39 Yorum

Hangisi doğru?

Aşağıdaki konuk yazı Blogcu Anne okurlarından Siyah tarafından kaleme alındı.

Siyah, kendini şöyle tanıtıyor:

33’ümde;  bolca çelişkileri, gelgitleri olan İzmirli solak bir Aslan burcu kadınıyım. Anneyim, dünyalar güzeli iki harika kızım var. 16 yıllık birlikteliğimin son 7 senesinde evliyim… Aşkı ilk iki seneye emanet ettik.  Sonrasında iyi bir sevgi yumağı olduk o da dördüncü senesinde yerini güzel bir dayanışmaya, son 7 senedir de iyi bir ortaklığa bıraktı. Şimdi Ben Siyah, kızları Prenses ve Cadı ve Babamız Arıza ile beraber 2000’lerde yaşam savaşı veriyoruz. Ama ne savaş…

“Evlilik üzerine çok uzman olmasam da evli ve kadın olmak üzerine yazıyorum uzun zamandır” diyen Siyah’ın ilk yazısı aşağıda…

***

Uzun bir birliktelikten sonra insan evlilik ve çocuk olgusunu o kadar kafasına alıyor ki başka hiçbir alternatif ya da tercih olamaz gibi geliyor insana. Prenses 9 yıl geç doğdu bile diyebilirim. Herkesin kanıksadığı bir ilişki ve sonrasında alelacele alınmış bir evlilik kararı, 21 günde hazırlanan bir nikâh ve hop: Evliydim.

Herkes yüzüme “Eveeet? Hadi?” der gibi bakıyordu ve buna sadece bir yıl dayanabildim. Ama zaten hazırdım. Eh, yıllardır adım bile “Prensesin annesi”ydi, ben o iş için yaratılmıştım. (Eşimin ailesi beni damızlık seçmişti sanırım!) Genetik olarak mükemmel, bir hayli de akıllı, sakin, makul, daha ne olsun? Ben, genlerim ve hormonlarım her şeyimizle hazırdık. Nikâhtan tam 365 gün sonra hadi çalışmalara başlayalım anca altı aya kalırım, korunmayalım dedik. Dakika bir gol bir ilk denemede hamile kaldım. Harikalar ötesi, doruklarda mutlu ve inanılmaz pozitif bir hamilelikten sonra bindiğim o kanatlı attan bir başka nefislikte çakıldım, tam burun üstü, tabiri caiz ise “bodoslama”.

Seksi, tutkulu, ateşli, mutlu, iş-kolik, hırslı… ve bilumum özellikli Siyah gitmiş, adı gibi kapkara, down ötesi down, yerlerde gezen ezik bir lohusa kalmıştı. Anneydim artık. Aman Allah’ım, ne ağırmış bu sorumluluk! Ölüyorum. Çocuk ağlıyor, ben ağlıyorum. Annemi çekemiyorum, babamızı ise hiiiç. Ben ve kızım; başka hiçbir şey yok artık hayatta. “Evde bozuldu bu, bunu işe gönderelim” dediler attılar ofise beni, 45 günlüktü kızım. Sabahtan akşama çalışıyorum, deli gibiyim. “Açıldı” dediler, bende bir hırs, şirketin duvarlarını tırmalıyorum. Dört ay sonra “burası bana dar” dedim. Daha ilk iş arama deneyimim, attım kendimi yeni bir sektöre. Allah’ım deli gibiyim. Çalış çalış, geceleri hiç uyumadan uluslararası çalışıyorum. Yetmiyor, çeviri yapıyorum. Sayfalar arasında çocuk emziriyorum. İş çıkışları hafta sonları yetişkinlere yabancı dil özel dersler veriyorum. Delirmişim, çalış çalış çalış… Dalga geçiyorlar “Sana bir taksi alalım geceleri de taksiye çık” diye. Ben ağlıyorum hırsımdan işler yolunda gitmeyince… Bu arada kilolarımı da verdim fıstık gibiyim. İş hayatı malum kurtlar yine kapılarda, ama umurum değil benim, çalış çalış çalıııııış…

Uzakdoğu seyahatleri ağzındaki dişleri üç olmamış kızımı babası ve yatılı olmayan bakıcısına bırakıp 11 gün gidiyorum. Tek derdim iş. Çalış çalış çalış…

(O dönemi daha sonra yine devam etmek üzere orada bırakıyorum.)

