Nilü’nün Gebelik Günlüğü: 18. hafta – Tüp Bebek

Nilü’nün tüp bebek macerasını detayıyla anlattığı yazısında sıra bu hafta.

Nilü, “Elo, yazım çok uzun oldu, istersen kısaltayım” dedi ama ben bir solukta, yer yer gözyaşlarıyla okudum. Öyle heyecanlı bir süreçmiş ki!

Nilü’nün sayesinde ne kadar stresli olduğunu bir kez daha anladığım bu yoldan geçen tüm anne adaylarına kolaylıklar diliyorum. Umarım her şey istediğiniz gibi, istediğiniz şekilde olur.

Söz Nilü’de:

***

Sevgili Blogcu Anne takipçileri,

Umarım haftanız iyi geçmiştir. Bu haftaki yazımda size tüp bebek işlemini ve yaşadıklarımı detaylarıyla anlatacağım.. Yazıma başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum. Tüp bebek ne yazık ki hala bazı insanların tabu olarak gördüğü bir olay; sanki çocuk yapamayan her kadın yeterince kadın değil ya da her erkek yeterince erkek değil gibi algılıyor bazı çevreler. Bu nedenle birçok insan tüp bebek yaptığını saklıyor. Hâlbuki hiç alakası yok, günümüz şartlarında kısırlığın çevreselden tutun beslenmeye kadar giden birçok sebebi var ve her ne olursa olsun bizler de insanız ve herkes gibi bu ulu duyguyu yaşamak için çabalıyoruz. Umarım bu yazımla eğer hala bunu tabu gibi görüp derdini paylaşamayanlarınız varsa bu vesile ile kılıfınızdan çıkıp gerekli adımı utanmadan ve gururla atarsınız. O geri kafalı düşünenlerin de gözlerinin açılmasına katkıda bulunursunuz. Bir ekleyeceğim nokta daha; yazım tamamen benim tedavimi anlatıyor; her çiftin sorununa göre uygulamada değişiklikler olabilir ve ben bir doktor olmadığım için bazı yorumlamalarım tıbbın bakışına göre yanlış olabilir. Yani eğer içinizde doktor olup hata bulan olursa kusuruma bakmayın :)

Biz Türkiye’de” tüp bebek” diyoruz ama bu işlemin tıptaki asıl adı “In Vitro Fertilizasyon”, yani kısacası IVF, herhalde tüp bebek denmesinin sebebi embriyoların laboratuar ortamında tüplerde oluşması olsa gerek.

Tüp bebek yapmaya karar verdiğinizde bu işe kendinizi tamamıyla adamanız gerekiyor. Eğer çalışırken bu işe girişecekseniz iş yerinizin size biraz esneklik göstermesi gerekli yoksa sürekli doktora git gel yapmanız zor olabilir. Ben açıkçası çalışmamanın verdiği avantajla bir de iş yerini idare et stresini yaşamadım.

Tüp bebek işlemine başlamadan önce bir sürü testlerden geçmeniz gerekiyor (kan, ultrason, histeogram vs.). Biz gerekli tüm testleri Amerika’da bulunduğumuz ve masrafların büyük bir kısmını da sigortamız karşıladığı için burada yaptırdık. Ama asıl tüp bebek işlemi için Türkiye’ye geldik. Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi bu işlem Amerika’da çok pahalı ve sigorta şirketleri kesinlikle masrafları karşılamıyor.

