26 Yorum

Çözümün parçası olan çocuklar

Birkaç hafta önce Patronlar Okulu tarafından düzenlenen ve Doğan Cüceloğlu’nun konuk olduğu bir seminere gittim.

Patronlar Okulu, Sibel Kaya tarafından başlatılan, “patron düzeyindeki bireylere verilen eğitim ve sosyal programlar içerikli bir proje.” Projenin amacını bugüne kadar iş dünyasına yönelik gerek sivil toplum kuruluşlarının, gerekse hükümetin düzenlediği seminerlerin aksine, “sadece tespit değil çözüm önerileri, ekonomik, sosyal, yapısal reform ve politikaları gözler önüne sererek Patronlara geleceğin aynasını tutmak” olarak tanımlıyor Sibel Kaya. Patronlar Okulu hakkında web sitesinden daha fazla bilgi alabilirsiniz.

Patronlar için düzenlenen bir eğitimde senin ne işin vardı diyecek olursanız, eğitimlere katılan bir arkadaşımın davetlisi olarak gittim. Arkadaşım Işık Taçoğlu da Patronlar Okulu’nun bu eğitimlerinin müdavimlerinden. Eğitimi verecek olan isim Doğan Cüceloğlu olunca, hele de onu küçük bir grupta, sohbet ortamında dinleme fırsatı olunca kaçırmak istemedim.

İyi ki de kaçırmamışım. Çok bilgilendirici, çok keyifli bir üç saatti. Doğan Cüceloğlu’yla tanışmak inanılmaz büyük bir keyifti.

Seminerin konusu “İnsanı Anlamak ve Yönetmek”ti. Aslında iş dünyasına yönelik olan bu konuyu Cüceloğlu çocuk yetiştirmek üzerinden anlatınca bu blogun anlamıyla da örtüşmüş oldu. Ben de öğrendiklerimi aktarmayı bir borç bildim.

Aslında bu tür yazıları yazarken biraz çekiniyorum. İçeriğinin hakkını tam anlamıyla verememekten korkuyorum. Ama yine de elimden geleni yapacağım.

Doğan Cüceloğlu’nun ne kadar sıcak, ne kadar yakın bir insan olduğunu söyleyeyim önce. Hemşeri olduğumuzu bilmiyordum açıkçası. Benim kocamın da adaşı olduğunu söyleyince, bir de yaptığım iş ilgisini çekince bayağı bir anlattırdı bana kendimi.

Küçük bir grup olunca ısınma turları da kısa sürdü. Herkes birbirini tanıdı, tanıştı, kaynaştı ve Doğan Hoca sunumuna başladı.

Önce Ağacın Öğrettikleri‘ni anlatmaya başladı. Yerden yükselen bir ağacın resmini parça parça gösterip ağacın tümünü görüp görmediğimizi sordu. Ağacın tümünü gördüğümüz, daha doğrusu gördüğümüzü sandığımız noktada da ağacın yerin altında kalan kısmını -köklerini- görmediğimizi hatırlatarak ağacın köklerinin onun yaşam kaynağı olduğunu söyledi.

İşte tıpkı bir ağacın kökleri gibi, insanın da yaşam kaynağı olan dört temel gereksinmesi olduğunu söyledi Doğan Hoca. Ve bunları şöyle listeledi:

(1) Yaşam gereksinmesi: Çoğu parayla temin edilebilecek, yiyecek-içecek, kılık-kıyafet gibi gereksinmeler
(2) Akıl gereksinmesi: Sorma, sorgulama, araştırma, öğrenme ve gelişme gereksinmeleri
(3) Gönül gereksinmesi: Sevme-sevilme, aile kurma, …
(4) Manevi yaşam ve hayırla anılma gereksinmeleri: iz bırakma, iyi anılma, …

Bu temel gereksinmeleri karşılanmayan insanlar kendilerini ifade edebildiklerini, anlaşıldıklarını hissetmeyeceklerinden mutlu olmaz, dolayısıyla da verimli/üretken olmazlarmış.

Bunu ÇOCUĞA uyarlayalım: Temel gereksinimleri karşılanmayan, yeterince ilgi, sevgi görmeyen çocuklar ışıldayamazlar.

