9 Yorum

Kitap özeti: Anneler ve Oğulları

Birçok kadın hamile kaldığı andan itibaren içinde “anne” ve “bebek” kelimeleri geçen kitaplardan başını kaldıramıyor. En azından ben ilk hamileliğimde öyleydim. Önüme ne kadar kitap çıktıysa atladım, pek seçici olmadan.

Anne olduktan hızım kesilse de yine ağırlıklı olarak çocuk bakımı/gelişimi üzerine kitap okudum bir süre. Şimdilerde artık gerek tecrübeli (!) bir anne olmam, gerekse içinde iki yaş sendromu, tuvalet eğitimi kalıpları geçen kitaplardan baygınlık geçirmeye başlamam sebebiyle başka kitaplara yönelsem de, “acaba falanca kitabı okusa mıydım?” diye aklım kalmıyor değil.

İşte bu nedenle de Seyyaf’ın Annesi’nin yazdığı aşağıdaki kitap özetini ilgiyle okudum. Sizlerin de okuyacağını umuyorum.

Seyyaf’ın Annesi’nin yazılarına http://seyyafinannesi.wordpress.com/ adresli blogundan ulaşabilirsiniz.

***

Anneler ve Oğulları, uslu bir kız çocuğun ardından canavar bir oğlana sahip olan Dr.Evelyn Bassoff’un, iki cins arasında hamilelikten itibaren ne kadar fark olduğunu gözlemleyip yazıya dökmesi sonucu ortaya çıkmış. Yazarın demesine göre “bir kelebek gibi pır pır ederken karnında kızı, ikinci çocuğun farklı olduğunu tekmelemelerinden anlamıştı”. Kitabın formatı ise şöyle: Kitap bölümlere ayrılmış, çok uzun olmayan bu bölümlerde yazar, terapilerinden, arkadaş çevresinden ve kendi yaşantısından örneklere yer verdiği gibi, farklı olarak kitap ve film senaryolarından aldığı örneklerle de tezini desteklemiş. Örneğin; erkek çocuğun babayı model almasını anlatırken meşhur Bambi çizgi filmini anlatmış ve verilmek istenen mesajın kendi söylemiyle ilintisini de açıklamış.

Gelelim içeriğe. Erkeklerle kadınların doğalarında bir farklılık oluşundan, kız çocuklarının daha sakin, erkeklerinse hareketli bir yapıya sahip olmasından, bir kadın olarak bizim erkeklerdeki bu hareketliliğe ya da farklılığa uzak olduğumuz için onları yeterince anlayamadığımızdan, bundan sebep erkek çocuklarıyla iletişim kurarken zaman zaman zorlanmalarımızın normalliğinden bahsediyor. Aslında her şey çocuklarımızın büyümesiyle başlıyor. Bebekken zaten biz daha çok ilgileniyoruz, burada bir problem yok. Biraz büyüdüklerinde babalarıyla aralarındaki hemcinslikten kaynaklı ilişki, onlara daha çok benzediklerini fark etmeleri erkek çocukları bizden koparmaya başlıyor. İşte film burada kopuyor! Çünkü anne, o minik bebeğini kaybetmek istemiyor; ne onun ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılayıp, onu yeterince anlayabiliyor, ne de ondan kopmak istiyor. Ne diyelim yani: Yaklaşma-kaçınma durumu.

İlk bölümde yazar, bu farklılıkların zor ama zevkli yanlarından bahsetmiş. Erkek çocukların vahşi doğalarını bastırmanın yanlış olduğunu, örnek alacağı erkek bir model olmasının şart olduğunu -aksi takdirde erkek kimliğinden uzak bir yapıya sahip olup, kişilik problemleri yaşayabilir- ya da tam tersi illa erkek diye haşin ve gaddar olması gerekiyormuş gibi yetiştirilmesinin de yanlış olduğunu söylüyor:

Eğer bir adam erkek kimliğinden emin değilse, Terminatör veya Rambo’nunkiler gibi keskin erkeksi mimikler kullanmaya çalışır

Erkek  çocukların kızlarınkinden çok daha yoğun bir enerjileri vardır ve bu enerjiyi atmaları için onlara yardımcı olmak gerekir. Farklı cins olarak belki ağzımız açık seyrediyoruz zaman zaman onların bu coşkulu hareketlerini ve hızlarına yetişemiyoruz ama bunu bastırıp evcilik oynamalarını da beklemiyoruz herhalde. Oğulları için yapay kum tepeleri yapan bir anneyi de örnek vermiş yazar ve zorlukların içindeki zevkler olarak da bunu anlatmış:

Oğullarının içindeki enerji, kendi içindeki enerjisini bulmaya yardımcı olmuş.

