12 Yorum

Bir Nefesmiş Hayat – 12

Güz’ün hikayesi Belde’nin kaleminden devam ediyor. Belde’nin tüm yazılarına Güz’ün hikâyesi etiketinden ulaşabilirsiniz.

***

Bir bebeğin varlığının kapladığı alan; uyuması, gülüşü, sesi, kokusu … uçsuz bucaksız sınırsız sevgisi. Her yerde olmak bunun gibi bir şey olmalı. Genelde birisini kaybettiğimiz zaman anlarız yokluğunun yarattığı boşluğu. Biz, o doğduğu zaman hissettik bu boşluğu; meğer ne kadar büyükmüş. Evdeki varlığı sanki bunun bir kanıtı oldu bize. Zaman gerçekten de ne kadar göreceli; şimdi o günlere baktığımda bazen yıllar yıllar geçmiş gibi; ama duygulara baktığımda bir o kadar sıcak.

Güz geldikten sonra gecemiz gündüzümüz oldu. Yaklaşık bir ay onu odasında yanlız bırakmadık. Geceleri beraber hemen yanındaki bir yatakta uyuduk. Bir ay sonra yanlız uyumaya başladı. Odasına, yatağına hemen adapte oldu. İlk başlarda on dakika bile oksijenden ayrılamadığı için genellikle odasında vakit geçiriyorduk. Bizim içinde adapte olmak kolay değildi; hem bebeği, hem oksijen konsantratörünü, hem ayağına bağlı olan nefes ve kalp değerlerini ölçen pulsoksimetreyi ve bir sürü kabloyu taşıyıp odadan odaya geçmek bile bir olaydı. Çabuk alıştık bu durumlara, bir süre sonra normal bir süreç olmuştu herkes için.

Hastaneden çıkmadan önce ayarladığımız doktor kontrollerimizi hiç aksatmadık. Normal takibimizi yapan yenidoğan doktorlarımızın yanı sıra, göğüs hastalıkları, gastroentereloji,  nefroloji, kardiyoloji, nöroloji, göz, fizik tedavi gibi çeşitli bölümlerin takibi altında birçok kere hastaneye gidip geldik. Her ay sık yapılan kan ve idrar tahlilleri hayatımızın bir parçası halindeydi. İlk başlarda kocaman oksijen tüpüyle gezer; bir yere gidilecekse en az üç kişi gidilir, anne Güz’ü, baba tüpü, anneanne ya da dede de gereken eşyaları taşırdı. Kısa sürede daha mobil olmayı da öğrendik; tüpümüzü küçülttük, bebek arabasının tüpü taşıyabileceği gibi bir düzenek hazırladık. Bu bize hem hareket kolaylığı hem de pratiklik getirdi.

Zaman ne kadar da çabuk geçmiş; doğum günü gelip çatmıştı bile. Bebeğimiz eve geleli on bir gün olmasına rağmen tam bir sene bitmişti. Doğum gününü kutlayacak mısınız diye soranlara, yapamayız herhalde… Bu sene kutlayamayız… Eve kalabalık çağıramayız… nasıl olur ki.. gibi bir sürü düşünce silsilesinden sonra içimiz biraz buruk halde kendi içimizde ufak bir pasta kesip anısı olması adına fotoğraflarını çekeriz cevabını verebiliyorduk.

Aynı gün nöroloji doktor randevumuz vardı; iyi ki de varmış. “Bu çocuk bir senesini dört duvar arasında geçirdi; aman eve kapatmayın daha fazla, çıkın dışarıdedi. “Gelişim için en önemli şeylerden biri de uyaranlardır; havayı hissetsin, ağaçları görsün, toprağı koklasın, yağmuru yaşasın…” vb. söylemler bizim hayatımızın yönünü değiştirdi. Evet, bebeğimizin enfeksiyonlara açık olması yüzünden onu daha çok korumamız gerekiyordu ama bu bizi durdurmamalıydı. Güz’ü normal bir çocuk gibi yetiştirmeli ve büyütmeliydik. Evimize kalabalıklar gelemezdi, o zaman biz dışarı çıkardık ve öyle yaptık. O gün hastaneden dönerken Güz’ün doğum gününü kutlama kararı aldık. Hemen arkadaşlar, akrabalar arandı, pastaneden kocaman bir pasta alındı, parkın piknik alanında yerler tutuldu. Biz oraya varana kadar bir senedir Güz’ü görmeyi dileyen onu merak eden dostlarımız ağaçları süslemişler, masaları kurmuşlardı bile. Gerçekten bir organizasyon yapmayı düşünsek bu kadar başarılı olamazdık herhalde. Günümüz çok güzel geçti. Doktorlarımız bizi kutlamak için telefonla aradı;  Güz’ün adına kendi aralarında pasta kestiklerini söylediler ve biz davet edince parka kadar geldiler.

Güz nasıl hissetti acaba o gün? İlk defa devasa boyutta canlıları, ağaçları gördü, kalabalık bir halde gelip onu seven insanları ve bir de daha küçük insanları gördü. Sanırım sonunda daha küçük insanlara ilgi göstermekte karar kıldı; kuzenleri Defne, Cem ve yakın arkadaşı Tuna da onu çok sevdiler. Tuna ve Cem pastasını üflerken, insanlar bir yandan şarkı söyledi, bir yandan da alkışladı. “İyi ki doğdun Güz bebek.. Mutlu yıllar sana.. Mutlu yıllar Güz bebek.. Mutlu yıllar sana…” Kim bilir tüm bunlar ne kadar da ilginç geldi Güz’e.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

12 yorum

  1. bayılıyorum mutlu sonlara. yani, mutlu başlangıçlara…

  2. Güz çok güçlü , çok savaşçı bir bebek olarak gelmiş dünyaya..Bundan sonra hayat ona hep güzellikler getirsin,sağlıkla , mutlulukla nice doğumgünleri kutlasın inşallah..Sevgiler..

  3. Allah ona sağlıklı,huzurlu,ailesiyle birlikte uzuuuun bir ömür nasip etsin. Nice nice yaş günlerine..

  4. iyi ki ama gerçekten iyi ki doğmuşsun küçük dev adam!

  5. “İlk başlarda kocaman oksijen tüpüyle gezer; bir yere gidilecekse en az üç kişi gidilir, anne Güz’ü, baba tüpü, anneanne ya da dede de gereken eşyaları taşırdı.” çok tanıdık. tüpsüz gittininiz mi bilmiyorum hiç ama çok kolay oluyor :))

    bora nın ve bilge nin annesi

  6. Resim muhtesem, cok mutlu gorunuyor bence, iyiki boyle kutlamissiniz. Yuzunde de muzip bir gulumseme var gibi cikmis, tam yemelik:).

  7. çok teşekkür ederim 🙂 yorumlar için

  8. iyiki doğmuş güz bebek

  9. güze bak ne tatlı,cin gibi bakıyor maşallah

  10. UMARIM ARTIK ZORLUKLARIN HEPSİ GERİDE KALDI, GÜZ’E ARTIK HEP GÜZELLİKLER, HEP MUTLULUKLAR GEREK….

  11. Nice yıllara Güz bebek, mutlu yıllar :)))