Ben hayatımın en zor sınavını beş yıl önce böyle verirken şimdi düşünüyorum. Dinlemeyi en sevdiğim müzik caz, ve onu dinlerken gözlerimi kapattığımda hayalini kurduğum tek şey Manhattan (veya bir başka metropole) tepeden bakan, perdeleri olmayan bir daire. Müziğimi dinliyorum. Elimde şarabım, yoğun ama başarılı bir günden yorgun ama tatmin bir şekilde gelmişim. Ayaklarım çıplak, üstümde bol uzun bir t-shirt. Kedim ayaklarımın dibinde sevgilimi bekliyorum/belki yanımda az önce sevişmişiz, bir sonraki için kur yapıyoruz birbirimize… Ben bu sahnede (yazarken bile) nirvananın tepesindeyim. Uçuyorum. Mutluyum. Ölebilirim.

Biz kadınlar, kim olduğumuzu ancak 30’lu yaşlarda keşfediyoruz, ya da ne istediğimizi. Çoğumuz içinse geç oluyor. 20’li yaşlarda yaptığımız tercihler hayatımızı öyle bir çıkmaza sokuyor ki bundan sonra oradan çıkmak, deli gibi sevdiğimiz birçok insanın hayatını kökten değiştirmek anlamına geliyor. İki hayattan da kopmak gelmiyor işinize.. Hayata verdiklerimi çok seviyorum; onlar benim artık asla değişmeyecek parçalarım. Beni değiştirseler bile kendimi sevdiğimden çok daha fazla seviyorum çünkü onları, ama hayatın bana verdiklerini sevmiyorum. Bu yorgunluk, bu … doğru kelime yok sanırım, ama hepimiz ne olduğunu hissedebiliyoruz.

Annelerimiz ve belki büyük annelerimiz bunları anladığında (ki eğer keşfettilerse) “bizden geçti artık” deyip hayatlarını o çıkmazda geçirdiler. O çıkmazı yok saydılar ve hatta oradan keyif almayı denediler. Bizlerse zamanın ekonomik şartları, özgürlük arzumuz ve buna ulaşmanın artık “daha mümkün” olması sayesinde çılgınlar gibi kaçmayı deniyoruz. Kaçarken ezdiğimiz papatyaları yok sayarak.

Ne yapmalı? Hayatın kulisinde tutkusuz, aşksız, gurursuz, huzursuz, belki de mutsuz (bu sıfatlardan hangisi/ hangileri durumuna uyuyorsa artık) öyle mi yaşamalı? Yoksa sahneye çıkıp başrol için savaşmalı mı?

Annelerimiz mi yanıldılar, yoksa biz mi benciliz? Ne dersiniz? Onlar mı hatalıydı yoksa biz mi?

SİYAH

39 yorum

  1. bence biz çok büyütüyoruz, çok abartıyoruz bu evlilik olgusunu. olmayan bir potansiyeli zorluyoruz. dolayısıyla hayalkırıklıkları, başarısızlık ve bunun getirdiği kompleksler yakamızı bırakmıyor.

    bir rahatlasak, koyversek çözülüp gidecek düğümler ama zor biraz…

  2. Bazen çalışma hırsına bürünmeye yelteniyorum. Sonra oğlum aklıma geliyor, ondan daha önemli olamaz diyorum. Ama bir yandan da potansiyelimi zorlamalıyım diyorum. Bu sefer oğlumla fazla ilgilenemeyeceğimizi düşünüp vazgeçiyorum. 13 ay izin alıp oğluma kendim baktığım için mutluyum. Bir orta yol bulup hayatı kendi akışına bıraktım. Her şeyin aşırısı olunca mutsuzluk oluyor galiba.

  3. SAHNE ARTIK GENÇLERİN DEYİP ARDIMIZDAN GELENLERE YOL VERMEK EN GÜZELİ SANIRIM

    BU YAŞLARDAN SONRA O DEDİKLERİNİ KOCANI ÇOCUKLARINI MUTSUZ ETME PAHASINA YİNEDE YAŞAYACAĞIM DEMEK

    3GÜN SONRA HİÇÇ SONU GELMEYECEK PİŞMANLIKLARA GEBE KALMAK DEMEK.

    ARTIK 23 YAŞINDA BEKAR Bİ KIZIN HAYATINI YAŞAMA FIRSATIMIZ NE YAZIKKİ GEÇTİ BUGÜNDEYİZ EVLİ MUTLU ÇOCUKLU:))

  4. "hiç ölmeyecekmiş gibi planlama yap, yarın ölecekmişsin gibi sonuna dek yaşa…"

    Ben annem gibi olamıyorum, aklım fikrim hep muzuratta, keyfimde, oğlumda, bencilliklerimde, henüz yapamadıklarımda,sevgilimde,gezmede, harcamada, paylaşmakta, çalışmakta, yardım etmekte, eğlenmekte…