Bu açıklamaların ardından asıl tüp bebek işlemine gelirsek, son âdetinizden sonraki 21. gününüzde doktorunuz sizi bir iğneye başlatıyor. İğne deyince öyle gidip sağlık ocağına ya da hastaneye yaptırmıyorsunuz, bunu kendiniz yapıyorsunuz. Bu İlk iğnenin amacı hormonları baskılamakmış ki sizin yumurtlamanızı doktorunuz kontrol altında tutabilsin. Bu iğne her gün kolunuzdan yapılacak bir iğne. İlk iğne günüm geldiğinde eşim ile Bodrum’da tatildeydik; tatilde olduğumuz için iğneyi her gün sabah saat 10’da yapmaya karar verdim; iğnenin her gün aynı saatte yapılması da ayrıca önemli.  Gelelim iğne yapmaya, iğne başı insülin iğnesi gibi belki azıcık daha uzun. Geçtim aynanın karşısına elimde iğne, önce dezenfekte ettim iğneyi batıracağım bölgeyi ama gel gör ki bir türlü cesaret edemiyorum. İnsanın kendine iğne batırması meğerse zor bir şeymiş, en azından benim için öyle oldu. Eşim de uzaktan beni seyrediyor hiç benden medet umma diyor bir yandan da. Anladım ki bunu tek başıma başarmalıyım, bir cesaret alıp iğneyi batırıverdim koluma, çok hafif bir ağrı iğneyi geri çekmesi de cabası. Bir kere yapınca alışıyor insan ondan sonra her gün büyük bir azimle 10cc şırıngaya çekip kitabına uygun bir şekilde bu iğneyi yaptım, ta ki âdetim başlayana kadar.

Adet görünce ilk 2 gün içinde hemen doktora gitmeniz gerekiyor. Doktor vajinal ultrasonla kaç tane folikül var (benim anladığım kadarı ile yumurta keseciği bunlar) ona bakıyor. Bu sayı not ediliyor ve doktorunuz size şimdi bir de akşamları başka bir iğneye başlamanız gerektiği haberini veriyor. Bu seferki iğne yumurtlamayı arttırıcı. Normalde her bayan bir kaç yumurta üretirken bu iğne ile siz katlamalı olarak yumurta üretiyorsunuz.

Bu arada sabahki iğne hala devam ediyor ama dozu düşürülüyor, akşamki iğne ise karından yapılıyor. Benim doktorum İlk 3 günü yapılan ilacın dozunu yüksek tutarak başlattı beni, bu nedenle bu ilk 3 gün kalçadan iğne olmam gerekti. Bu iğneye başladıktan sonra gün aşırı doktora gidip ultrasona girdim. Her gittiğimde kaç tane folikül olduğu ve ebatları ölçüldü. İlk üç günün sonunda doktorum iğneyi artık kendimin yapabileceğini söyleyip dozu ve ayarlamasını tarif etti. İlk denememde iğneci olmadığım için iğnenin karışımının olduğu sıvının durduğu küçük şişeciği nasıl kıracağımı bilemedim, öyle bastırmışım ki şişenin başı elimde kırıldı sıvının içine parçaları düştü. Ben yine de vazgeçmeyip parçaların arasından sıvıyı çekip gerekli tozuyla karıştırıp iğneyi yaptım. İkinci gün eşimin kardeşinin jinekolog olan kız arkadaşı yardımıma koştu ve şişenin nasıl kırılacağını öğretti. Bu arada bu iğne ile beraber bende bir takım sorunlar oluştu. Sürekli tansiyonum düşüyordu ve bir de aşırı duygusal oldum öyle ki beni korkunç bir karamsarlık duygusu sardı ve bu olaydan vazgeçmeyi bile düşünmeye başladım. Bu sırada sağ olsun kayınvalidem yardımıma koştu ve evini barkını bırakıp bizim yanımıza geldi, benimle ilgilendi, destek verdi. Böyle zamanda aslında insan annesini yanında arzu ediyor ama ne yazık ki annem yeni doğum yapmış olan kız kardeşimi yalnız bırakıp gelemedi, ama Allahtan artık ikinci annem olarak gördüğüm kayınvalidem hep yanımdaydı.

Ağustos 25 gibi gittiğim rutin kontrolde doktor tamam foliküllerin boyutu istenen düzeye gelmiş önümüzdeki Cumartesi yumurta toplama işlemini yapacağız dedi.  Bunun için operasyondan tam 36 saat öncesi gibi karından bir iğne daha yapmamı istedi. Yine bir iğne daha lafına güçlüce bir yutkunup tamam dedim, ne de olsa artık son aşamaya gelmiştim. Bu arada diğer iğneler bu son görüşmeden sonra bitti, o da tesellim oldu.

