16 Yorum

Bir kavuşma hikâyesi

Doğum, sabır gerektiren bir süreç; anne için de, doktor için de. Anne ve bebeğin sağlığı için mutlaka gerekli olmadığı sürece suni sancı, rutin epizyotomi, annenin karnına bastırmak gibi uygulamalar doğumun doğal akışını sekteye uğratma riski taşıyabiliyor. Aşağıdaki hikayeyi bunu akılda tutarak okumanızı rica ediyorum. Ve tabii ki unutmayalım: Her doğum farklı, ve sonu mutlu biten her hikaye aslında pozitif bir doğum hikayesi.

Sevgili Rana’ya doğum hikayesini paylaşarak normal doğumu yaygınlaştırma konusundaki naçizane çabama katkıda bulunduğu için teşekkür ediyorum.

~~

Bu bir kavuşma hikayesidir

İki yıllık evliydik bebek yapmak istediğimizde. Ben bir süredir çalışmıyordum ve kendim büyütmek istediğim için “tam zamanı” diye düşünmüştük. O zamanki doktoruma gittim ve “hadi” dedim, “ben hamile kalmak istiyorum, ne gerekiyorsa yapalım.” Meğerse sandığım kadar kolay olmuyormuş bu işler…

Önüme uzuuun bir tahlil listesi koydu Sühendan Hanım. Sonra bir de baktık ki milimetrik taşlarla dolu bir safra kesesi, antikorlara gizlenmiş bir tiroid sorunu ve insülin direnci! “Hemen olmaz” dedi, “önce seni hazırlayalım, bebek nasılsa gelir..” Önceleri çok bozulmuştum bu duruma, ama bugün iyi ki de onun sözünü dinlemişim diyorum. 9 aylık bir hazırlık süreci geçirdim; taş yüklü safra kesemi aldırdım, tiroidimi düzenlemek için ilaç kullanmaya ve insülin direncimi kırmak için kilo vermeye başladım. 2009 Haziran’da artık hazırdım.

İnsan bir kez niyetlenince, hemen istediği olacak sanıyor; tabii ki öyle olmadı. Hamile kalmam 6 ay sürdü. Regl dönemlerinde korkarak beklemek, hatta bazen dayanamayarak testler yapmak, hayalkırıklıkları yaşamak ama moral bozmamaya çalışmakla geçen 6 ay… Sabırsızlandığımız ve “artık yardım mı alsak” diye düşündüğümüz anda geldi bizim müjdeli haberimiz. Takvimler 10 Ocak 2010’u gösteriyordu.

Reglim 1 hafta gecikmiş ve sonucu negatif çıkan birkaç idrar tahlili yapmıştım. Nedense hamile olmadığımdan emindim ama Sühendan Hanım’ın ısrarıyla, o pazar sabahı kan verdim ve arkadaşlarımızla brunch programına devam ettim. Hastaneden aradıklarında öğle saatleriydi ve ben kulağımda telefon, nutkum tutulmuş vaziyette, gözlerimden durmaksızın akan yaşları kontrol edemiyordum. Sonrası kocamaaan bir mutluluk hikayesi tabii ki…

Hamileliğim boyunca tuttuğum günlüğe bakıyorum da, hep olumlu ifadeler kullanmış, huzurlu bir gebe olmuşum ben. Bolca inşallah demiş, çokça da dua etmişim. Ne çok fazla bulantım oldu, ne de çok ağrım sızım. Biraz da dirençliyim galiba ağrıya sızıya, darısı doğumun başına demişim. Annemin benimle yaşadığı negatif, kardeşimle yaşadığı oldukça pozitif doğum hikâyelerinin ardından, hep normal doğurmak istemiştim ben. Sanki mucize ancak o şekilde tamamlanabilir gibi geliyordu. Normal doğumun sezaryene göre üstünlüklerini çok da bilmiyordum aslında. Hepsini hamileliğim boyunca okurken öğrendim. Sağlığıma ve doğuma faydalı olacağını bildiğim halde, yalnızca canım istemediği için, düzenli yürüyüş veya egzersiz yapamadım ve herhangi bir doğuma hazırlık kursuna katılamadım; bunu da hiç kafama takmadım. İnsülin direnci öyküm olduğu için fazla kilo almamaya çalıştım, yediklerime dikkat ettim. Bunun dışında da bolca gezdim, çok sıcak zamanlarda da evde bahçede salıncak keyfi yaptım.