Kadınların erkek çocuklarına yaklaşmada bu kadar zorlanmalarının en büyük sebebi korumacı yaklaşımmış; koruma içgüdüsüyle kendilerine zarar vermelerinden korkması yani. Erkeklerin kızlardan daha çok yaralandığı, atlayıp hoplama seanslarında kendilerine hasar verdikleri bir gerçek -bu yapıda kız çocukları da yok değil tabi ki! Ama genelleme yaparsak erkekler 1-0 önde! Yazar kendi hayatından örnek verirken de diyor ki, kızını 3 kez acile götürmüş, oğlunu kaç kez götürdüğünü ise 12′den sonra saymayı bırakmış. Bu nedenle biz anneler olarak oğullarımızı korumak istiyorsak onları aynı güdümle koruyacak kendi cinslerine yönlendirmeliymişiz. Babalar!

Çocuk erkeksi kuvvetini ispatlamak istediğinde, onun hassasiyetini kullanmayan, fakat ona hatalarını göstermek için mantıklı sebepler bularak yardım eden erkek figür.

Erkek çocukların babalarını model almaları ruhsal gelişimleri için çok önemli. Burada babanın da sağlıklı bir birey olmasının ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Babası şiddet meraklısı olduğu için ondan nefret eden, ama kendisi de maalesef ne kadar kaçınmak istese de babasının yapısında olan o kadar çok insan var ki! Baba figürü önemli, sonuçta o bir erkek ve hemcinsinde anneden farklı olan fiziksel doygunluk ve güç erkek çocuğu etkiler:

Her oğlan çocuğu babasının gücüne ve iyiliğine inanmak ister, çünkü bu onun kendi potansiyel kuvvetine ve iyiliğe güvenmesini sağlar.

Babalar biz annelere göre biraz daha merhametten yoksun gibi görünürler; biz çocuk düşünce çığlıklar eşliğinde koşmaya, onu yerden kaldırmaya ne kadar meyilliysek, bir baba da “bir şey olmadı, hadi kalk” demeye o kadar meyilli. Bu yüzden bazen anne kendi çocuğunu bile babadan korumaya çalışır ama sinyal: Yanlış!

Bir anne, çocuğunu babasının isteklerinden korumaya çalışır ama bu sırada bu korumanın oğlunun gelişimini yavaşlatacağını bilmez.” Bir annenin görevi arada tampon bölge olmak, ayarlayıcı durumda olmak. En iyisi sanırım bu. Yazar burada Fransız analist Guy Corneau’dan alıntı yapmış:

Yeterince baba ilgisi gören çocuklar çalışmalarında, kariyer seçimlerinde ve insani ilişkilerinde kendilerinden daha emin olurlar.

Ya hani kitabın adı “Anneler ve Oğulları”ydı, ne diye bu kadar çok baba-oğul ilişkisi anlatıyorsun? denilirse, aslında meselenin ne kadar da başlıkla alakalı olduğunu da anlatmak lazım. Anneler olarak oğullarımızın bizden farklı yapılarına ayak uydurmakta zorluk çekmemiz normal, onları kendi cinslerine yönlendirmemiz de gerekli. E bu durumda da kime güveneceğiz? Tabi ki babalara. Bundan sebep de baba-oğul ilişkisini de anlatmak lazımdı.

Erkek çocuklar belli bir yaştan sonra her ne kadar anneden kopmaya başlasa da -çok acı değil mi kabullenmek! Her zaman dizimizin dibinde olmayacaklar- hayatın her alanında arkalarında anne desteğine ihtiyaç duyarlar. Anne şefkati, merhameti, koruyucu kanatları, içten duaları olmalı. Ama ağladığında bile “erkek adam ağlamaz” diyerek utandırılan çocuklar/yetişkinler anne şefkatine ihtiyaç duydukları anları çoğunlukla saklama eğiliminde olurlar ama bu da yanlış:

Eğer bir oğlan çocuk, anneye ihtiyaç duyduğu için utandırılırsa, buz gibi vahşi erkeksi bir karakter geliştirebilir. Kendinde yumuşak, kadınsı bir ize izin vermez.

