30 Yorum

Muhteşem Analiz

Efenim, Blogcu Anne’yi gerek buradan, gerekse sosyal medya sayfalarından takip edenler bilirler ki sıkı bir Muhteşem Yüzyıl hayranıyımdır. Her Çarşamba ekran başına kilitlenir, bir yandan diziyi seyreder, bir yandan da Twitter‘da, Facebook‘ta laf yetiştiririm.

Her ne kadar geçtiğimiz Çarşamba Muhteşem Yüzyıl’ın gönlümdeki yeri oldukça sarsılmış olsa da (Hürrem’in hamileliğinin takriben iki gün sürmesi, Mustafa’nın bir bölümde neredeyse 10 yaş büyümesi gibi kurgu ve zaman kopuklukları), ne yalan söyleyeyim, ben pek eğleniyorum seyrederken. Seyretmesi kadar muhabbeti de hoşuma gidiyor. Bir yandan seyredip bir yandan yazışınca sanki bir sürü arkadaş toplanmış,oturma odasında birlikte seyrediyormuşuz gibi oluyor.

Dün gece kız kardeşim bizdeydi. Kendisi üniversitede tekstil okudu, sonra master tezini de Osmanlı saray kumaşları üzerine yaptı. İlk başlarda o da seyrediyordu diziyi, fakat sonraları “Bu kıyafetler hiç gerçekçi değil, gözüme batıyor” diyerek seyretmemeye başladı. Bende madem öyle, söyle bakalım aslı nasıl olmalı diyerek ondan Muhteşem Yüzyıl analizi istedim. İlk etapta direndiyse de yola geldi neyse ki.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Şaka mı yapıyorsun Elif?

Ece’cim, canım. Adın, sanın, ünvanın? Hangi titr ile böyle bir analiz yapmaya soyunuyorsun?
Ben böyle bir şeye soyunmuyorum. Sen ısrar ediyorsun diye cevap veriyorum.

Evet, buyrun.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Tekstil Ana Sanat dalındaki yüksek lisans tezimi 19. yüzyıl Osmanlı saray kumaşları üzerine yaptım. 19. yüzyılın altını çiziyorum, yani senin ilgilendiğin dönemden yaklaşık bir 300 yıl sonrasından bahsediyoruz.

Bahsedelim.
Şimdi canım, bildiğim kadarıyla o dönemlerde sadece bitkilerden ya da böceklerden doğal boyalar elde ediliyordu. Osmanlı’da sentetik boya yoktu. O yüzden renkler kısıtlıydı ve çok parlak değildi.

Yani böyle tozpembeler, ördek başı yeşiller yok muydu diyorsun?
Daha sönük, daha gri-yeşil tonlar, bayrak kırmızısı yerine daha doygun kırmızılar vardı.

Örneğin mor rengi, koşinil denilen bir böcekten elde edilen, çok nadir bulunan ve sadece asillere özgü bir renkti. Öyle herkes giyemezdi.

Peki böyle dekolte kıyafetler, kabarık etekler hakkında ne söyleyeceksin?
Şimdiye kadar okuduğum kaynaklardan karşımıza çıkan örnekler üzerinden konuşacak olursak kısaca şunları söyleyebilirim: “Üç etek” denilen bir giysi var. Üç parça kumaştan oluşan, sabahlık gibi, önden kemerle tutturulan bir kıyafet türü. Dün gece Hürrem’in üzerinde de gördük.

Bunun içine tülden ya da ince bir kumaştan gömlek giyilebiliyor. Bu giyilen gömleğin kolları uzun olabiliyor. Ya da üç eteğin kolu uzun olabiliyor, ki onu görüyoruz zaten dizide de.

O dönemlerde şalvar çok fazla giyiliyor. Günümüze de o dönemlerden taşınmıştır zaten. Kişinin statüsüne göre değişmekle birlikte elbise giyiliyordu, ancak böyle kabarık etekler, hele de dizideki gibi bele korse gibi oturup kalça üzerinde birden kabaran etekler söz konusu değil.

