10 Yorum

Sıcak havadan kaynaklanan ölümlerin bir başka boyutu

Aşağıdaki hikâye, Parenting dergisinin Haziran sayısından.

Rahatsız edici bir hikâye. Baştan söyleyeyim: sonu mutlu bitmiyor. Küçük bir çocuğun trajik ölümüyle sonuçlanıyor.

Neden burada yayınladığıma gelince… Derginin, yazının girişinde yer verdiği şu sözler sebebini açıklıyor:

[Amerika’da] her sene 37 çocuk sıcaktan hızla ısınan arabaların içinde unutularak ölüyor. Eğer bu tür anlamsız bir trajedinin sizin başınıza gelmeyeceğini düşünüyorsanız, tekrar düşünün.

Derin 17 günlüktü. Blogcular için düzenlenen bir etkinliğe katılmış, Derin’i de yanıma götürmüştüm. Etkinlikten çıkışta Derin’i ana kucağıyla birlikte arka koltuğa yerleştirdim. Arabaya bindim, ve eve doğru gelmeye başladım. Bir an, ama sadece birkaç saniyeliğine, Derin’i arabaya koymadığımı, kaldırımda unuttuğumu sandım. Deniz’in arkada sürekli konuşmasına, ses çıkarmasına o kadar alışmışım ki, Derin’in sessizliği bana onu unutturdu. Sadece birkaç saniye sürdü bu. Ama o birkaç saniye için çok gerçekti.

Geçen gün oyun grubuna gittiğimiz bir arkadaşımın evinde biz bahçede otururken Derin’i salondaki koltuğun üzerine bıraktım. Yatıyordu. Bahçeye gelip oturmaya devam ettim. Deniz ve arkadaşları koşturuyorlardı. Ben de sohbete daldım. Ben diyeyim beş, siz deyin altı dakika sonra nefesim kesilircesine Derin’in nerede olduğunu hatırlamaya çalıştım. Yine varlığını unutmuştum. O birkaç dakika için sadece Deniz varmış gibi gelmişti bana.

Üç çocuğu olan bir başka arkadaşım da aynen benim araba kullanırken yaptığım gibi en küçük kızını bazen -sadece birkaç saniyeliğine- unuttuğunu sandığını anlattı. Beynimiz oyunlar oynuyor bizlere…

İşte aşağıdaki hikaye de böyle bir beyin tuzağının sonucu… Kötü bitiyor, ama ders çıkarılacak çok şey var aslında…

Mary Parks ve kocası Jeff’in istedikleri her şeyleri vardı: Güzel bir evleri, iyi para kazandıkları işleri ve Guatemala’dan evlat edindikleri iki oğulları. Ancak 2007 yılının Ağustos sonu-Eylül başı onlar için oldukça stresli geçmişti. 23 aylık Juan ve 4 yaşındaki abisi Byron sürekli hasta olup duruyorlardı. Mary ve Jeff’in günleri iş, kreş, doktor muayenehanesi, iş seyahatleri ve akraba ziyaretleri arasında mekik dokuyarak geçmişti. 7 Eylül sabahı, bir önceki geceyi ateşli geçiren Byron’la uğraştıktan sonra Mary onu babasıyla birlikte evde bırakarak yanına Juan’ı aldı, ve onu kreşe bıraktıktan sonra işe gitmek üzere yola çıktı.

Daha önce Mary’nin çocuklardan sadece birini kreşe götürdüğü olmamıştı. Hatta çocuklar hastayken işe gittiği de görülmemişti, ancak bu seferlik Jeff’le ikisi rolleri değişmeye karar vermişlerdi. Mary, arabayı kullanmaya başladıktan kısa bir süre sonra Juan’ın uykuya daldığını gördü. İşte o an, oğlunun arabada olduğunu hatırladığı son andı. “Bezi çoktan bırakmıştık, dolayısıyla kreşe onunla ilgili hiçbir şey, çanta filan götürmüyorduk” diye anlatıyor Mary. O yüzden ön koltukta, ona arkada bir çocuk olduğunu hatırlatacak hiçbir şey yoktu. Dikiz aynasından da onu göremiyordu; Juan’ın boyu çok kısa kalıyordu. Daha da önemlisi, Byron arabada değildi, bıcır bıcır konuşmuyordu.

