6 Yorum

Ali Topu At

Aysuda’nın eğitim ile ilgili yazılarına aşağıdakiyle devam ediyoruz. İlkokula Ödeve Son başlıklı ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Ali Topu At

Eğitim konusunda yazılacak çok şey var; ama bugün konu geldi, bir New York Times makalesi olarak beni buldu. Ben de size aktarıyorum. Egzersiz! Egzersiz yapmak zekâyı geliştiriyormuş. Zaten her gün dinliyoruz. Egzersiz çocuklar için iyidir, çünkü obeziteyi önler, bağışıklık sistemini güçlendirir, ömrü uzatır, genellikle sosyalleşmeyi arttırır, hatta halama sorsanız boy uzatır falan (o kısmı biraz hayal). Ama her anne babanın en büyük dertlerinden biri notlar. Notlarla sporun ne alakası olabilir?

Size çocuklarda zekâ ile sporu birbirine bağlayan çalışmalardan bahsetmek istiyorum. Doktorlar zorlanmadan ne kadar koşabildiklerine göre çocukları gruplara ayırmışlar. Fit vücutlu çocuklar (yani zorlanmadan en uzun süre koşabilenler) zeka testlerinde (nam-ı diğer IQ), fit olmayan gruptan daha yüksek puan almışlar. Hatta tek yumurta ikizlerinde (yani bütün genleri aynı olan insanlarda) dahi daha fit olanlar,  ikizlerinden daha fazla puan almışlar. Hatta hatta, sınavdan önce sadece 20 dakika yürütülen çocukların sınav puanları yükselmiş.

Peki, spor yapmak beyinde fiziksel bir değişikliğe yol açıyor mu, yoksa egzersizin etkisi geçici mi? İşte bu en ilginç ve önemli kısım. Egzersizin çocuk beynini kalıcı olarak değiştirdiğine dair bulgular var. Fit olan çocukların beyinlerinin hafıza, dikkat, düşünce ve hareketleri koordine etmek gibi işlevlerle ilgili olan bazı bölümlerinin, diğer çocuklarınkinden daha büyük olduğu bulunmuş. Yani çok basite indirgersek, saklambaç oynamak, top oynamak, zıplayıp hoplamak çocukların beynini büyütüyor, zekâsını geliştiriyor, sınav notlarını arttırıyor. Ancak kaslarının ne kadar güçlü olduğunun önemi yok. Yani ağırlık kaldırmak değil de hoplayıp, zıplamak zekâyla ilintili görünüyor. Hani geçen yazımdaödev çocukları boş yere yoruyor demiştim. Şimdi de bu çalışmalara bakıyorum ve top oynamak çocukların okuldaki başarısına katkıda bulunuyormuş diyorum. (Bu gidişle çizgi-roman okumanın ve dondurma yemenin de okula çok faydalı olduğunu gösteren çalışmalar çıkarsa şaşırmayacağım. Hareketli bilgisayar oyunlarının da hızlı karar alma gibi bazı yetenekleri geliştirdiği yönünde bulgular var, ancak beyinde fiziksel bir değişiklik yaptıklarına, ya da IQ gelişimine katkıda bulunduklarına dair bir delil bulunamamış.)

Atatürk’ün de tekrar ettiği bir Latin deyişi var: Mens sana in corpore sano. Yani, ‘sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur’. Şimdi beyni tarayabilen tıp bilimi sağ olsun, artık bu sözün de ardında kapı gibi MRI’lar var. Bundan ne sonuç çıkartmalıyız? Haftada bir gün beden eğitimi dersi yetmez. Okullarda çocukların daha fazla hareket etmesi gerekiyor. Rahat formalar, geniş okul bahçeleri, her çocuğa bir spor takımına girme imkânı tanınması, uzun teneffüsler ilk aklıma gelen çözümler. Ancak bunlar pahalı ve zor şeyler.  Milli Eğitim Bakanlığı acaba ne zaman 7 yaşındaki bir çocuğun ödev değil, spor yapmasının derslerine faydalı olabileceğini kabul eder?

