12 Yorum

3 yaş o kadar da fena değil aslında…

Dün öğlen uykusundan ağlayarak uyandı Deniz.

Ne yapsam da arıza çıkarsam şeklinde bakınıyordu etrafa…

Önce oyun grubuna gitmemek istedi. Gittiğimizde eve dönmemek istedi. Döndüğümüzde parkta oynamak istedi. Parktan dönüşte orada kalmak istedi. Eve gelince banyoya girmemek istedi. Girince çıkmamak istedi.

Facebook‘a, Nurturia‘ya şöyle yazdım ben de:

Evden çıkarken evde kalmak için kriz. Gittiğimiz yerde orada kalmak için kriz. Dönüşte parkta oynamak için kriz. Eve gelince banyoya girmemek için kriz. Banyodan çıkmamak için kriz. Darlandım, nefes alamıyorum.

Annelerden cevaplar geldi:

– Al benden de o kadar!
– Sanki benim oğlumu tarif ediyorsun!
– Bez taktırmayacağım diye kriz, bezi takabilsek bu defa giyinmem diye kriz… Arabaya binince oto koltuğuna oturtmak apayrı bir kriz. Evden çıkarken ayrı, girerken ayrı kriz!!!
– Yanlışlıkla bizim kızı mı tarif ettin ne.. Bu yeni nesil daha anne karnındayken ” annemin sınırlarını sonuna dek zorlayacağım” diye kendine söz veriyor sanki..

Herkes aynı dertten mustarip. Hepimiz aziz Harvey Karp‘ın “bu çocuklar henüz mağara adamı” sözünü unutuyoruz belli ki…

Ne demişti Harvey:

Toddlers are like cavemen.

Yani, küçük çocuklar mağara adamı gibidir.

Beyinleri henüz tam gelişmemiştir. Özellikle de dil, mantık ve dinginliği kontrol eden sol beyin, duyguları ve hareketleri kontrol eden sağ beyine göre daha az gelişmiştir. Bu yüzden duygularını hareketlerle ifade etmekte, sözlerine yansıtmaktan daha başarılıdırlar.

Bir de eklemişti:

Don’t treat them like they are your business partner.

Yani, [küçük çocuğunuza] iş ortağınızmış gibi davranmayın.

Onunla mantıklı konuşarak uzlaşmaya çalışmayın. Siz de duygularını ona yansıtın. Mutsuz olduğunda mutsuzluğunun farkında olduğunuzu belli edin. Onunla nasıl iyi bir şey yaptığında “çocukça” konuşuyorsanız mutsuz olduğunda da konuşun ki onu anladığınızı bilsin.

***

Yazımızın başlığına geri dönecek olursak… Ne demiştik? 3 yaş o kadar da fena değil aslında demiştik.

Evet, çok zorlanıyoruz. Evet, “Terrible Twos”dan sonra “Troublesome Threes” başladı. Evet, kan beynimize sıçrıyor bazen. Mıy mıy ağlamalar, her şeye itiraz etmeler, hayır demeler, dil çıkarmalar, cevap vermeler…

Ama bunlardan ibaret değil günümüz.

Bir kere adam oldu Deniz. Dinlemese de, her şeyi anlıyor. Yapmasa da, ne demek istediğimizi biliyor.

Çocuk oldu. Çok güzel oynuyor. Oyun kuruyor. Legolarıyla puzzle’larını birleştiriyor mesela… Tren yollarının üstüne ahşap bloklardan tüneller yapıyor.

İnanılmaz bir hayal gücü var. Her gün bana hikaye anlattıyor. Beğenmediği zaman kendisi ekleme-çıkarma yapıyor. “Hayır, öyle olmamış, böyle olmuş” gibi…

Her şey siyahla beyaz onun için. O an yanında istemiyorsa yardımcımıza “seni sevmiyorum” diyebiliyor. Ama yaptığı yemeği beğendiyse de “Mmmm, çok güzel olmuş. Teşekkür ederim!” diyor.