Göğüs dekoltesine gelince, haremde rastlayabiliyoruz; ancak dışarıda öyle gezilmesi, Valide Sultan’ın göğüs dekoltesi giymesi olası değil. Zaten de başlığındaki örtüyle yüzünü, gerdanını gerektiğinde kapatıyor.

16. yüzyılda ipek dokumacılığı ve ihracı Osmanlı’da çok iyi bir seviyede. En ihtişamlı kumaşların o dönemde dokunduğu söylenir. Avrupa’dan da çok fazla kumaş ithal edilmeyip, daha çok oraya ihraç söz konusuymuş.

O dönemde ipekli kumaşlar, klaptan adı verilen altın ya da gümüşlü ipliklerle dokunuyor. Saray kadınlarının kıyafetlerinde de sevai, serenk, kemha gibi kıymetli, motifli kumaşlar kullanılıyor. Ancak dizide bunlara pek rastlamıyoruz. Valide Sultan, Haseki Sultan gibi figürlerin giydiği düz renk, motifsiz, tafta gibi ipekli kumaştan kabarık elbiseler pek o dönemi yansıtmıyor. Kalfaların kıyafetleri daha aslına uygun.

Peki, biz kadınların gönlünde taht kuran Pargalı İbrahim’in kıyafetleri hakkında ne diyeceksin?
Erkek kıyafetlerinden çok emin değilim açıkçası. Benim tez sırasında incelediğim kumaşlar genellikle saray kadınlarının kumaşlarıydı. Ancak yine de böyle samuray gibi olmaması gerektiğini düşündüğümü söyleyebilirim. Pargalı İbrahim Paşa’nın dizideki kıyafeti bele çok oturan, fazla pilili cinsten.

Fakat emin olduğum bir şey var ki, o da ne Pargalı’nın, ne de Kanuni Sultan Süleyman’ın böyle kabak gibi gezmediği. Dışarıda mutlaka bir sarık ya da kavukla, iç mekânda ise en azından takkeyle geziyor olduklarını okudum. Ayrıca, özellikle de sefere gittiklerinde başlarına, kişinin ölmesi halinde kefen görevi görecek uzun kumaşlardan yapılan iri beyaz sarıklar giyerlermiş. Hâlbuki dizide Rodos seferine gittiklerinde Pargalı İbrahim yine düdük gibi geziyordu.

Kadınlara gelince, böyle Victoria dönemi taçlara rastlamıyoruz. Şurada da bahsedildiği gibi, taç taksalar bile ya tacın arkasında, taçla birleşik ve gerektiği zaman yüzlerini kapatabilecekleri bir örtü, ya da tacın sarık gibi bir başlığa monte edilmiş olduğunu görüyoruz.

Genel olarak başlıklarda çok fazla kumaş kullanılırmış, ve değerli taşlarla, incilerle süslenirmiş başlıklar.

Eklemek istediğin başka bir şey var mı?
Ben bu diziyi seyretmeye başlamıştım, ancak bu tür gerçekten sapmalar çok gözüme battığı için keyif alamamaya başladığımdan bıraktım. Ayrıca da yerli dizi söz konusu olduğunda Behzat Ç.’yi tek geçerim.

Osmanlı saray kumaşları hakkında daha fazla bilgilenmek isteyenleri İstanbul’daki Sadberk Hanım Müzesi’ni görmeye, o da yetmezse benim tezimi okumaya davet eder, sizlere keyifli seyirler dilerim.

Sağ ol Ece bilmececiğim.
Peki.

İşte böyle… Dün akşam bir yandan diziyi seyrettik, bir yandan da lafladık Ece’yle. Çok eğlendik.