Yol üzerinde kreşe uğramak yerine Mary doğrudan işe gitti. Ön koltuktan çantasını aldı, ofisine geldi ve “normal bir gün” geçirdi. Patronuyla konuştu. Masasında yemeğini yedi. Evi arayıp Jeff’e Byron’ın nasıl olduğunu sordu. İş arkadaşlarına Juan’ın hasta olduğunu, ve kreşten ararlarsa erken çıkmak zorunda kalabileceğini bile söyledi. Çünkü beyninde Juan kreşteydi.

İşten sonra Mary markete uğradı, yemek için alış veriş yaptı. Daha sonra, Juan’ın hala arka koltukta olduğunun farkında olmadan onu almak üzere kreşe gitti. Kapıya geldiğinde öğretmen Mary’ye sordu: “Juan bugün hasta olduğu için mi gelmedi?”

“Yooo,” dedi Mary. “Bu sabah onu getirdim.”

“Bugün burada değildi,” dedi öğretmen.

İşte o an beyninde bir şimşek çaktığını söylüyor Mary. “Arabaya doğru koşmaya başladım. Yüreğim ağzımdaydı. O gün hava çok sıcaktı. Arabaya vardım, kapıyı açtım ve onu gördüm. Ona uzanıp “Juan! Juan! Uyanman lazım!” diye bağırdığımı hatırlıyorum.” Oğlunun cansız bedenini kucaklayarak kreşe geri girdi Mary. Öğretmenlerden biri umutsuz bir şekilde suni teneffüs uygularken, bir diğeri ambulans çağırıyordu. “Ağlayarak yardım istiyordum,” diyor Mary, “ama öldüğünü biliyordum.”

Bu olaydan sonra Mary Parks çok tepki görmüş. Kendini yeterince suçlu hissettiği yetmezmiş gibi, hakkında ihmalkârlıktan ölüme sebebiyet vermek yüzünden dava açılmış. Gazetelerde, internet sitelerinde ne kadar sorumsuz bir anne olduğu tartışılıp durmuş. Hakkındaki davanın sürdüğü 15 ay boyunca, geride kalan büyük oğlu Byron’la bir dakika bile yalnız kalmasına izin verilmemiş. Yaşadığı trajedinin üzerine, hapse girerek ailesini hepten yitirme korkusuyla geçen 19 ayın sonunda olayda herhangi bir kastı olmadığına karar verilerek hakkındaki dava düşürülmüş.

Bu, olayın trajik boyutu. Bir de işin hakikat boyutu var.

Juan’ın başına gelen, hipertermi (vücut ısısının hızlı ve aşırı bir şekilde yükselmesi) sonucu ölüm, 1998’den beri Amerika’da yaklaşık 450 çocuğun başına gelmiş. Türkiye’de bu konuda herhangi bir veri var mı, bilmiyorum. Biz çok fazla takip etmeyiz böyle istatistikleri. Ama eminim oluyordur. Daha geçen sene Adana’da iki kadın (tesadüfe bakın ki onlar da Amerikalıydı!) küçük bebeklerini yaz sıcağında arabada bıraktıkları için haber olmuşlardı.

Gün geliyor, bahar sıcaklarında arabaların içinde bırakılan köpekler görüyorum.

– Sadece yarım saat içinde kapalı bir arabanın içindeki sıcaklık yaklaşık 20 derece birden artabiliyor. Çocuğun üzerindeki kıyafetler ve en son ne zaman sıvı bir şeyler içtiği gibi faktörlere de bağlı olarak, dışarıdaki havanın 23 derece olduğu bir günde kapalı bir arabanın içinde kalan bir çocuk sadece 15 dakika içinde hipertermiden ölebiliyor.