“OPU” denilen yumurta toplama işlemini hastanede yapıyorsunuz. Bazı doktorlar bu işlemi lokal anestezi ile yapıyormuş ama benim doktorum sedasyon denilen hafif dozlu bir narkozla uyutmanın hem benim hem de kendileri için daha iyi olacağını söyledi.  Ben operasyon günü sabahı hastaneye giriş yaptım. Bize çok güzel deniz manzaralı bir oda verdiler o görüntü biraz olsun insana hastanede olduğunu unutturuyor. Tabii burada bir parantez açıp Türkiye’deki özel hastane sektörünün ne kadar gelişmiş olduğunu ve Amerika’daki hastanelerle kıyaslanamayacağını da belirtmek isterim sanki 5 yıldızlı otelde gibiydik. Derken hemşire geldi tansiyon/ateş ölçümleri yaptı, akabinde anestezi doktorunun asistanı geldi o da bana bir takım sorular sorup işlemi anlattı. Sonra ben hasta kıyafeti giyip bir de kafama ameliyat bonesi taktım ve bir hasta bakıcı vakit geldi deyip beni yatağımla beraber ameliyathaneye indirdi. Belki duygusal bir insanım diye mi bilmiyorum ama eşimle şöyle bir bakıştığımızı hatırlıyorum acayip bir üzüntü hissettim.

Ben ameliyathaneye giderken eşim de kendi üzerine düşen görevi gerçekleştirmek üzere başka bir yere alındı. Bu görev açıkça söylemek gerekirse sperm verme görevi; erkekler için çok rahatsız bir kavram olduğunu söylemem lazım. Tüp bebek işine girmeden önce gereken tüm tetkiklerimiz boyunca eşimin bunu bir kaç kere yapması gerekti ve her seferinde geri adım atarak gitti doktora. Düşünürseniz erkeklerin yaşadığı ile bayanın rolünü aslında bu hiçbir şey ama nedense erkek ırkı için ufacık şeyler bile büyük olay olabiliyor, zaten herhalde Tanrı onun için biz kadınları doğurgan olarak seçmiş. Düşünebiliyor musunuz eşlerinizin bizim yaşadıklarımızı yaşadıklarını? Her ay yaşanan bir adet dönemi, doğum, çocuk bakmak, yemek yapmak, diğer ev isleri… sürekli söylenen baş ağrıtan yaratıklar olurlardı herhalde :) eminim içinizde istisnalar vardır ama benim eşim ve yakın çevremdeki dostlarımın eşleri bu kategoriye giriyor.

Neyse konumuza dönersek ameliyathane katına girişten itibaren beni güler yüzlü bir sürü insan karşıladı, bu da Amerika’daki tecrübeme göre farklı bir şeydi, genelde hemşireler ve doktorlar çok nötr davranıyor hastaya fazla sıcak yaklaşmıyor. Anestezi doktorum hemen başımda bitti ve beni telkin edici bir şeyler söyledi, derken doktorumu gördüm ameliyat kıyafetleri içinde yine her zamanki sevecen hafif öğretmen edalı gülümsemesi belirdi yüzünde bu biraz olsun beni rahatlattı. Sonra ne olduğunu hatırlamıyorum ama bende bir anda film kopmuş gözümü açtığımda işlem bitmişti. Tüm olay aslında yarım saat sürmüş ve benden toplam 21 folikül içinden işlerine yarayacak toplam 16 tane yumurta alabilmişler. Doktorum bunun gayet iyi bir rakam olduğunu söylemişti o zaman.

Başarılı geçen bir operasyonun ardından ben odama yollandım; eşim yarı meraklı ve beni görmekten rahatlamış bir yüzle beni karşıladı. Derken doktorumuz odamıza geldi ve önce operasyon sonrası kullanmam gereken uzun ilaç reçetesini verdi sonra da bize bir sonraki adımdan bahsetti. Artık operasyonun ertesi gününden itibaren her gün bir embriyolog ile telefonda görüşecektik. Bize söylenen kendisi bize yumurtalar ile ilgili gelişmeleri bildirecekti. Embriyoloğumuzla daha önceki ofis randevularından birinde tanışmıştım. İnternette okuduklarımdan anladığım kadarı ile Türkiye’de bu alanda epeyce sayılan bilenen embriyologlardan biriymiş kendisi. Toplam 2-3 saat daha hastanede yattıktan sonra evin yolunu tuttuk.