Ben dizici değilim. Tarihçi hiç değilim. Diziye verilen emeği de, harcanan zamanı da küçümsediğim düşünülmesin sakın. Mutlaka araştırmış, en kolay ve göze hitap eder hale uygun getirerek karar vermişlerdir kostümlere. (Doğruya doğru şimdi, kavuklu, pos bıyıklı bir Pargalı İbrahim aynı etkiyi yapar mıydı biz kadınların gönlünde, sorarım size?)

Ama gerçekçi, ama değil. Bana verseler ben o kabarık elbiselerin hepsini de giyerim.

Çarşamba günleri de ekranın başına kurulmaya devam ederim.

30 yorum

  1. Dizinin senaristi Meral Okay in bir roportajinda dizi cekimi hakkinda bilgi veriyordu ve aynen soyle dedi: normalde sarayda padisah bic bir zaman kavuksuz gezmiyor ama cekimlerde o buyuk gosterisli kavuklari kadraja sigdirmakta cok zorlaniyoruz bu nedenle bazi sahnelerde cikarmak zorunda kaliyoruz… Dizinin senaryo ekibi bir suru tarihci ile beraber calisiyormus ama yine de bazi hatalar beni de rahatsiz ediyor…

  2. Çok keyifli, ellerinize ağzınıza sağlık. Ececim bu tip durumlar bizde bir meslek hastalığı sanırım :). Zaman zaman bende bu tip şeyler düşündüm seyrederken şalvarlarlar, desenler nerede, Hürrem güç ve hırs tutkunu ve elbette herkesin giyemeyeceği asillerin rengini yani mor ve erguvanı tercih ediyor vesaire… ama bu dizide ben erkeklerin kıyafetlerini bayanlardan çok daha başarılı buluyorum. Evet kavuk ,sakal,bıyık görüntüsü eksik ama sanırım o konuda Elife katılmamam mümkün değil.

  3. enteresan Allah kadınların diline düşüreceğine kör kuyulara düşürsün diye bu sebeplerden diyorlar demekki:)))

  4. haklisin Beldecim, ben de sonrasında düşündüm de dizideki hikaye bile gerçeğinden uzak, masalsı oluyorsa -ki olabilir, kendi seçimleri- kıyafetler haydi haydi pamuk prensesin elbisesi çizgisinde olabilir. Belgesel yapıyor olsalardı böyle ahkam kesmeye daha çok hakkım vardı diye düşüdüm 🙂 Neyse artık, oldu bir kere 🙂

    • ben masalsılık kısmına kesinlikle katılıyorum. Muhteşem Yüzyıl dizisi muhteşem hatalarıyla tarihi gerçeği yansıtmaktan çok uzak. tercihleri bu yönde olabilir düşüncesine katılamıyorum, önüne gelenbelli bir dönemin adını kullanarak tarihi kendine göre çarpıtıp istediği motiflerle canlandıramaz. Bunu hiç bir ülkenin hiç bir dönemi için yapılamaz diye bakıyorum sadece Osmanlı için değil..Benim bu diziyi seyretmememin tek sebebi bu.

      • Aslında haklısın Türkan. Bu dizinin adının bu haliyle Muhteşem Harem olması gerekirdi. İnsan biraz daha tarih bekliyor, ki Kanuni dönemi de bunun için çok uygun.

    • Canım benim bence yerinde bir eleştiri olmuş hiç sorun etme. Dediğin gibi masalsı deyip beklentiyi yukarı taşımamak eğlenmek için seyretmek lazım.

  5. Bu dizi hakkında çok yazıldı çizildi, çarpıtmalar çok elbette..Bilen birinin analizi
    iyi olmuş..Ama dizi güzel, hakkını vermek lazım, izlemeye devam!

