13 Yorum

Bir Nefesmiş Hayat – 13

Güz’ün hikayesi Belde’nin kaleminden devam ediyor. Belde’nin tüm yazılarına Güz’ün hikâyesi etiketinden ulaşabilirsiniz.

***

Güz eve geldikten sonra; uzunca bir süre yoğun bir şekilde doktor kontrolleri hayatımızın en önemli aktivitelerinden biri haline dönüştü. Haftada en az üç doktor randevumuz oluyordu. Özellikle doğum gününden sonraki günlerde  hafif bir viral enfeksiyon geçirip iki gün yine hastanede kaldık. Prematüre bebeklerin Eylül-Mart ayları arasında, mutlaka olması gereken (RSV) virüsüne karşı koruyan aşıyı olmasaydık belki sonuçları çok daha kötü olurdu. Akciğerlerin etkilenmemesi için kontrol altında tutmak istedi doktorumuz. Nefes açıcı (nebul) buhar şeklinde verilen ilaçlar, burnu açık tutmak için yapılan sık aspireler ve antibiyotikler sayesinde genel durumu kötüleşmeden taburcu olabildik. Hastanede kaldığımız günlerde ben de yavaş yavaş tecrübe kazanıyor, hastalık zamanlarında ne yapmam gerektiğini daha iyi anlıyordum. Güz’le geçirdiğimiz zamanlar onu tanımama yarıyor, artık ne zaman neye dikkat edeceğime daha kolay adapte olabiliyordum.

Daha sonraki günlerde çok keyifli günlerimiz oldu. Güz hızlı bir şekilde kilo almaya başladı, bizimle olan iletişimi arttı, gülücükleri çoğaldı ve yavaş yavaş birkaç hece söylemeye bile başladı. Fizik tedavilerin gittikçe faydasını görmeye başlamıştık; ilk önce üç yöne dönebiliyor ama yüz üstünden sırt üstüne geçemiyordu, sonra onu da becerdi. Doktorumuz dönme oturmanın habercisidir demişti o günlerde ama o günlerden yaklaşık bir beş ay sonra tam anlamıyla desteksiz oturabilmeye başlayacaktı. Belirli hareketleri sağlıklı bir çocuğun yapması gereken sırada yapıyordu ama daha geç yapıyordu. İlk zamanlarda ağlaya ağlaya yaptığımız fizik tedavi hareketleri zamanla bir oyun haline dönmeye başladı. Bu beni çok rahatlattı. İstemediği hareketleri yaparken yine ağlasa da sakinleştirmek daha kolay olmaya başladı. Canını acıtmıyor bu hareketler ama onu zorluyordu, sanki yapamadığınız bir şeyi bedeninizi uyararak yapmaya çalışmak gibi. Fizik tedavide uyarı çok önemli. Bu uyarılar sayesinde akciğerlerimiz bile toparladı zaman içinde. Sadece nereye nasıl dokunacağınızı bilmek önemli. Bu uyarılar sayesinde bebeğinizin o hareketleri kendi yapmasını sağlıyorsunuz. Bu da sizin yaptırdığınız hareketlerden daha etkili oluyor, çünkü bebek öğrenmiş oluyor. Bizim için bütün bunlar, içinde bulunduğumuz süreçte biraz meşakkatli fakat çok sevindirici gelişmelerdi; özellikle Güz’ün öğrettiğimiz şeyleri öğreniyor olması ve bunları uygulamaya başlaması hediye verilmişçesine sevindiriyordu bizi.

Takipli olduğumuz diğer bir bölümde Gastroentereloji bölümüydü. Güz’e kesin bir reflü tanısı konmamıştı çok şükür. Fakat Prematüre bebekler reflüye açık bir bünyeye sahip oldukları için midelerindeki hassasiyet sebebiyle bu açıdan da kontrol altında tutulurdu. Özellikle grip, nezle dönemlerinde kusma miktarı da artardı. Bu yüzden doktorumuz beslenmesini düzenledi.  “Az az, sık sık” mantığı Güz’ün beslenmesinde de temeldi. Günde altı öğün ve normalden biraz daha az miktar da yerdi. Yemek yedikten sonra en az yarım saat ana kucağında oturarak oyun oynardık. İletişimi ve öğrenmeyi arttırmanın yanı sıra temel amaç hem hareketi kısıtlamak, hem de yedikten hemen sonra yatar pozisyona sokmamaktı. Herhangi bir kusmaya karşı bebeği korumak için; yattığı zamanlar mutlaka başı yüksekte kalacak şekil de yatırın derdi doktorumuz. Bütün bu önlemlerin yanında içtiği ilaçlar da koruyordu onu zaten. Karaciğerindeki büyüme içinde ayrıca bir ilaç kullanıyordu.

Kullandığı ilaçlar bunlarla da kalmıyordu. Yine nefroloji bölümü takibinde yoğun bakımda kullandığı ilaçlar, geçirdiği enfeksiyonlar yüzünden oluşan böbrek taşları için bir ilaç, enfeksiyondan koruma amaçlı  antibiyotik veya antiseptik ilaçlar da içiyordu. Troid hormonları için Endoktrin takibinde hormon ilacı, vb. hayatımızın bir gerçeğiydi.

