20 Yorum

Bir Nefesmiş Hayat – 16

Güz’ün hikâyesi Belde’nin kaleminden devam ediyor. Belde’nin tüm yazılarına Güz’ün hikâyesi etiketinden ulaşabilirsiniz.

***

Güz’le birlikte ikinci yılbaşımız evimizde, ailemizle güzel bir sofrada geçti. Bir sene önce olduğumuz yerden bugüne baktığımızda hayatın bizim için mucizeler yarattığını çok daha iyi anlayabiliyorduk. Yılbaşı gecesi evde kalabalık olmama hassasiyetimiz devam ettiği için çok istesek de arkadaşlarımızı davet edememiştik. Ancak yarım saatlik kısa bir süre için ziyaret etmelerini kabul edebilmiştik. Bu ziyaret Güz’ün uyanık kaldığı zamanda olduğu için çok anlamlıydı. Yılbaşı heyecanını ve coşkusunu bir şekilde yaşamıştı. Arkadaşının getirdiği elf kıyafeti de üstünde pek bir cici durmuştu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde özellikle Güz uyuduktan sonra ben çok da eğlenmediğimi hissetmeye başladım. Bir sene öncesindeki “Güz kaka yaptı!” haberine duyduğum mutluluğu geçtiğimiz yılbaşı sofrasında bulamadım. Bu tip günlerin sanal, abartılmış mutluluklar olduğunu düşünürdüm hep. “Neden abartmayalım, mutlu olmak için sebepler yaratmayalım” derdim eskiden ve günümü iyi geçirmeye bakardım. Fakat bu sefer farklıydı, eskisi gibi yaşayamadım. Saat 24:00’te oğlumuzun odasına gittik, yine yeni bir yıla onunla birlikte girdiğimiz için şükür ettik ve bir güzel uyuduk. İşte gerçek mutluluk bu kadar yalın bir şey aslında.

Sonraki günler Güz’ün desteksiz oturmaya başladığı günlerdi. Ne kadar temel bir şeymiş oturabilmek. Kendi başına oturma dengesini kazandıktan sonra el becerileri ve oyun oynama kabiliyeti bir anda gelişmeye başladı. Normal şartlarda fark edilemeyen bu süreç bizim için çok büyük mutluluktu; Güz’e de bunu alkışlayarak yansıtıyorduk. Bu alkışlama Güz’ün düşüncesinde farklı kodlandı sanırım, ne zaman otursa kendini alkışlamaya başlıyor, gülüyor ve hooop dengesini kaybedip düşüyordu. Sonra başını gösterip, yüzünü buruşturuyordu. Bir süre sonra düşmemeyi de öğrendi. Hemen akabinde yerde sürünmeye başladı. Sürünmeden emeklemeye geçiş süresi bir parça uzadığı için her geçen gün kendi kendine yeni teknikler geliştirdi ve hızlandı. Bütün bunlar hayatımızdaki neşeli, komik ayrıntılardı.

Bu dönemde doktor kontrollerimiz sıkça devam ediyordu. Özellikle Nefroloji bölümüne daha sık gitmeye başladık. Uzun süre yoğun bakımda kalması, kullandığı antibiyotikler, damardan beslenme vb. sebepler yüzünden böbreğinde taş oluşumuna dönüşebilecek kalsiyum kristalleri vardı. Bu durumun kontrolü için ultrason, kan tahlilleri ve sık idrar tahlilleri yaptırmamız gerekiyordu. Büyüdükçe idrar toplamak tam bir olay oluyordu artık evde. İdrar torbasını steril bir şekilde takarsın, tam taktın, ya Güz çıkarmaya çalışır ya da yapışkanından ayrılır. Yine steril eder yine takarsın, bu sefer hiç hareket etmemesi için en az bir saat kucağında taşırsın, diğer bir kişi ona su içirmeye çalışır. Bu süreç hayatımızda uzun bir dönem daha devam edecek gibi geliyor. Böbrek taşları inşallah çok büyümez de daha sıkıntılı süreçler yaşamayız diye umuyorum.

