34 Yorum

Zamane ebeveynlerinin değişen devirle imtihanı

Bizim nesil anne-babalar bir imtihandan geçiyor adeta.

Şu anda sağlıklı yaşayalım, doğal beslenmeye çalışalım diye uğraşan bir anneyim. Ama:

  • Üniversitedeyken öğrenci evimize hazır çorbalardan alırdık. Bulyon da kullanırdık; o halimizle oturup tavuk haşlayacak halimiz yoktu ya… Mis gibi de olurdu pilavlar, daha doğrusu öyle zannederdik. Şimdi anlıyoruz aradaki farkı.
  • Senede bir iki kere Amerika’ya gidiyoruz. Gittiğimiz zamanlarda da genelde arkadaşlarımızın evinde kalıyoruz. Yemek pişirmeye vaktimiz de, halimiz de olmuyor; sürekli dışarıda yemek de çok pahalıya geliyor. İşte oradayken bu eleştirdiğim hazır gıdalardan alıyorum ben de. Dondurulmuş etler, makarnalar. Tatları bence ev yapımı kadar güzel değil, hatta hiç güzel değil, ancak karnımızı doyuruyor, amacına ulaşıyor.
  • Derin’e tahıllı mamalardan veriyorum sabahları. Bir ara sade yulaf ezmesi veriyordum, fakat son zamanlarda mama daha yerinde geldi.
  • Geçen hafta Deniz’in oyun grubu bize geldi. Çocuklara kutu süt aldım, hem de çikolatalısından. Deniz Şimşek McQueen’lisinden istedi, aldım, oh. Yanına şu küçük meyveli yoğurtlardan da aldım, isteyen ondan yesin diye. Sefam oldu.
  • Deniz lolipop da yiyor. Daha geçenlerde doktor muayenesinde kolalı lolipop yedi. Geçen gün babaannesi getirmiş, biz yokken önce lolipopu, ardından da dondurmayı götürmüş. Afiyet olmuş.
  • Deniz’den iki yaşına kadar çikolatayı esirgemiş, en azından uğraşmıştım. Geçen gün Derin’i gofret yerken gördüm.

Kısacası, dikkat edebildiğim ölçüde girdileri kontrol etmeye çalışıyorum, en azından belirli bir süre. Bu gidişat iyi değil, ucunda kafayı yemek var. Her şeyi kontrol etmem mümkün değil, ve bununla yetinebilmek, mutlu olabilmek lazım. Çocuklarımız okulda da yemek yiyorlar, oradaki bütün tavuklar organik mi? Bu çocuklar ortaokula gitmeye başlayınca n’olacak? Arkadaşlarıyla toplanıp McDonalds’a, Burger King’e gitmeyecekler mi? Orada burada tavuk döner yemeyecekler mi?

Zamane ebeveynleri baskıdan delirmek üzere

Üzerimizdeki baskı sadece gıda konusunda da değil. Oyuncaklar, çizgi filmler, bir sürü uyaranlar. Bir seferinde “Video oyunları çocuklarının çocuk gelişimi üzerindeki etkileri” konulu bir basın toplantısına davet edilmiştim. Merakla gittim. Sony PSP’nin düzenlediği toplantıda, video oyunu oynamanın çocukların küçük kas gelişimini olumlu etkilediği, antisosyal çocukların kendine güven duymasını sağladığı anlatılmıştı. Şaşkınlıkla dinlemiştim, bu kadar olumlu şeyler duymayı beklemiyordum açıkçası.

“Devir değişti”, herhalde şimdiye kadar hiçbir devre bu kadar “cuk” oturmamıştı. Paketlenmiş gıdalar, internet, cep telefonları… Bunların hepsi son 20-30 senede çıktı ortaya. Haliyle bilinen bilinmeyen etkileri de… Bunlarla nasıl başa çıkacağımızı, neyi ne kadar kısıtlamamız gerektiğini bilmiyoruz. Neyi doğru, neyi yanlış yaptık, uzun vadede anlayabileceğiz ancak. Umarım çok geç olmaz.

Belki bundan 50 sene sonra, şimdi sigaranın ne kadar zararlı olduğu bilindiği gibi katkılı gıda ürünlerinin, cep telefonlarının, kablosuz internetin insan sağlığını nasıl da olumsuz etkilediği kanıtlanmış olacak. Ya da tam tersi, bu kadar endişe yanımıza kar kalacak.

Kim bilir?..

34 yorum

  1. Her zaman doğal beslemeye çalışıyoruz zaten arada hazır gıda, çikolata vs. tolere edilebilir bence. Örneğin haftada bir.