Embriyoloğu ilk gün aradığımızda benden toplanan 16 yumurtanın toplam 14 tanesinin eşimin spermleri ile döllenip embriyo oluşturduğunu, hepsinin bölünmelerinin devam ettiğini ve görünümlerinin iyi olduğunu söyledi. Telefonu kapadığımda bir anda potensiyel olarak laboratuar ortamında şu an 14 tane bebek adayımızın olduğu gerçeği bizi heyecanlandırdı. Düşünsenize embriyo sonuçta her bebeğin ilk yapi taşı ve daha sadece bir hücreden ibaret olsa da bir canlı. Ertesi gün aradığımda embriyoloğumuz hepsi hala yoluna devam ediyor özellikle 9-10 tanesi çok iyi görünüyor dedi. Hatta kendisinin transfer adayı olabilecek toplam 3 tane embriyoyu da seçtiğini belirtti. Bu arada bilgilendirmeliyim yanılmıyorsam Türkiye’de son bir yıl içinde yürürlüğe girmiş bir kararla 35 ve üzeri yaştaki hanımlara maksimum 2 embriyo transferi yapılabiliyor, eğer 35’in altında iseniz bu sayı sadece 1. Bu ikinci telefon görüşmemizde embriyoloğumuz bana simdi sizinle bir takım istatistikler konuşacağız dedi. Ben tabii bu noktada olaydan hiçbir şey anlamıyorum, dedi ki eğer yarın yani 3. günde embriyo transferi yaparsanız hamile kalma yüzdeniz %45 ve bebeği başarı ile evinize götürme şansınız %37-38 (başarısızlık olası düşük durumu demek). Yok, eğer 5. günde transfer yaparsanız hamile kalma şansınız %55 bebeği eve götürme şansınız %40-41 dedi. Sonra da bana bu konuda ne düşünüyorsunuz gibi bir soru sormaz mı ben kendi kendime ne düşünebilirim ki bu konuda hiçbir bilgim yok ki dedikten sonra simdi hemen mi karar vermem lazım diye sordum. Bana kendisini gün içinde istediğim zaman arayabileceğimi ve kararımı bildirebileceğimi söyledi.  Sizin fikriniz ne diye sorduğumda burada Amerikalı doktorlardan sürekli duyduğum ve hiç hoşlaşmadığım bir cevap aldım; “siz bilirsiniz”. Ek olarak bana 3. gün transferin İngiliz ekolu olduğunu 5. gün transferin ise bu olaya daha cesur yaklaşan Amerikan ekolu olduğunu söyledi.

Ben telefonu kapadım koştum internetin başına, paralelde bir de tanıdığım yeni jinekolog bir arkadaşımı aradım. Biz böyle ne bulsa okuyan anlamaya çalışan tipler saatler geçiverdi bir anda. Neyse bu kadar arama taramadan sonra biraz anlamaya başladım. Meğerse 3. gün transfer doktorların kendilerini garantiye alıp sonra embriyolar ölürse suçlanma riskini minimize ettikleri bir yöntem diye yorumlanıyormuş. Niye mi, çünkü normal hamileliklerde döllenmenin 3. gününde embriyo normalde daha kadının rahmine düşmezmiş, 3. günde daha follop tüplerinde dururlarmış. 5. günde ise follop tüplerinden düşüp rahme indiklerinde rahme tutunmayı sağlayacak uzuvları gelişmiş olurmuş bu da rahme yapışarak hamile kalmayı sağlarmış.

Yani 3. günde transferin riski, embriyolar rahme konduklarında daha tutunabilecekleri uzuvları yok dolayısı ile 5. güne kadar orada yaşayabilmeleri lazım ki rahme tutunsunlar. 5. günün riski ise her embriyo laboratuar ortamında blastosist denilen evreye (yapışkan uzuvların gelişmesi evresi) ulaşamayabiliyormuş, yani ölebiliyormuş. Ben yazı mı tura mı diye düşünürken bir de jinekologumu arayayım dedim. Kendisi sonuçta elimizdeki embriyo sayınız yüksek olduğu için 5. günde yapmak en uygunudur deyince kararı vermiş olduk. Yani aklınızda bulunsun eğer embriyo sayınız az ise 3. günde transfer daha doğru bir kararmış, tabii bu benim anladığım kadarı ile böyle her zaman için doktorunuza danışmanız en doğrusu.

