2 Yorum

Gezdim, Gördüm, Beğendim…

Berna da olmasa bu anı görüntüleyemeyecektik!

24 saatlik bir İzmir maceramız oldu geçtiğimiz hafta sonu…

Heyecanla beklediğimiz bir düğün için Cumartesi öğle saatlerinde İstanbul’dan çıktık, Pazar öğleden sonra ise İzmir’den hareket ettik.

Derin’den de ilk kez ayrılmış (ve doğumdan sonra biriktirdiğim süt stokumu da büyük ölçüde eritmiş) oldum böylece…

Gelelim bu 24 saatlik kaçamağımızın notlarına:

  • Sabiha Gökçen Havaalanı’nın yeni halini çok beğendim. En son oradan uçtuğumda vasat haldeydi. Ama şu haliyle çok şık ve modern olmuş.
  • Tesadüf bu ya, aynı uçakta liseden bir arkadaşımızla karşılaştık. 18 aylık oğluyla birlikte annesinin İzmir’deki yazlığına gidiyordu. Uçak inince bir sürü anneanne-babaannenin benzer şekilde tatile gelen torunlarını karşılamaya geldiğini gördüm. “Bizimkiler niye İzmir’de oturmuyor sanki? Ne güzel, bütün yazı burada geçirirdik” diye hayıflandım. Hatta itiraf ediyorum, kıskandım.
  • İzmir Adnan Menderes Havaalanı’nı hiç beğenmedim. En azından iç hatlarını. Hani, dökülüyor desem yeridir. Bakımsız. Tuvaletler pis. Kötü, bayağı kötü. Hiç yakıştıramadım.
  • İzmir’i çok beğendim. En son gittiğimde -ben diyeyim 15, siz diyin 20 sene önce- İzmir “kokuyordu.” Şimdi kokudan falan eser yok. Çok sıcak (ısı olarak demiyorum, ki öyleydi de), çok güzel bir şehir. Bitki örtüsü yüzünden Mersin’e çok benzettim.
  • Düğünün olduğu Crowne Plaza otelinde kaldık. İnce uzun, silindir şeklinde bir yapı. Odalar iyi hoş da, otelin balkonu yok. İzmir gibi tatlı bir iklimi olan bir memlekete balkonsuz otel yapan zihniyeti beğenmedim.
  • Oteldeki hizmeti beğenmedim. Herkes, her şeyden bihaber. Yemek yiyin diye gönderdikleri restoranlar kapalı. Servis i-na-nıl-maz yavaş. Bir tavuk pirzolanın gelmesi 1 saat 10 dakika sürdü. Kızdım.
  • Saçımı yaptırmak üzere gittiğim kuaförden düğün ekibinin de oraya hücum etmesinden dolayı zar zor randevu aldım. Birkaç uçak birden rötar yapıp da gelmesi gereken ekip gelemeyince beni önden aldıklarında pek mutlu oldum.

    Yaz düğününde siyah giyilir mi? Ben giydim, oldu.