    Bunda kötü bir yan görmüyorum, neticede ölümlüyüm ben, kazık çakacak halim yok bu dünyaya…bir yandan gece uyumadım diye mızıldanıyorum oğlana içten içe söylenerek bir yandan da sabah olsun da şuraya kaçayım kızlarla bir güzel içeyim derdindeyim..ya da başka bir şey, olmadı başka bir şey ….

    buyum ben…Bana kilit vuracak herşeye, herkese karşıyım..Tek istisna kişi Oğulcan….Oğlumun vurduğu kilitlere sevgiyle, Allah'a onu verdiği için şükrede şükrede ama gene de Söylene Söylene katlanıyorum…Katlanamadığımı hissettiğim son noktaya vardığımda değiştiriyorum bu modu…Ya kendimi ya onun kilitlerini …

    Kocayı bile seçerken bunları kabul ediyor musun diye seçtim 🙂

    İçimde ukte kalacağına arkamda artık kalsın !

  5. türkan bilgin

    geçen bir yazı okudum.ERkekler hakkında kadınların bilmesi gerekenler başlıklı yazıda erkeklerle inatlaşmayın,onlara kendinizi kanıtlamaya çalışmayın,hırs yapmayın.Evliliği bir yarış gibi görmeyin kim galip kim mağlup diye.Bizler birbirimizin üstüne çıkmaya çalışıyoruz.Bazen eşim espri yapıyor beni aşağıladığını düşünüp hemen savunmaya kendimi kanıtlamaya çalışıyorum.O da diyor ki ben seni bilmiyormuyum niye kendini bana ispat etmeye çalışıyorsun.ben senin kapasitenide biliyorum yapabilceklerini de.Niye işi rekabete dönüştürüyorsun.Aslında haklı biz yaşadığımız şeylerden zevk almayı bilmiyoruz.Kendimizi ispatlamaya çocukda yaparım kariyerde gezerimde öğrenirimde diyoruz ve bunu evliliğimizde koz olarak kullanıyoruz.Başkalarına göstermeye çalışsak neyse ama biz aynı yatakta yattığımız insana anlatmaya çalışıyoruz.Sezen Aksu'nun şarkısıyla son veriyorum "savaşma seviş benle".En doğrusu bu bence.

    • Doğru hemde çok ama bence bu bizim suçumuz değil toplum bize "çocuklusun sen" ya da "elinin hamuruyla.." ya da mazeretsiz sekreter" yaftaları yapıştırmasa sence biz "hepsini yapabiliriz valla", "biz kariyerde yaparız çocukta" diye yırtınırmıyız. Erkek arkadaşlarım "ooof çalışmaktan yoruldum biz evde otursak bütün gün PES oyanasak" diyorlar ya biz? valla hiç bir kız arkadaşım işi bırakıp "bütün gün sabah programı izleyip gün yapıcam" diyemiyor. aklımız gidiyor yine yaftalancaz diye.

  6. yaklaşık 2 haftadır nasıl olduğunu hatırlamadığım bi şekilde blogunuzu takip ediyorum..henüz öğrenciyim evli değilim (4 senelik bi ilişkim var ama).özgürlüğüme düşkünüm hemde aşırı derecede bu yüzden sevgilimle hep tartışıyorum.onsuz da olamıyorum..bu yazdığınız şeyleri yani başlangıç kısmını şu ana, devamını da geleceğime benzettim..kızlarınızla mutluyken kocanızın arıza olması sanırım canızı sıkıyo..sıkmasın lütfen 🙁 çünkü size benzeyen hayatımı yazdığınız olumsuz bişeyle yönledirmeye kalkabilrim.sanırım yazdıklarınız beni çok fazla etkilemiş..
    bizden geçti demek için benim önümde çok zaman var..22 yaşındayım.kariyer manyağı bi insan olmama ramak kaldı.iş aşkınız sona ermiş sanırım..böle olduğu için mutlu musunuz? ben hayallerimden vazgeçmeyi düşündüğümde sevgilime çok öfkleniyorum..terk edip gitmek istiyorum ama olmuyo işte..pesimist değilim ama nedense bi üzüntü endişe sardı beni..anlamadım..