Bu arada transfer gününe karar verdiğiniz zaman doktorunuz o zaman bir sonraki deneme için (eğer gerekirse şayet) size embriyoların bir kısmını dondurmayı öneriyor. Bu sayede her seferinde yumurta toplama operasyonundan geçmeniz gerekmiyor.  Bu ekstra bir masraf ama çekilen eziyet düşünülünce son kuruşuna kadar değer derim ben. Biz 3. günde toplam 6 embriyo dondurttuk. Düşünsenize bir anda 6 tane çocuk adayımız nitrojenli falan bir metotla dondu.

Büyük gün 2 Eylül olarak belirlendi ve o gün biz yine hastanenin yolunu tuttuk. Ben bu sefer ilk gittiğimizden daha da heyecanlı idim, ne de olsa anne olmak için ilk adımımı atacaktım sonuçta. Geçen seferki gibi bize bir oda verdiler, ben yine hasta kıyafetlerimi giydim ve yine bir hasta bakıcı gelip yatağımla beni ameliyathane katına indirdi. Bu sefer 5-10 dakikasüren mini işlem sırasında tamamen ayıktım. Odada bir hemşire, işlemi gerçekleştirecek olan jinekologum ve transfer edilecek embriyoları getiren embriyoloğumuz vardı. Uzunca bir tüp yolu ile ultrasondan tüpün ucunun gittiği yer bakılarak iki tane embriyo’yu rahmime bıraktılar. Ben ultrasonda bir tanesini çok net olarak böyle beyaz bir ışık topu olarak gördüm ama diğerini göremedim. O anki duygularım “şu an anne oluyor olabiliyorum“du hatta öyle güçlü bir his ki bu yüksek sesle söylediğim ve birkaç damla gözyaşı süzüldü gözümden. Transferden sonra beni odama çıkardılar. Bu 5. günde embriyoloğumuz geriye kalan embriyoları da ek olarak dondurmayı önerdi ve biz de kabul ettik. Ödediğiniz dondurma ücreti 1 senelik oluyor eğer uzatmak isterseniz 3 seneye kadar uzatabiliyorsunuz.

Eve gidince iki gün sürekli yatmanızı istiyorlar (tuvalete gitmek hariç). Ben tedbiri elden bırakmayıp 3. günde de çoğunlukla yattım. Derken operasyonun 5 gün sonrasında biz Amerika’ya döndük. Ben döner dönmez buradaki dr’umdan randevu aldım çünkü burada Türkiye’deki gibi elini kolunu sallayarak laboratuara gidip gebelik kan testi istiyorum diyemiyorsunuz, zaten kendi doktorunuzdan bile hemen istediğiniz gün için randevu alamıyorsunuz. Sağlık konusunda Amerika biz Türkler’e hiç uygun bir ülke değil. Tüm sektör sigorta şirketlerinin elinde ve doktorunuzun size yapabilecekleri çok sınırlı. Neyse normalde benim 11 Eylül’de kan vermem lazımdı ama ben en erken 12’sine randevu alabildim. Dayanamayıp 10 Eylül’de bir idrar testi yaptım, normalde idrar testi önermiyorlarmış çünkü hamilelik hormonu ancak yüksek düzeye gelince idrarda çıkıyormuş. Gelin görün ki benim testi yapmamla “+” (artı) işaretini görmem bir oldu. Yani ben resmen hamileydim, hemen elimde testle eşime koştum ve ağlıyordum; zaten o noktada kelimeler gerekmiyor. Birbirimize deli gibi sarıldık ve güldük. Sanki büyük bir maraton koşmuşum da birinci gelmişim gibi bir zafer hissi kapladı içimi. Başarmıştık başarmıştık yaşasın!!!!!