– Havanın serin olması da riski çok fazla düşürmüyor. Kat kat giydirilmiş ve battaniyeyle örtülen bebeklerin havanın 10-15 derece olduğu günlerde bile hipertermi geçirmesi mümkün.

– İnanılanın aksine, pencereleri aralamak da çok işe yaramıyor. Ufak bir aralıktan giren hava, arabanın ön paneli, koltukları ve iç yüzeyi tarafından adeta emilen sıcak havayı serinletmeye yetmiyor.

Yukarıdakiler, hava ne kadar serin olursa olsun, çocuklarımızı (ve köpeklerimizi) kapalı arabanın içinde bırakmamak için sebepler.

Bir de Mary Parks’ın başına gelen gibi bir trajediyi önlemek için öneriler vermiş Parenting:

– Çocuğunuz arka koltukta seyahat ederken, gün içinde ihtiyacınız olacak cep telefonu, el çantası gibi eşyalarınızdan birini arka koltuğun yanına yerleştirin ki almaya gittiğiniz zaman çocuğunuzun orada olduğunu hatırlayabilin.

– Daha küçük (ya da sessiz) olan çocuğunuzu şoför mahallinin değil, ön yolcu mahallinin arkasına yerleştirin. Böylece onu görme ihtimalinizi arttırırsınız.

Araba koltuğu boşken içine bir oyuncak ayı koyun. Çocuğunuzu koltuğuna yerleştirdiğinizde oyuncak ayıyı, çocuğunuzun koltukta olduğunu size hatırlatması için ön yolcu mahalline koyun.

– Çocuğunuz okula gidiyorsa, öğretmenlerine, çocuğunuzun okula gitmediği günlerde sizi mutlaka aramalarını söyleyin.

– Arabanızı park ettikten sonra arka koltukları kontrol etmeyi alışkanlık haline getirin.

– Hiçbir zaman bir başkasının (eşiniz, büyük çocuğunuz, vs.) bebeği arabadan çıkardığını farz etmeyin. Bu tür yanlış anlaşılmalar geçmişte çokça ölüme sebep olmuş.

***

Hele de hava sıcaklığının 40’ları geçtiği şu günlerde bu yazıyı çok önemli buldum.

İnsan böyle şeylerin başına hiç gelmeyeceğini düşünüyor hakikaten. “Böyle bir olayın olma ihtimali yüzde kaç ki?” diye düşünebiliyor. Ama kendi başınıza geldiğinde o ihtimal yüzde 100’e çıkıyor, ve iş işten geçmiş olabiliyor.

Kaynak: Tragedy in the Back Seat: Hot Car Deaths

 

10 yorum

  1. İçim bir tuhaf oldu..

    Bazen Defne kucağımdayken bile saniyelik bir dilimde Defne'nin nerede olduğunu düşündüğüm oluyor.. Anlık, ama oluyor..

  2. Tüylerim diken diken oldu. O anne kimbilir neler yaşamıştır…Paylaştığın öneriler için teşekkürler. Tanıdığımçocuklulara ilteceğim hemen.

  3. Bu Arizona'da cok s1k yasanan bir olay. Daha gecen ay 2 yasinda cocuk arabada unutuldugu icin (42C sicaklikta) öldü. O yuzden kanun var eger cocugununuzu arabanin icinde birakirsaniz basiniz buyuk dertte. Hemen yakalayip hapse atiyorlar.