    • Önce çok alındım 😛 iş aşkım sona ermedi hiç erermi kendi şirketimi kurdum ve emekleme aşamasındayım. Kariyerim en son hızıyla devam yani zor zamanlardayım sadece. Arıza ise canımı hiç sıkmıyor inan onu seviyorum yinede belkide normal hayatın normal adamlarından olsaydı çoktan vazgeçerdim ama arıza oluşunu seviyorum galiba zorluyor beni. Sana şimdi ne desem boş bana çok söylediler çünkü ben de dinlemedim. 30larında ne istediğini sende farkedeceksin ve o zmn keşke bu harika insana 30 larda rastlasaydım diyor insan sana önerebileceğim tek şey işinden asla vazgeçmeeee. 🙂

      • 🙂 teşekkür ederim.benim sevgilimde arıza olma yolunda hızla ilerliyor..okulu ailemi onu idare etmek baya zorlasa da beni başaranlar varsa başarabilirim bende demek ki =) şirketinizin zamanla koşmasını tüm kalbimle istiyorum..şirket kurmanın kolay ama tutundurmanın zorlukları hakkında biraz bilgiliyim..ama sizin bu zorlukları aşabileceğinize inanıyorum.hayallerimi gerçekleştirdiğimde sizce ufak bence son derece gazlayıcı bu desteğinizi dile getirmekten mutluluk duyucam =)

        • İsteyen YOL istemeyen BAHANE bulur demişler. Benim bahanem kalmadı bir yolunu bulup başaracağım. İyi dileklerin için teşekkürler sana onkatıyla geri dönsün. Gelişmelerden haberdar et beni. Senle ilgili sorumluluk duyuyorum artık :)…

  7. ne onlar yanıldı, nede biz benciliz. onların yaşadığı hayat ve bizimki birbirinden çok farklı. annem ev hanımı (ne demekse artık :)) beni doğurduğunda ne ananem gelmiş yardıma nede babaannem. üstelik 2 yaşında ortalıkta gezinen bir oğlan çocuğu daha var 🙂 hiç yardımsız büyütmüş annem bizi, kendi başına. ondanmıdır bilmem doğumdan sonra 2 ay geldi kızıma bakmak için, sonra arada bir uğrar oldu. canım sıkılınca koyuyorum pusetine kızımı bağlıyorum güzelce atıyorum arabaya biz gidiyoruz görmeye (çok ağır oldu ama böyle). bense üniversite, hatta y. lisans mezunu, okul bitier bitmez nerdeyse iş hayatına atılmış biri. evde durmak nedir, ne yapılır evde bilmem. hamileyken işten çıkarıldım, onun sıkıntısı, bebekle başbaşa kalmanın ne yapacağını bilememenin,ağlamalrını durdurmaya çalışırken yemek yapamamanın, dışarı çıkıp ekmek bile alamamanın verdiği bir yerlere tıkılmışık hapsedilmişlik hissi vs. artık iş bulup çalışmam ve tekrar kendi özüme dönmem lazım, kızımı çok seviyorum, onunla vakit geçirmek harika. ilklerini ilk benim görmem süper. ama artık kendime gelmeliyim. çalışmalıyım. bencillikse bu evet ben bencilim

    • Ben de BENCILIMMMMMM:::: ve kızlarıma bunu öğreteceğim manevi değerler evet çok önemli ve hep bir nebze olmalı hayatında ama herşeyden önce SEN gerisi tufan…

    • Bencil filan değilsiniz, doğru olanı yapıyorsunuz. Benim annem çalışıyordu, ben de çalışıyorum. Çocuğum için kariyerimden vazgeçiyorum diyenler yanılıyorlar çünkü çocuklar her zaman yanlarında güçlü anne görmek isterler. Kim annesini hasta yatarken görmek ister? Çalışan ve kendi ayakları üzerinde duran anne çocuğa güven verir.

      Anne eğer kariyerinden vazgeçecekse de çocuğu için değil, kendisi için vazgeçmektedir. Eğer çocuğu için vazgeçtiğini düşünürse "saçımı senin için süpürge ettim" noktasına gider ki, çocuğuna mutsuzluk verir.

      Ben de evlenmekten çok korkmuş ve 5 sene ayak diremiştim. Geç evlenmekle iyi yapmışım diyorum şimdi ama şimdiki aklım olsa hiç korkmazdım evlilikten. Sağlıklı bir evlilik hayatı hem hayatta mutluluk hem de kariyerde başarı getiriyor.Tek başına kalanlar ise bir süre sonra yıpranıp pes ediyorlar.

  8. çağlayla &cc

    Okuduktan sonra bunalıma giriyordum ki, silkelendim… Nedir bu kadar büyüttüğümüz. Evli ve çocuklu olmak mı? Mutsuz evli ve çocuklu olmak mı? Bence arada fark var. Birinde sadece evli ve çocuklusunuz diğerinde mutsuz olarak ypıyorsunuz bunu. Mutsuz olmak her iki tarafa da bağlı. Size de, eşinize de… Gerekli özen gösterilmior belki de. Doğum başlı başına kadını değiştiren bir süreç zaten. Bu değişime erkeklerin de ayak uydurmasını istiyoruz. Onlar da afallıyorlar haliyle. Haklılar aslında, onlar da haklı. Bizler de haklyız. En iyisi mi biraz oluruna akışına bırakmak hayatı. Çocukluysak çocuklu gibi davranalım. Evliysek evli gibi. ne bileyim… Nasıl olursa işte. Çocuklu olup da çok havalarda tekmişiz gibi yaşayamayız ki. Onları da düşünelim biraz. Çocuklarımızın bizim ruh halimizle şaşkına dönmesine izin vermeyelim.