  • Vaktim olunca bir de makyaj yaptırmaya karar verdim. En son ne zaman kendimi birilerinin eline teslim edip de makyaj yaptırdığımı hatırlamıyorum. Kıza söyledim: “Doğal renkler istiyorum. Pırıltı, sim falan istemiyorum. Sanki makyaj yapmamışım gibi olsun, temiz olsun.” Sanki ben “doğal olmasın, yapay olsun” demişim gibi kız “uçlarına takma kirpik takayım mı?” deyince dellendim. (Daha önce “kirpiklerin takma gibi maşallah. Rimele gerek bile yok” diyeni duymuştum da, “takma kirpik ister misin?” diyeni duymamıştım. Söylemesi ayıp, kirpiklerim uzundur, gürdür. Kızın işgüzarlığına gıcık oldum)
  • Düğünde siyah giydim. Yazın ortasında, güzelim İzmir’de şıkır şıkır, dallı güllü elbiseler, pasparlak renkler arasında bir tek siyah giyen bendim. Aslında ben de ortama uygun dallı güllü bir elbise götürmüştüm yanımda… Ama siyah elbisenin koca totomu daha iyi sakladığına kanaat getirince onda karar kıldım.
  • Düğün esnasında ortalıkla koşturan Deniz yaşındaki çocukların peşinden giden anneleri görünce “Oh, iyi ki bizimkileri getirmemişiz” dedim.
  • Düğün esnasında ortalıkta koşturan Deniz yaşındaki çocukları görünce Deniz’i özledim, “keşke bizimkileri de getirseydik” dedim.
  • Senelerdir görmediğim arkadaşlarımı gördüm. Yeni evliyken bıraktığımız çiftlerin bizim gibi iki çocuklu olduklarını fark ettim.
  • Derin yanımda olmadığından onu emziremediğim için, birkaç saatte bir odaya çıkıp süt sağdım. Ama eğlenceye dalıp da süt sağmayı unutunca şiştim de şiştim. Tam o sırada çalmaya başlayan Sezen Aksu’nun Rakkas şarkısının “Salla, salla, gül memeler çağlasın” bölümünü üstüme alınarak koşa koşa odaya gittim, ve memeleri boşalttım.
  • Düğünde çok eğlendim. Çocuklar olmayınca kuş gibi hafiftim. Şarap bile içtim!
  • Sabah uyandığımda saatin 9 olduğunu görünce inanamadım! 7 buçuk saat aralıksız uyumuştum.
  • Göz makyajı temizleyicisini yanıma almayı unuttuğum için geceden kalan makyajımı suyla temizleme çabalarım boşa çıktı. Kahvaltıya geceden kaldığı her halinden belli olan kötü bir göz makyajıyla indim.
  • Kahvaltıda yaklaşık bir senedir “tanıştığım” ama görme fırsatını henüz bulduğum İzmir’li arkadaşlarımla buluştum: Berna (ve Ekin) ve Zeynep (ve Derin’den 6 gün büyük kızı Selen) ve eşleriyle keyifli bir kahvaltı ettim. Son anda aramıza ElfAna da katıldı, tadı damağımızda kaldı.
  • Göz makyajı temizleyicisine ek olarak fotoğraf makinesini de İstanbul’da unuttuğum (daha doğrusu şarj aletini bulamadığım için) kahvaltıda resim mesim çekemedim. (Neyse ki Berna çekti, bloguna koyacak)
  • Kahvaltıda sohbete dalınca havaalanına giden servise anca yetiştim. Neyse ki Doğan benden önce davranıp eşyaları toplamıştı da servisi kaçırmadık.
  • Yine çocuksuz uçuyor olmanın hafifliğiyle uçakta iki tane kocaman gazeteyi hem de Pazar ekleriyle birlikte devirdim.
  • Babam bizi karşılayıp eve getirdiğinde çocuklarımı kucakladım, bir yandan “az bile olsa değişiklik güzeldi” derken bir yandan o 24 saatte bile onları ne kadar özlediğimi fark ettim.

İzmir’in tadı damağımda kaldı. Ne güzel şehirmiş. Kızları da cidden güzelmiş hani…

Sezen Aksu boşuna dememiş Kalbim Ege’de kaldı diye. Vallahi benim de aklım İzmir’de kaldı.

2 yorum

  1. "# Düğün esnasında ortalıkla koşturan Deniz yaşındaki çocukların peşinden giden anneleri görünce “Oh, iyi ki bizimkileri getirmemişiz” dedim.
    # Düğün esnasında ortalıkta koşturan Deniz yaşındaki çocukları görünce Deniz’i özledim, “keşke bizimkileri de getirseydik” dedim. "

    Hep boyle oluyor. Biz de cocukcuz bir kacamak yapalim diyoruz. Sonra butun sure zarfinda cocuklardna bahsediyoruz.