34 Yorum

Bir Nefesmiş Hayat – 6

Güz’ün hikayesi Belde’nin kaleminden devam ediyor. Belde’nin tüm yazılarına Güz’ün hikâyesi etiketinden ulaşabilirsiniz.

***

Nisan 2010, sonlar ve başlangıçların ayı. Gidip gidip gelmelerin ayı. Yazacak çok şey var, nereden başlasam, nasıl anlatsam…

Yedi ay sonra, Güz’le birlikte hastane odasında kalıyoruz. Bu inanılmaz mutluluk verici bir rüya gibi. Oğlumuzla ilk günümüz, ilk gecemiz. Heyecanımız, sevincimiz tarif edilemez. Güz odaya geldiği zaman iki kilo olmuştu. Doktorlarımız bize sürpriz yapıp yatağına “Anneciğim ve Babacığım, yaşasın!  İki kilo oldum. Sizi çok seviyorum” yazan bir kağıt yapıştırmışlardı. Bebeğimiz geldi ve ilk defa anne olarak bebeğime ben bakacaktım, açıkçası sudan çıkmış balık gibiydim.

Bebeğimi emzirmiyorum, biberon vermiyorum çünkü burundan midesine kadar inen bir boruyla besleniyor. O zaman beslenme makinesinin nasıl çalışacağını öğrenmem gerekiyor, öğreniyorum. Tamam kolaymış, yaparım. Makineyi anladım şimdi sıra geldi hesap yapmaya. 1 saatte 12 cc mama alırsa, mamanın bozulma süresini de hesaba katarsak 3 saatte bir yeni mama hazırlamalıyım. O zaman 3 saat için 36 cc mama hazırlamam gerekir, ama bu mamanın makinede kalan kısmı da var. Yaklaşık olarak ben 40-50 yapayım da, artan artar nasıl olsa.

Beslenme programımız tamam. O zaman sırada oksijen kullanımı var. Oksijen konsantratörünü evden getirdik zaten. Aldığımızda bize anlatmışlardı nasıl çalıştığını, onda bir problem yok. Öğrenmem gereken kalp atışları ve solunum sayısını gösteren bir pulsoksimetre, bu makine de acayip gürültülü. Bangır bangır bağrıyor, en ufacık bir ayak hareketinde solunum sayısı düşüyor, en ufacık bir ağlamada kalp atışları yükseliyor. Anladım ki bu değerlerin uzun zaman devamlı düşmesi veya artmasında panik olunacak, bu da tamam. O zaman sürekli dakika tutulacak; göğsü kaç kere inip kalkıyor sayılacak; daha sonra yüzüne bakılacak, renginde, nefes alışverişinde herhangi bir anormallik var mı? Bunu anlar mıyım, nasıl anlarım derdim ama görünce anlıyormuş insan.

Daha sonra sıra geldi ilaçlara, hangi saatte hangi ilaç, kaç cc verilecek? Bu ilaçlar 1- 2-5-10 cc’lik farklı enjektörlere çekilerek hazırlanacak, bazıları beslenme borusundan bazıları da ağızdan verilecek. Bazı ilaçlar da nebulizatörle hava verilerek uygulanacak. Bu arada düzenli olarak ateşini de ölçeceğim.

Aspiratörümüzü nasıl kullanacağız? Uzun bir boruyu burnundan geriye boğazına doğru sokup içindekileri çekmem gerekiyor daha sonra aynı işlemi ağzından da yapmam lazım. Canı acıyacak mı? Evet; bu yüzden bir taraftan kollarını başını tutup bir taraftan da bu işi yapmalıyım; çünkü yapmazsam rahat nefes alamaz.

Bütün öğrenmem gerekenleri öğrendikten sonra anladım ki aslında ben anne değil hemşire olacakmışım. Anne olarak tek normal eylemim altını değiştirmek ve kucağıma alıp sevebilmemdi; olsun, ne yapalım her şeye değerdi.