  9. Y kisagi, yaratii, asi, sabirsiz, bagimsiz.. Evet biz benciliz.. Basrol dedigimiz hayatin yaldizi cok cabuk dokulecek, hayalken guzel bir hayat..

  10. Eşimle 2.5 yıl beraber olduk, 1.5 senedir de evliyiz, 5.5 aylık da bir oğlum var. 24 yaşındayım, ODTÜ Mimarlık Fakültesinden mezunum. Ben de aslan burcuyum, ben de hırslıyım. Yukarıdaki yazıda demiş ya Siyah, akıllıyım, zekiyim, çok güzelim vb. 🙂

    Ya da ''dım'' mı demeliyim acaba. Eşim daha evlenmeden önce bağlardı beni, dil kursuna İtalya'ya gitmek istedim, izin vermedi; master öncesi ales sınavına girecektim, başka şehirdeydik, gitme dedi, gitmedim. Hem de Boğaziçi Üniversitesine önemli hocalarımın referanslarlarıyla girecektim. Neyse işte, sözün özü kocam kariyerimi ve okulumu hep arka plana atmamı istedi, ben ilk başlarda çok çok rahatsız oluyordum. Beni engellemeye çalışıyor diyordum, çalışmamı istemiyor, ilerlememi istemiyor. Sonra umursamaz oldum. Varsın ev hanımı olayım o zaman dedim, madem o böyle daha mutlu olacak, o zaman heralde ben de mutlu olurum dedim. Evliliğimizi değil, öncesinde beraberliğimizde de yarış gibi görmeyi bıraktım aramızdaki ilişkiyi. Ve mutlu oldum. Ben de mutlu oldum, o da mutlu oldu. Daha az üstüme gelmeye başladı, ister çalış ister çalışma dedi. İlk başlarda aşağılama gibi gördüğüm şey, sonrasında tam tersine ''keyif senin'' e döndü. Öncesinde hırslanıp ''sen çalışsan nolcak, kuaför ve makyaj paranı çıkartmaz o para senin'' cümlesinde gözlerim dolardı eşimin, şimdi gülüp geçiyoruz aynı espriye beraber.

    Şu an çocuğum olduğu için, ve çok küçük olduğu için, ve erken yaptığım için biraz şaşalamış olduğum için yine benzer bir dönemeçteyim. Aşağılanıyorum eziliyorum gibi hissediyorum. Bir an önce çalışayım, iş hayatına atılayım diye düşünüyorum. Sonra da diyorum ki kendi kendime, Burcu deli misin, daha 24 yaşındasın, bir hayat biter biri başlar. Herşey yine rayına oturacak, yine ben eskisi gibi olacağım, eninde sonunda böyle olacak başka bir ihtimal yok çünkü. Şimdiki mutlu anların tadını çıkar, ilerde yeni mutluluklar arama zamanın geldiğinde geçmişten pişmanlık duyma. Bir çocuk daha yapmayı düşünmüyorum, bir kere daha bebeğimin büyümesiini seyredemiycem, bir kere daha uykusuz gecelerime, mahfolmuş vücüduma lanetler okuyamıycam 🙂 Böylece daha iyi hissediyorum kendimi. Yaşanmamışları yaşamak için çoooook uzun yıllarım var inşallah.

    Ben yine benim. Eşime bağımlı olmak bana hiç koymadı, şimdi de sadece oğlumun bağımlılığı beni zorluyor. Bir gün zincirlerini kırıp gidecek o da, kaldığım yerden devam edeceğim ben de…

    • Mimarlık hem de ODTÜ iş hayatına dönmezsen iki elim yakanda 🙂

      Kendin mutlumusun ona bak yaşananlardan şunu öğrendim mutlu bir çocuk için tek gerekli olan olan mutlu bir anne… Kocalarımız,onlar bizim sevip evlendiğimiz insanlar bizi çok iyi tanıyorlar nasıl bazen kendimizi kendi anladıgımız dilden kandırıyoruz ya onlar da bunu yapıyor. Uzun yılların var haklısın ama 24 yaşım dün gibi, hayat o uzun yılları öyle bir hızla tüketiyorki ne oldugunu anlamıyorsun

    • çağlayla &cc

      Nasıl olur da çalışmazsın ya. Boşuna mı okudun Burcu? Hem de ODTÜ Mimarlık. Harika bir bölüm. Harika bir işin olur… Üniversiteden mezun olup da evde oturanları anlamıyorum. Yapmayın bayanlar, okumuş ev hanımları mı olacağız? Yapmayın.