Kısaca 18. Haftam Nasıl Geçti: Ne yazık ki bu hafta iş gezisinden hasta gelen eşim bana grip bulaştırdı. Son 4 gündür hasta bir şekilde dolanıyorum ortalıkta. Allahtan doktor kontrolüm vardı da gittiğimde bir ilaç alabilir miyim diye sordum. Türkiye’de de olan Sudafed adlı ilacın belirli bir türünü almamı önerdi. Her ne kadar suçluluk duysam da ilacı aldım çünkü almazsam hastalığın ilerlemesi bebek için daha kötü olurmuş. Burada her kontrolde ultrason yapmadıklarını belirtmeliyim, tüm hamileliğiniz boyunca toplasanız 4 kere ultrasona giriyorsunuz. Her ay kontrolde rutin olarak bebeğin kalbini dinliyorlar o kadar, anca bir terslik varsa sizi ultrasona alıyorlar. Benim bu kontrolde kalbi o cihazla duyamadı doktor öyle olunca hemen korkma ama bir ultrasonla bakalım deyip beni ultrasona alıverdi.  Yine çok kısa da olsa gördüm bebişimi Allaha şükür kalbi de iyi atıyor çıktı, öylece sırtı bize dönük kıvrılmış yatıyordu. Daha çok minik ama her hali güzel. Bu hafta o hissettiğim dalgalanma hissi de arttı, bunu hissettikçe çok mutlu oluyorum hah bebişim kıpırdıyor diyorum ne de olsa artık mart ayına kadar ultrason yok ancak böyle bebişimle iletişim kurabileceğim :)

10 Yorum
fold-left fold-right
Blogcuanne hakkında
Blogcu Anne Elif Doğan 2006 doğumlu Deniz’in ve 2010 doğumlu Derin’in annesidir. Lise aşkıyla evlenmiş, birlikte Amerika’ya gitmiş, yaklaşık sekiz sene okuyup, yaşayıp, çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmüştür. Çocuğuna kendisi bakmak için çalışmaya ara vermiş ve "sadece anne olmak"tan bunalınca kendini blog tutarken bulmuştur. O zamandan beri de Blogcu Anne’dir. Daha fazla bilgi için tiklayin...

10 Cevap verilmiş: Nilü’nün Gebelik Günlüğü: 18. hafta – Tüp Bebek

  1. tedarikmucize diyor ki:

    Allah sağlıkla kucağına almayı nasip etsin. Bende oğluma 3.denememde kavuştum. Hikayeni bir solukta okudum ve yaşadıklarım bir bir gözümün önünden geçti. Oğlum şimdi 13 aylık. İnşallah doğum hikayenide okuyacağız :)

  2. Niran Mutlu diyor ki:

    Çok duygusal bir süreç…Allah herkese böyle yüce bir duygu olan anneliği yaşatsın…Allah'ım sağlıkla kucağınıza almayı nasip eylesin…

  3. our twins of ny diyor ki:

