21 Yorum

Anneler ölür mü?

Dün sabah kahvaltıda Deniz babaannesine “sen yaşlı mısın, ölecek misin?” diye sordu.

Nunu da “Şimdi değil, sonra” dedi.

Bunun üzerine Deniz bana sordu: Anne, sen de ölecek misin?

Çok hazırlıksız yakalandım. Nunu “Anneler ölmez” dedi. Ama ben diyemedim. “Bütün canlılar ölür Deniz’ciğim. Hepimiz öleceğiz, ama çooook çok sonra” dedim.

Hemen Paphia’yı getirdi gündeme. Paphia değişti, değil mi? dedi. O her yerde…

Evet dedim. Her yerde. Havada… Suda… Toprakta… Burada… Her yerde.

Gülümsedik, kapattık konuyu.

~~

Aşağıdaki yazıyı Paphia’yı kaybettiğimiz günün ertesi günü (15 Aralık 2010) yazmış, ama o sıralar çok canım yandığından yayımlayamamıştım.

Dün Deniz yine bu konuyu açınca yayımlamanın zamanı geldiğini hissettim.

~~

Öncelikle herkese çok teşekkür ederim. Arayan, soran, yazan, düşünen herkese… Öyle güzel sözler söylendi, öyle anlamlı mesajlar gönderildi ki… Hepsi iyi geliyor.

Aslında Paphia ile ilgili, onu anlatan uzun bir yazı vardı aklımda. Ama toparlayamadım. Henüz erken. Sonra, belki… Biraz ara vermeye ihtiyacım var. Bence buranın da biraz molaya ihtiyacı var. Bunal, bunal, nereye kadar?

Birçok insan Deniz’e olayı nasıl anlattığımızı ve onun tepkisini merak ediyor. Bu yazıda bu tür konuların çocuklara nasıl anlatılacağı konusunda son günlerdeki tecrübelerimi anlatmak istedim. Umarım yol gösterici olur.

Deniz’in okulundaki psikologla (Özge Çapçı) bir randevumuz vardı bugün. Sadece Paphia değil, Deniz’in son zamanlarda tavan yapan canavar-hayalet korkusu, gece uyanmaları, yalnız kalmaktan çekinmesi hakkında konuşmak üzere sözleşmiştik önceden. Bir de Deniz’in okula ne zaman başlaması gerektiği (büyüklerin küçüğü mü, küçüklerin büyüğü mü?) konusunda ve devlet okulu-özel okul ikilemi hakkında onun da fikirlerini almak istemiştik. Bunları ayrıca yazacağım.

Ölüm-kayıp konusunun çocuklara nasıl anlatılması konusunu şöyle özetle şöyle anlattı Özge:

Bir kayıp olduğunda üzüntümüzü saklamak, suratımızda maskeyle gezmek doğal değilmiş. Nasıl karnımız ağrıyınca, yorgun olunca çocuğumuza hastayım ya da dinlenmem gerekiyor diyorsak üzgün olduğumuz da da onu çok seviyordum, ve gittiği için üzülüyorum diyerek duygularımızı -aşırıya kaçmadan- paylaşmak doğrusuymuş.

Çocuk için en önemli varlık anne-babaymış. Anne-babadan sonra, evdeki diğer kişi (bakıcı) ve faktörler (kedi-köpek) ikinci planda kalıyormuş. Bunların kaybı (bakıcının değişmesi, hayvanın ölümü) her ne kadar üzücü olsa da tahmin ettiğimiz kadar travmatik olmuyormuş. Dolayısıyla anne-babanın sağlam varlığı, biz-bir-yere-gitmiyoruz-seninleyiz yaklaşımı çocuğu rahatlatırmış. O yüzden de çocuklar bu tür değişiklik ve kayıpları anne-babadan daha kolay atlatırlarmış.

4 yaş, çocukların kavramları somutlaştırabildikleri, ölüm gibi zor konuları bile anlamlandırmaya başlayabildikleri bir yaşmış. 2-3 yaşında olsa, biraz daha zor olabilirmiş bu konuyu anlatmak. Ancak yine de çok detaya girmeye gerek yokmuş. Hele ölümü, “anne-babayı kaybetme” korkusunun baş gösterdiği şu yaşlarda insanlarla ilintilendirmeye hiç gerek yokmuş.