    • merhaba,
      senin kabullendiğin durumu ben kabullenmekte zorlanıyorum biraz,
      ben de odtü bilgisayar müh. mezunuyum, bir takım problemlerden ve benimde tembelliğimden okulu 6 yılda bitirdim, bu mu kendime güvenimi sarstı bilmiyorum ama hep sanki yapamayacak gibi hissettim, önce teknokentte bi süre çalıştım, sonra üniversitede kalmaya karar verdim, 2,22 ortalama ve sayfalarca süren bol yıldızlı (!) transcriptle biraz zor olacaktı ama.. özel bi üniversitede asistan olup uygulamalı matematikte mastera başladım, ve eşimle o dönemde tanıştık..o talep etmedi hiç birşey ama ben onun için vazgeçtim, kendi asistan doktor , 2yıl sonra mecburi hizmeti daha sonra da askerliği var onla beraber doğuya gidebilmek, gittiğim yerde işsiz kalmamak için kamuda çalışmaya başladım, 35 haftalık hamileyim, mutluyum ama, durup düşününce zoruma gidiyor bazen.. özelde çalışıp iyi para kazanan daha saygınlığı olan, kazandığı parayı düşünmeden harcayabilen, bekar arkadaşları görünce acaba diyorum, her şey farklı olsa nasıl olurdu? bazen eşim bile sanki yaptığım işe saygı duymuyor gibi geliyor. artık devlette çalışıyorum deyince insanlar çay içip örgü yaptığımızı zannediyor..28 yaşındayım ve yaşadığım hayattan(mesleki kariyer bakımından) daha iyisini elde edebilirdim düşüncesi bazen aklımı kemiriyor, bazen de diyorum ki belki daha farklı olabilirdi evet ama daha mutlu olacağımı kimse garanti edemez, o yüzden de kaderci yaklaşıyorum biraz.. bakalım çocuk geldikten sonra hayat nasıl değişecek benim için, bekleyip göreceğiz, bu arada master hala devam ediyor 5 dersim var atılmazsam, salı günü de sınavım:( var dua edin kızlar..
      sanırım artık yorum yapmaktan vazgeçip sadece blogcu anne yazıları okudukça içimden geçenleri yazabileceğim bir blog da ben oluşturmalıyım, boşuna yer işgal ediyorum burda, blogcuanneyesaygılaryorumlar.blogspot.com:)

      • Akşama kadar oturduğumuzu sananlara bende sinir oluyorum. Öyleyse özel sektör kamunun verdiği imkanları -yıllık izin, mazeret izni, doğum sonrası izin, ücretsiz 2 yıl izin, kreş, yuva, spor, sosyal imkanlar- versin biz de kamuda çalışmıyalım.

        • Aynen ben de katılıyorum. Akşamları saat 7-8 aralığında eve dönmem gerekirken bu saate kadar kim bakacak çocuğuma diye düşünen 28 haftalık hamile bir kamu çalışanıyım. Aslında 2 yıl ücretsiz izin var ama eşiniz de kamudaysa sıkıysa alın ücretsiz izin de geçinin bakalım dercesine verdikleri paralardan ötürü bunu aklımdan bile geçiremiyorum şuanda ben..

      • Hatice – paylaştığın için teşekkür ederim. Elbette yazmandan memnun oluyorum, ancak "deşarj amaçlı" yazmak istiyorsan blog açmanı da kesinlikle tavsiye ederim, terapi oluyor.

    • Çalışcam elbette, sadece şu an bunu kafama takmamaya çalışıyorum. Ben zaten mimarlık yapmak da istemiyorum, ilerisi için çok farklı planlarım var. Kocam da arkamda bu konuda bana destek oluyor. Şimdilik lafta ama 2 sene içinde ne olur bilmiyorum tabi :)) Bakın siz bile çalışmıyorum diye tepki gösteriyorsunuz. Annem bana birgün şu cümleyi kurdu: ''ODTÜ mezunu kızım var ama evde çocuk büyütüyo demeye utanıyorum. '' Ne var bu kadar büyütülcek? Okumuş ev hanımı olunamaz mı? Nasıl ki okumamış ama toplumda üst statülerde yer edinmiş insanlar varsa bu da normal bence. Kesinlikle çalışacağım, ama bunu kendim istediğim için yapacağım, mahalle baskısından değil.