  2. Zor bir imtihan gerçekten de … önemli olan ne yazık ki her şey de olduğu gibi dengeyi korumak gibi geliyor. Çikolatasız, yapay yetişitirilmiş tavuksuz, kolasız bir dünya olmadığına göre çocuklarımızın eninde sonunda bunlardan yiyeceğini kabul etmek gerekiyor. Bence kritik olan yemeleri değil, bu yiyecekleri alışkanlık haline getirmeleri ve belki de daha kötüsü bu sağlıksız yiyeceklerin bazı ebeviyenler tarafından ödül olarak sunulması. Çocuklarımızın bu tür yiyeceklerle daha geç tanışmasını sağlayabilirsek bence büyük bir başarı sağlamış oluruz. Yoksa arkadaşları ile dışarı çıktırğında eline beslenme çantası mı vereceğiz:)

  3. bende oğlum doğana kadar kendim eçokl dikkat etmesem de çocuğum olunca… diye bir sürü planlarım vardı. Özellikle küçük yoğurtlardan yedirmeyeceğimi, hazırdan ziyade herşeyin ev yapımı olması gerektiğini de ortalıklarda konusuyordum. Oğlum ek gıdalara geçtikten sonra özellikle 1 yaş sonrası en sevdiği şey küçük yoğurtlar, kutu meyveli sütler,çikolata oldu. O kardar iştahsız ki tahıllı mamalar ve küçük yoğurtlar hayatımız kurtardı ve kurtarmaya devam ediyor. Ben de babası da abur cuburu çok severiz. Her halde genlerle bu da geçti. İzin versek oturup cips -cola yiyip- içecek.. Gerçekten günümüzde bunlarla savaşmak gerçekten zor.
    Acaba herşeyin doğalı ile besleyen ebeveynler var mıdır ki? bunu çok merak ediyorum doğrusu…

    • merhabalar, biz ailecek herşeyin doğalından tüketiyoruz sayılır… Eşim öğretmen, görev yeri de 1000 m. rakımlı bi yayla köyü… Süt, yoğurt, yumurta, kuzu eti, tereyağı köylüler yapıyor, biz de alıyoruz… Eşim arıcılık yapıyor; balımız da tam organik… Kendime ait küçük bir bahçem var; tere, roka, marul, maydanoz, dere otu, soğan, sarımsak, nane, pırasa, havuç, fasulye, patates, mısır kara lahana, domates, kabak, biber, ayçekirdeği vs…Tüm bunları kendimiz, doğal gübre ile yani ineklerin kemresi ile yetiştiriyoruz… Su değirmeninde öğütülmüş undan ekmek yapıyorum ve kuzinede pişiriyorum… Daha meyveleri saymadım; fındık, ceviz, elma, ayva, armut, çilek, kiraz, vişne, erik… Bunlar şimdilik aklıma gelenler… Ama tabii yağı, şekeri, çayı, tuzu mecburen marketten alıyıruz..: ) Merakınızı gideebildiysem çok mutlu olurum… Saygı ve sevgiler… Cemile KARA / SAMSUN

  4. benim felsefem “çocuğun yediklerini kontrol edebildiğin sürece et, daha sonra nasıl olsa kontrol edemez duruma geleceksin”

  5. Elifcim haklısın, baskıdan delirmek üzereyim/iz… Ben uğraştıkça, aman çocuklarım sağlıklı beslensinler VE SAĞLIKLI BESLENME ALIŞKANLIĞI KZANSINLAR diye didindikçe çevremden bazen ailemden bazen arkadaşlarımdan dudak bükmeler, “amaaaannn sende, siz de mi organik tavukla büyüdünüz?” şeklinde küçümseyen hatta dalga geçen tavırlar alıyorum.. Ve sinir oluyorum.. Bir kaç ay önce katılığım bir radyo programında da evde çiğ süt işleme tekniklerini konuşuyorduk ve orada da soruldu hatta bu çabalarınız nereye kadar diye.. Herkese göğsümü gere gere şöyle cevap veriyorum ben : Elimin yettiği yere kadar, elimden geldiği kadar, okula başlayana kadar, harçlıklarıyla kantinden tavuk döner satınalana kadar..

    Ben gece yattığımda çocuğuma yedirdiğim küçük meyveli yoğurtlar için vicdan azabı duyuyorum senin gibi ama olmuyor değili, tatilde şurada burada şimdi bile yiyorlar abuk şeyler..

    Ama her gün dağılan evimizi bile her gün günde 50 defa toplayıp temizlemiyorm uyuz allah aşkına? Konu çocuklarımız olunca bu kadar rahat davranmak niye? O zaman evimizi de toplamayalım ammmaaan sende nasılsa tekrar dağılmayacak mı? Bunun sonu varmı allah aşkına?