Ölümden sonra ne olduğu konusu kişisel ve herkesin inancına göre değişen bir konu olduğundan, en doğru yaklaşım anne-babanın kendi inançlarını paylaşmasıymış çocukla. Kimi melek oldu demeyi, kimi gökyüzünden bizi seyrediyor demeyi tercih ediyormuş. Bunun doğrusu-yanlışı yokmuş.

Önemli olan çocuğun merakını gidermekmiş. Ona tatmin olacağı kadarını vermek yeterliymiş. Kafasını karıştıracak ayrıntılara girmeye gerek yokmuş.

***

Deniz’in bu olayı nasıl karşıladığına gelince: Deniz’e Paphia’nın hastalığı belli olduğu bir ay öncesinden beri mesajı veriyorduk: Canlılar doğar, yaşar, yaşlanır, ölürler. Bunu ilk etapta “canlılar” olarak tanımlamıştık: bitkiler, hayvanlar ve tabii ki insanlar.

Ancak baktık ki “insanlar” kısmına Deniz çok takılmaya başladı. Babasına “Sen yaşlı mısın? Ölecek misin?”, anneannesine “Sen az yaşlısın, değil mi?” diye sormaya başladı. Biz de insanların da öldüğü kısmını yavaş yavaş ortadan kaldırmaya çalışıp olayı bitkilere (yapraklar dökülür, çiçekler solar) ve hayvanlara yönlendirmeye çalıştık.

Paphia dün gün içinde ağırlaştığından yatmadan Deniz’e Paphia’nın çok hasta olduğunu, yakında öleceğini hatırlattık. Hatta gece yatarken bir nevi vedalaşmasını söyledik. O da Paphia’yı öpüp gitti yatağına.

Paphia çok huzurlu ayrıldı aramızdan. Uyur gibiydi. Öyle olunca da Deniz sabah kalktığında görmesini istedik. Önce Doğan’la düşündük: Deniz’e haberi şimdi verip Paphia’yı gösterelim mi? Yoksa şimdi uyuyor deyip, Deniz okula gittiğinde olmuş gibi mi yapalım? Sonra, ona olayı sindirme fırsatı vermek adına sabah söylemeye karar verdik. Öğrensin, okula gitsin, orada da kafası dağılsın istedik. Diğer türlü daha fazla sorgulayacaktı çünkü.

Sabah uyandığında haberi verdik: Paphia öldü. İlk sorusu Paphia nerede? oldu. Salonda olduğunu söyledik. Görmek istedi. Beraber kalkıp salona geldik.

Paphia minderinin üstünde yatıyordu. Uyuyor gibiydi. Deniz başını okşadı. Ne zaman kalkacak diye sordu. Kalkmayacak dedik. Ne zaman yemek yiyecek diye sordu. Artık yemeyeceğini söyledik. Bunları duyunca bayağı bir bozuldu. Ben de -nedense- şaşırdım. Kendimce Deniz’i çok iyi hazırlamıştım ölüm kavramına. Ama ya ben içini yeterince dolduramamışım, ya da 4 yaşındaki çocuğa ancak bu kadar anlatılabiliyor, bilmiyorum.

Paphia’ya ne olacağını sordu. Gideceğini söyledik. Özge’yle de öyle konuşmuştuk: Ona ormanda bir yuva yapacağız diyecektik. Biraz öyle, biraz böyle dedik; baktık kafası yine karışıyor. En sonunda Paphia’nın da Mia’nın (kız kardeşimin kedisi) yanına gideceğini söyledik. “Ama kavga ederler” oldu tepkisi. Haklıydı, ediyorlardı çünkü.

Başka köpek alırız dedi Deniz. Paphia’nın aynısından istedi. Biz de Paphia’nın aynısının olmadığını, hemen olmasa bile bir süre sonra başka bir köpek alabileceğimizi söyledik.

Bir de çok güzel bir şey söyledi: “Paphia gittikten sonra, kitabına bakacağız, sanki yanımızdaymış gibi olacak” dedi. Büyük babam nasıl biriydi? kitabından almıştı bunu. Biz de Paphia’nın resimlerine bakacağımızı, her baktığımızda Paphia’yı yanımızda hissedeceğimizi söyledik. Ve tatlıya bağlayarak kapattık olayı. Deniz koşa koşa oyun oynamaya gitti.

Gün içinde birkaç kere Paphia’nın nerede olduğunu sordu. Başka bir dünyaya gittiğini söyledi babası. Öyle çıkıverdi ağzımızdan. Tatmin oldu Deniz.