  6. Yerli Tudors… o..O
    Hürrem'de Anne Boleyn. Hoş Anne Boleyn kurnazlıkta Hürrem'i sulu dereye götürüp susuz getirir…

  7. Ya harika bir dizi, kızım uyusa da aralıksız seyretsem diziyi diye, gözünün içine bakıyorum çağlamın. ama çağla bile dizinin müziğine bayılıyor ve oynamadan duramıyor 🙂 aslında çok oynanacak bir müzik değil ama. ben de beğeniyorum. Ayrıca Tudors tarzı olduğu için ve ben Tudors'un tüm bölümlerini DVD'den seyrettiğim için bu dizi bana onu çağrıştırıyor ve çok da başarılı olmuş doğrusu. İngilizler yapıyor da neden Türkler de yapmasın. Yok yasaklanacakmış, yok tv den kaldırılacakmış. Geçelim bunları artık da bizler karar verelim neyi seyredip, neyi seyretmeyeceğimize… Değil mi.

  8. Yazı tatmin edici, Ece'ye paylaştığı için, Elif sana da yazdığın için teşekkürler 🙂

    Hürrem en çok kırmızı giyiyor, moru sevdiğini biliyorum ama hiç mor görmedim üstünde nedense. Perdelik kumaşlardan yapılıyor kıyafetleri sanki, sert ve rahatsız gözüküyorlar. Daha ymuşak, ipekli, şeffaf ve kat kat kumaşlar beklentisi içindeyim ben de :)))))

    Yine de dizi güzel ve erkeklere o samuray kıyafetleri yakışıyor sanki.

  9. Yerli Tudors, çok yerinde olmuş bu benzetme. Gerçekçiliği bir kenara bırakalım, senaryo feci bana kalırsa. Ben de Ece gibi Behzat Ç.'yi tek geçerim 🙂

  10. bu dızıyı bende takıp edıyorum hem cok eglenıyorum hem de bazen ogrenıyorum …

  11. Ben de bu diziye denk gelemeyenlerdenim o yuzden bilemiyorum ama Ecenin soylediklerini diziden bagimsiz olsa da zevkle okudum bilgilendirici oldu, tesekkurler. Behzat C apari bambaska katiliyorum Ece 🙂

  12. Dizinin senaristi Meral Okay in bir roportajinda dizi cekimi hakkinda bilgi veriyordu ve aynen soyle dedi: normalde sarayda padisah bic bir zaman kavuksuz gezmiyor ama cekimlerde o buyuk gosterisli kavuklari kadraja sigdirmakta cok zorlaniyoruz bu nedenle bazi sahnelerde cikarmak zorunda kaliyoruz… Dizinin senaryo ekibi bir suru tarihci ile beraber calisiyormus ama yine de bazi hatalar beni de rahatsiz ediyor…

  13. Turkan cok güzel aciklamis. Türkanin sözlerine aynen katiliyorum. Üstelik kiyafet konusuna gelincede, ben almanyada bir müzeye gitmistim, orada firansizlarin ve alman kadinlarinin giydikleri eski kiyafetler eski esyalar tanitiliyordu. Muhtesem Yüzyildaki kiyafetlerle bire bir ayni, eski osmanli kadinlarinin giydikleri kiyafetlerden kesinlikle uzak. Üstelik muhtesem yüzyil dizisinin o kadarda emekle cekildigini sanmiyorum cünkü savas sahneleri hep grafik animasyon, kendimi bilgisayar oyunu izliyor gibi hissediyorum. Kisacasi dizi tamamiyle gercekten uzak.
    Behzat C. dizisinide ben o kadar kaliteli bir yapim bulmuyorum, bu diziyide izlemiyorum. Bir kere denk geldim bir bölümüne, o bölümde tam 20 kere abartmiyorum LAN kelimesi kullanilmistir, diziden cok lan kelimesi dikkatimi cekti o kadar yani, bir bölümde bu kadar lan kelimesi kullanildiysa diger bölümlerini düsünemiyorum…

