20 Yorum

İşaretler

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Siyah tarafından kaleme alındı.

Siyah’ın tüm yazılarına Siyah etiketinden ulaşabilirsiniz.

***

Rüyalarınıza inanır mısınız? Ya da karşınıza çıkan aksiliklerin size bir yere yönlendirmeye çalıştığına? Hayat hakikaten bize işaretler gönderiyor mu? Peki, eğer öyleyse bunlara uyarak ya da uymayarak doğaya karşı mı geliyoruz, yoksa biz ne yaparsak yapalım varacağımız yer zaten hep aynı mı? Bu dünyada sadece yol seçme lüksüne mi sahibiz, varış noktasını belirleyen başka güçler mi?

Beni İstanbul’a davet ettiğinde, aslında sadece “gel” dediğinde o an ışınlanıp orada olmak istedim. Su olup akabilirdim İstanbul’a kadar. Oysa gerçeğe döndüğümde uçak bileti, otel rezervasyonu, çocukların sorumluluğu, Arızaya olayı anlatabilmek, … öyle çok engel vardı ki… Ama o bana “gel” demişti, nasıl engel tanıyabilirdim?

Önce çocuklar dedim ama annem Ankara’daydı. Evet, çocuklar ortada ne yapacağım… Arıza Cumartesi-Pazar eğitimde olacaktı; iki gün çocukları kime bırakacaktım? Bakıcıma ağız eğmekten nefret ediyordum. Daha iki gün önce bir kaprisi yüzünden ipleri koparma noktasına gelmiştik. Büyük teyze ikisiyle başa çıkamazdı. Ya halam? Yoo, o da çok yaşlı. Sadece iki günüm var.

Akşam Arızaya aylardır beklediğim kongrenin hafta sonu olduğunu, illa gitmem gerektiğini söyledim. Uzun uzun onun bana ihtiyacı olduğunu, gitmem gerektiğini anlatmak istemiyordum. Gözüme bakıp anlasa ne olurdu sanki? “Peki” dedi “ya çocuklar?” “Bilmiyorum, halledeceğim” dedim. Perşembe günüydü. Sabahtan kuzenimi aradım. Hafta sonu çiftlikte olacağını söyledi. Ben daha soramadan o kapı da kapanmıştı.

Çıldıracaktım. Neyse, diğer ayrıntıları halledeyim bari dedim. Otel rezervasyonunu yapmak için siteye girdim. Allah’ım kredi kartı bilgilerim… Kartım nerde? Ofiste evraklar havalarda uçuşuyor. Bilgileri girdim, en sevdiğim o puslu otelin edebiyat kokan odalarından birini ayrıttım aman yarabbi dünya para neyse dedim bir gece… Öde kızım Siyah. Ödedim. O da ne! Site kilitlendi! Neyse, hadi çık bir daha gir, aynı hayallerle bir daha ayırt, odayı ödemeyi yap. Ohh… Bu sefer OK .

Hala çocuklar açıkta. Offf, ne yapacağım? Akşam telaşımı gören bakıcım sonunda bana gelip hafta sonu çocuklara bakmayı teklif etti. Yapabildiğim tek şey boynuna sarılmak oldu. Öyle bir baktı ki bir daha aynı şeyi hiç yapmadım… Beni sevmiyordu.

Liste yapıyordum: (1) Uçak bileti – tamam. Cuma akşamüstü 18 uçağıyla gidiyorum. İşten iki saat erken çıkar yetişirim (2) Otel – tamam. Ödeme yapıldı (3) Arıza OK. Fırtına atlatıldı. (4) Çocuklar cici ablalarıyla.

Her şey yolunda, süper!