Deniz, bizden daha rahat atlatıyor bu durumu. Tek çekincemiz, içine atması bazı şeyleri… Yapıyor çünkü bunu. Bir konunun üzerinde durmamış gibi görünüyor, sonra en olmadık zamanda tuhaf bir şey söyleyip zor durumda bırakıyor bizi. Bunu önlemenin en doğru yolunun da iletişimde açık olmak olduğunu söyledi Özge. Susmamalıymışız. Onu rahatsız eden ya da edebileceğini düşündüğümüz bir şey olduğunu hissettiğimizde konuşmaktan çekinmemeliymişiz.

Öyle yapacağız, bakalım. Hepimizin öğreneceği bir süreç olacak bu.

Keşke hayat sadece böyle beklenen, sıralı acılarla karşılaştırsa bizleri… Ama öyle değil. O yüzden de Deniz için bu kaybın bir şans olduğunu düşünüyorum. Hayatın ne olduğunu anlaması adına bir şans. Acımasız da duyulsa, kaybı da yaşamalı gibi geliyor. Dolayısıyla onun, biraz da olayın tazeliğiyle sarf ettiği “Paphia’nın aynısından alalım” temennisini henüz gerçekleştirmeyi düşünmüyoruz.

Kaldı ki, biz de hazır değiliz böyle bir değişime. Özellikle de Derin hayatımıza girdiğinden ve iki çocuklu görünen ama yirmi iki çocuklu hisseden bir aile olduğumuzdan beri birden fazla kez Paphia’ya yemeğini vermeyi unutmanın eşiğinden döndüğümüzü düşünecek olursak, yepyeni bir sorumluluğa hazır olmadığımızı da biliyoruz.

Yukarıdaki yazıyı Anneler ölür mü konusuyla bağdaştırarak kaleme almamıştım, ancak konu örtüşünce yer vermek istedim.

Deniz’in o sorusunu geçiştirmiş olsam da, eminim tekrar soracak. Bu sefer daha zor yerden soracak. Nasıl bir yanıt vermem gerektiğinden emin değilim. Biraz sezgisel davranmak gerekiyormuş gibi geliyor bana sanki. O an ne düşünüyorsan. Neye inanıyorsan.

Sizce? Sizce ne demeli, nasıl anlatmalı çocuklara? Çocuğunuz size “Anne, sen de ölecek misin?” dese, ne dersiniz?

21 yorum

  1. Ceylin'in Annesi

    Günaydın Elif Hanım,
    Her sabah olduğu gibi işe geldim ve maillerimi açınca ilk sizin yazınızı okudum.
    Ölüm; bizim bile anlayamadığımız, ölünce nereye gideceğimiz bizim de tam bilmediğimiz karmaşık bir konu.
    Çocuklara anlatmak çok zor olsa gerek, onlar sevdikleri bir şeyin yokluğunu çok zor kabullenirler gibi geliyor ama psikoloğunuzun dediği gibi bizden daha kolayda atlatıyor olabilirler.
    O yüzden bence de saklamamak, susmamak, üzülse, belki ağlasa bile anlatmak, ve ona acısını biizmle paylaşmasını istemek en doğrusu.
    Umarım yavrularımız daha çocuk yaşlarda ölüm acısı yaşamazlar…

  2. Elifciğim,oğlum 5 yaşında ve aynı Deniz gibi ölüm ve Allah kavramlarını çok sorguluyor.Ölüm için tüm canlılar uzun yıllar sonra yaşlanınca ölür dedim.tatmin oldu.Ancak bir gün anneannesine sen neden ölmedin hala çok yaşlısın dedi:((
    Yani sorularıyla bu dönem ben de kilitleniyorum resmen.Özellikle Allah konusunda neden görünmediğini anlamıyor hala.Ben de habire geçiştiriyorum.
    Bana ben ne zaman öleceğim veya sen nezaman öleceksin deyince 100 yıl sonra diyorum.Yüzü en büyük sayı olarak algılıyor.Bilmiyorum doğru mu?