    Kim ne derse desin, elimden geleni yapıyorum ve yapacağım.. Çiğ süt alıp yoğurti tereyağ, peynir de yapıyorum çocuklarıma, evde ekmek de yapıyorum, organik tavuğa minik servetler ödeyip çocuklarıma sadece organiğini haftada 1 kez yediriyorum. Organik pazardan alışveriş de yapıyorum bazen.. Kullandığım deterjana da dikkat ediyorum, hazır gıdalar tüketmemeye de.. Bulduruğum her fırsatta aldığım organik sebze meyveyi önce çocuklarıma yedirmek için ayırıyorum, kalırsa biz de yiyoruz.. Aydından tereyağ, ev yapımı salça, trakya dan tarhana, karstan peynir ve bal getirtiyorum.. İçimden gelmiyor aksini yaşamak.. Cebim ve aklım yettiğince de bu böyle kalacak.. Ha dersen ki çocukların ne yapıyorlar peki? Tabiki buldukları ilk fırsatta kuzenlerde vs cips, şeker, çikolatalı süt ne vrsa indiriyorlar mideye.. Ama nadiren en azından..

    Diyorsun ki belki 50 yıl sonra bunların yanlış olduğu da çıkabilir ortaya? Olabilir.. Ama ben şimdi yüreğimin ve aklımın dediğini yapıyorum ya içim rahat… Gerisini 50 yıl sonra düşüneceğim…

  6. Merhaba,
    Benim de oğlum Deniz’le yaşıt. Ben de mümkün olduğunca zararlı gıdalardan uzak tutmaya çalışıyorum. Evet büyüyünce engel olamayacağız ama ne kadar geç olursa o kadar iyi diye düşünüyorum.

    Sizi seviyorum ben ya…

  7. iyi ki endişeleniyorsun elif, lütfen devam et. hepimizin endişelenmesi gerekiyor. daha çok annenin endişelenmesi belki toplumda bir farkındalık yaratır, belki çocuk kanallarında abuk subuk yiyecek kılıklı şeylerin reklamları yasaklanır, belki marketlerin en ön raflarına konmaz bunlar, belki çiğ sütçüler, köy tavukçuları aklanır.
    içinde ne olduğunu bilmediğimiz (daha da kötüsü ne yapabilecek şeyler olduğunu bildiğimiz) şeyleri rahat rahat yedirsek daha mı iyi? paketlenmiş her türlü gıdanın tüketimine karşı olmamız gerekiyor. yavaş yavaş gelişiyor tabii bu. benim doğal ve organik ürünlere merakım hamileliğimle beraber başladı. yani yaklaşık 4 sene önce. bir kez başladıktan sonra asla geri dönüşü olmayan bir yol bu. hayatında her gün birşey değiştiriyorsun ve yıllar sonra bir bakmışsın ki çevrendeki çoğu insandan farklı bir tüketim tarzın olmuş.

    yiyeceklerle başlıyorsun genelde. hayatımdan beyaz un ve şekeri çıkardım diyebilirim. ama bu demek değil ki hiç simit veya dondurma yemiyorum. yiyorum ama ölçülü ve zamanlı. şehir hayatında bunlardan tamamen uzaklaşmak mümkün değil. sonra sebze ve meyveler. doğal ve aracısız ürün gruplarına üye oldum, organik pazarlara gittim, gezdiğim her yerde o yörenin en saf ve doğal ürünlerine, mahalle pazarlarına uğradım. annemin babamın köydeki tanıdıklarına ulaştım vs vs. sonra bir bakmışım bunlar benim hayatım olmuş. benimle dalga geçerler hatta organik güliz diye. geçenlerde arkadaşlar gelmişti akşam yemeğine, oğlunun bisikleti bile organik dediler çok güldüm (tahtadan yapılmış bir taytayı var 🙂

    dediğim gibi bütün bunlar bir anda olmuyor. yiyeceklerle başlıyorsun, sonra gereksiz aldığın şeyler gözüne batıyor, tüketimi kısıyorsun, okuyorsun, araştırıyorsun, seninle aynı düşünen insanlarla bir araya geliyorsun. hemen her gün işittiğim bir cümle var: “iyi tamam bunun doğalını aldın ama herşeyi böyle yapamazsın ki!” neden? yaparım tabii ki. zamanla doğal olmayan şeyleri zaten yemek istemiyorsun. mesela dışarıda yemek yemem gerektiğinde domatesten hiç tat alamıyorum artık.