Cuma öğlen yemeğinden döndükten sonra cebim çaldı; yabancı bir numara. Açtım; havayollarından arıyorlardı. Uçuş bazı teknik nedenlerle iptal olmuş onun yerine 20:30’daki uçuşa veya başka bir havayolunun 18.30’daki uçuşuna aktarıyorlardı. Dolu dolu yaşamak istediğim bir hafta sonum vardı ve ben Cuma günümün helak olmasını istemiyordum. 18.30’u kabul ettim ve kapadım. Sekreter Mimi ile paylaşırken “Şaka gibi” diyordu “Hangi tarifeli uçuş iptal olur ya? Siyah, sen gitme. Bak ben hissederim, sen o uçağa binme” diyordu. “Haberler hep böyle hikâyelerle dolu son dakika iptal olduğu için uçağı buna binmişti” diye. Off, abartıyordu. Ve O bekliyordu, ne olsa gidecektim.

Ofisten surat asan müdürümle göz göze gelmemeye çalışarak çıktım. Küçük valizim ve ben Havaş’a doğru yürümeye başladık. Havaş durağına geldiğimde telefonum çaldı. Otelden arıyorlardı. Bir gece rezervasyonu için iki kere ödeme yapmıştım. (Yani o ev kirasına benzeyen oda parasını iki kere ödemiştim.) İptal edeceklerdi ama bu saatten sonra yetişmiyordu, anca Pazartesi günü karta iade edebilirlerdi.  Limitimi iyice zorlamıştım bu seyahat için ve ‘double check’le kartımda limit kaldığını sanmıyordum. Mantığım o dakika itibariyle dönmem gerektiğini söylemeye başlamıştı. Saat 15.30’du. Havaş 1 saat sürse kahve içecek ve rahat rahat check-in yaptıracak sürem vardı. O sırada kaçak bir dolmuş havaalanına müşteri topluyordu. Saat başı gelen Havaş’tan ve yavaş yavaş seyahat etmekten hoşlanmayanlar için bulunmaz nimetti. O kadar otomatik bir hareketti ki… Saniyesinde valizim kucağımda arabadaydım, ve tabii 15 dakika sonra da havaalanında. 18:30’da uçağım vardı ve ben 2 saat 45 dakika önceden oradaydım. Neyse çok seyahat eden ve gecelerini hava alanı desk’lerinde geçirmiş biri olarak hazırlıklıydım. Kitabımı çıkardım, kahvemi aldım valizimi kendime tabure yaparak ayağımı uzattım.

Zaman geçmiyor ve ben gitgide heyecanlanıyordum. Önce ilk anons İstanbul uçağı rötar veriyordu. “45 dakika, bir şey olmaz alışığım buna” dedim. Sonraki 15 dakika, 30 dakika ve yine bir 45 dakikaya da alışık değildim. Allah aşkına söyler misiniz, bu trajediye kim alışık olabilirdi ki? Bu saatler süresince yani uçağa binmeme kadar geçen süre tam 4 saat 45 dakikaydı ve ben herkesi aramıştım. En son sekreter Mimi’ye “bak vasiyetimdir” diyordum bu uçak düşerse A havayolunu dava edin.” Mimi “iyi de, sen B havayoluyla gitmiyor musun?” dedi. “Evet ama A havayolunun uçağı iptal oldu diye buna biniyorum” dedim. Ayrıca bu olayı o kadar sündüre sündüre ve inanılmaz bir enerjiyle anlatmışım ki yanımdaki her halinden bilgisayarcı olduğu anlaşılan çocuk bana dönüp “Bakın” dedi, “deminden beri istemeden telefonlarınıza (yaklaşık 10 taneydi) şahit oldum. Dehşet bir hikâye. Eğer bu uçakla ilgili bildiğiniz bir şey varsa bana söyleyin ben buna binmeyeceğim. Küçük bir kızım var ve sadece 3 yıldır evliyim.” Gülümsüyordu ama yüzünde garip bir ifade vardı. Hatta sonunda “Bakın, eğer uçak düşecek olursa ve eğer biz hayatta kalırsak son sürat o kaza mahallinden kaçın iki elim yakanızda olur” demişti.