  3. Öncelikle tekrar başınız sağolsun.Şu anda yaşadığımız bir dönem bizimde.. Kızım 3.5 yaşında ve ilk kez geçtiğimiz anneler günü’nde tanıştı ölüm kavramıyla..Anneler günü nedeniyle babaannesine gittiğimizde peki senin annen nerede?diye sordu.Bense ilk defa karşılaştığım için şaşırdım ve gökyüzünden bize bakıyor demiştim.şimdiyse geçen uçaklara bakıp senin anneni görüyorlar mı? diye bir soruyor. tam olarak oturtamadım henüz ve cevabı alana kadar da soracağını biliyorum.şu anda nasıl anlatabilirim diye araştırma içindeyim aslında…sorduğunda ona tüm canlıların doğup büyüdüğünü sonra da yaşlandığını söylüyorum fakat sonunu bağlayamıyorum.başka bi yere (ama nereye) başka bi dünya desem neresi neresi diye uzatacağını tahmin ettiğimden bunu söyleyemiyorum.Gelecek olan fikirleri dört gözle bekliyorum açıkçası…

  4. oooffffff cok zor bir soru..:( uzerinde iyice dusunmek lazim gibi….biraz dusuneyim…

  5. benim babaannem babam henüz 11 yaşındayken vefat etmiş. Küçükken fotoğraflarını görünce sorardım babaannem nerede diye. Babam da bu dünya ile cennet arasında bizi bekleyeceğini, oradan bizi gördüğünü, ettiğimiz duaları meleklerin ona hediye paketi içinde götürdüğünü ve babaannemin çok sevindiğini söylerdi. o yüzden, orada güzel mavilikler içinde bekleyen mutlu bir kadın hayali vardır aklımda. ölüm kötü bişey gibi gelmemişti yani…

    • Nasıl güzel bir cevapmış hediye paketiyle meleklerin ulaştırdığı böylece çocuklara dua etme alışkanlığı bile kazandırılabilir. Biz de ezan saatinde istediklerin için dua edebilirsin bu sesi duyduğunda diyoruz. Mesela tatili çok istiyorsan allahım babamın işleri çok iyi olsun çok para kazansın diyebilirsin diyoruz 🙂 O da ezan sesini duyduğunda başlıyor. Allahım istediğim minişleri alsınlar. allahım tatil çabuk gelsin gibi 🙂

  6. Bence ölüm konusu başka bir dünya ile ilişkilendirilerek anlatılabilir. Şu an 1 yaşında bir oğlum var, ileride o da bana benzer soruları soracak.. Ben olsam nasıl yanıt verirdim diye düşündüm de.. herhalde bu dünyadan başka bir dünya daha olduğunu, çoook uzun yıllar yaşayıp yaşlandıktan sonra herkesin diğer dünyaya gidip yaşamını orada sürdürdüğünü söyleyebiliriz.. bu tam olarak ölmek değil de taşınmak gibi bişey deriz belki… hatta oradakilerin bizi gördüğünü, biz mutlu oldukça onların da mutlu olduğunu.. bir gün ise tüm ailenin orada bir araya geleceğini söyleriz diye düşünüyorum…

  7. Arda dedesi öldügünde bana ve babasina cok sordu bu soruyu’Siz de ölecek misiniz?’ ben hep sizinle kalmak istiyorum, ben dede olmayacagim gibi bir sürü sey söyledi. Biz de ‘bunlari düsünmek icin cok erken oldugunu uzun ve saglikli yillarin bizi bekledigini, onu cok sevdigimizi ve ihtiyaci oldugu her an yaninda oldugumuzu söyledik. Bu ara sormuyor o dönemi gecirdi gibi.

  8. Bence doğruyu söyleyip geçiştirmeli ama her çocuğun tatmin olma derecesi ve ikna olma oranı farklı. Henüz sadece hamileyim ama kuzenlerimden yaşadığım deneyim ve okuduklarımdan öğrendiğim doğruyu söylemek ve bir şekilde kısa bir süre sonra ölünmeyeceğine ikna etmek.
    Çocuklar en çok yaşlıların ve ihtiyarların öleceğini düşünüyor ve dolayısıyla anneanne, babaanne ve dedeyi kaybetmekten çok korkuyorlar benim gözlemlediğim arkasından da ya annem ve babam ölürse korkusu geliyor. Ben kuzenlerime sen de ölecek misin babaannemde ölecek mi diye sorduklarında hatta ağlama krizine girdiklerinde evet ölecekler ama tahmin ettiğin kadar kısa bir süre sonra değil bunu düşünmene bile gerek yok daha oynayacağın birlikte vakit geçirebileceğin o kadarrrr uzun süre var ki? Zaman kavramı çocuklar için çok değişik bunu söylediğimde kuzenim yani 1 hafta mı mesela dedi ondan çoookkkk daha fazla dediğimde çokmuş o zaman dedi ve ağlmayı bitirdi.