Taşındığım için doktor değiştirmem gerekti hamileliğimin ilk zamanlarında. Neyse ki yeni doktorumuz Serkan Bey’i de çok sevdik ve ona güvendik. “Keşke bütün gebelerim senin gibi sorunsuz olsa” diyordu bana; ne ben, ne de bebiş hiç problem çıkarmadık, gereksiz sorularla doktorumuzu bunaltmadık. (Bir gebesinin gecenin 12sinde arayıp, “bacağımın iç kısmı kaşınıyor, kaşısam bir sorun olur mu??” tarzındaki sorularından bahsediyorum.) Rutin kontrollerimiz 36. haftaya kadar bu şekilde ilerledi. İlk kez 36. haftada doğum şekli üzerine konuştuk. Benim normal doğum isteğim üzerine, herhangi bir terslik olmadıkça 40. haftaya kadar bekleyeceğini; ancak bu haftadan sonra riskler artabileceği için sezaryen yapmak istediğini söyledi. Detayları konuşmak için erkendi, o yüzden de çok üstünde durmadık bu konuşmanın. Kızımızın bize bir sürpriz planladığını nereden bilebilirdik ki…

36. haftamızı tamamladığımızda, gece yarısı tuvalet ihtiyacı ile uyandım. Ayağa kalktığımda bebek artık ağırlaştığı ve mesaneme baskı yaptığı için idrar kaçırdığımı düşündüm. Başka bir ihtimal, uyku sersemliğiyle aklıma bile gelmedi. Üzerimi değiştirip tekrar yattım. Kasıklarım ve belimdeki ağrıyı da hazırlık kasılmalarına yordum ve uyudum. Sabah eşimi uğurladım, yine ağrılarım vardı ama aklıma hala birşey gelmiyordu. Duşa girdikten sonra yatağa uzandım, 15 dakika sonra kalktığımda tekrar bir su sızıntısı hissettim ve bunun artık idrar olmadığını anladım. Serkan Bey’i aradım; su kesemin açılmış olabileceğini, hastaneye gitmem gerektiğini, herhangi birşey yemememi ve her ihtimale karşı hastane çantamı getirmemi söyledi. Hastane çantası mı, çantam henüz hazır değildi ki!! İşe gitmiş olan eşimi telaşlandırmamak için annemlere haber verdim. Onları beklerken sakince giyindim ve çantamı hazırlamaya koyuldum. Bugün düşünüyorum da, çantam hazır olsaydı ve yalnızca beklemek zorunda kalsaydım belki de çok heyecanlanırdım. Çanta hazırlığım bittiğinde annemler de beni hastaneye götürmek için kapıdalardı.

Hastanenin kapısından girdiğimizde saat 10 sularıydı. Serkan Bey’in muayenesinde suyumun geldiği ve 2 cm açıklığım olduğu anlaşıldı. Ben bütün bu süreç boyunca oldukça sakin ve hatta neşeliydim; çünkü kızımın kendi isteği ile, kendi seçeceği zamanda gelmesini çok arzu etmiştim ve öyle de oluyordu. Eşime de bilgi vermek için ne kadar sürebileceğini görüştük. Süreç elbette ki tahmin edilemezdi, ama ilk doğum olduğu için 4-5 saatten kısa olacağını tahmin etmiyordu Serkan Bey. Bu süre, eksiklerin tamamlanması için hepimize yeterdi; zira çantamda eksikler vardı, eşim hala işyerindeydi, bebek şekerlerimiz hazır değildi, hatta odamızı bile rezerve ettirmemiştik.

Suyum önceden geldiği için sancıları düzene sokmak gerektiğini ve bu yüzden suni sancı uygulanacağını öğrendim. Bu düzenleme açılma süresini kısaltmak ve bebeği kuru ortamda fazla tutmamak içinmiş. Doğum sırasında da olası bir şekilsiz yırtılmaya karşılık epizyotomi yapılacakmış. Bunlar minör müdahaleler gibi geldi o anda bana, en azından nasıl ve ne zaman doğacağına kızım karar vermişti, gerisi önemli değildi. Epidural anestezi gündeme geldi ama ben “dayanamaz mıyım, ne dersiniz?” diye sorunca, “sen dayanırsın, helal sana” diye destek oldu doktorum bana. Dayanamazsam 4-5 cm açıklığa geldiğimde anestezi konusunu tekrar değerlendiririz diye anlaştık ve doğumhaneye çıktım.