Bir de çocuklukta yapılan sporun çok daha sonra görülen bir faydasından bahsetmek istiyorum. Her derde deva bir şey spor. Doktorlar da oturup düşünmüşler: acaba hafızaya da faydası var mı diye. Duymuş olabilirsiniz, aerobik sporlar (yani koşmak, yürümek, bisiklete binmek gibi vücuda oksijen alımını arttıran sporlar) yapmak, bunama ihtimalini azalttığı bilinen tek şey şu anda. Yeni şeyler öğrenmenin de işe yaradığı düşünülüyor; ama bu konuda net sonuçlar yok henüz. Ama bolca hareket edip, vücuduna oksijen alımını arttıran insanların beyin hücrelerinin yenilenmeye başladığı görülüyor. Hayatı boyunca spor yapan insanlarda bunama diğer insanlara göre daha az ve yaşam ortalaması daha uzun (ancak bunun nedenini kesin olarak bilmek imkansız, sadece spora bağlamak için yeterince kanıt yok elimizde). Ne yazık ki benim gibi tembellerin umut bağladığı Sudoku gibi bilmece bulmaca tarzı şeylerin bir faydası bulunamamış. Spor her zaman faydalı, ama sağlıklı ve uzun bir hayat için çocukluk ve gençlikte spor yapmanın daha da faydalı olduğu düşünülüyor.

Bu yüzden anne babalara çok iş düşüyor. Çocuğunuzun şehir ortamında bol bol hareket edebilmesi, zekâsını ve hafızasını geliştirebilmesi için neler yapabileceğinizi düşünün. Günümüzde sokakta oynamak pek çok mahallede imkânsız. Çocuklar apartmanlarda, bilgisayar başında. Hareketsizlik çocuğunuzda dikkat eksikliği yaratıyor olabilir, zekâsını tam olarak kullanmasına engel olabilir, derslerdeki başarısını düşürüyor olabilir. O zaman çocuğunuzun nasıl daha fazla hareket ettirebileceğiniz hakkında çocuğunuzun arkadaşlarının aileleriyle konuşun. Çünkü bu konuda ortak hareket etmek gerekiyor. Arkadaşları bilgisayar oynarken, sizin çocuğunuzun tek başına dışarıda olmak istemeyeceği aşikâr. Çocukları hareket ettirmek istiyorsak, onlara “hadi hareket et” diyemeyiz. Hele de ‘çocuğum, bak spor yaparsan zekân açılır’ desek, çocukların spor yapacağı varsa, yapmazlar. Topluca hareket edebilecekleri ortamlar sağlamamız lazım. Çocuklar zaten minik enerji topları olduklarından, uygun bir ortam bulunca yerlerinde durmayacaklardır. Egzersiz deyince gözünüzde büyümesin. Çocuğunuzu terleten, yoran, nefes nefese bırakan hareketler, yani koşturmaca egzersizin alası. Ha belki bu fırsattan yararlanıp, siz de onlarla birlikte hareket etme olanağı bulabilirsiniz.

Ben çocukken, bir çocuğun dizi yara bere içinde değilse, yeterince hareket etmiyor demekti. Ben ilk defa dizimi yarasız gördüğümde ortaokuldaydım ve büyüdüğümü anlamıştım. Şimdi etrafta gördüğüm çocukların pürüzsüz ciltleri beni korkutuyor. Diken batmamış kollar, bisikletten düşmemiş dizler, koşarken duvara çarpmamış bacaklar, tentürdiyot görmemiş dirsekler. Belki arada bir ailece yürüyüşe çıkabilirsiniz. Arada bir yeşil bir alana pikniğe, ya da yürüyüşe giderek, hem daha sağlıklı, hem beyinleri daha gelişmiş çocuklarla eve dönebilirsiniz. Belki çocuğunuzu bir spor kulübüne yazdırabilirsiniz, arkadaşlarıyla maçlar organize edebilirsiniz, belki bir arkadaşım gibi her gün çocuğunuzla koşuya çıkarsınız. Çocuğunuzu, kendinizi ve ortamınızı en iyi bilen sizsiniz.