Güz’ün o gün odaya geldiğinde ateşi vardı, o yüzden bir parça huzursuzdu. Doktorlar, hemşireler gelip gidip hatırlatmalar eklemeler yapıyorlardı. Çok güzel bir gün geçirdik. Ertesi gün ateşi artınca yeni bir ilaca başlama kararı aldılar, bana da öğrettiler nasıl vereceğimi. Her şey yolundaydı. Beraber çok güzel bir gün geçirmiştik. Sonra fark ettim ki ilaç saati biraz geçmiş. “Sanki geçse bir şey olacak!” O panikle hemen ilacı hazırlamam lazım diye 1 cc’lik yerine 10 cc’lik enjektör almışım bir de üstüne 0,6 cc ilaç vereceğime 6 cc ilacı borudan mideye bir güzel göndermişim. Yaptığım bu hatayı fark ettiğim zaman başımdan aşağıya kaynar sular indi. Üzerinden 20 dakika geçmişti! Hemen midesinden çekmeye çalıştım ama beceremedim. Hemşireyi, doktoru çağırdım. Durumu anlatınca doktor muayene etti ve gitti. Anladım bir terslik var; “Ben nasıl yaparım bu hatayı? İnanamıyorum kendime!” deyip ağlamaya başladım. Doktor geri geldiğinde sormuş; çok şükür verdiğim ilaç miktarı sınırı aşmamış, ama genel durumunda ve ciğerlerinde biraz bozulma olmuş, o yüzden bebeği yoğun bakıma alıyoruz dedi. O gece Güz gitti, biz odada kalmaya devam ettik. Bütün gece aylarca ağlamadığım kadar çok ağladım. Herkes “Olur böyle şeyler, üzme kendini, çok kötü değil durumu” dese de insanın içinde duyduğu vicdan azabı bambaşka oluyordu. Nasıl oldu da ona kendi ellerimle, bu kadar yaşanandan sonra böyle bir zarar verdim diye kendimi çok suçluyordum. 

Güz, sabaha kadar kendini toparlamıştı ama durumunu izlemeye devam etmek istediler. Ben kendime çok kızgındım ama olan olmuştu ve çok şükür çabuk atlatılmıştı. Her şey yolunda giderse bir hafta sonra yine beraber odaya çıkabilecektik. Ben de dersimi çok iyi almıştım, her yaptığım şeyi bin kere kontrol edecektim.

Bundan daha kötüsü olmaz artık dediğim sırada, eşime bir telefon geldi dışarı çıktı. (Ne kadar iddialı bir laf değil mi?)  Odaya döndüğünde yüzü bembeyazdı; Güz’ün amcası aramış; tam bir saat önce Deniz’ciğimizi Güz’ün on yaşındaki kuzenini kaybetmişiz. Babasının kollarında vermiş son nefesini. Bu konuda ailesine olan saygımdan dolayı çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Kaybımız çok acıydı; o bizim de kızımız sayılırdı değil, zaten kızımızdı. Babasının, annesinin ve kardeşlerinin yüzünde gördüğüm acıdan, o gün bir kere daha anladım ki gerçekten BİR NEFESMİŞ HAYAT.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

34 yorum

  1. Ah Belde… Ne diyebilirim. Hiçbir şey… Çok şey öğreniyorum senden, bu hikayeden. Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattığın için teşekkürler.

    • Ben teşekkür ederim canım bu paylaşıma aracı olduğun için. Ecemin ablası olman daha da bir özel yapıyor seni :))

  2. Yazının ortasında "artık okumasam mı?" dedim. Sonra kızdım kendime, "senin okumaya yüreğin dayanmıyor, Belde bunu yaşadı!"

    Ne basit şeylerden şikayet ediyorum, ne aptalım! Ve sen ne güçlüsün, ne kadar güçlüsünüz…

    • Kızmayın kendinize hiç:) sabırla bekleyin güzel günler çok yakın az kaldı…

  3. beldecim ben gene ağladım yaşadıklarım aklıma geldi sen 354 gün bense 93 gün bekledim çok şükür sağlıklılar çok şükür yanımızdalar ben prensimi çok öpüyorum..

    • Çiğdemcim biz prrematüre anneleri çok iyi biliyoruz ki bu işin azı çoğu yok.. insanın çocuğu söz konusu olunca bir an yeter insana… bende Ece'yi namı değer zuzu'yu öpüyorum.