Hislerini göstermekten, dile dökmekten kaçınmıyor. “Anne, seni seviyorum” gibi… “Anne, bana kızma” gibi… Ya da şunun gibi:

Elif: Deniz’ciğim, can you help me cook?
Deniz: No, Anne. You can cook by  yourself. You’re a grown up. Do it.

Deniz (anneannesinin damarlı ellerine bakarak): Anaane, onlar ne?
Anneanne: Damar, Deniz’ciğim.
Deniz: Ben onları çıkarayım mı? Yerine yenisini koyayım.
Anneanne: Ah, yapabilsen ne iyi olurdu. Bence sen büyüyünce cerrah ol.
Deniz: Ben onları çıkarayım. Ama hiç acıtmam. Seni hiç öldürmem.

 

 

Sinemaya gidebiliyor. Eskiden de gidebiliyordu ama artık daha bir farkında olayın. Kıpır kıpır kıpırdanmadan, bir filmi başından sonuna seyredebiliyor.

Espri anlayışı gelişiyor. Kendince komik espriler yapıyor. Alakasız şeylere komik isimler takıyor. Sonra da “şaka yaptım, ha ha ha!” diye gülüyor. Gülüyoruz.

Eski köye yeni adetler getiriyor. Bir sene önce havuzda cup cup yüzen çocuk, yaşı gereği “korku” kavramının hayatına girmesiyle birlikte ayağının yere değmediği derinlikteki suya adım atmayı reddediyor. Hiçbir rüşvet, hiçbir söz onu ikna edemiyor. Ne zaman ki güvendiği biri, onu kesinlikle bırakmayacağını gösteriyor, o zaman bir şans veriyor ona… Ve sonrasında ikna oluyor. Ve çok mutlu oluyor.

Sürekli planlar yapıyor. Yemekten sonra 10 dakika oynayabilir miyim? Yarın tekrar Duru’nun evine gidip oynayabilir miyim? Enes bu akşam bizde yemek yiyebilir mi?

Annesi olunca ona hiçbir şey olmuyor. Günün yorgunluğu, kardeşini ne kadar sevse de anne-babayı paylaşmak zorunda olmanın zorluğu, uykusu, neysi ucuca eklenip de taşıyamayacağına karar verdiğinde eğer annesi yanındaysa mutlu oluyor. Hani Sertab da diyor ya:

Annedir yüreği, fazla dayanamaz
Herkes bıksa benden annem bana doymaz
Öper, besler beni
Unutur kalbinde
Annem burda olsun, bana bi’ şey olmaz
Her gün bakar bana, kusurumu görmez
Günler gece olsa o ışığı sönmez
Ellerim büyüdü avuçlarında
Bi’ tek annem olsun, bana bi’ şey olmaz

İşte Deniz’e şu sıralar “Otur yavrum, duygularını anlat” desem, o da yazabilse herhalde bu satırları yazardı.

Çünkü Deniz, benimle vakit geçirebildiği zaman bambaşka bir çocuk oluyor. Hani “bu kimin çocuğu?” diye isyan etmiştim, “benim yumuş oğlum nereye gitti?” diye sormuştum ya?

Hiçbir yere gitmiyor aslında o çocuk. Burada… Sadece saklanıyor.

Deniz ve “bi’ tek” annesi, geçen yaz Bodrum’da…

Annesi olmayınca, onunla ilgilenmeyince o çocuk kaçıyor. Ne zaman ki annesi onunla vakit geçiriyor, işte o zaman saklandığı yerden çıkıyor. Annesi onunla 10 dakika bile oynasa, sadece o kadarcık bile onun -ama sadece onun- olsa, işte o zaman dünyalar da onun oluyor.

Tek istediği annesi. Başka hiçbir şey istemiyor. Annesi yanında olunca ona hiçbir şey olmuyor.