    başka neler yapıyorum?: oğluma hiç süt içirmedim. çiğ sütten yoğurt yapıyorum fırsat buldukça. bulamazsam sadece aoç’nin yoğurdunu yediriyorum. çünkü çabuk bozulan bir yoğurt. o yüzden bana güven veriyor.

    hayvansal gıdalarda, bitkisellere göre çok daha yoğun hormon ve ilaç kullanımı olduğunu söylüyorlar. o yüzden bilmediğim yerde et yemem. hatta günde tek öğünle (o da evdeki) sınırlamaya çalışıyorum. o da memlekette kesilip otobüsle ankaraya yollanan kuzuya aittir genelde. tavuğu son 1 senedir toplam 1 kilo ancak yemişimdir. inanılmaz yöntemlerle şişiriliyor hayvancıklar çünkü. kendi kendime tüketeceğim herşeyi üretmem mümkün olmadığı için, yerel üreticileri desteklemeye çalışıyorum. küçük çiftçi tarımı deniyor. güzel projeler var ankara yakınlarında. bulabiliyorsam en yakından almaya çalışıyorum ihtiyaçlarımı. bulamıyorsam mecburen kargoyla istiyorum ve karbon ayak izi bırakıyorum dünyaya. elbet bir gün bunu da çözeceğiz. insanların sağlığına iyi gelen şeylerin, yaşadığı yörede yetişen şeyler olduğunu okuduğumda çok şaşırmıştım. yani, kırıkkale’de yetişen bakla, afrika’dan gelen muzdan daha faydalı bana.

    bu konu çoook uzun. bana da çok söylediler, sen vermezsen çocuk daha çok ister, büyüyünce abur cubur meraklısı olur vs. ben elimden geleni yapıp sağlıklı beslenme alışkanlığı vermeye çalışayım da o ne yaparsa yapsın diyorum. bir arkadaşım var, evde her türlü bisküvi, yoğurt, çikolata bulunur. ama markete gidince çocuklar hiç görmemiş gibi saldırırlar aynı şeylere.

    arada bir verilen yoğurtlara, arkadaşlarla beraber iştahla yenen çikolatalara, seyahat mecburiyetlerine karşı değilim ama evime sokmam, içim rahat da yediremem. rahatsızlık dolu günler dilerim.

  8. Ben yemek konusunda o kadar panik yapmayı red ediyorum. Annem de zamanında pilavı bulyon küpleriyle yapardı, ben de onları kullanırım ve afiyetle yeriz pilavımızı. Ondan başka hazır baharat karışımları filan fazla kullanmam, ketçup mayonez’de de katkısızını alırım, konserve az kullanırım, dondurulmuş pizza filan pek almam. Organik tavuk bir kere denedım, çok yaşlı ve lastik gibi olduğundan bir daha almadım – o kadar para versem sadece sağlıklı değil, lezzetli de olsun isterim. Makarnayı da evde yapmam, yoğurdu da hazır alırım. Her gün meyve-sebze-salata yemeyi çalışırız, ekmeklerimiz ve makarnalarımız çoğu zaman kepekli oluyor, tavuk çorbasını de yaparım evde ve haftanın çoğu günü taze et, sebze, balıktan yemek yaparım. Ama pizzamızı da severiz, kebabımızı da. McDonald’sa bile götürürüm kızımı ara sıra. O şimdi 10 yaşında, incecik ve çok şükür gayet sağlıklı, organik olmayan tavuklardan erken ergenliğe girecek gibi de görünmüyor. Odasında her zaman çıkolata duruyor, ve benden daha kontrollü bir şekilde yiyor 🙂 Kola hiç bir şekilde içirmem yalnız ona, o benim için kahve ve alkolle aynı kategoride – büyükler için olan bir şey. Başka gazlı içecek çok nadir içiyoruz hepimiz, ve meyveli ya da çıkolatalı süt de almam – kızım alışmadığı için aramıyor da onu, her türlü süt zevkle içer, yağlı, yağsız, taze, uzun ömürlü fark etmez.
    Kısaca, bence mümkün olduğu kadar karışık, ve lezzetle yemek yemek herşeyin organik, şekersiz, yağsiz olmasından çok ama çok daha önemli. Çocuklarımızın yediklerini şimdi o kadar sıkı bir şekilde kontrol edersek liseye üniversiteye gidince kompanse etmek için daha da kötü dağılacaklar diye düşünüyorum.