  14. Nese Duzgun korpe

    Elifcim evtekstili sektorunde uzun sure calismis biri olarak eklemek istedigim sudur. Kumaslarin hepsi perdelik ve hatta bazilari dosemelik kumaslar. Hatta o kadar tanidiklar ki bazilarinin iplik denyesini bile soyleyebilirim, o derece 🙂 taftalar da malesef Ece'nin dedigi gibi ipek degil polyester, zaten sakir sakir parlamasindan belli.
    ah bir de o bebek sehzade rolundeki cocuklara pek bi aciyorum cunku malesef o beyaz kostumler yine polyesterden yapilmis. polyester yerine ayni goruntuyu olusturacak sile bezi gibi kumaslardan yapilsaydi bebekler daha rahat ederdi diye dusunuyorum.
    Ha ama aynen senin dedigin gibi bana da verseler ben de o kiyafetlerle salinarak gezmek isterdim, hele o taclarin delisiyim 🙂

  15. ben pargalı'nın bu halinden gayet memnunum, pos bıyıklısını almayayım :)Bu tür dizi ve filmlerin tarihi gerçeklerden uzaklaştığı için eleştirilmesini pek anlayamıyorum, sonuçta bu bir belgesel değil, dizi film. Senaryoda bu tarz değişiklikler olmasının ne gibi bir sakıncası olabilir ki? Bu filmler millete tarih öğretmek için çekilmiyor, zaten öye çekilseydi maalesef ratingleri böyle olmazdı.
    sıkı takipçisi olmasam da rastladığımda izliyorum ve kişisel olarak hiç rahatsız olmuyorum. Yurt dışında çekilen sinema filmlerinde de tarihi bir belgesel olmadığı sürece bir sürü düzmece oluyor nedense kimse bu kadar rahatsız olmuyor. Bizim bu konuda bir yaramız var sanırım.

    • Seda haklısın, dediğim gibi sonrasında "belgesel değil, birşey değil, bana ne oluyosa?" dedim 🙂 ama elimde değil, tez yazarken o kadar kıymetli kumaşlarla, giysilerle haşır neşirdim ki söylenmekten -ama tv başındaysam da diziye şöyle bir göz atmaktan- kendimi alamıyorum 🙂

      • Bir de ben altından girdim, üstünden çıktım "eleştir de eleştir" diye. Yoksa Ece'ciğimin bir şey dediği yoktu 🙂

    • ben romanların adı kullanılarak, romandaki tüm hikayenin çarpıtıldığı dizileri de seyretmiyorum. bir şeyin adını kullanırken, referans alırken çok dikkatli olmalı sahibine saygı duymalısınız. bu bir akademik makale için de, bir roman veya hikaye için de, o tarihi yaşamış şahıslar için de aynı derecede önemlidir. Madem amacınız sadece bir dizi çekmektir, ilgiyi de şehvet ve entrika üzerinden çekmeye niyetlisinizdir, adı Osmanlının Kanuni dönemini işler gibi gösteren bir yapıt olmamalıdır..Elif hanımın önerisi bu dizi için çok yerinde olacaktır; Muhteşem harem…

  16. kesinlikle katiliyorum size Tugba cok guzel ozetlemissiniz.evet bu buyukler icin ogretici bir ozellik tasimayabilir ama bu diziyi genclerde izliyo cocuklarda onlarin bilincaltinda osmanli kanuni deyince muhtesem yuzyil kareleri canlanacak genclerimize tarihi boyle hatirlatmak bence hic hos degil evet tarihi baska kaynaklardanda ogrenebilirler ama kucuk yasta izledikleri bunca duzmece seylerden zihinlerini arindirmak oldukca zor keske aslina sadik kalinsa

  17. Aslında ben diziyi izlediğimi söyleyemem ama tarih hep ilgimi çeker, bir de tekstil kökenli olunca kardeşinizle röportajınızı sevdim , teşekkürler

  18. Ben de seviyorum ve izlemeye devam ediyorum. Hem de kostümler için izliyorum. İşin uzmanı değilim ama gözüme çok hitap ediyor. Bazen oturup kıyafetleri çizesim geliyorum. Valide sultan çok kraliçevari giydiriliyor evet ama blogcu nnenin dediği gibi verseler ben de giyerdim 😀