  4. Çok güçlü insanlarsınız.
    Ve Güz'de küçük bir süpermen…

  5. Çok güçlüsünüz tebrik ederim…. Lütfen kendinize kızmayın, suclu hissetmeyin hemsireler doktorlar bile binlerce hatalar yapiyorlar hastanelerde sizin o panikle bu ufak hatayı yapmaniz cok dogal. Ben 4 aylik hamileyim bu blogu gecen ay kesfettim tum yazilarinizi bir çırpıda okudum cok etkiliyeci duygularınızı derinden paylasiyorum, hamileliginde etkisiyle sanırım bazen bu paylaşım aglama krizlerine donuyor. Size ofisimden, su an tum iyi guzel ve guclu enerjimi yolluyorum ve inaniyorum ki hersey cok ama cok guzel olucak az daha dayanın…..

  6. Ceylin'in Annes

    Sevgili Belde, Yazdıklarını okumaya yüreğim dayanmıyor, önce gözlerim doldu sorna taştı, tutamadım kendimi.

    Hele o minicik evladının resimlerini görmek içimi çok çok acıttı.

    Ne kadar güzel, ne kadar masum…

    Allah sana sabır versin, güç versin, bu güzel bebeğine kolaylıkla bakabilmen ve bu acılara dayanabilmen için. Güzel yavrun en kısa sürede sağlığına kavuşacak, onu alıp evine götüreceksin, sıradan anenlik rutinlerin dışında bir şey yapmak zorunda kalmayacaksın,sadece Güz'ü seveceksin, seveceksin,seveceksin. Buna inanıyorum ve Canı gönülden diliyorum.

    Acı dolu kaybınız içinse söyleyecek söz bulamıyorum, Allah anne ev babasıan sabırlar versin…

    • Çok şükür dilediğiniz günlere ulaştık, daha da iyi olacak zamanla herşey inşallah. Tatlı Ceylin'in annesi 🙂

  7. Oğlum Yiğit 32. haftada doğup sadece 9 gün kuvözde kaldığında dünyam başıma yıkılmıştı. 2,5 kg hali 3'ü bulana kadar neler çektim diyordum kendi kendime. Şu ana kadar…

    Bu yazıyı okurken kocaman bir yumruk tıkadı boğazımı. Kendi yaşadıklarımı hatırladım; hiçbir şeymiş meğerse. Tam sizin için üzülürken Deniz'in annesini düşününce … işte orası sözün bittiği yer.

    Ama anneyiz hepimiz. Çocuğumuzun dizi berelense tüm dünya o kadarcık yaraya sığıyor sanki… İnsan hep kendi yaşadıklarından ibaret sanar acıları. Büyüyene kadar. Büyüyüp başka üzüntüleri görene kadar. İşte bu hikaye büyüttü beni de. Açtım o günlere ait albümlere baktım; ilk defa kocaman göründü meleğim gözüme. Şükrettim.

    Yiğit şimdi yaşıtlarından oldukça uzun, yapılı ve çok sağlıklı bir çocuk. Güz de böyle olacak. Çocuklar sandığımızdan da güçlü. Okulun ilk günü üniformasını giydiğinde o kaşık kadar halini hatırlayacaksınız; gülümseyerek. Tanrı size ve eşinize güç ve sükunet versin. Bir de dostlarınızın yokluğunu vermesin. Çünkü ne kadar kararlı ve inançlı savaşırsanız savaşın bazen gücü biter insanın, yorulur. İşte o zamanlarda birisinin umut vermesi gerek. Okyanusu geçtiğinizi, bunların küçücük dere olduğunu hatırlatması gerek.

    Ailenize en içten sevgilerimi gönderiyorum ve Güz'ün hikayesine devam etmenizi diliyorum.

    Püren

    • Çok teşekkür ederim Püren dileklerin için. Herşeyi özetlemişsin aslında 🙂 zaman herşeyin ilacı, aile ve arkadaşlarda. Yiğitte 37 hafta öncesinde doğduğu için prematüre doğmuş aslında 9 gün demişsin ya işte o 9 günün sayısal değerinin hiç bir önemi yok benim gözümde sizin duygusal boyutta yaşadıkalrınız önemli. Büyümek kavramıda hoşuma gitti açıkçası bazen kendimi yaşlanmış hissediyorum diyordum artık sayende büyüdüm diyeceğim…

    • Çok teşekkür ederim Püren dileklerin için. Herşeyi özetlemişsin aslında 🙂 zaman herşeyin ilacı, aile ve arkadaşlarda. Yiğitte 37 hafta öncesinde doğduğu için prematüre doğmuş aslında 9 gün demişsin ya işte o 9 günün sayısal değerinin hiç bir önemi yok benim gözümde sizin duygusal boyutta yaşadıkalrınız önemli. Büyümek kavramıda hoşuma gitti açıkçası bazen kendimi yaşlanmış hissediyorum diyordum artık sayende büyüdüm diyeceğim…

  8. 3 aylık hamileyim….. okurken hislerimi anlatamam..