Sonrasında ANLAM VERME SİSTEMİnden bahsetti Doğan Hoca. Anlam Verme Sistemi’ni, insanın duyu organlarının alabileceği bir enerji kümesi olarak nitelendirdi. İşte bütün olay bu Anlam Verme Sistemi’nde bitiyormuş. Nitekim olaylar değil, insanların bu olaylara YÜKLEDİĞİ anlamlarmış önemli olan.

Olaylar dünyasında değil, anlamlar dünyasında yaşıyormuşuz aslında.

Bir insanın bir olayı algılamasını belirleyen işte insanın bu Anlam Verme Sistemiymiş. Gel gör ki, birçok insan bu Anlam Verme Sisteminin bilincinde olmadığından, anlamlar dünyasında yaşadığını fark edemediğinden koparmış bütün kıyamet. Nitekim OLGUN İNSAN, anlam dünyasında yaşadığının farkında olan, buna göre hareket eden insanmış.

Eğitimin çarpıcı noktalarından biri, Cüceloğlu’nun iki ayrı çocuk yetiştirme ortamını kıyasladığı örnekti. Birinde korku, diğerinde emeğin egemen olduğu iki ayrı ortamı anlattı Doğan Hoca.

Birinci ortamda baba, çocuğuna buyuruyor: Dişini fırçalayacaksın! Fırçalamazsan çok kötü olur. Konuşma, fazla soru sorma! Ben öyle diyorsam, öyle olacak!

Böyle bir ortamda korku egemen. Çocuğun KORKUSUNA konuşuluyor. Emek yok; bilgi yok; sevgi yok. Eğitici kişi tembellik yapıyor, emek harcamıyor, öğretmekle uğraşmıyor.

Böyle bir ortamda yetiştirilen çocukla ilgili şu dört soruyu yöneltti Doğan Hoca:

1. Bu çocuk dişlerini neden fırçalıyor? -Babası öyle dedi.
2. Dişlerini fırçalamazsa ne olur? -Babası kızar.
3. Bu çocuk, babasının olmadığı bir ortamda dişlerini kendiliğinden fırçalar mı? -Hayır.
4. Bundan ötürü suçluluk duyar mı? -Hayır, zorunluluktan yaptığı bir şeyden kaçınabildiği için mutlu bile olur.

İkinci ortamda baba, çocuğunu karşısına alıyor. Ona iki resim gösteriyor.

Birinci resimde dişleri çürümüş bir insan var. Bak, diyor baba, bu adam yatmadan önce bisküvi yemiş, ve dişlerini fırçalamadan yatmış. İkinci resmi gösteriyor sonra. Onda dişleri sağlam bir insan, gülümsüyor. Bak, diyor bu sefer, bu adamın dişleri sağlam. Neden öyle, bilmek ister misin? Merak uyandırıyor çocukta. Çocuk Evet diyor. Ve anlatıyor baba.

Bu ortamda saygı egemen. Çocuğun AKLINA konuşuluyor. Emek var, bilgi var, sevgi var. Eğitici kişi çalışkan; doğruyu öğretmek için UĞRAŞIYOR.

Yukarıdaki dört soruyu bu ortamda yetişen çocukla ilgili sorduğumuzda farklı yanıtlar alıyoruz:

1. Bu çocuk dişlerini neden fırçalıyor? -Dişleri çürümesin diye.
2. Dişlerini fırçalamazsa ne olur? -Dişleri çürür.
3. Bu çocuk, babasının olmadığı bir ortamda dişlerini kendiliğinden fırçalar mı? -Evet.
4. Fırçalamayacak olursa suçluluk duyar mı? -Evet, yapması gerektiğine inandığı bir şeyi yapmadığı için gerginlik duyar.

Doğan Hoca bu örneği verirken ben aklımdan Deniz’i geçiriyordum. İkinci ortama çok daha yakın geldi bizim evdeki ortam. Deniz’in dişlerini dayatma yüzünden değil, gerçekten doğru olduğuna inandığı için fırçaladığına inanmak istedim. Eve gelince evdeki Doğan (kocaya) fikrini sordum. “Evet, Deniz sen/biz yokken de dişini fırçalıyor; fırçalamayınca huzursuz oluyor” dedi. Mutlu oldum, tatmin oldum.