    Ikizlerimi goren bircok kisiden duydugum bir sozle baslamak istedim yorumuma: "aile de hic ikiz var mi?"
    Bense o bir cift gozun icine bakarak :hayir, benim cocuklarim TUP BEBEK" demekten onur duydum.
    Insanlarimizin tup bebekle ilgili ne bildikleri (yada bilmedikleri) beni hic ilgilendirmedi.
    Bu yazinin bircok yerinde kendimi buldum ve 2007 yilinin haziran ayina gittim. Haziranda baslayip temmuzda mutlu haberi almistik. Bana 3 embriyo yuklenilmisti. Vucudum 1 tanesini yok etmis. Ilk kalp atislarini dinlemek icin hastaneye gittgimizde, gozlerimden suzulen yaslari bir bardaga koysaniz dolardi. Dr. ultrasonda bana bir yavrumun kalp sesini dinletti once. O mutluluk tarif edilemez, cunku biz 2.5 yildir hep o gunu beklemistik ve 1 kez asilama yaptirmistik Amerika'da. 2. sini yaptirmanin da esiginden donmustuk. Neyse ikinci yavrum icin dedi ki: "bakin burada olussam mi olusmasam mi diye dusunuyor annesi" Hep dua ettim ne olur sende olus beni birakma diye. ( O yavrumun zayif dogmasi ve hala zayif olmasi yuzunden oglusum oldugunu dusunurum:)) 5 gun sonra tekrar gittigimizde bir cift kalp sesi dinlemistim. Mutluluk tarifsiz tabiiki. Bizimde artik New York'a donme zamanimiz gelmisti. Geldim ve burada bir dr. buldum kendime. gebeligimin 12. haftasinda cok siddetli kanama ile hastaneye gittim. %50 dusuk riski var dediklerinde karnimi oksayip beni birakmayin diye gunlerce agladim. Sonra bir tavsiye ile baska bir dr. gittim. Dr. bey "rahim agzinda yirtilma oldugunu hapsirsam, zorlansam bile bebeklerimi her an dusurubilecegimi" soyledi ve ayni gece beni kucuk bir operasyonla bu dertten kurtardi. Kanamam azalarak 1 hafta daha devam etti. Toplam da 2 hafta surmus oldu. Neyse tr.deki dr. da arayip durumu haber verdik. O da birsey oldugu takdirde dondurmus oldugumuz embriyolari kullanarak tekrar deneyebilecegimizi soyledi. neyse ki gerek kalmadi. Yavrularim annelerinin karninda sabredemeyip 35 hafta 3 gunlukken aramiza katildilar.
    Yilligina 100$ odedgimiz embriyolarimiz hala dondurulmus olarak duruyor. Ama bu yaz iptal ettirecegim sanirim.
    **
    Birde bana embriyolar yuklenildikten sonra 1-2 gun dinlenin demislerdi ama ben "nasil olsa bosuna kurek cekiyoruz, tutmayacak" diye dusundugum icin ertesi gunu Kadikoy sali pazarina gitmistim:)

    Allah'im kimseye aratmasin… Isteyen herkese, istedigi vakit Rabbim bu duyguyu yasatsin…

    Saglicakla yavrunuzu kucaginiza almanizi dilerim.
    Sevgiler

  4. nihat'ın annes diyor ki:

    ayyy mutluluk öyküleri okumak çok çok güzel, gözyaşlarımı zaman zaman işyerimde olmama rağmen tutamadım.
    Biz ilk bebeğimi 13. hafta da karnımda kalbi durduğu için aldırmak zorunda kalmıştık. o zamndansonra nihata hamile kalıncaya kadar
    geçen zaman hayatımda yaşadığın en zor zamandır. allaha şükür üç ay sonra tekrar normal yolla hamile kaldım. Eşimle hep konuştuk eğer normal yolla hamile kalamasaydım kesinlikle bu yöntemi denerdim ve göğsümü gere gere söylerdim çünkü ona sahip olmak bir mucize olamamak bir kusur deği…isteyen ama gerçekten yürekten isteyen herkeze bu olağanüstü duyguyu nasip etsin… ve bu zorlu yolda dayanma kuvveti ve sabrı versin.

  5. Deniz diyor ki:

    Masallah :-)

  6. Seda diyor ki:

    Nilufer insallah bebegine saglikla kavusacaksin..Tup bebekler,bu surecten gecen anneler beni buyuluyor,gururla soyleyin tup oldugunu :)

    Yazdigin saglik sigortasi konusunda:Biz de Amerika'dayiz.Bizim policemiz tum fertilite tedavilerini,3 denemeye kadar tup bebegi kapsiyor. Sirketinin sigorta sirketiyle yaptigi anlasmaya bagli.(ustelik HMO policesi)

    sevgiler

  7. Allah tamamına erdirsin Nilüfer, inşallah sağlıkla kucağına aldığını da okuyacağız buradan bebeğini..

  8. Dağlar Kızı diyor ki:

    Benim kızım da tüp bebek. 2 düşük ve 1 başarısız aşılamadan sonra, o sancılı ama umutlu süreci biz de yaşadık ve çok şükür ilk denemede kızımıza kavuştuk. Gerçekten aslında zor bir süreç. Ama sonucu herşeye değiyor.