  9. Benim dikkatimi çeken şu ki Türkiye’de bu iş diğer ülkelere nazaran çok daha fazla irdeleniyor, belki bazen de fazlaca didiklenip abartılıyor. Kim daha iyi yapıyor emin değilim: ben sizlere Avrupa’dan örnek vermek istiyorum: Avrupalı ilkokul çocuğu bakın neler yiyip içiyor, anlatayım:

    KAHVALTI
    – sabah 1 ekmek dilimi (üzerine reçel veya nutella veya cukulata parcacıkları. Biraz daha sağlıklısı jambon, bildiğiniz füme jambon. Az da olsa peynir yiyeni de var tabiii… )
    – bir bardak süt

    OKULDA 10.00 TENEFÜSÜ
    – bir kutu meyve suyu !

    OKUL ÖĞLEN YEMEĞİ
    – evden getirdikleri ekmek arası reçel veya nutella, jambon, vs.
    – bir kutu meyve suyu !

    ETÜD AKŞAMÜSTÜ
    – kraker üstü nutella, jambon veya krem peynir
    – oralet tarzı bir içeçek

    EVDE AKŞAM YEMEĞİ
    – sebzeli makarna
    – meyveli yoğurt veya dondurma

    UYKUDAN ÖNCE
    – süt

    Yani bir çocuk haftada minimum 10 adet kutu içecek tüketiyor. İnanılmaz ! Ögle tatili ekmekle geçiştiriliyor akşamları da öyle bizim gibi yemek yapmıyorlar. Bir kaç akşam sebzeli makarna veya sebzeli pilav yiyorlar.

    Benim kızım de Deniz ile yaşıt ve o da üç aşağı beş yukarı böyle besleniyor. Akşam yemeklerini sebze ağırlıklı yapmaya gayret ediyorum. Öğlen yemeğinde o da diğer arkadaşları gibi, yukarıda bahsettiğim şekilde besleniyor: yanına dolma vermiyorum tabi:) Okula termos getirmek yasak olduğu için ben de mecburen kutu içecek veriyorum. Kutu içeçeklerini özel ekolojik marketden özel bir markadan alıyorum. Bunun dışında başka da bir şey yapamıyorum.
    11 senedir Avrupada yaşıyorum bir kere de ‘bu kutuları bizim çocuklarımız neden içiyor’ diyen birine rastlamadım. Bu da işin bir başka ekstrem ucu… Bakınca bize bir tuhaf geliyor, öte yandan yeni edindiğim bazı bilgilere göre de iyi yaptıkları şeyler de var. Onun da hakkını vermek gerekir.
    Bir kere şeker tüketimi çok fazla: o yanlış. İklimden kaynaklanıyor sanırım. Ekmek konusuna gelince burada beyaz ekmek sadece bayramlarda ve belki bir de pazar günleri tüketiliir. Tahıllı, lifli ekmek yiyorlar. Onun dışında sebzeleri çok pişirmiyorlar ve az yağlı yemek yiyorlar. Bu da yaptıkları doğrular. Yani çok sağlıklı gıdaları evde yaparsınız ama o gene de zararlı ağır bir yemeğe dönüşebilir.

    Diyeceğim o ki Türkiyede ciddi bir bilinçlenme var, ve bu olumlu bir gelişme. Bunların bir kısmı yerinde uyarılar bir kısmı ise ticari kaygılarla (rekabetle) yapılan korkutmaca. Sap ile sapanı ayırmak da maalesef biz bugünün annelerine düşüyor.

    Bence de anne olmak için zor bir dönem… sevgiler…

    ps: Bu arada Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL’ın yazılarını tavsiye ederim…

    • Efendim, Avrupa’da da bütün çocuklar sürekli meyve suyu içmez. En az Türkiye’deki kadar sağlıklı beslenmeye dikkat edenler var orada da. Ve Türkiye’de de bol junk food yiyen yeterince çocuk vardır, yoksa niye benim kızım burada kendisine göre okul forması bulamıyor çünkü bütün kaliplere göre çok ince? Bizim çevrede – ve bunlar orta sınıf, eğitimli insanlar, çocuklar arasındaki şişmanlık oranı Avrupa’dan pek farklı değil.

      • @birannedaha,
        yukarıdaki yazı Avrupadaki çocuklar şişman demiyor. ‘Bu konu Avrupa’da bu kadar abartılmıyor’ ve ‘her iki tarafın da artıları ve eksileri var diyor. Avrupa sağlıksız, Türkiye çok bilinçlendi gibi bir genelleme yapılamaz. Son zamanlarda Türk medyasında bu konuya epey bir yer ayrılıyor. Bilinçlenme yanında, medyada abartmalar ve maalesef bazen de yalan yanlış bilgiler var.
        Bir de ülkemizde birbirimize çok karşıyoruz: ‘aaa sen onu yediriyor musun?’ yok ben bunu yedirmem, şunu yedirmem’. Medya dışında çevredekilerden de gerekli gereksiz yorumlar geliyor. Bu da anneler uzerinde bir nevi baskı…