Konumuza dönelim: Çocuğa emek vermek…

Çocuk yetiştirmekteki EMEĞİN önemini anlatmak için Çin kamışı örneği verdi Doğan Hoca. Çin kamışı, ilk 5 yılda sadece 70 santim büyürmüş. Fakat 6. yılda 10 metre, 10. yılda ise 32. metreye erişirmiş. Kısacası, ilk yıllarında Çin kamışı toprağın altında kök salar, görünür kısmı sonradan büyürmüş. İşte çocuk yetiştirmenin de modeli bu olmalıymış. İlk 7 sene çocuktan ‘ürün’ beklemek doğru olmazmış.

Seminerini “Öyle çocuklar yetiştirin ki, sorunun bir parçası olmasın. Çözümün bir parçası olsun” diyerek bitirdi Doğan Hoca. İşte bu söz benim çok içime işledi.

Biz Amerika’dan döneli neredeyse beş sene olacak. Beş senedir hemen her gün bir şeye söyleniyorum desem yalan olmaz.

Yok trafik. Yok siyaset. Yok pislik. Şu… Bu… Mutsuz olmak isteyene o kadar çok şey var ki…

E, niye söyleniyorsun demezler mi adama? Söylen, söylen, nereye kadar? Ya otur bir şeyler yap; yok, yapamıyorsan da söy-len-me işte!

Ben ona buna vır vır edersem nasıl çocuklar yetiştirebilirim ki? Benim yetiştirdiğim çocuklar da bıdı bıdı söylendiğim sorunların bir parçası olmazlar mı o zaman?

Ve anladım: Sorunun farkında olan, çözemese bile sorunun FARKINDA olan ve en azından soruna karışıp gitmeyen çocuklar yetiştirmeliyim.

İşte böyle… Doğan Cüceloğlu’nun eğitimde de bahsettiği Savaşçı kitabını en kısa zamanda alıp okumak istiyorum. (Aslında bütün kitaplarını alıp okumak istiyorum!) Sanırım bana çok iyi gelecek. Hem Elif olarak, hem anne olarak.

Patronlar Okulu’na bana bu değerli seminerin parçası olma fırsatı verdiği için ve saygıdeğer Doğan Cüceloğlu’na engin bilgisini bizlerle paylaştığı için buradan da tekrar teşekkür ederim.

26 yorum

  1. Merhaba Elif,

    Sene 1996 Ünv.1.sınıfdaydım ''Savaşçı'' kitabı tüm tıkalı lavabolarımı açmıştı, bir başucu kitabıdır zannımca , hararetle tavsiye ederim.

    Sevgiler..

  2. elif hanım , sanırım ' çocuğun aklına konuşmak ' gerektiğini bazen gözardı ediyo-rum (- ruz ) ama kendime bunu slogan yapmaya ve uygulamaya kararlıyım

    ben de en kısa zamanda 'savaşçı 'kitabını okumayı kesinlikle istiyorum .

    Bütün samimiyetinizle yazdığınız yazıları takip etmek inanın hem zevkli hem de çok faydalı oluyor.

    'İçeriğinin hakkını tam anlamıyla verememekten korkuyorum. Ama yine de elimden geleni yapacağım ' demişsiniz ya Üzüldüm. bence hiç korkmayın .

    Eğer her sabah haberlere gözatmak için internetin başına geçtiğim halde önce sizin blogunuzu okurken buluyorsam kendimi demek ki siz bu işi gerçekten güzel yapıyorsnuz demektir. Hergün yazılarınızı merakla bekliyorum hatta iki tane olursa da öğleden sonraiçin sürpriz olmuş oluyor. :))))

  3. Ben Doğan Cüceloğlu'yu sıkıcı bulurum. Aslında sen yazmasan böyle bir yazıyı okumazdım bile. Şimdi ise Savaşçı kitabını alıp okuyasım var. İnsanın sevdiği birinin ağzından yada kaleminden çıkınca sözler, ne kadar tatlı oluyormuş.

    • kesinlikle! hayatımda yarım bıraktığım beş kitap varsa üçü ona aittir. ama şimdi aynı şekilde elif yazınca canım çekti. elif eline sağlık, çok güzel ve nokta vuruşlu bir yazı olmuş.