      • Benim annem de "O kadar okuttuk, evde köpek bakıyor" demişti bütün ailenin önünde, işe ara verdiğim bir dönemde. Hala unutamıyorum o lafı, sinirden günlerce ağlamıştım. Ne oldu, işe başladım, doğum yaptım, tekrar işe döndüm. Sırf bu laflara maruz kalmamak adına, sevmediğim, bana katkısı olmayan bir işte çalışıyorum. Buysa çalışmak evet çalışıyorum. Ama evde bebeğime baksam daha anlamlı bir çalışma olurdu. Bırakın kadınlara çalış-çalışma baskısı yapmayı da kendileri karar verebilsinler. İstediği zaman çalışmaya başlasın, istediği zaman bıraksın. Çalış çalış çalış ne oluyor böyle…

        • çağlayla &cc

          aynen ya, ben de mahalle baskısından dolayı doğumdan sonra başladım işe. istemeye istemeye. ne oluyorsa böyle çalışınca. sadece para kazanıp dilediğince harcıyorsun o kadar. o da mutlu etmiyor sonra. bebeğimden ayrı geçirdiğim her dakika soluyorum sanki. ama sonra düşünüyorum ki bu çocuklar büyüynce bizi görmeyecekler bile, ne diye demogoji yapıp duruyoruz ki?

          • Bir hukukçu olarak benim tavsiyem şu:

            Önce kendinize bazı sorular sorun, sonra çalışıp çalışmamaya karar verin:

            1. Kocam başka birine aşık olursa ya da beni döverse (20 yıl sonra ne olacağını bilemezsiniz) ondan boşanabilir miyim?

            2. >Eşimden boşanırsam ya da eşim aniden ölürse çocuklarıma bakabilir miyim?

            3. Eşimden boşanırsam ya da eşim ölürse kendime ait bir yaşam kurabilir miyim? Yoksa çocuklarıma yapışık bir hayat mı yaşamak zorunda kalırım?

            Bu sorulara vereceğiniz cevaplara göre karar verin çalışıp çalışmamaya… Kendi hayatınıza ilişkin kararları başka biri için değil, kendiniz için vermelisiniz.

            • Bu nasıl bişi yaa. Yorumu okuyunca şok geçirdim, ürperdim. Bir kadının çalışma nedenini bu sorulara vereceği cevaplar belirlememeli. Sosyo-ekonomik düzeyim zaten böyle şeyler düşünmeme mahal vermez. Ki bu soruların cevaplarını kurgulayan bir kadının bence aşk evliliği yapması da mümkün değildir. Klişe olcak ama, '' Sonunu düşünen kahraman olamaz:'' demek istedim birden…

            • Bir kimyacı olarak benim tavsiyem de şu: Böyle planlar yaparak kimyanızı bozmayın…

  11. Sevgili Siyah, yazini okudum, sonra yorumlari ve cok sasirdim. Acaba ben baska bir yaxi
    mi okumustum? Tekrar okudum… Hayir. Ben mi yazdim bu yaziyi? Ben uzun iliski uzerine evlenen, ben işkolik, ben sevgili, ben arkadas, hovarda, ben metropol hayali seninle ayni olan- kedi dahil. Cogunluk sana bencil demis, oysa sen sen olamazsan neden varsin ki? Sen sen olacaksin ki kocan sevsin seni, cocuklarin senin bir parcan olsun. Henuz bir senelik bir anneyim ve cok bocaliyorum. Oglum, kocam, işim arasinda dengeyi kurmaya calisiyorum, geri kalanimi rafa kaldirdim. Kendime 2 sene verdim, ben'e geri donmek icin. Hayati akisina biraktim, biraz varoluscu. Ama umarim tozlanmaya birakmak zorunda kalmam kendimi.

    • Zamanı sen koydugun sürece bence problem yok hayatının ipleri hala sende demek bu. Yeterki kendinden vazgeçip iki yıl sonra artık çok geç deme…

  12. Hayata ayak direye, direye sunu ogrendim onemli olan hayata ayak diremek degil onunla akip gitmek ve her kosulda mutlu olmaya calismak. O hayalleriniz belki hayal olarak kalicak (ki hayaller de sizi mutlu etmeye yeter, kendinizin de tarif ettigi gibi sadece bir goz kapama mesafesinde) belki de cocuklar ucup gittikten sonra o bahsedilen jaz muzigi esliginde gercege donusecek. Her ne olursa olsun hayat kisa ve mutlu olmaya calismak kolay degil ama denemekle birsey kaybetmeyeceksiniz.