***

Bilmem anlatabildim mi yeterince… Dünkü “imdat, yandım, bittim, daraldım” çığlığımdan sonra daha küçük çocuğu olan anneler “Ama bu krizler bitecek sanıyorduk, gözümüzü korkutuyorsun” demişlerdi. O kadar da korkacak bir şey yok aslında… Ben de haksızlık yapıyorum bazen.

Yani, zor tabii de… Güzellikleri daha fazla günün sonunda…

12 yorum

  1. Kaan henüz 13 aylık, zaman zaman ikinci çocuğu düşünüyoruz. Aslında benden çok Gökhan düşünüyor:)
    ama henüz daha Kaan da çok küçük galiba diyorum, seni okuyorum korkuyorum:( Kaan a haksızlık mı olur diye düşünüyorum, kıyamıyorum:(

  2. Ne güzel yazmışsın Elif, sürekli duygularıma tercüman oluyorsun. Daha bu sabah annemle konuşuyorduk, ne yaparsa yapsın, güzel kızımın bir gülümsemesi ile hepsi geçiyor diye, gerçekten geçiyor. İyi ki varlar… Bazen düşünüyorum, mesela 6 ay önce gündüz uykularını kısa uyuyor diye dert ediniyordum, şimdi bakıyorum en az 1,5 saat uyuyor, yani hiçbirini dert etmeye gelmiyor, nasıl olsa geçiyor:) Sanırım sadece biraz daha sabır eşiğimizi yükseltmek yeterli olacak. Sevgiler, Ayca

  3. Elifciğim, bunlarla atlatırım sanıyorsun değil mi? 🙂

    Büyüdükçe tripler artacak, kızdığında kapılar çarpacak, "ben artık büyüdüm, kendi kararım" cümleleri başlayacak.

    Yiğit'in 3 yaşında hatta 4 yaşında en ne hatırladığım kelimesi "hayır"dı.
    – Tuvalete gidelim oğlum
    – gitmen (sonu hep "n")

    – yemek zamanı
    – yemen

    – uyuyoruz
    – uyuman

    ki Yiğit çok iyi huylu bir çocuktur. Bazen içine kötü cüce giriyor bunların 🙂

  4. Yine ağlattın beni
    Bari Sertab'ı koymasaydın…

  5. ahh sozler cok guzel…Elif bizde de benzer durumlar var, ama cidden bu minikler ilgi istiyor, kuzucuk onlar daha….ben de ne zaman Derin'le vakit gecireyim, konusayim, guleyim, oyun oyniyayim O da o kadar sakin ve tatli oluyor:))

  6. Deniz'in cok iyi bir muzik kulagi var, kucuk yastan beri sasirtici bir bicimde detone olmadan sarkilar soyleyebiliyor demeyi unutmussun.

  7. Biz hep eşimle 3 yaşından itibaren zorlukların azaldığına yerini "seni anlayan" "arkadaş olan" bir çocukla keyifli zamanlara bıraktığına inanırız. 10 dakika bile herşeyi ne çok değiştiriyor aslında , ve çocuklar arası yaş farkı 5 de olsa değişen bir şey yok ilgi açlığı bu açısından

  8. Elif ne kadar guzel yazmissin. Ben de su anda senin siteni Elifi (31 aylik) oglen uykusuna yatirdiktan sonra okuyordum. Bende onunla benzer seyler yasadim bugun. Ama dedigin gibi onlarda birer birey olmaya calisiyor, independent olmaya calisiyorlar. Bu catismalar bundan ibaret. Ama gunun sonunda ne zaman bir seye ihtiyaci olsa ya da uykusundan uyansa annecigim diye sesleniyor bu da beni dunyanin en mutlu insani yapiyor.

  9. bu yazı çok hoşuma gitti, özellikle 2 yaş krizlerinin tavan yaptığı şu günlerde içime umut tohumları ekti nedense:)