      • tvdeki söyleşilerini izlerken zevkle sıkılmadan izliyorum, ama savaşçı kitabını okumak için çok uğraştım ama bitiremedim. Bu durumda tekrar başlıyorum 🙂 teşekkürler Elif

    • bende savaşcıyı bir türlü bitiremeyenlerdenim,,,

  4. Ne zamandır ilk defa sabah okudum blogu. Konu da müsait. Hemen birşey yazayım istedim.

    D.C'nin söylediklerine katılmamak mümkün değil. Ancak başka psikologların da verdiği bu diş fırçalama örneğini doğru bulmuyorum ben. Elbette amaç doğruları göstermek, nedenlerini açıklamak ama çocuklar bazı zamanlarda – hatta bu zamanlar bazen daha da uzun süreler şeklinde vuku bulabiliyor- anlatılanları dinlememe veya takmama moduna girebiliyorlar. İster bu çocuğun karakterinden kaynaklansın, ister yanlış eğitimden, isterse de anlık bir itiraz döneminden… İşte o zamanlarda yanlış olarak verdiği "Dişler fırçalanacak!" söylemi çoğu zaman daha verimli olabiliyor. Çünkü bence, yukarıda saydığım nedenlerden oluşan durumlarda çocuk kendisi için neyin iyi neyin doğru olduğunu karar verecek durumda olmuyor. Dolayısıyla da çocuğun sağlığı ile ilgili şeylerden, ebeveynleri olarak biz sorumluyuz bence (onlar belli bir yaşa gelene dek). Yani bu bir uçurumun kenarındaki çocukla konuşmaya benziyor bence: "Kenardan yürürsen düşebilir ve ölebilirsin yavrum" deyip çocuğumuzu tehlikeli yerlerde bırakmadığımız gibi, anlamayacağını düşündüğümüz durumlarda (bunun her ne nedeni var ise – o ayrı konu) aynı önlemi almamız, aynı uyarıyı yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

    Psikolog ve pedagoglar çoğu zaman bize sonucu söylüyorlar. Çoğu anne de bu durumda daha çok hayalkırıklığına uğruyor. Önce dizginleri ele alıp, sağlıkla ilgili konularda (yemek yeme, diş fırçalama, uyuma) kararlılık gösterip daha sonra yavaş yavaş bu konularda onları ikna etmeye çalışmalı diye düşünüyorum.

    Zeynep the Barbar 😉

    (Yazdıklarımıza cevap yazılıp yazılmadığını nasıl görebiliyoruz acaba? Ben mi beceremiyorum yoksa blogun yeni sayfalarında böyle bir opsiyon mu yok??)

    • Aynı cümleler geçiyordu benim de aklımdan 🙂 Ben de bazı konularda netimdir çünkü. Mesela her çocuğun uykuya dalma eğitimi alması gerektiğini ve bu işin de ağlamadan olmayacağını savunurum. Neticede çevremdeki tek tük uyku sorunu olmayan bebekten bir tanesi de benim kızım.
      Bebeğin laf anlayacağı konular var, laf anlatmaya gerek olmayan konular var. Ayrıca yapılan bir araştırma 21 gün diş ipi kullandırılan çocukların diş ipi kullanmaya alıştıklarını gösteriyor. Nedeni babadan korkmak da olsa, çocuk diş fırçalamayı alışkanlık edinebilir yani. Ama eğer babadan korkarak hayatını şekillendirirse çocuk özgüvensiz, özsaygısız, baba ile duygusal bağları kopuk vs vs olabilir. Bu nedenle çocuğun yapması gereken şeyleri, o konuda laf anlamayacak ya da laf dinlemeyecek çağlardaysa ama oyunla, ama ısrarla bir şekilde yaptırtmak gerekiyor.
      Çocuk büyütmek her halükarda emek işi.

    • Bakacağım Zeynep, sağ ol uyarın için.

  5. Doğan Cüceloğlu'nu tv programlarından itibaren takip ederim son kitabı Savaşçı'yı okudum kendimi ayrık otu gibi hissediyordum şimdi savaşçı olma potansiyeli olan kişi olarak tanımlıyorum ,tabi çok zor birşey hani bir fırın ekmek yemem gerekli savaşçı olabilmem için farkındalık yarattı kendimi anlamama yardımcı oldu diye özetleyebilirim …

    Doğan beyin sitesini takip ediyorum aslında belediyelerle çalıştığını duymuştum seminer programını takip etmeyi ve hatta katılmayı çok isterim sitenizde bu bilgilere yer verirseniz çok sevinirim ….

    sevgiler …..