Tabii ilkokullardan daha kolay değiştirilebilecek bir yer anaokulları ve kreşler. Girişimci ruhlu biri İskandinavya’dan tüm Batı’ya hızla yayılan orman anaokullarını (İngilizcesi forest kindergarten, Almancası ise Waldkindergarten) Türkiye’ye getirebilir. Bu anaokullarında çocuklar hava koşulları güvenlik tehlikesi oluşturmadığı sürece, günlerini kar, yağmur, çamur, sıcak demeden dışarıda, ağaçlık alanlarda çiçek ve böceklerle geçiriyorlar. Bu okulların iddiası hazır oyuncakların çocukların hayal güçlerini, dil yetilerini ve üç boyutlu düşünme kabiliyetlerini kısıtladığı ve doğada oynayan çocukların yaratıcılıklarının, kelime haznelerinin, sağlıklarının ve merak duygularının çok daha gelişmiş olacağı. Zahmetli ve pahalı olabilir, hatta pek çok veli çocuklarının dondurucu soğuklarda dışarıda olmasını, ya da böcekler tarafından ısırılmasını istemeyecektir, ama eminim büyük şehirlerde yeterince meraklısı da çıkacaktır. İnternetten baktığım kadarıyla henüz Türkiye’de böyle bir anaokulu yok.

Peki, sizin tavsiye ve düşünceleriniz neler? Lütfen bu konudaki öneri ve yorumlarınızı paylaşın.

Dipnot: burada çocuklar ve spora dair bahsi geçen tüm araştırmalar, yukarıda bağlantısını verdiğim New York Times makalesinde bulunabilir. Diğerlerine bağlantı verdim. Ancak ne yazık ki kaynakların tümü İngilizce. Türkçe kaynaklar bulursanız lütfen ekleyin. Unutulmaması gereken nokta ise tüm araştırmaların ortalamalara baktığı. Yani sizin şahsi deneyiminiz çok farklı olabilir.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

6 yorum

  1. merhaba blogcu anne…
    yazıyı ve önerileri beğenerek ve üzülerek okudum.
    ben de şu an Top atmayan ama ödev yapan 72 aylık kızlı erkekli 47 çocukla beraberim. Eğitimci aynı zamanda yazarım. Sıkıntılar çok ama gerçeklerde hemen yanıbaşınızda. İdealllerim vardı lakin mesleğimin 9. yılındayım ve sadece bekleneni ancak yetiştirebildiğimin çok iyi farkındayım. Bu kadar afaki örnekler verilmesede mevcut sorunlara çözüm üreten projeler konuşsak keşke. hem biz eğitimcilere hem ailelere hem de gelecek nesillere bir katkımız olsa. benim de bir bebeğim var 22 aylık. korkarım ki o da 72 aylık olduğunda Avrupa ülkelerinde 3 yılda gerçekleştirilen okuma yazma faaliyetini 4 ayda yapacak 🙁

    • Ben de kisisel cabalarin cok yetersiz kalacagini dusunuyorum; ama bir yandan da yapisal ne gibi degisiklikler yapabiliriz bilemiyorum. Cunku okullarda yapilacak hersey, hem mufredat degisikligi, hem de ciddi bir yatirim gerektiriyor. Bunlarin kolay cozumleri yok. Ben de olsam, cocugumu oynatmaya vakit bulamazdim diye dusunuyorum. Bunlar benim aklima gelenler; ama bu sorunu bire bir yasayan sizsiniz. Diger velilerle beraber neler yapilabilir? Ozellikle de bilim bize bu kadar sebep vermisken. Lutfen tavsiyelerinizi paylasin. Cunku hersey ufak fikirler olarak basliyor. Biz bunlari bloglarda tartismakla baslayabiliriz; ama zamanla bu bilinc yayilmaya baslayabilir. Cocuklara top oynatmak bu kadar zor bir sey olmamali, ama zor. Bunu duzeltmek icin sikayet etmek bile bir baslangictir diye dusunuyorum.

  2. Ben de tüm BU yazılanlara katılıyorum ve ORMAN ANAOKULLARI dört değil ondört gözle bekliyorum.

  3. tamamen katılıyorum.
    iki gün önce benzer bir konuya blogumda yer vermiştim ben de.
    'doğadaki son çocuk' kitabını bütün anne babalara tavsiye ederim.