    Allah rahmet eylesin Deniz için 🙁 ve allah şifa versin minik Güz' e.

    Sabır, umut, sağlık sizinle olsun….

    Dilerim güzel haberler almak nasip olur

    • Gittikçe güzel günlere yaklaşıyoruz … Sağlıklı,kolay bir hamilelik diliyorum herşeyin en normalinden alın kuacağınıza inşallah bebişkonuzu..

  9. Başa gelince insana da inanılmaz bir güç geliyor sanırım. Dayanamam, mahvolurum, ölürüm" diye büyük konuşmamak lazım işte hiçbirzaman. Allah dayanacak gücü, kuvveti de veriyor yanında. Sizi tebrik etmek lazım. Denilecek bişey bulamıyorum aslında, satırları okurken gözyaşlarına engel olamıyor insan. Empati kurunca anlıyorum. Nasıl bir sınavdır bu. Çok etkilendim bu hikayeden. Ve İçimden bir his Güz'ün şimdi çok sağlıklı olduğunu söylüyor.

    • Güz o günlerden bugüne çok yol kat etti şükürler olsun. İçinizdeki ses çok haksız değil ama benimde dileğim zamanlar geçtikçe, büyüdükçe, inşallah çook sağlıklı olması. Bu yol uzun bir yol önümüzdeki çakıl taşlarını toplaya toplaya gidiyoruz..

  10. Guz cok daha iyi gorunuyor, kuzeninize de cok uzuldum, daha onceden bir hastaligi varmiydi ki? Ani olan birsey mi cok uzucu.

  11. İşyerindeyim ve ağlamamak için dudağımı ısırmaktan kanattım. Yaşananlar o kadar yakın o kadar tanıdık ki, biz bunların çok daha azını yaşamış olsak da gerçekten çok zor günlerdi. Bizim hikayemiz de burda : http://kucukmucizelerim-nihan.blogspot.com/2010_1
    Yine de Güz' ün yaşadıkları yanında benim küçük mucizelerimin yaşadıkları hiçbirşeymiş. Ben minnoşlarıma cesur yüreklerim diyorum. Ve inanıyorum Güz de şu anda çok sağlıklı ve mutlu bir cesur yürek o.

    • ayyyy inşallah iyisinizdir çok geçmiş olsun. Mucizelerinize sağlıklı uzuuuun ömürler diliyorum. ikiside çok şekerler maşallah :))

  12. O yaşadığın vicdan azabını kendim için düşündüm bir an, "bir an"ı bile içim almadı, fırtınalar koptu içimde, nefesim daraldı. Senin halini hayal bile edemiyorum. Çok güçlü birisin sadece onu biliyorum…

    Kaybınız için çok üzüldüm, sabırlar diliyorum.

  13. Okuduğumuz kadarıyla Güz en zor günleri atlatmış, bundan sonrası bahar. Ablam 7 aylık doğmuş 79 senesinde. Ne kuvöz ne özel bakım.. Köyde, yarım kilo kadar alınabilen pamuğun içine yatırılarak büyütülmüş.. Şimdi ablam yaşıtlarından daha uzun boylu ve daha yapılı, hatta fazla kilolarıyla başı dertte olan bir anne. Size ve Güz'e sevgilerimi gönderiyorum.. En kısa zamanda parklarda koşup oynamaya başlamanız dileğimle..

  14. Guz'un hikayesini basindan beri takip ediyorum, bu dunya guzelinin resimlerini gordugume cok sevimdim once, ama yegeninizin vefatini okuyunca basimdan kaynar sular dokuldu sanki. Gercekten sozun bittigi yer, basiniz sagolsun, allah size ve Deniz'in ailesine sabir versin. O melek huzur icinde uyusun.