  6. ben son derece faydalı buldum bu yazıyı. kitabı da alıp okumak isterim. teşekkürler Elif!
    sevgiler
    gorki

  7. Doğan Cüceloğlu 'nu çok severim ben. Birkaç eğitimine katılmışlığım da vardır. Diş fırçalama ile anlattığı örneği televizyonda katıldığı bir programda dinlemiştim. Ben de çocuğun aklına konuşan, hep anlatan modeldenim ve korkutma ile alışkanlık kazandırılamayacağını biliyorum. Önemli olan çocuğa iç disiplini öğretebilmek. Konu oğlum olunca sabırla, uzun uzun anlatabiliyorum da trafiğe, siyasete, çevre kirliliğine söylenmemeyi başaramıyorum . Benim de bunu öğrenmem lazım .

  8. mrb elif ne güzel bir noktaya değindin bende senin gibi sürekli şikayet ediyorum genelde şikayet edicek çok sebebim oluyo ve bu durumdan mutsuzum ne güzel yazmısşın okurken kendimi gördüm bende 🙁 ve bende artık bu gidişe dur demek istiyorum..şikayetçi bir anne çocuğunu ve eşini mutlu edemez kendi mutlu değiki bir kere :(:(:(((( bende alıp okuyacağım savaşçıyı 🙂 teşekkr ederim yazın için..her gün blogunu açmamın faydasını bir kere daha gördüm 🙂

  9. içimizdeki cocuk kitabini okumustum. gercekten cok faydali olmustu kendi adima.
    cocuk yetistirmek oyle bir sanat ki ucu bucagi yok. ne zaman ne ile karsilasacagini bilemiyorsun. cok guzel bir yazı olmus.

  10. elifcim, cok faydali bir yazi oldu kendi adima.
    cok tesekkur ederim!

  11. Aynı yöntemi benim bir arkadaşım çok hareketli,haşarı yeğeninde uyguladı ve gerçekten mucizevi sonuçlar aldı.Mesela yeğeni odada sürekli ordan oraya atlayıp zıplarken,arkadaşım dur,yapma demiş.Bir iki ikazdan sonra çocuk arkadaşıma dönüp "neden durayım" demiş.Arkadaşımda almış karşısına anlatmış düşerse kolu kırılırsa neler yapamayacağını.ve yeğenini ikna etmiş.Bunu ilk duyduğumda uygulanabilirliği pek mğmkün görünmüyordu ama sanırım biraz sabır göstererek üstesinde gelinebilir.

  12. Öncelikle Doğan hocanın seminerinde edindiğin tecrubeyi bizimle paylaştığın teşekkür ederim. Çin kamışını sürekli aklımda tutmaya çalışacağım ve 3 yaşındaki oğluma yaptığımız zaruri işlerin (diş fırçalamak, el yıkama, yemek yemek vs) neden-sonuç ilişkisini göstermeye çabaladığımda şuan sadece köklerini beslediğimi, birkaç yıl sonra bunların nedenlerini bilerek kendiliğinden yapabileceğini hep hatırlayacağım ve sabırla bekleyeceğim.

    Ama çevremizde ters giden şeylerle ilgili söylenmemeyi kendime nasıl öğreteceğimi bilemiyorum. Şuan Denizli'de şehrin tüm yolları kazılı ve bu yaklaşık 2 yıldır böyle. Kazılıp asfaltlanan yollar 1 ay içinde tekrar tekrar kazılıp defalarca tekrar asfaltlanıyor, sabah gittiğiniz yoldan akşam kazılı olduğu için geri dönemiyoruz ve toplum taşıma araçlarının hergün güzergahı değişiyor. Hem de bu yağışlı günlerde üstümüzde ve ayakkabılarımızda bir ton çamurla eve dönüyoruz.3-4 aydır trafiğe kapalı ara sokaklar var, taşları yol kenarına dizmişler ancak nedense bir türlü döşemiyorlar. Çözüme katkımız olmuyor malesef ama bu şartlarda da söylenmekten başka bişey elimizden gelmiyor! Çünkü maduruz!Şikayet sistemi zaten işlemiyor. Belki de yapabileceğim en iyi şey, söylenme işini oğlumun duyabileceği bir ortamda yapmamak ve hiç olmazsa onu bu sorunlara dahil etmemek olabilir! 🙂

    Ayrıca Savaşcı bana çok iyi gelmişti, zevkle ve bir solukta okuyacağına eminim. Tekrar teşekkürler..