Şimdi en önemli mesele, bu çocuk büyüyüp de bir kıza âşık olunca başlıyor. Hadi dedik ki o babası, hemcinsi, onun kollarına rahatça bıraktık. Ya kendi cinsimizden birisi gelip elimizden alıverse? Yazarın örnek verdiği kadını hayal edince ben bile gelini olacak kıza acıdım. Örnek şu: “Kadının birinin oğlu olmuş, onu kıskanmış dünyaya gelince ve Mükemmel oğlumu görüyor musun? Düşün bir kere dışarılarda bir yerlerde, belki de daha doğmamıştır, onu benden alacak bir kız var. Ondan şimdiden nefret ediyorum” demiş. Burada bir de mübalağalı bir atasözüne yer vermiş yazar: “Kızın ömrünün sonuna kadar kızındır. Oğlunsa karısını alana kadar.” Hadi ama yaa, bu kadar da acımasız olmayın, biz de erkek annesiyiz ama biz de aynı zamanda bir erkekle evliyiz. Ne yani elinden mi aldık şimdi oğlunu? Ama itiraf etmeliyim ki zaman zaman ben de düşünmüyor değilim. Üzerine titrediğim, gözünün içine baktığım oğlum, yarın bir gün en heyecanlı anlarını başkasıyla paylaşacak, en kederli günlerinde yanında bir başkası olacak ve belki de gözyaşlarını ilk onun yanında akıtacak. Neyse bu konuya hiç girmeyelim!

Kitabın sonuna doğru gelmişken şöylece toparlayalım: Biz-onlar diye bir şey var, bunu kabullenmek gerekir. Farklı doğalarda, yapılardayız. Farklı hissedip, farklı hareket ediyor olabiliriz. Onları anlamakta, isteklerine karşılık vermekte zorlanabiliriz. O zaman “dediğim dedik, çaldığım düdük” demek yerine, onları anlamaya çalışmalı, beceremediğimiz yerde yardım almaları, kendi erkeksi kişiliklerine uygun yetişmeleri için çaba harcamalıyız. Yazarın dediği gibi babaları da bir çocukluk geçirdi ve bir erkek; bize garip gelen zamanlarda onları dinlemeliyiz. Kendisi de bir zamanlar küçük bir oğlan çocuğu olan baba, karısına büyüyen oğlunun reaksiyonlarını ve ihtiyaçlarını daha iyi anlaması ve uygun bir şekilde davranması için yardımcı olur. Bakıyorum da, Seyyaf’ın babaya karşı acayip bir ilgisi var, hatta birlikte geçirdiğimiz pazar günleri, beni resmen yok sayıyor. Ta ki karnı acıkana kadar! Bunun en büyük nedeni babanın büyüme sürecinde çocuğun yanında yer almasıymış. Tamam, seyyafınbabası hiç altını değiştirmemiş, beslememiş, vs. olabilir ama tüm bu süreçlerde benim yanımdaydı ve her zaman Seyyaf’la göz teması kurma şansını yakaladı. Zaten bazen düşünürüm de babalar ne kadar şanssız. İlk hareketlerini, tepkilerini, hep önce biz görüyoruz. Seyyaf parka gidince nasıl tepki verir, bir hayvan gördüğünde ne der, evde ne muzırlıklar peşindedir, hepsini ben bilirim. Bebeklerini hanımlarına yönlendiren erkeklere acıyorum. Çocuklarının büyüsünü yaşama şansını kaçırıyorlar.

Ve son sözü yazarın kitabın sonunda oğluna yazdığı mektubun bir paragrafına bırakıyorum:

Belki de sen bir erkek, ben bir kadın olduğum için farklı birer dünyada gibi görünüyoruz. Şüphe yok ki sen ve ben güçlü kişiliklerimiz ve fikirlerimizle, farklılıklarımıza takılmıyor, birbirimizin ilgisini ayakta tutabiliyoruz. Bazen senin perspektifinden bakmam için amuda kalkmam gerektiğini hissediyorum. Ama ben bunu zaten yapıyorum. Beni esnek olmaya ve her şeyi yeniden görmeye ikna ediyorsun. Sadece bir açıdan gören, sabit fikirli, katı bir insan olmamı engelliyorsun.

Kitabın Adı: Anneler ve Oğulları
Yazar: Dr. Evelyn Bassoff
Sayfa Sayısı: 120
Yayınevi: Timaş
Biz Nereden Aldık: Eyüp Halk ve Çocuk Kütüphanesi

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

9 yorum

  1. Saat 18.00 ilk yorum ben miyim? yoksa benim nette bir problem mi var yorum göremiyorum. İnş. bu kitap benim olur.

  2. oğlum ile olan ilişikime farklı bir bakış açısı kazandırabilir.ben de okumak isterim. hatta eşime de okutmak isterim. teşekkürler..

  3. Daha önce bu kitabı rafta görmüştüm ama nedense elim gitmemişti. İçeriği güzelmiş teşekkürler..