10 Yorum

Yaz Güncesi – 2

Sevgili Günlük,

Hadi yine iyisin, iki gün üst üste yazıyorum sana. Her gün böyle vakit ayıramam, bak benden söylemesi.

Tatilimizin bu ikinci gününün sabahında Deniz babasıyla işe gitmek istedi. Kahvaltıda babasına “Hani sen beni işe götürecektin?” diye sorunca babası dayanamadı. Zaten daha önce bahsetmişti onu götürmek istediğinden. Ve zaten öğlene kadar ofiste olacak, sonra ablasını almaya gidecekti havaalanından. Dolayısıyla anlaştılar.

Deniz babası gibi polo yaka t-shirt giymek istedi. Babası gibi “postacı gibi” çanta istedi. Babası ona eski laptop çantasını verdi. Deniz içine kendi laptop bilgisayarını (!), boyama kitabını, boya kalemlerini ve geçen gün film çıkışı McDonalds’dan çıkan Kung Fu Panda oyuncağını koydu. Su matarası ve meyvelerini de koyduk çantaya. Tastamam oldu, böyle:

Deniz ofiste çok eğlenmiş. Bilgisayarında çalışmış. Resim yapmış. Beyaz tahtaya marker’la bir şeyler çizmiş. Babasının telefonunda bir tane Little Einsteins seyretmiş. Bilgisayarda araba oyunu oynamış.

Öğlen babaannelerde buluştuk hep birlikte. Doğan’lar havaalanına giderlerken ben de çocuklarla Akmerkez’e attım kendimi. Evde onları oyalamak daha zor geldi, kolaya kaçtım. Tesadüfe bak ki, girdiğimiz kapının hemen karşısında üç ayakkabıcı, üçünde de biiir sürü indirim. Eh, benim de ciddi ayakkabı ihtiyacım vardı, bir daha ne zaman geleceğim diyerek girdim içeri. Derin pusetinde uyuyup uyumayacağına karar vermeye çalışırken Deniz bana “Anne bu güzel mi, bu nasıl, bunu alalım mı?” deyip durdu. Bir tanesini denememde ısrarcı olunca “Onu beğendim, ama alacak kadar beğenmedim” dedim. Ondan sonra bütün beğendiklerini “Anne, bak ben bunları alacak kadar beğendim, denesene” diye önüme getirdi.

Bana mağazada yardım etti (!) Deniz. Bir sürü model çıkardı verdi önüme. İki tane beğendiysem, onun hangi rengini daha çok beğendiğini sorup onu denedim. Sonunda şunda karar kıldık.

Kısa günün karı, ben de kendime bir ayakkabı almış oldum böylece. Uzun süredir kahverengi tonunda ayakkabı sıkıntısı çekiyordum, iyi oldu.

Sonrasında Deniz oyuncakçıya gitmek istedi. Bir şey almayacağımız konusunda sözleşerek gittik. Çok usluydu canım, baktı baktı, hadi gidiyoruz dediğimde de geldi. O oyuncaklara bakarken ben Derin’i üzerime astım. Çünkü çok uykusu gelmişti ve tabii ki de pusetinde uyumuyordu. Oyuncakçıdan çıkınca bayağı bir dolandık o halde. Üst kata çıktık, sonra tekrar alt kata indik. Tekrar oyuncakçıya gittik. Pet shop’ın önünden geçerken Deniz köpeklere bakmak istedi. Her lafa limon sıkan anne olmak istemediğim için ona Pet Shop’ın iyi bir şey olmadığını düşündüğümü anlatmadım, ama uygun bir zamanda anlatacağım.

Tam Derin’in sling’de uyuyakaldığı sırada Doğan aradı, bizi almaya gelmiş. Derin slingde üzerimde asılı, bir elimde Deniz’in eli, diğer elimde bebek arabası kapıdan çıkmaya çalışırken hızlı adımlarla arkamdan bir adam yaklaştı. Kapıyı tutacak bana sağ olsun diyerek önüme geçmesine izin verdim. Adam iki elim dolu, üzerimde bir çocuk asılı olduğum halde gayet pişkin bir şekilde kapıyı açtı, dışarı çıktı, kapı suratıma kapandı. Etraftaki herkes bakakaldı, ben de şaşkına döndüm ama adamın terbiyesizliğine de acayip sinirlendim. Ellerim dolu, bir yandan ayağımla kapıyı açmaya çalışırken milletin çantasına bakmakta olan güvenlik görevlisi “Bir dakika hanfendi, size yardım edeyim” dedi. Ben hala ötekine sinirlenmiş, bağırıp çağırırken Deniz’ciğim de can havliyle koca cam kapıyı itmeye çalışıyordu. O sırada başka bir adam yetişti -ben hala diğerine “Kapıyı açacak sandım, bu kadar olmaz!” diye söylenirken kapıyı açtı, Deniz de bir yandan itmeye devam etti. Çıktığımızda da “Anne, kapıyı ben açtım sana, di mi?” dedi, canım oğlum benim. Bir yandan cırtlak halimden utanırken, elalemin koskoca adamının öğrenemediği centilmenliği 5 yaşındaki oğluma öğrettiğimi fark ettim. Hıyar adam, hala sinirliyim.

