0 Yorum

Başıboş çocuklardan değil, sorumsuz ebeveynlerden korkalım

Sosyal mecralarda son zamanların en çok konuşulan konularından biri bebekli yolcuların uçağın neresinde seyahat etmeleri gerektiği.

Üstün hizmet kalitesiyle dünyaca isim yapmış Malezya Havayolları bazı hatlarının first class uçuşlarında bebekli yolculara izin vermiyormuş. “Belirli uçuşlar için 10 küsur bin dolar para veren yolcularımız, saatler süren bir yolculukta bebek ağlaması duymak istemiyorlar. Hele de uçuşun sonunda çok önemli bir iş toplantısına yetişeceklerse, dinlenmiş olarak seyahat etmeleri gerekiyor” demiş bir yetkili.

Dinlensinler tabii, Allah zihin açıklığı versin.

Malezya’ya yakın zamanda gitme planım yok, gitsem de First Class uçmayacağım. O yüzden bu kısıtlama şu anda beni çok bağlamıyor açıkçası.

Ancak çocuklu ailelere genelde yapılan cüzamlı muamelesini yadırgıyorum.

Yaklaşık 10 sene Amerika’da yaşadım. Bu 10 sene içinde neredeyse 20 kere Atlantik ötesi uçuş yaptım. Her uçuşta bebekler, çocuklar vardı. Uçağa binerken “umarım yanıma çocuklu bir aile düşmez” diye geçirirdim içimden. Başıma daha önceden bir şey geldiğinden değil de, rahat edemeyeceğim korkusundan.

Ve o 20 uçuştan aklımda kalan kötü tecrübelerin hiçbirinin kaynağı çocuklar değildi.

Şimdi anneyim. Yolun diğer tarafına geçtim. Biri elimde, diğeri kucağımda iki çocuğumla uçağa binerken başkaları benim için “Umarım yanıma oturmaz” diye düşünüyorlar artık. Haklılar da. Kimse 10 küsur saat boyunca kaçma olasılığı olmayan bir kutunun içinde durmadan ağlayan bir bebekle, ya da koltuğunun arkasını tekmeleyen bir çocukla seyahat etmek istemez. Ben de istemem.

Ancak burada ana problemin çocuklar değil, o çocukların ebeveynleri olduğunu unutmamak lazım. Aklıselim bir insan, ebeveyn olsun olmasın, başkalarını rahatsız edecek bir şeyi bilerek ve isteyerek devam ettirmez.

Sorumsuz insanlar, anne-baba oldukları zaman sorumsuz ebeveynlere dönüşüyorlar. Ancak bu insanlar çocuklarının dizginlerini sadece uçakta salıvermiyorlar – maalesef. Uçakta başkasının koltuğunu tekmeleyen çocuk aynı şeyi restoranda da yapıyor. Aynı çocuğun annesi, bir başkasının evine ziyarete gittiklerinde koltukların tepesinde zıplayan oğlu için “çocuk bu” deyip geçiştirirken, babası da arabada yediği cipsin paketini caddeye atmasına ses çıkarmıyor. Bunları göz ardı etmemek lazım.

Bundan birkaç sene önce, Deniz iki-iki buçuk yaşındayken onu pusetine koyup bir kültür merkezindeki sergiye gittim. Galeriye geldiğimde girişinde “Çocuklara yönelik programlarımız dışında etkinliklerimize çocukların girmesi yasaktır” yazısı beni hayal kırıklığına uğrattı. Elbette ki çocuğumun patates kızartması yediği elleriyle yağlı boya tabloları ellemesine izin vermeyecektim. Ancak küçük yaştaki çocuğuna sanatı sevdirmek isteyen bir ebeveyn olarak ona sanat sergisi gösterememek beni rahatsız etti.

Yanlış anlaşılmasın. “Çocuklar her yere girebilmeli, çocuklu aileler hiçbir şeyden geri kalmamalı” değil düşüncem. Cemal Reşit Rey’deki bir resitale bir buçuk yaşındaki çocuğumla gideyim demiyorum. Çocuksuz tatil köyleri de olsun, isteyene uçak seferleri de.

Ancak çocukları belirli ortamlara sokmamak değil çözüm. Toplum olarak çocuklardan değil, onları başıboş bırakan ebeveynlerden korkmamız lazım. Güzel akıllarımızı “Çocuklu aileleri uçağa nasıl olur da almayız” diye harcayacağımıza, “Sorumlu yetişkinler nasıl yetiştiririz?”e yönlendirirsek insanlık adına daha faydalı bir iş yapmış oluruz.

***

Bu yazı ilk olarak Mahmure.com’da yayınlanmıştır.