  9. Bizim aile ölümle çok erken tanıştı. Abimin kızı 18 aylıkken vefat etti, Nehir o zamanlar henüz 15 aylıktı, ama Ece’yle fotoğraflarını görerek büyüdü. Sorduğunda Ece’nin nasıl öldüğünü anlattık. Sonra ne olduğunu sorunca da ben en doğrusunu söyleme taraftarı olduğumdan ona kısaca yaşam döngüsünden bahsettim: her canlının doğduğunu, büyüdüğünü ve zamanı gelince de öldüğünü anlattım. Sonrasında toprağa gömüldüğünü ve diğer canlılara hayat verdiğini söyledim. Bunu çok rahat kabul etti Nehir. Geçenlerde bana dedi ki “anne sen öldüğünde, senin gömüldüğün yere bir gül dikeceğim ki ona hayat ver, ben de ona bakıp seni hatırlayayım”.

    • Senin tepkin ne oldu Senem? Çünkü Nehir’in bu lafı beni bayağı bir dağıttı şimdi…

      • Çok güzel bir fikir olduğunu söyledim. Nehir ölümün başka bir canlının hayatının başlangıcı olduğunu kavramış, zaten amacım da buydu. Doğrusunu yanlışını bilemiyorum, ama kabullenmesi zor birşeyi kendince kabullenmesine faydası oldu. Hatta babaannesi çok çileden çıktığı bir zaman Nehir’e “sen beni öldüreceksin” demiş lafın gelişi. Nehir de “ama ölüm kötü bişey değil ki, sen ölünce başka canlılara hayat vereceksin” demiş! Ama bu onun da bizim ölümümüzle ilgili korkuları olmadığı anlamına gelmiyor, sadece ölüm fikrinin korkulacak ve kötü diye nitelenecek birşey olmadığının altını çizmek benimki.

  10. Babannemizi kaybetttik bizde kızım doğmadan önce ölmüş olsada hala bizimle yaşattığımız bir insan oldugu için ölümünü hep bildi. çok uzaklarda dedik önceleri sonra babası amerikaya gittiğinde neden uçağa biniyor dediğinde çünkü amerika çok uzak demiştim 2,5 yaşındaydı ama amerikayla babannesinin gittiği yeri bağdaştırdı çünkü ikiside çok uzaktı. ama sormadı.. sonra dedeler ölür demeye başladı arkadaşlarından birinin dedesi yoktu çünkü “ölmüş o” dedi. babası geçen hafta trafik kazası geçirdi ve allahtan hasarsız atlattı ama büyük bir kazaydı emniyet kemerinin önemi vurguladık her konuştugumuzda bizi dinlediğini bilerek, etkilenmediğini sandık ama geçen sabah baba çığlığıyla ağlayarak uyandı. biz bilmesekte anlatmasalarda kafalarında bu hep var 3 gün önce bana anneler ölmez dimi anne dedi 🙂 ( 5 yaş bonus sorusu galiba bu) bende hayır melekler ve çocukların sevgileri onları korur dedim… ben ne dersem diyeyim o çok net olarak onu korudugumu biliyor ve kendi çapında bu konuyu çözmeye çalışıyor.

  11. Dolunay da 4 yaşında, o da geçenlerde anne insanlar hep ölür mü? diye sordu. ben de evet tüm insanlar doğar büyür yaşlanır ölür dedim. Sen de mi ölcen dedi ben de çok yaşlanınca dedim. şimdi değil çoook sonra dedim, ben de mi ölcem yani dedi günün birinde çok yaşlanınca sen de ölcen dedim. bir gün de senin annen keşke ölmeseydi ben onu görmek istiyordum dedi… 4-5 yaşlarının soruları bunlar…

  12. Benim oğlullarım henüz çok küçükler o yüzden bu tip sorularla ilgili tecrübem yok. Hatta anneannemi ve çok kısa sonrada babannemi yeni kaybettim. İnancı güçlü bir insan olduğumu düşünüyorum ve bu konu benim kafamı bile çok karıştırıyor ve üzüyor 🙁
    Özetle; ölüm kavramını nasıl açıklarım bilmiyorum. Ama benim ölüp ölmeyeceğimi sorarlarsa, kayınvalidenizin yöntemini kullanırdım sanırım. Yani “anneler ölmez” bence 3-4 yaş için Deniz’in sorusunun en uygun cevabı bu.