Bahar geldikçe havaların güzel olduğu günler parklara gittik. Güz salıncakta sallanmayı çok sevdi; hem şarkılar söyledik hem sallandı. Kaydıraktan kaymaya önce korktu daha sonra dönen kaydıraktan kayınca neşelendi ve kaymaya da alıştı. Özellikle dönen kaydırak onun için çok sürprizli bir şey; karşısında birden bire bizi gördüğü zaman seviniyor, kahkahalar atıyor. Açık havada olmak zaten başlı başına çok iyi geliyor ve diğer çocukları görmek onu çok mutlu ediyordu. Parka giderken maruz kaldığımız bazı olumsuzluklara rağmen orada aldığımız keyif her şeye değiyordu.

Bu noktada içime dert olan sosyal bir konuya da değinmek istiyorum. Yollarda bebek arabasıyla gitmek çok zordur; bu durumu dönem dönem anneler dile getirir. Bizim bir de pusetimizin altında Güz yolda uyursa diye kullanmak zorunda olduğumuz 5 litrelik oksijen tüpümüz vardı. Bu tüp yüzünden araba inanılmaz ağırlaşıyor ve ciddi bir efor gerekiyordu kaldırımlardan inmek çıkmak için. Kaldırımların bozuk ve eğimli olmasının yanı sıra tam karşımıza çıkan, kaldırımın ortasındaki bir takım eşyalar iyice işimizi zorlaştırıyordu. Hele ki en çok yayaların hakkını gasp eden araba sahiplerine çok kızıyorum; onlar arabalarını kaldırım üstüne park edecek, ben bebeğimi yoğun trafik olan bir caddeden götürmek zorunda kalacağım. Yine de şunu düşünüyorum oğlum bir gün büyüyecek ve bu arabayı kullanmaya ihtiyacımız kalmayacak.

Peki ya engelliler ne yapsın?  Tekerlekli sandalyeyle bırakın tek başına sokağa çıkabilmeyi, yanlarında biri bile olsa o kadar zor; o kadar hayatı kısıtlayan ve kalitesini düşüren bir şey ki bu durumun çözülemiyor olması. Böyle gelmiş böyle gider dememeliyiz, kabullenmemeliyiz. Toplumca bireyler olarak duyarlılık boyutlarımızı bir kere daha sorgulamalıyız. Tepki vermeliyiz, karşı çıkmalıyız. Her sene kaldırım yıkıp yapan yetkililere seslenelim: bu kaldırımları yayalar için yapmıyorsanız niye yapıyorsunuz?

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

20 yorum

  1. fotoğraflara bayıldım! maşallah!

  2. Maşallah Güz’e.. Belde Hanım Güz’ün güzel yüzünden gülücükler hiç eksik olmasın.. Sizin sabrınıza ve inancınıza hayranım. İnşallah bundan sonra sağlık dolu uzun yıllar geçirirsiniz.

  3. Merhaba,Benim bebeğim 14 aylık ismi Tunahan.Oğlum erken doğduğu için 1 hafta küvezde yattı.Akabinde 45 gün süren sarılıktan sonra idrar kültürü ve böbrek ultrasonografi neticelerinde böbreklerinde 1-2 mm çapında taşlar görüldü ve koruyucu antibiyotiklere başlandı.2-3 ayda bir biz de kültür yaptırıyoruz ve ultrason çektiriyoruz.Çocuk nefroloji uzmanı Prof.Lale Severin kontorlünde şuan.Bu taşların nedeni tam olarak bilinemiyor fakat sizin de yazınızda belirttiğiniz üzere biz de küvezden şüphelendik ama yine de içim rahat etmiyor bu taşlar niye oluyor ve tekrar edecekmi?İdrar torbası malesef sıkıntılı ve pek de güvenilir olmayan bir seçenek fakat başka şansımız da yok.Allah yardımcınız olsun.Hepimiz umarım bu zorlu süreçleri kolayca atlatır ve sağlıklı çocuklar yetiştiririz.Sevgiyle kalın…

    • Çok geçmiş olsun Tunahan bebeğe… Endişelenmeyin, içinizi ferah tutun… inşallah düzelecek şu anda çok küçük olduğu için onlara taş demek zor aslında ama eriyebilir ve bitebilir…Yoğun bakımda yatmayan bebeklerde de bu görülebiliyor maalesef 1 haftada oluşabiecek bir şey gibi gelmiyor bu bana eğer bünyesi bu taşı yapmaya müsaitse yoğun ilaç kullanımı damardan beslenme bunu tetikliyor…Tavsiyem bol su içirin..