    Allah kucakları evlatsız, evlatları anasız bırakmasın…

  9. tugce diyor ki:

    O anki duygularım “şu an anne oluyor olabiliyorum… satıları ile kopan gözyaşlarıma; Yani ben resmen hamileydim, hemen elimde testle eşime koştum ve ağlıyordum; zaten o noktada kelimeler gerekmiyor. düğüm oldu.
    Ne kadar mutluyum sizin için!!!
    En iyi dileklerimi ve sevgimi gönderiyorum.
    Biraz da sevinç gözyaşı var,çok duygulandım.
    İnşallah beraber doğuracağız bu bebği sizinle,siz orada bir biz burada 9 doğuracağız :) ))
    Sevgiler
    Tugce

  10. Burcu diyor ki:

    Anne adaylarına, yakın tecrübeye sahip biri olarak birkaç tavsiyem var..
    İlk tüp bebek denememde doktorum rahat olduğu ve beni sınırlamadığı için transfer sonrası 3 gün evde dinlenip rutin çalışma hayatıma döndüm ve düşükle sonuçlandı.
    2 ay sonraki ikinci transferimde bu sefer başka uzmanlıkdalında bir doktor arkadaşım ve tüp bebek tecrübesi yaşamış kuzenimin tavsiyelerini dinledim.
    - Transferden sonraki 1 hafta mümkün olduğunca evde uzanarak, çok ama çok hafif ev işleri ile geçirdim.
    - Asla vücudumu belden kırarak eğilmedim, yükseğe uzanmadım. (Ayakkabı giymek gibi zorunlu durumlarda yavaşça dizlerimden kırarak çömeldim; bunu bile sık yapmadım)
    -çok sıcak suyla banyo yapmadım, kış olmasına rağmen üşümeyeeğim bir sıcaklıkta yıkandım
    - Ev içinde yürüme dışında dışarlarda gezinmedim,evde de dolansam aralarda hep uzandım.
    -Uzun süre ayakta durmadım. Yemek yaparken, karıştırırken ocağın önüne çektiğim sandalyede oturdum.
    - İkinci hafta eşim hava almam için arabayla bir iki kez çıkardı. Markette kısa yürüyüşler, o kadar.
    -doktorlar serbest bıraksa da uzun yürüyüş, araba seyahati (ülkemizde yollar çok kötü, her daim bir çukur-tümsek yüzünden sarsılıyorsunuz;bu embriyonun tutunmasını zorlaştırıyor) Doktor arkadaşım önemle tavsiye etmişti, sanırım bunun büyük etkisi oldu.
    -Günde mutlaka en az yarım litre taze günlük süt için..
    -Ara öğünlerde meyve-sağlıklı kuruyemiş(ceviz-fındık) yiyin
    -Hergün yumurta-peynir ile sağlam kahvaltı yapın
    -Protein için et,bakliyat yemeye dikkat edin.
    -Bol su şart, günde en az 2 lt

    Biliyorum çalışırken bunları yapmak zor, ama transfer tarihiniz sonrası 15 gün izin kullanabilirseniz ve bu süreyi ağırlıklı evde dinlenerek-uzanarak geçirebilirseniz şansınız inanılmaz artar.

    İkinci transferimde tüm yukardakilere dikkat ettim, sonuç pozitif :)

    3.hafta içinde bir gün evde fazla hareket ettim, hafif kan gedi…panik oldum tabi, dr “yerleşme kanamalarıdır Coraspini kes, dinlen” dedi..neyseki dediğini yapınca bir daha kanama olmadı..gördüğünüz gibi, dinlenme ne kadar kritik.

    Herkesin vücudu farklı ama bu kadar zahmetli ve pahalı bir prosedürü deniyorsanız, geleceğiniz için 15-20 gün evde dinlenmeyi de ihmal etmeyin..mutluluk bu kadar kolay gelebilir:)

    İyi şanslar..

Bu yazıya yorum bırakın

Bu kategoride Konuk Yazar, Sağlık Sıhhat (161 / 222 makale)


Derin yine hasta. Yine ateşli. Doktora gitmedik. Henüz gidilecek bir durumu yok. Birkaç gündür burnu akıyordu. Buna dün ateş de ...