İnsan ister istemez düşünüyor küçücük bebek bu kadar ilaç içer mi? Toplamda günde 15 ilaç. Ya bunların yan etkileri neler olacak ileride acaba? Hele bir de içerken midesi bulanıyor, yediği yemekleri bile yemekten soğuyordu. Ama uyumlu bir bebek Güz;  ben de onu hiç kandırmadım ilacı verirken. Özellikle “Ayyyyy ıyy, bu ilacın da tadı çok ekşi, çok acı” diye tariflerde bulunurum. O da bana katılır, yüzünü ekşite ekşite içer ilaçlarını. Bu yöntem bizde çok işe yaradı. İlaçları içmek bir rutin haline geldi; “sevmesek de bunu yapacağız” mantığı yerleşti ve benim verdiğim tepki ona doğruyu söylediği için bazen eğlendiği bile oldu ilaç içerken. Bunları bilinçli yapmıyorum ama düşüncem şu; bir bebeği bile bir yere kadar kandırabilirsiniz. Yapmak zorunda olduğunuz onun canını acıtacak ya da keyfini kaçıracak herhangi bir şeyi ona aman ne güzel diye sunmak bence o günü kurtarır ama bu ufacık şeyler yüzünden temelde çocuğunuzla aranızda güven problemi yaratır.

Ben Güz doğduğundan beri karşımda farklı bir kişiliği olan bir birey var gözüyle bakıyorum. Belki bu daha en başta anne bebek bağımızı herkes gibi kuramadığımız içindir, bilemiyorum. Bu konuda eleştirilere açığım. Sevgimi mümkün olduğu kadar çok gösterip onun kişisel haklarına da saygı duymaya çalışıyorum.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

13 yorum

  1. Ceylin'in Annesi

    Çok iiy yapıyorsun Belde.
    Güz her güzel şeyi hak ediyor.Güzel davranışı ise çok çok hak ediyor…

  2. Güz’ün tüm hayatı boyunca azimli,çok güçlü ve başarılı bir insan olacağına inanıyorum. Güzel ailesi ile birlikte sağlıklı,mutlu yıllar diliyorum kuzucuğa; Belde seni de zor zamanlardaki direncin ve inancın nedeniyle can-ı gönülden kutluyorum.

  3. son paragraf için:

    eleştirmek ne demek, ben alkışlıyorum sizi! siz zor olanı yapıyorsunuz 🙂 eminim güz hep dua edecek size, ona saygı duyduğunuz, kendi kararlarımı almasına izin verdiğiniz, farklı bir birey olduğunun bilincinde olduğunuz ve bunu ona da hissettirdiğiniz için.
    harikasınız belde hanım, siz de eşiniz de harikasınız. (en harika güz ama, ne güzel gülüyor, nazar değmesin, tahtalara vuruyorum!)

  4. sevgili belde,

    seninle tanışıp, kocaman sasrılıp, sen şahane bir insan ve annesin demek istiyorum.

    sevgilerimle

  5. Çok teşekkür ederim yorumlarınız için.. Ama ben normal herkes kadar bir anneyim… bu yazılar sürecinde bir zamanda mutlaka anlatmam lazım sizlere bunu… Kendi içimde olmusuz şekilde yaşadığım şeyleri, korkuları, bağlanamama, kendi hayatımın nerede olduğunu görememe, bıkma vb. yaşadığım anlarımı… Şu anda bu yazıları hep Güz odaklı yazıyor ve anlatıyorum.. Güz’ü anlatıyorum..umut olsun istiyorum Güz herkese…
    Kendimi anlatsaydım, bu süreçte yaşadığım kokruları endişleri, hataları, bencillikleri.. anlardınız herkes gibi bir anne olduğumu ..

  6. Güz hala günde 15 ilaç kullanıyor mu Belde?

  7. Yazınızı ilgiyle okudum. Prematüre bebek büyütmek çok meşakkatli ama bir annenin çabaları ile bebeğin büyüdüğünü görmek heyecan verici. Güz bebeğe sağlıklı bir yaşam dilerim.

  8. yalnız çok yakışıklıymış bu paşa annesi,ve anladığım kadarıyla da mutlu bir bebek,gülüşü de çok güzel:)

    • çoook teşekkürler Berivan inşallah bu gülüşü hep devam eder en büyük dileğim bu gerçekten…

  9. arda'nın annesi

    bu zorlu yolda yaşadıklarınızı gözyaşları içinde okudum…ama ne mutlukiii bu mucizenin sonunda güz bebek aramızda, sağlıklı ve neşeli..allahım bir daha ne ona ne de size benzer acıları yaşatmasın…bence güz bebek daha doğumu itibari ile başarı hikayesini yazmış ve en zor olan şeyi başarmış bundan sonra hayatta hiç bir zorluğa boyun eğmeyecektir 🙂 sizi ve güz bebeği öpüyorum sağlıklı günler diliyorum…