Eve döndüğümüzde görümcemler gelmişti. Deniz’le kuzenleri sevgi yumağı oluşturdular. Hediyeler açıldı, legolar oynandı, yemekler yendi, dondurmalar yalandı. Çocukların ne kadar büyüdüğünü bir kez daha fark ettik, hiç kavga etmediler bu sefer. Hatta eve gelirken Deniz bayağı arıza çıkardı Ali’den ayrıldığı için. Yarın gelecekler diyerek ayrıldık. Hakikaten de ya yarın, ya öbür gün gelecekler.

Yolda Deniz uyur diye ümit ettim ama ne Deniz, ne de uykusu yarıda kalan Derin uyuyakaldı. Deniz’in arabada gözleri tam kapanmak üzereydi ki eve geldik. Yatmamak için binbir bahane: karnı acıkmış da, bir şeyler yemek istiyormuş da, bıdı da bıdı. Bahaneydi hepsi, neyse yattı yatağına. Tam uyumak üzereyken bana iyi geceler demek için çağırdı beni odasına. O sırada elimdeki şeftalinin son lokmasını ısırmış, çenemden damlayan suları siliyordum. Odasına gittim, ve:

Deniz: Anne?
Elif: Efendim Deniz’ciğim, neden çağırdın?
Deniz, ağız şıpırtılarımı görerek: Yemek mi yiyosun?
Elif: Ha-yırrrr.
Deniz: Ne yiyosun?
Elif: Bir şey yemiyorum:
Deniz: **Snıfff… Snıfff…” Meyve mi yiyosun?
Elif: Hayır.
Deniz: Meyve kokuyor.
Elif: Şeftalili krem sürdüm, ondandır.
Deniz: Anneh… Bana kayısı getirir misin?
Elif: Peki…

Deniz bir kayısıyı götürdü. Sonra onun ekşi olduğunu öne sürerek bir tane daha istedi. Ama oyuna gelmedim, çünkü onun ardından bir tane daha kayısı, belki bir şeftali, hatta bir armut daha gelecek; sonrasında sütle devam etmek isteyecekti. Yeter ki uyku faslı uzasındı çünkü.

Nitekim ağzına kayısıyı attıktan yaklaşık 5 dakika sonra horluyordu.

10 yorum

  1. Tam Neva’lar sag saglim geldi mi diye sormak icin yazacaktim, bu yaziyi gordum. Oh, harika! Belki Neva bahsetmistir, Derin’in crocs’lari bende. 🙂

  2. eliifff bu yazı dizisinin hastası oldum 🙂

  3. Alışveriş merkezindeki keresteden yapılma adama ben de sinir oldum :)) böyle insanların eşlerine ve çocuklarına çok acıyorum…
    Bizi bu yazı dizisine alıştırırsanız arkasının gelmesini isteriz ama :))

  4. Bu yaz güncesi hep devam etsin..sonra “kış güncesi” olsun..olsunda olsun…bayılıyorum okumaya..:))biliyorum senin için zor oluyor ama…bende böyle bir şey yazmaya çalışıyorum uzun zamandır ama hakikaten zor oluyor vakit ayırmak..
    Öperim Deniz’i..

  5. papişlerin çok yakışmış, çok beğendim..güle güle gez onlarla inşallah..
    bazen çalıştığım yere çocuklarını getiriyorlar.. çocuklar pek mutlu oluyor çok hoşlarına gidiyor iyi yapmışsınız..

  6. Ooo hem de topuklu 🙂 Pek hosmus .

  7. ya kımse sormamıs nirden aldın 🙂 gule gule geyinn:)

  8. Ben de sabah işe geldim, çalıştım. Akşam eve gittim. Kızımla oynadık biraz, yemek yedik, ve yattık. Çalışan annenin yaz güncesi 🙁

  9. Ayakkabıların çok hoş, güle güle giy. Avm’deki adama sinir oldum, insan yardım eder, saygısızlık, had safhada resmen !! Deniz’in meyve sevdasına hayranım, ne güzel meyve seven bir çocuk. Umarım Ezgi’de sever

  10. Elifcim ben sana daha kötü bir örnek anlatayım. Çok yakın bir arkadaşım geldi Amerika’dan Türkiye’ye tatile, biri 5 diğeri 3,5 yaşında 2 çocukla. Aynı zamanda kendisi 7 aylık hamile. Bu halde bir taksi şoforü onu ineceği yerden çoook önce indirip siz burada yürürsünüz demiş yolda başka bir yolcu görünce. Benim sevgili arkadaşım da kendi sinirini bozmamak için sesini çıkarmamamış. Ben pes diyorum bırak nezaketi adam aldığı paranın karşılığını bile vermiyor. İşin insanlığını geçtim zaten. Ben hep diyorum ve demeye devam edeceğim, bizim milletin yardımseverliği sadece eşe dosta tanıdığa, tanımadığımız kimseye günahımızı vermiyoruz.