  13. Güz bana bu soruyu sorsa? gerçekten ironik.. Ölüm hakkında kendi içimde bir anlamım var… Ben yaşlanınca, daha sonra demezdim heralde neyin nezaman karşımıza çıkacağını bilemeyiz çünkü.
    ” Biz insanlar bir bütünün parçalarıyız aslında. Hepimiz ayrı ayrı bedenlerde geldik bu dünyaya çünkü sevgiyi öğrenmemiz gerekiyordu. Bir gün öldüğümüzde gittiğimiz yerde bu hayatta öğrendiklerimizle yeni bir hayata başlayacağız ve orada hep birlikte mutlu olacağız.
    Evet bu dünyada kalanlar bizi çok özleyecekler ama özlemekte sevgiyi yaşamanın ve öğrenmenin bir başka yolu. Fakat bilecekler ki birgün hepimiz zamanı geldiğinde yine tüm sevdiklerimizle birlikte olabileceğiz.”

    Bir çocuğa bu böyle anlatılır mı bilmiyorum? iyimi olur kötü mü? ama içimden geçenler bunlar.

  14. Oğlum dün akşam bana ” anne yaşlanmak istemiyorum, senin de yaşlanmanı istemiyorum çünkü insanlar yaşlanınca ölüyorlar ve yok oluyorlar” dedi. Her ne kadar buna daha çok var desemde ikna olmadı. En sonunda ” meyve-sebze yer, sağlıklı beslenir , güzelce uyur ve spor yaparsan daha geç yaşlanırsın ” dedim, ikna oldu 🙂 Ege daha 4 yaşında, bu aralar ölüm konusuna çok takıldı, umarım yakında geçer.

  15. sanırım tum cocuklar aynı yas donemlerinde aynı korkuları yasıyorlar. Damla da 2006 dogumlu. gecen yıl esimin babannesini kaybettiğimizde basladı korkusu. sordugunda artık aramızda olmadıgını cok uzaklara gittigini soylemistik. nasıl bir hata yaptıgımızı hemen akabinde anladık. Damla bizi surekli gozunun onunde ister oldu. wc ye giderken bile yanında olacagım diye tutturdu. odadan cıkıp mutfaga su almaya giderken bile arkamdan gozleri sulanıyordu. daha sonra bir uzmanla durumu paylastık. ve yakın bir zamanda bir kayıp yasayıp yasamadıgımızı sordu. durumu anlatınca yanlıs yaptıgımızı soyledi. yani uzaklara gitti demek dogru degildi. olumu de en uygun bir dille anlatmak gerekiyormus. uzaktan kasıt ne kadar uzak. mutfak bile uzak olabiliyor 4 yasındaki bir cocugun gozuyle. ve her uzaga giden bir daha gelmeyecek sanıyor.
    simdiki sorular ise sadece yaslananların olecegi yonunde. sık sık anne sakın yaslanma olur mu hep boyle kal diyor. ben buyuyeyim ama sakın sen yaslanma……

  16. Oğlum 5 yaşında ve bir akşam uyku öncesi rutinleri tekrarladıktan sonra “iyi geceler sabah görüşürüz seni seviyorum dedim” ve o da bana ” anne ben ölmek istemiyorum, sen ölecek misin babam ölecek mi?” diye sordu. Duvara toslamış gibi hissettim. Nasıl geçiştirdiğimi anlatamam. Sabah ilk iş okul pedegogu Zeynep Hanım’dan randevu almak oldu. Bu yaştaki çocuğa ölümü artık nefes alamayacak, yürüyemeyecek oyun oynayamayacak, yemek yiyemeyecek olarak anlatmalısın dedi. Fakat 5 yaşındaki çocuğa annesinin ve babasının ölmeyeceğinin garantisini vermek zorundasın dedi. “Ben ve baban ölmeyecek çoook uzun yıllar senin yanında olacağız biz” demelisin dedi. Ölümü seyehatle sakın ilişkilendirme yani “o öldü artık çok uzaklara gitti, seyehate çıktı” demeyecekmişiz, yoksa çocuk baba ya da anne iş için her gittiklerinde kavram karmaşası yaşayıp olay çıkarırmış. Ayrıca ölümü uykuyla da eşleştirmemek gerekiyormuş. O öldü uzun bir uykuya daldı dememeliymişiz. Öyle olunca da çocuk uyumayı reddedebiliyormuş.. Neyse uzun lafın kısası Can’a ölmeyeceğimin garantisini verince çok rahatladı. Artık sormuyor. Ama benim dileğim de bu Can’ım ve Efe’mle uzun yıllar yaşamak. Sevgiler…