Havaalanında yaptığım telefon görüşmelerimden birkaçı O’nunlaydı. Artık yalvarıyordu, “Bu kadar aksilikten sonra n’olur gelme. Bak içimde kötü bir his var n’olur gelme” diyordu. Geri dönemezdim. Ne diyecektim Arızaya? “Senin hiçbir şeyden vazgeçmeyen katır karın 5 saat havaalanında geçirdikten sonra içinde kötü bir his olduğu için kongreden vazgeçti” mi? Kızıma anlatsam o bile inanmazdı.

Neyse bindim o uçağa. Cuma gecem gitmişti. Otele vardığımda saat nerdeyse gecenin 11’iydi.

“Sevgili” İstanbul’da geçireceğim “harika” hafta sonum böyle başlamıştı. Bazen işaretler gözümüze girse de biz onları bilgisayar diliyle “ignore” ediyoruz. Ama yine aynı yola dönüyoruz.

O hafta sonu hayatımın en büyük hayal kırıklığıydı. Aslında benim uçağım İstanbul’a vardıktan sonra düşmüştü, hem de tüm dostluk anlayışımın üzerine. Ve o enkazda hayatta kalan tek kişi bendim; çünkü diğer yolcu meğerse hiç o uçağa binmemişti.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

20 yorum

  1. Ayy Ben pek bisey anlamadim, O Kim oluyor? Hele son cumle karmasik, aciklama yapabilirseniz sevinirin

  2. ben de anlamadım. Gel diyen kim? O gelmemis mi söz verdiği halde? Ne oldu simdi?

  3. Ben isaretlere inaniyorum. Ama bence yine de iyki o ucaga binmissiniz. Hayat boyu ” ya binseydim” demek hic bana gore degil. Malesef isin icine duygular girince kadinlar “o” ucaga binip “o” na gidiyorlar. Hic uzelmeyin. “o” ucak size aslinda “o” diye birinin olmadigini gostermek icin havalandi. Artik keskeniz olmasa gerek…

    • :).Bir sürü var aslında ama en büyüğü: Keşke ilk düştüğümüzde akıllansak ta, tekrar tekrar düşmeyi beklemesek

      • Benim bunun icin bir tezim var. İsaret dediklerimiz hayattaki oncu depremler aslinda. Okuyamadigimiz zaman siddetleri hep artiyor. Ve sonunda evren dayanamayip ” eee matem anlamadin gunah benden gitti al sana ana deprem” diyor. Ben kac kez o ana depremle karsilastim. Ve inanirmisiniz yine olsa yine ayni seyleri yapardim. Cunku insan ancak o deprem anlarinda ( iyi yada kotu) yasanmislik hissediyor. Bosverin siz dusmeye devam edin ki hep daha guclu kalkin. Hani o siz gibi. ” oldurmeyen aci guclendirir” !!

  4. Ben isaretlere inaniyorum. Ama bence yine de iyki o ucaga binmissiniz. Hayat boyu ” ya binseydim” demek hic bana gore degil. Malesef isin icine duygular girince kadinlar “o” ucaga binip “o” na gidiyorlar. Hic uzelmeyin. “o” ucak size aslinda “o” diye birinin olmadigini gostermek icin havalandi. Artik keskeniz olmasa gerek…

  5. Devamini heyecanla bekliyorum 🙂

  6. biraz karışık olmuş,kişileri anlamadım ama ana fikri anladım diyebilirim

  7. Zevkle okudum çok güzel bir “öykü” olmuş. Kimbilir kaç kere benzer seyleri yasıyoruz ve anlam veremiyoruz o an. Ben böyle durumların “her iste bir hayır vardır” sözünün sağlaması olduğunu düşünürüm.