      Güz’ün taşları ne yazık ki büyüme eğilimi gösterdi inşallah daha fazla sorun yaşamadan küçültmeyi başabiliriz..

      • umarım taşlar ağrı yapmaz Güz ve Tunahan’da,büyükler bile ne kadar ağrı çekiyor düşürdükleri zaman,kuzucukları kocaman öpün anneleri…

  4. maşallah güze her yazınızı okuduğumda acaba ben ne yapardım diyorum bu kadar sabırlı ve güçlü olamazdım saırım kutlarım sizi

    • Çok teşekkür ederim… , benimle paylaşmanız empati kurmaya çalışmanız benim için gerçekten çok özel…

  5. Beldecim ağzına sağlık, bu kaldırımın önüne düşüncesizce araba vb. bırakanlarla ilgili konu sanırım bütün annelerin ortak hassasiyetidir. Benim de bunlarla ilgili çok trajik hikayelerim var. Başlarda çok sinirleniyordum. Arabaların sileceklerini falan kaldırıyordum. Bu değerlerle ilgili bir şey bence.Saygı kavramı bizde yeterince içselleştirilmediği için bu tür sıkıntıları çok yaşıyoruz. Bu yüzden bunu daha çok konuşmalıyız.

  6. Cok maskara, super resimler! “Gercek mutluluk bu kadar yalin birsey aslinda” ne kadar guzel ifade etmissin. Ben de kizima bakip boyle hissederim bazen, sirf onun var olmasi kadar yalin bir sebeple mutlu oldugumu yani:).

    • 🙂 bir nefesmiş hayat…. aldığımız her nefesin önemi bu dedikleriniz de işte… Ne kadar yaşadığın değil nasıl yaşadığın önemli…var olmak bu işte…

  7. Bu fotoğrafları görmek günüme neşe kattı. Umarım neşe sizin de hayatınızda daim olur. Yüzündeki gülücükler ve içinizdeki umut hiç solmasın inşallah.

  8. Gülen yüzlü güzel bebeğiniz Güz’ünüzün bu gülen yüzü hiç solmasın .Rabbim neşesini eksik etmesin .
    nerden nereye ilk yazılarınız aklıma geliyor da…daha güzel günler geçirmeniz dileğiyle Güz’ün bakışları bana bile bilgisayar başında umut veriyor. Çokk tatlı çok.. Allah nice sağlıklı yıllar geçirmenizi nasip etsin

  9. GÜZ’ E AİLESİNE VE DOKTORLARINA
    İTHAF OLUNUR

    Güz bebek pek çok badireyi atlatttı;
    Sarp yolları aşıp, düze adım attı.
    Sevgi dolu, fedakâr ailesiyle;
    Bu minik, şirin bebek verdi elele.
    Doktorların hakkını da yememeli,
    Rabbim vermiş onlara o kutsal eli.
    Birlikte gösterdiler maneviyatı
    Ve nasıl kurtarılır insan hayatı.
    Çetin mücadele böyle başlatıldı,
    Güz bebek Tanrı’ ya şükür yaşatıldı.
    Sabrı azme katık edip, savaştılar,
    Kenetlenip zorlukları aştılar.
    Bu sevgiyle gelen bir galibiyetti,
    İnanç ile sarılmak, hassasiyetti.
    Onlar da güçle sarıldı bu inanca;
    Topladılar meyvayı dalından bolca.
    Şimdi hak etti hepsi mutluluğu,
    Olur mu bundan güzel Tanrı buyruğu.
    Bu Tanrı mucizesi değil de nedir?
    O, inanana mutlak karşılık verir.
    İşte küçük Güz’ ün özet öyküsü,
    Duygulandırsın hakkı geçen hekesi.
    Dilerim bundan böyle hep sağlıklı ol,
    Açık olsun önünde her bir güzel yol.
    Hikâyenize böyle bir yorum kattım.
    Yüreğimden, yüreğinize akıttım.
    Şiirim hepinze olsun hediyem,
    Sürsün iyi dileklerim ebediyen.

    S. Canay GÖKER

    • Canay Teyze ellerinize, ağzınıza sağlık ne güzel bir şiir olmuş bu böyle. Çok duygulandım. :)) Çok teşekkür ederiz..