  10. Listeleyerek kendimi daha kolay anlatıyorum. Kaba olmazsa minik bir liste yapacağım:
    1. ORGANİK BESLENİYORUM: Kızım için değil, kendim için organik besleniyorum. Her zaman organik bulamadığım için geçen salatalık bitmiş, Migros’tan aldım. Iyyyyy, gübresine balık mı tavuk mu ne katmışlar bilmem, leş gibi kokuyordu. Organik gıda daha mı sağlıklı bilemiyorum (zira GDO’lu ama organik yetiştirilmiş ürünler de varmış) ama daha lezzetli olduğu kesin. Daha lezzetli yemek yemek dururken, karnım doysun diye berbat tatta bir şey yemem. Oturur yoğurdun içine mısır ekmeği koyar yerim, karnım doyar; o hazır çorbaları ağzıma sürmem.
    2. KIZIMA TATLI VE HAZIR GIDA YEDİRMİYORUM: Sağlığı için zaten yememesi gerektiğini düşünüyorum, ayrı mevzuu. Asıl yedirmeme sebebim ise alışkanlık kazanmaması için. Annemin ağız tadı çiğ sebze ve meyve ile kabuklu baklagil ve tohumlara yatkın olduğundan ben de onun gibi beslenmeye alıştım. Şu anda 33 yaşındayım, 1 dilimden fazla baklava yiyemem (ev baklavasıysa belki 3 dilim yiyebilirim) ve hazır gıda tüketemem: Cips (ıyyy, ağzıma atsam midem kalkar), kola (kırk yılda bir içerim, bardağı bitiremem). Ayrıca hazır gıdaların içerisinde kıvam arttırıcı (mono sodyuım glutamat) var. Bu tür gıdalar insanın tad duyusunu değiştiriyor ve hazır gıdaya alışan bir insan, normal ev gıdasını lezzetsiz ve yavan buluyor. Ben kızımın Çitos’tan lezet alıp, şeftaliyi tatsız bulmasını istemiyorum. Dünyada pekçok lezzet var ve kızımın da, kendimin de tüm bunlardan tat ve zevk almamızı istiyorum. Sadece hazır gıda değil, tuzu ve yağı da az kullanıyorum. Zira insanın damak tadı bol yağa ve bol tuza da alışıyor. Oysa az yağlı ve az tuzlu yiyen insanlar, yiyeceklerden lezzet alabilmek için yağ ve tuz eklemek zorunda kalmıyorlar.
    Yemek yemek benim için bir zevk ve kızımın da bu zevki benimle paylaşmasınıarzuluyorum; sadece karın doyurmak için lezzetsiz yemekler yemesini istemiyorum. Ha, bu lezzeti ve keyfi yaşarken aynı zamanda da sağlıklı besleniyor ve sağlıklı bir bünyeye sahip olabiliyorsak, bu daha da keyifli kılıyor mevzuyu 🙂

    • O kadar sağlıklı yemekle takıntılı olan birisi olarak monosodyum glutamat’ın kıvam arttırıcı değil, tat arttırıcı olduğunu bilmeniz gerekmez miydi? 😉

      • Çok konuştuğum gibi uzun yazıyorum ama yine de kendimi iyi ifade edemiyorum demek ki 🙁

        Soruna şöyle cevap vereyim:
        1. Sağlıklı yeme takıntım olmadığını zaten söylemişim : “Organik gıda daha mı sağlıklı bilemiyorum (zira GDO’lu ama organik yetiştirilmiş ürünler de varmış) ama daha lezzetli olduğu kesin. Daha lezzetli yemek yemek dururken, karnım doysun diye berbat tatta bir şey yemem.”. Benim takıntım lezzetli yemek yemek 🙂
        2. Her ne kadar “kıvam arttırıcı” da yazmış olsam, yazının devamında monosodyum glutamattan lezzet arttırıcı olarak bahsetmeye devam ediyorum: “Ayrıca hazır gıdaların içerisinde kıvam arttırıcı (mono sodyuım glutamat) var. Bu tür gıdalar insanın tad duyusunu değiştiriyor ve hazır gıdaya alışan bir insan, normal ev gıdasını lezzetsiz ve yavan buluyor.”