  8. Ben de varış noktasının belli olduğuna inanıyorum. Ona giden yollarsa çok çeşitli. Yoldan sapmaya çalıştığımızda ise kazalar-aksilikler başlıyor, bizi aynı yola döndürmek için. Sizin hikayenizdeki olayı ben çok defalar yaşadım, ama sonunda hep O’na çıktı. Ve O’ndan minik bir kızım oldu. Varış noktasına gelmeden bir karara varmak kolay değil.

  9. Bu hikayeden bişey anladıysam o da doğru mu değil onu anlayamadım. ama eğer doğru anladıysam, O aslında hiç olmamış bunu anladınız bu yolculuk sayesinde, bence doğru yer eşiniz ve çocuklarınızın yanı 🙂 geri dönün yol yakınken ve yolculuktan hayal kırıklığıyla dönmüşken…

  10. Eş,çocuklar,O…Aldatma Hikayesi mi bu?

  11. Yazanın kendini açıklama çabası olmaması gerekir derim hep amaaaa mekan benim değil o nedenleee açıklıyorummmmm 🙂
    hayır uçak dostluk anlayışımın üstüne düştü diyorum ya son cümlede oradan anlaşılacağı üzere her ne kadar karşık bir yazı olsada 🙂 “O” yıllarca sırtınızda taşıdıgınız ama bunu farketmek için en az 10 kere burun üstü düşmeniz gerektiği ve anladıgınızda geriye baktıgınızda tüm evrenin zaten yıllardır bunu yüzünüze karşı avaz avaz bağırdıgını farkettiğiniz, hiç dost olmamış dostunuzdur…. hepimizin hayatında da en az bir tane vardır dimi

    • sanirim yanlis anlamaya sebep olan ifade ,”Arıza” ya gercekten nereye gittiginizi soylememeniz olmus .Neticede icinizden gecenleri yazmissiniz dost veya sevgili farketmez bu yuzden kimsenin sizi yargılamaya hakkı yok bence .ve evet anlamak icin biraz sakin ve dikkat vererek okumak gerekiyor 🙂 dostlugun uzerine dusen ucak konusunda evet hepimizin bu konuda maalesef aci deneyimleri var .bir sure sonra bu tip kazalarin daha hayırlı oldugunu hatta iyi ki de oldugunu kabulleniyor insan ….

  12. Aslında bunu tüm kararlarımıza genelleyebiliriz. Kararlarımız esnasında hep işaretler beliriyor. Eğer büyük bir kararsa -evlilik gibi- en ufak bir işarette bile tekrar sorgularım ben. Fakat küçük bir kararsa tüm devasa işaretlere rağmen intla onu uygularım. Sonunda da burun üstü yere toslamıştan beter olurum 🙂 İnsanoğlu işte “yaparak yaşayarak” düşe kalka öğrenmek hoşuna gidiyor 🙂

  13. Ne yalan söyleyeyim, Siyah bu yazıyı bana ilk gönderdiğinde ben de iki kere okumak zorunda kaldım. Ancak ikinci okuyuşumda anladım, sevdim, ve kendimden bir şeyler buldum.

    Bazen benim de bazı şartları çok zorladığım olur bazı olaylar için, ve o olaylar hep kötü sonuçlanır. Gerçi onları yaşamadan da bilemez insan. 6. hissinin çok kuvvetli olması lazım belki bazı işaretleri önceden okuyabilmek için…

  14. ben zorlamaz ve geri dönerdim. sonradan da asla keşke demezdim. mizacım böyle. olmuyorsa ısrar etmem ama bir ışık gördüysem imkansızı denerim.

    işaretlere ve rüyalarıma da inanırım. ben birkaç varış noktası seçeneği ve bu noktalara giden, seçebileceğimiz yüzlerce yol olduğuna inanıyorum. çoktan seçmeli bir hayat yaşadığımıza göre bazen sallamakta bir sakınca yok!

    ayrıca “gel” dediğinde iki elim kanda da olsa gideceğim biri yok. bu iyi mi, kötü mü bilemedim şimdi.