  15. Kızım İpek 35+6 2kiloda doğdu.. Hastanede emerken morardığı için küveze aldılar 11 gün hastanede kaldı. Bense sezeryanlı halimle gitgel durumundaydım. Hastanede sabahladık çoğu kez kızımı emzireyim diye… Eve geldiğimizdede bitmedi sorunlar kızım hala boğuluyodu ve morarıyodu. Her mama verişim sanki ızdıraptı bişey olucak diye saniyesaniye gözüne bakarak mama veriyordum..Çok zor günlerdi rabbim kimseye yaşatmasın.
    Yazıyı okurken Güzün fotosuna baktım hep.. Sanki hala orda İpek..Gözlerim doldu..
    Her doğan Hayata tutunmaya çalışıyo bi şekilde.
    Dediğin gibi hayat bir nefes. Çoğu kez bencillik yapıp kendimize zindan etsekte hayatımızı yaşıyoruz bi şekilde.
    Şuan kızım 1 yaşına yeni girdi. Geriye döndüm taa en başa..ruh halim çok kötüydü ama aldığım uyarı iyi oldu silkelenip kendime geldim.
    Kaybınız içinde Allah mekanını cennet eylesin.Zaten bir melekmiş gelmiş vegitmiş..
    Ve Allah sizinde yardımcınız olsun bolbol sabırlar diliyorum..

  16. hastane odasında yaşadıklarınızı beslenmesi, oksijen desteğini bende aynen yaşadım. benim kızımda hastanede 7, 5 ay kaldı. Evde de 1 aate oksijen konsantörü kullandım. Nebrüzatörü de ilk aylarda her 3 saatte bir kullandık. Kızım şimdi 2 yaşını doldurdu. Sağlık durumu iyi. bu yazıyı okuyunca o günlere geri döndüm.

    • Maşallah daha nice yaşları olsun.. Mine hanım sizi ayrıca tebrik etmek istiyorum hem bu tempo hem çalışan bir anne olmakla gerçekten örnek gösterilmelisiniz…

  17. Canim yaaa cok ama cok gecmis olsun. Bu hikayenin sonunu sabirsizlikla bekliyorum… Insallah her sey düzelir bu hikayenin sonuda cok ama cok güzel olur insallah… Allah size ve sevenlerine bagislasin…

  18. Hayatın kesinlikle bir garantisi yok. Ablamın 4 yıl önce 4. bebeği doğmuştu. Tam istedikleri gibi artı iki kızı ve iki oğlu vardı. Sarı çiçeği, aslanı, serçesi ve minik bebeği. Ancak çok sağlıklı olmasına rağmen 3. ayında havale geçirmiş. Evet iki ay sonra duydum. Ailemin yanında değildim ve özel bir sınava çok sıkı hazırlanıyordm. Üzülmemem için söylememişler. Şuan yeğenim epilepsi. Kendi kendisine oturabilme aşamasına geldiği için çok mutluyuz. Kardeşlerinin, anneannesi ve dedesinin, anne babasının ve teyzelerinin sevgisi iyileşmesine çok yardım edecek. Bende ablamın gücüne hayran kalıyorum. Yaşanan acılar tarif edilemez bende anneyim şuan biliyorum. O zamanlar ben yeğenimin durumuna üzülürken annem ablamım duyduğu acıya üzülüyordu. Annenin duyduğu acıyı ancak başka bir anne hisseder. Şuan biz yeğenimin yürüyebilmesi konuşabilmesi, yemeğini kendi kendisine yiyebilmesi hayalini kuruyoruz. Ancak duygusal olarak çevresini anlamasına rağmen fiziksel alarak hayata katılamaması, herşeye heves etmesine rağmen yatağında yatması çok üzücü. Eminim en etkili ilaç sevgi ve mümkün olduğu kadar çok kimseden gelen sevgi. İmkanınız varsa Güz'ü çok seven yakın akraba ile görüşün. Allah Güz'e ve tüm bebeklere sağlı versin.

    • Çok geçmiş olsun yiğeniniz için çok üzüldüm anlattıklarınızın nedemek olduğunu biliyorum…Sevgi konusunda çoook haklısınız umarım hayal ettiğiniz günleri görürsünüz.

  19. Allah yardımcınız olsun! inanın çok üzüldüm