11 Yorum

Tarihe not: Minik pembe top

Bugün öğleden sonra Deniz bir arkadaşına oynamaya gitti. Onu götüreceğim sırada bir de baktım ki arabanın aküsü bin sekiz yüz elli beşinci kere bitmiş (sanırım yine lambalardan birini açık bıraktı). Öyle olunca biz de yürüyerek gittik. İyi de oldu, zaten 10-15 dakikalık mesafeydi. Sıcaktı falan ama yürünmeyecek gibi değildi.

Onu almaya giderken (Doğan’ın eve gelmesini beklediğimden araba hala yapılmamıştı) saat 6’yı geçiyordu. Günün en tatlı saatleri başlamıştı. Gökyüzünün harika bir maviliği vardı, yine dayanamadım, çektim bulutları.

Bir yandan da söyleniyordum kendime “ne tembelsin Elif, 10 dakikalık mesafeye bile arabayla gidiyorsun, sen ne zaman bu kadar arabacı oldun da”, bıdı da bıdı. Sonradan fark ettim ki, memlekette yürüyecek kaldırım olmayınca yürüyüş yapmanın bir keyfi olmuyor, ama yine de mazeret değil tabii totoyu kaldırmamak için.

Neyse, konu o değil. Dönüşte Deniz’le beraber yürürken -boy avantajını da kullanarak- yerde ne kadar çer-çöp varsa inceliyordu. Bir tane kurumuş salyangoz buldu, çok sevindi. Ardından bir şeyleri incelemeye başladı; ben onu geride bırakmış yürüyordum. Heyecanla bağırdı, “Anneeeeeeh! Bak!!”

Baktım, elinde boncuktan büyük, bilyeden küçük pembe bir topçuk. Cebine koymaya davrandı.

“Deniz’ciğim, bırak onu; kirli o” dedim. İtiraz etmeliyim ya her şeye…

“Hayır, o benim” dedi. (Haklı değil mi çocuk, bulanın değil midir?)

“Olmaz, onun ne olduğunu bile bilmiyorsun” dedim. Asıl demek istediğim “o bize ait değil, başkasına ait ve yolda bulduğumuz bir şeyi almayız”dı. Fakat ben “bilmiyorsun” deyince onun vereceği cevabı hazırlamış oldum:

“Biliyorum! Top!”

Ve o top bizimle eve geldi.

11 yorum

  1. Kuzucuk ne olduğunu bilince almayı hak etmiş oldu tabi 🙂

  2. Topun. Rwsmi lutfen 🙂

  3. Biz de yürüyüşe çıkalım kızımla… kaç ayımız kaldı acaba 4. ayda olduğumuzu düşünürsek?:)

  4. Küçükken arkadaşımla en sevdiğimiz şey, karşı apartmanın arka bahçesine gidip orada bir şeyler aramaktı. Orası bizim için define adası gibiydi. Yerden gazoz kapakları, bazen kopmuş bir oyuncak parçası, bazen misket, bazen bir kaç kuruş bulur sevinirdik, bulduklarımızla türlü türlü oyunlar icat ederdik. Paramız ya da oyuncagımız olmadıgından değildi ama en zevkli oyunlar o bulunanlarla oynanırdı. Annelerimiz seslendiğinde de hemen evin oraya koşturma telaşı, koşarken düşüp dizleri kanatmalar, diğer bahçeden koştugumuzu gören köpeklerin de bizi kovalaması gibi heyecan dolu! işler de açılınca basımıza değmeyin keyfimize! Üzülüyorum şimdi kızım için, böyle bir ortamı olamayacak hiç…

  5. Nihat'ın Annesi

    çok komiksin elif, ama nekadar saf TOP… okadar. bu tam kapak olmuş.

  6. elif hanım
    mersinde taze antep fıstığı görüp sizi hatırlamam çok ilginç geldi bana:))

  7. Ben de Sitare Hn’ın mesajına bayıldım… Çok şeker.

  8. Ben de Sitare Hn’ın mesajına bayıldım… Çok şeker.

  9. Elif,
    senin müdahele etme şeklini okudukça kendimi görüyorum.. :))
    İyi oluyor, kendime çekin düzen veriyorum; kötü oluyor, çünkü kendimi fazla müdaheleci hissediyorum (bana en son herşeye -ma/-me diyorsun sonunda isyan edecek bu çocuk şeklinde bir yorum geldi de!).
    Sanırım senden de fazla müdahelem var.. :(((