  13. Konu güzel gerçekten. Aslında normal yaşamanın gereklerinden biri anlattıkların Elifcim. Neden-sonuç ilişkisi kurmak, araştırmak, öğrenmek bütün bunları hayata geçirmek ve en son aşamasıda öğretmek. Çocuklarımıza bu tür bir eğitim verirken kendimizin de bunları hayat biçimi haline getirmemiz gerekiyor.

    Şöyle bir baktığımızda çoğumuzun hayatında debelendiği şeyler var yapmak istemeyip yapmak zorunda olduğu şeyler sorunlarımız içinde boğulurken nasıl çözümün parçası olan çocuklar yetiştireceğiz? İşte bu en büyük soru işareti …Geçen hafta Burcu hanımın ve senin yazdığınız konunun başka bir perspektifi gibi yine öncelik anne babada önce biz çözümün bir parçası olmayı öğrenmeliyiz…

    Çevresindeki olayların farkında olan bir çocuk sorgulama yapan bir çocuk mutlaka bir gün bizi de sorgulayacaktır. O gün sınavı geçmemiz gerek.:))

  14. evet sorunun cozumu aslinda cok basit. emek harcayacaksın, neyin nasıl yapılması gerektiğini nedenlerini açıklayacaksın..
    ama asıl sorun kreste baslıyor. sen evde ugraslar veriyorsun. sonra 6 saat okulda ogretmenleri senin yaptıgının tam tersini yaparak herseyi alt ust edebiliyor. tehdit kullanmamaya calısıyorsun. ama yavrus eve gelince bir bakıyorsun bebeklerine tehditler savurarak konusuyor.
    eğiticinin eğitimi sart öncelikle. eğitici okulu olmalı donem donem. patronlar okulu gibi.

  15. Merhaba,

    Çocuklar sözkonusu olunca ben de akan sular duruyor..Benim çocuğum olması gerekmiyor sokakda gördüğüm herhangi bir çocuk olumsuz bir şeye maruz kalırsa müdahale etmek istiyorum.Çünkü onların dünyalarında ömür boyu sürecek yaralar açmak veya hayatlarında bir fark yaratmak bizim elimizde..O yüzden önce kendimizi eğitmek çok önemli.Bu anlamda önce nasıl iletişim kuruyoruz.Duygularımızı,mimiklerimizi,yargılarımızı işin içine katmadan iletişim kurmak pek mümkün olmuyor.Geçmiş tecrübelerden edindiğimiz olumlu olumsuz milyonlarca kodumuz var ve tepkilerimizi buna göre veriyoruz.İşte bazen olmadık şeylere olmadık tepkiler vermemiz de bundan.İşte bunu farkettiğimizde birşeyler değişmeye başlıyor.Bir an durup ben şu anda aslında neye tepki veriyorum diye düşündüğümüzde tepki verdiğimiz şeyin bambaşka olduğunu keşfediyoruz.Kolay değil ama bir kere çözdünüz mü , gerisi geliyor.Bazen adam yerine konulmak istiyoruz , bazen değerli olduğumuzu hissetmek istiyoruz.Çocuklarımızla iletişim kurarken , onun ne hissettiğini anlamak çok önemli..Aslında ne anlatmak istiyor.Bir ihtiyacı var ve bunun karşılanmasını istiyor.Çünkü bazen o bile bilmiyor ne ihtiyacı olduğunu..İşte bizim görevimiz o yap bozun parçalarını bulup doğru şekilde birleştirmek..Zor ama bir o kadar da eğlenceli..Hem kendimizi (yaşımız kaç olursa olsun ) keşfediyor, hemde çocuğumuzu..Çocuğumuzu keşfederkende onun gerçekte ihtiyacı olanları verdiğimiz içinde ayakları üzerinde duran , özsaygısı,özgüveni olan çocuklar yetiştiriyoruz.Bütün amacımız da bu değil mi zaten ?

  16. Kızıma bundan sonra "Çin kamışı" diye seslenmeye karar verdim. Çok yakışacak ona bu yeni takma ad 🙂