  13. mukemmel bir yazı .. ve sonuna geldımde gozumden suzulen yaslar sanki tum soylemek ıstedıklerım bı anda yazılıvermıs yuregınıze saglık

  14. iki gündür Ayse Arman'in Murathan Mungan'la röportajini okuyordum, (Ayse Arman'i sevmiyorsaniz bile tavsiye ederim, Murathan Mungan'a ne sorulsa felsefik bir cevap verebilen birisi, kitaplari da bir harikadir), neyse bu yaziyi okuyunca ordan bir iki sey geldi aklima. 1. "Ömrü hayat yapmak" lazim, bir tane hayatin var, sana ögretilenler ve dayatilanlar, bir de senin arzu ve hayallerin var. Arzu ve hayallerin üzerine gidersen ömür hayat olur. 2. Genclige takintili bir toplum olusumuz, yas almanin güzelliginin farkinda olamamak 3. Yaslandikca acilasmamak lazim, tabii bu sanirim ömrü ne kadar hayat yapabildiginle alakali. Siz en iyisi röportajin kendisini okuyun, bugün ve dündü sanirim, ya da pazar da olabilir.

  15. "Aşkı ilk iki seneye emanet ettik. Sonrasında iyi bir sevgi yumağı olduk o da dördüncü senesinde yerini güzel bir dayanışmaya, son 7 senedir de iyi bir ortaklığa bıraktı" demişsiniz..Bizimkinde ona bile bırakamadı ama hala devam..9 sene birlikte olduktan sonra evlendik o dönemde bile türlü yollarla kısıtladı hayallerimi..Tabi ben o zamanlar farkında değilmişim ben "ben"den vazgeçiyormuşum onu mutlu etmek adına..Şimdi bir oğlum var oğlum olana kadar bir gün yarım kalan hayallerimi tamamlama ihtimaline sarılırdım ama o olduktan sonra bunun asla olmayacağını anladım çünkü tamamen bana muhtaç bir yavruyu nasıl ihmal edebilirdim..İşte ondan sonra başladı bende delilik..İhtimalim bile yoktu artık.. Yazdığınız ikilemler hala hergün kafamı karıştırır..

    Hep kocam hayatıma girmeseydi şimdi nerelerde olurdum acaba diye düşünmüşümdür..Türkiye derecesiyle girmiştim üniversiteye ve kesin yurtdışına mastera gitmeyi hayal ediyordum yanımda köpeğimle:)(hiç sahip olamadığım)..şimdi mi? beni rahatlatan tek limana sığınıyorum:kader…

    • Kader kendimize uydurduğumuz en büyük yalan…nolur bunu yapma ne istediğine karar ver ve onu ol. Çocuk hiçbirşey için engel değil aksine herşey için bir sebep o.

  16. 29 yaşıma gireceğim iki kızım var.yani 30 yaş sendromununu yaşıyorum bu aralar geriye dönüp baktığımda sanki herşey aceleye gelmiş,yarım kalmış gibi.ben işini bırakıp iki kız büyüttüm,ev hanımlığı yapıyorrum dışarı çıkmak için bile eşime muhtaç ım eşimse kariyerini yükselttikçe yükseltiyor.kendimi ezik hissediyorum onun yanında diyemiyorumki iki çocuk büyütmek annelik en zor en fazla emek isteyen kariyer,biz bayanlar okuyan cok güzel öğrencilik yılları geçiren,güzel meslek sahibi olanlar,aklımız bir karış havada gençliğin hevesiyle vurdumduymazlığıyla hemen karşımıza çıkan mükemmel kariyerli vb.insanla evlenip cocuk yapıyoruz.birden bire herşey değişiyor hemde sonsuza dek zannediyoruz ki bunlar birgün geçeçek herşey eskisi gibi olacakderken bakıyoruz ki 30 olmuşuz gençliğimiz en güzel yıllarımız geride kalmış,kocalrımız ise mutlu mesut kariyerinide hayatııda yaşıyor.bence öğrenciliğide sonrasınıda doya doya yaşamalı ondan sonra evlenmeli ki geriye dönüp bakınca keşkeler kalmamalı.keşke şimdi karşılaşsaydım eşimle 22 yaşında değilde ama bu yaşımda beğenirmiydik birbirimizi orasını bilemiyoum işte…

    • Elmascım ,

      30 sendromu dedin ya kalbimden vurdun beni halihazırda blogcuanneye gönderdiğim bir yazı var tam bu konu üzerine bu aralar yayınlayabilirse çok sevinirim. Nitekim herkes aynı dertten muzdarip:). Bazen bende diyorum bu harika adamlarla biz 30 da karşılaşmalıydık diye ama haklısın o zaman o kadar harika gelirlermiydi bilemiyorum. 🙂