap ismi lazım yardımcı olursanız çok sevinirim