Tam olarak 4 gün önce doğumhaneye çıkmış, birkaç hafta sonra burada doğum yaparım umuduyla ebelerle tanışmış, sancı ve doğum odalarını gezmiş, gerekli bilgileri almıştım. İkinci kez ve bu kadar erken doğumhaneye gidişim biraz şaşkınlık yaratsa da, güler yüzle ve güven veren ifadelerle karşıladı beni ekip. Ailem eksik hazırlıklarla ilgilenirken, ben doğumhanede yalnızdım ama bu bile endişelendirmedi beni. Şen şakrak hazırlandım. Suni sancı ve sabit NST bağlandı; yani kolumda bir serum ve metal direk, karnımda NST probları ile yatağa hapsolmuştum. O anda bu da rahatsız edici gelmedi, hatta biraz dinlenmek iyi gelir diye düşünmüştüm; ne de olsa uykusuz geceler beni bekliyordu. Bağlı kaldığım 1 saatin sonunda ebelere “beni çözün artık, bu yataktan kalkmak istiyorum” deme ihtiyacı hissettim. Vücudum artık beni yönetiyor, ne yapmam gerektiğini söylüyordu. Bu sırada kardeşim de yanıma geldi ve benim koridor dakikalarım başladı. Kolumda suni sancı ile yürümeye, duvarlara dayanmaya, korkulukları tutup eğilmeye başladım. Ara sıra kardeşimden belime baskı masajı yapmasını istiyordum. Sancı gittiğinde gülmeye, konuşmaya ve yürümeye devam ediyordum. Böylece 1 saat daha geçirdik.

Bir ara kapıya çıkıp eşimle de görüştüm, hatta ona “erken gelmişsin, daha vakit var kesin” diyerek kızdım bile. Yürüyüşe verdiğim araların sıklaştığını farketmiş olacaklar ki, ebelerden biri beni muayene etmek istedi, sonuç: 7 cm! Daha önce sancılar sırasında hiç sesim çıkmıyordu; ama 7 cm’den sonraki aşamada hafifçe inlemeye başlamıştım. Bu sırada eşim Serkan Bey’den beni kontrol etmesini istemiş. Serkan Bey -bu kadar hızlı ilerleyeceğime ihtimal vermemiş olacak ki- gömlek pantolonla geldi beni muayeneye; tatataa “9 cm, çok hafif kenarları tutuyor, hemen üstümü değiştirip geliyorum, başlıyoruz” dedi. Döndüğünde başlamaya hazırdık.

Hastaneye gelişimle ıkınmaya başlamam arasında geçen süre sadece 2,5 saatti; ama henüz bitmemişti, doğum masasında saatler geçiren gebeler olduğunu okumuştum. Daha doğuma zamanım olduğu için nasıl ıkınacağımı bile tam öğrenmemiştim, çünkü Asude Ebe’nin doğum eğitimine katılmayı planlamıştım. Orada ehil bir elden öğrenecektim ıkınmayı, hepsi hayal oldu. Nasıl ıkınacağımı açıkladı doktorum ve karnıma baskı yapan bir ebe ile birlikte itmeye başladık kızımı. Başlarda belimi kaldırmak, yüzüme ıkınmak gibi hatalar yaptıysam da, sonradan bir ritim tutturdum. Hormonların yeterince anestezi etkisi yapilabileceğini okumuştum hamileyken, tam da bunu yaşadım. Doğuma ilişkin hissettiğim tek acı -ki o da hafifti- epizyotominin acısıydı. Karnıma yapılan baskı daha çok rahatsız etmişti beni. Ikın, çok bastırma, nefes al, az kaldı derken, 30 dk sonra, 13.05’te doktorumun ellerinde gördüm beyaz, küçük kaygan kızımı. Erken doğduğu için ısıtıcının altında hızla muayene olması gerekiyordu, biliyordum ama yine de refleks olarak ellerimi uzatmışım, doktorumun “şimdi vermeyeceğim, biraz sonra” dediğini duydum. 2830 gr.lık küçük kızımın muayenesi yapıldı ve güzel haber geldi: kuvöze girmeye ihtiyacı yoktu!

Minik kuzum kucağıma geldi sonra; 8 aydır sabırsızlıkla beklediğim, karnımı sevip şarkılar söylediğim, eşyalarını sevgiyle hazırladığım, kime benzeyeceğini, nasıl bir insan olacağını merak ettiğim minik kuzum… Çok ağlarım diye düşünmüştüm hep hamileyken ama hiç ağlamadım. Ben ağlarsam o da endişelenirse diye korktum, “annenin kucağındasın, güvendesin bitanem, hoşgeldin, hadi artık ağlama” dedim, yüzüme baktı, sustu. Hayatımın en büyük aşkı işte bu anda başladı.