  4. Elif Hanım, çok kötü oldum, okuyunca tüylerim diken diken oldu ve hala etkisindeyim. Oluyor, yaşıyoruz bunu hepimiz. Bir anlık bile olsa çocuğumuzla ilgili acabalarımız oluyor. Hele o gün biraz dalgınsak…Benim başıma gelmez dememek lazım. Ben de bazen kızımı okuldan almayı unutup eve gideceğim diye korkuyorum, çok saçma ama öyle işte 🙂

  5. Merhaba , bu yazıyı okuyunca tüylerim diken diken oldu . Önce çaresiz çocuğun yaşadığı acıyı hissettim kalbimde , sonra annenin kreşten arabaya koştuğu anı … Çok yazık ama kimsenin kimseyi yargılamaya hakkı yok , her şey insanların başına gelebilir . Bizlere düşen max dikkat , kimsenin başına böyle bir şey gelmesini istemem , önerileri de okudum çok mantıklı doğrusu .

  6. Amerika da arabadan inip bebeğinizi yada çocuğunuzu arabada bırakmak çok büyük bir suç. Elinizden çocuğunuzu bile alabiliyorlar. Abimin bir Türk arkadaşının bundan haberi yokmuş ve bir anlık bırakmak zorunda kalmış. Oradaki bir polis bunu görünce hemen mudahele etmiş. Mahkemelerle uğraştılar komşuları falan olumlu mektuplar yazdı aile hakkında, o sayede kurtardılar. Abim bunu anlattıktan sonra orada bazı insanların bunu bilinçli olarak yaptıklarını onun için bu kadar ciddiye alındığını söylediğinde kanım dondu.
    Ülkemizde bu tip olayların çok yaygın olmaması annelerin çocuklarını genelde arkada kucaklarında taşımalarından kaynaklanıyor olabilir. Kucaktaki birşey unutulamaz herhalde. Oto koltuğu nihayet bizde de zorunlu hale geldi ama aileleri bu konularda da bilinçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu maalesef böyle kötü haberleri duyarak farkedebiliyoruz.

  7. Kreşin kapısından arabaya koştuğu an gözümde canlanıp duruyor… Geri dönüşü telafisi yok, bitti. Aklıma bile getirmek istemeyeceğim bir durum.

  8. Korkunç…
    Kreşle araba arasındaki mesafe can yakıyor.

  9. off cok kotu:( ben bunu hatirliyorum, ya da benzer bir olaydi belki de… Cincinnati'ye yeni tasindigimiz siralarda olmustu, 2007 yazi…hamileydim ve cok etkilenmistim…hatta kres'den de bize bir sticker verdiler, 'STOP is your child in the car' yaziyor….

  10. Ben benzer bir olayı bizzat yaşadım; yani olayın nesnesi olarak 🙂 Sezeryanla doğum yapalı henüz 10-15 gün olmuştu. Bankadan yüklü miktarda para çekilmesi gerekiyordu ve para benim hesabımdaydı. Mecburen bankaya gittim, içeri girip kimliğimi verdim ve arabaya geri döndüm. Bebeğimiz oto koltuğundaydı, ben de yanına oturdum. Eşim içeri parayı almaya gitti. Giderken güvenli olsun diye arabayı üzerimize kilitledi, herhangi bir aksilik halinde kornaya basarak onu çağıracağımı söyledim (yanımıda telefonum yoktu). Eşim içeri girdi ve arabanın içindeki ısı yükselmeye başladı. Bebeğim de ben de terlemeye başladık ama ben eşimin işi biter de hemen gelir diye beklemek istedim. Derken bebeğim uyuykaldı. Şöyle bir silkeledim ama tepki vermedi. ALLAHIM, çıldırıyorum sandım bir an. Bebeğimi kucağıma alıp yüzüne üfleye üfleye bir kornaya abanışım vardı ki eşim içeriden uçarak çıktı. Şimdi düşünüyorum da gerçekten uyuya mı kalmıştı, yoksa sıcağın etkisiyle hafifi bir baygınlık mı geçirmişti bilemiyorum. Ama arabanın içindeki sıcaklığın saniyeler içerisinde bayıltıcı hale geldiğini bizzat yaşayarak tespit etmiş bulunuyorum. Ben yaptım siz yapmayın…