        2 paragraflık yazıyı açıklamak için, 2 paragraf daha yazmam gerekti. Ama kokarım ben bu yeteneksizlikle, bu açıklamaya da 2 paragraf daha açıklama yapmak zorunda kalırım ilerleyen günlerde 😉

  11. Bebeklerimize yedirmeye çalıştığımız şeylerin sağlıksız olduğunu bilmek, hem hazırlarken hem yedirirken harcadığımız emeklerin boşa gittiği anlamına gelmiyor mu sizce de? Özellikle iştahsız olduğu dönemlerde az da olsa ÖZ yemesi içimizi rahatlatmıyor mu? Bu düşünceler ile büyüyen bir bloğum (http://bebekyemezse.blogspot.com) var ama bu konuda takıntılı olmamak için bizim evin kuralı şu; evde mümkün olduğu kadar dikkat edip dışarda ortama uymak… Başka yolu var mı?

    • aynen katılıyorum. yemiyor bari çikolata yesin, en azından aç kalmasın diye çocukları sağlıksız tatlara alıştırıyoruz. az da olsa sağlıklı yedirmekten yanayım ben de

  12. Bu blogu takip eden anneler Türkiye gerçeğini yansıtmıyor bence. Çocuğun tamamen veya çoğunlukla organik gıdalarla beslenmesinin maliyetine Türkiye’nin % kaçı katlanabilir acaba. Veya bu yaşam standardını çocuğunuz ömrünün sonuna kadar sürdürebilir mi? Kızım 3,5 yaşında, hafta içi sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve ikindi kahvaltısını okulda yiyor; kaç okulda organik gıda veriliyor ki, tanınmış markalı ürünler kullansalar şükrederim. Cips, kola, şekerleme vs.den kızımı uzak tutuyorum (zaten anne-baba olarak biz de tüketmiyoruz), dondurma ve çikolatayı da ölçülü veriyorum. Ama organik besleyemiyorum maalesef, yapabildiğim taze sebze/et/tavuk/balık ile ona yemekler yapmak, hazır/katkılı gıdalardan uzak durmak.

    • ben organik gıdaların yüksek maliyetli olduğu savına katılamıyorum. organikten önce doğal olanı tercih ederek işe başlanabilir. örneğin benim eşim iş nedeniyle erzuruma sık gidip geliyor. işyerinin yakınındaki köyden tereyağı alır, yaz boyu yaylalarda dolaşan ineklerin sütünden yapılıyor, kilosu 12 tl. marketlerdeki en ucuz marka tereyağının kilo fiyatı. pınar ürünleri sanırım 16-18 arasında değişiyor. aslında düşük gelir grubundaki kişilerin çoğu da köyünden taşır dayanıklı ürünleri çuval çuval, asıl kentlerde yaşayanların dikkat etmesi lazım.
      ev temizliğinde arap sabunu, kül suyu veya elma sirkesi kullanılabilir, market deterjanlarının 4 te 1 fiyatına. bir de ihtiyacımız olduğu kadarını alıp ziyan etmeden tüketmeye başlasak hem daha sağlıklı olacağız hem de uzun vadede sağlığımıza yatırım yaparak daha kazançlı çıkacağız.

    • Tuba Hanım,

      çok yerinde bir tespit olmuş. Çünkü bende sağlıksız gıdalardan çocuğumu uzak tutuyorum ama organik gıda falan alamıyorum eve…

    • Tuba Hanım,

      çok yerinde bir tespit olmuş. Çünkü bende sağlıksız gıdalardan çocuğumu uzak tutuyorum ama organik gıda falan alamıyorum eve…

    • Organik gıdalar çok da pahalı değil. Evimizde 3 yetişkin ve 1 çocuk var. Her hafta da muhakkak bir misafir ağırlarız. Aylık pazar alışverişimiz (et dahil gıda ve temizlik) 600 TL civarında. Çevremdekilere sorduğumda (organik beslenmemelerine rağmen) aylık market harcamalarının aynı miktarlarda olduğunu söylüyorlar.
      Eğer marketten değil de benim gibi pazardan alışveriş etseler, belki 100 TL daha aşağı çekebilirler. Çünkü pazarda kilosu 1 TL’ye de domates bulmak mümkün. Ama çoğunluk pazara gitmeye üşenip, sonra da organik gıdaya pahalı diyor.
      Ben organik gıdanın standart Türk insanın karşılayamacağı kadar pahalı olduğu görüşünüze ne yazık ki katılamayacağım.