Plasentam geldikten ve dikişlerim tamamlandıktan sonra muzaffer komutan edasıyla döndüm odama. Bebeği görüp rahatlamışlardı ama herkes merakla beni bekliyordu. Odaya girdiğimde yüzümde yorgun ama keyifli bir ifade, Süpermen gibi bir yumruğum havadaydı, kendime ve vücuduma güvenmiş ve başarmıştım.

Doğum hikâyesi demek haksızlıkmış gibi geliyor; bence bu bir kavuşma hikâyesi. Dünyanın en büyük aşkıyla, ayrılmamacasına kavuşma…

16 yorum

  1. ayyy çoook güzel bir hikaye,insanın yeniden hamile kalıp doğurası geliyor,özledim doğurmayı yaa 😀

  2. Harıka ya! Bana guven verıyor bu dogum hıkayelerı de benım hala bırının kafamı yıkamaya ıht var 🙂

  3. Rana’cim;

    Aglattin beni, umarim benim de seni gibi huzurlu, mutlu, pozitif bir dogum hikayem olur…Op fistigi benim icin..(Burcu Erdogan)

  4. Valla ben 27 haftalık hamile olarak ağladım okurken 🙂 ama ben bu aralar hep ağlıyorum ki. Oğluma kavuşma anını normal doğumla hayal ederek uyuyorum her gece ve ona hayalimdeki gibi gel oğlum diyip duruyorum. Allah kızınıza ve ailenize sağlıklı uzun ömürler versin.

  5. süper bir kavuşma hikayesi:)

  6. Yorum yapan herkes gibi bende ağladım okurken 🙂 Harika bir kavuşma hikayesi olmuş :)))

  7. niye bilmiyorum her kavuşma hikayesi beni ağlatıyor
    çok güzel bir hikayeydi okuduğum

  8. Çok güzel bir hikaye Ranacım. Ana-kız çok güzelsiniz siz 🙂

  9. çok süper bi duygu bu…aslında daha doğumuma 2 bucuk ay var.yani ilk doğumumu bile henüz yaşamadım.ama okuması bile insana çok büyük zevk veriyor.kii yaşaması nasıldır kimbilir.çok çok teşekkürler insana gercekten kuvvetli bi cesaret veriyor hikayen.

  10. ayy ne diyceğimi bilemedim.. kendi doğumumu merak eidyorum, hem korkuyorum, hem istiyorum..
    allah sağlık versin size ve bebişe.. 🙂

  11. evet hikaye çok güzel, tebrikler. süre olarak benimkine de çok benziyor. ben de evde çok vakit geçirip 6 cm açıklıkla hastaneye gitmiştim. toplamda 4 saatte de kızıma kavuşmuştum.

  12. Elif basta da soylemissin zaten. Ozellikle de bu hikayede, anne bebek saglikli, epidural alinmamis, bu kadar kolay ilerleyen bir dogumda epiziyotomi belli ki cok gereksiz ve annede hicbir dikis olmayabilirdi rahatlikla doguracakti. Ikinma annenin icinden gelen hissiyata birakilabilir ve comelerek falan cok rahat cikardi bebek. Fakat ebelerin ve doktorun karna bastirmaktan baska bir teknik bilmedikleri, suyu gelen anneye hemen suni sanciyi nasil da rahat takabilmeleri daha katedecek cook yolumuz oldugunu gosteriyor dogum alaninda. Yine de butun bunlar keyfi bir sezaryene tercih edilir tabii ki. Ve butun bunlara ragmen hikaye dogumun ne kadar kolay olabilecegini gostermesi acisindan cok guzel bir ornek.

  13. Çok güzel ve doğal bir doğum hikayesi. Fotoğraftada anne ve bebek çok şirin gözüküyor. Sağlıkla büyümesini dilerim.

  14. Ben de goz yaslarimi tutamadim :)) Cok guzel bir hikaye…

  15. süpersiniz darısı benim başıma bende bu şekilde güzel bir kavuşma hayal ediyorum inş. 9-10hafta içindede olucak

  16. hormonlarım zaten allak bullak olmuşken birde pozitif doğum hikayeleri okumak bana peçete dayandırmıyor.. imrendim, gıpta ettim, maşallah, 38. haftama girerken kendime olan güvenim arttı daha çok cesaretlendim.. benim de dilerim sizlerle paylaşacağım harika bir kavuşma hikayem olur.. paylaşım için teşekkürler!