  13. Ben özellikle organik beslemeye çalışmıyorum. Çünkü yaşadığım şehirde bir organik pazar yok. Ama köylüden gelen taze taze sebze-meyveler var. Ben zaten vejetaryen olduğumdan eve et girmiyor. O yüzden de organik olması sorunumuz yok 🙂 Oğlumda nadiren anneannede yiyor. Ama oğlum talep etmediği sürece paketli gıdalardan uzak tutmaya çalışıyorum. Zaten şimdiye kadar da bir talebi olmadı. Çünkü yanında bizde yemiyoruz. -Aslında eşimde bende severiz abur-cuburu maalesef.- Yoğurtta köyden geliyor. Hazır çorba, bulyon zaten mutfağıma hiç girmemiş şeyler. Kola’da almayız. Meyve sularını da evde yapıyorum genelde. Kek -kurabiye olur hep çantamızda ev yapımı. Abur cuburu da kuruyemiş. En azından okula gidene kadar uzak tutma çabasındayım. Bakalım zaman ne gösterecek…

  14. selamlar
    cocuklarimizin yiyecekleri icin endiselenmeliyiz bencede. biliyorum bazen cok cok yorucu oluyor ama unutmayalim ki sonunda obez, bunalim vs gibi etkilerden korumus olacagiz. bunun yani sira, kkullanilan her turlu kucuk yogurt vs gibi yiyecekler, paketlemesinden, ulasimina kadar cevreye inanilmaz zararli. yani eger cocugunuz uzun vadede doysun, genc yasta kolestrol vs gibi sorunlari olmasin istiyorsak mecburuz. hatta biz nasil beslenirsek, onlarda oyle beslenir. mesela ben su an kola, cikolata, biskuvi vs yemiyorum cunku hem cocuklarim icin daha uzun bir yasamim olsun diye dikkat etmeye basladim hem de onlar beni ornek aliyor. annelerimiz ne kadar da sansli ve rahatmis aslinda degil mi? ne sokaklarda bu kadar tehlike, arac vs ne de market raflarinda bu kadar cesit varmis.

    • Hah, söylemeyeyim dediğimi söylemişsin. Bir akrabamız “Rahat bakın çocukları” der durur. Benden gizli kızıma yasak olan yiyecekleri yedirmeye çalışır. 18 yaşında, gayet de sağlıklı görünen dalyan gibi oğlunun kan tahlillerinde ciddi boyutlarda yüksek kolestrol ve şeker çıktı. Genetik olduğunu da sanmıyorum (çünkü anne ve baba tarafında, en azından bilinenlerde böyle bir sorun yok). Ama çocuk alışmış küçüklükten bu yana inanılmaz yanlış besleniyor. Şimdi de koca adam, doktorların lafını da dinlemiyor, istediğini alıp yiyor. Diyet filan da takmayınca, mecbur ilaç kullanmaya başladılar.

      Yani küçükken ne yedirdiğine dikkat etmezsen, büyüdüğünde kolestrol, şeker ve tansiyon haplarının saatlerini hatırlatmak zorunda kalabilirsin. Bir de bu yönünden bakmak lazım.

  15. Ellerine saglik oyle guzel yazmis icimde ikilemleri dile getirmissin kil. Ben de ogullarima duzgun seyler yedirmeye calisiyorum icinde az veya hic katki maddesi olmayan. 12 sene sonra Amerika’dan buraya geri donup benim cocuklugum/gencligimde yedigim seyleri (Eti Cin, cikolatali gofret, vs) onlara da vermeyi dusundugumde bir de bakiyorum icindeki malzemelere, %80’inin ne oldugunu anlamiyorum. Ben bunlarla buyudum ve de bir sekilde normalim yani. benim dusuncem hicbirseyde asiriya kacmamak. Yani cocuklarima arada bir yedirdigim lollipop, gofret ile zehirledigimi dusunmuyorum. Ancak bazi seylere gerek yok: mesela kolali icecekler, oralet tarzi karisimlar. Onlarin yerine icilebilecek oyle guzel seyler var ki! Biz evde kendi gazli icecegimizi yapiyoruz: konsantreden olmayan nar veya siyah uzum suyuna soda katiyoruz ve de ogullarim bayiliyorlar. Ama gofreti evde yapamayacagim:)

    • Size tamamen katılıyorum. Biraz dikkat etmek çok doğru ve gerekli, ama o kadar abartmaya da gerek yok bu işleri…

  16. Elif seni daha da stres edeyim, Evren’in su yazisini okudun mu tam ayni zamana denk geldi 🙂

    http://basitbiryasam.blogspot.com/2011/09/gunluk-zehirimiz.html

  17. Bizde kızıma doğduğu günden itibaren çok az hazır mama yedirdik. Ben işe başladığımda biberonu reddettiği için 4 aylıkken yoğurda meyve suyuna başladık. Yoğurdunu evde yapalım dedik. Komşuma Beykoz’dan inek sütü geliyordu, ondan alıp mayalayalım dedik; yoğurdu bir açıyoruz üzerinde bir dirhem kaymak yok. Neden? Sütün yağını alıyorlarmış. Vazgeçtik. Günlük sütten yapmaya başladık. Yoğurdu bir açıyoruz; sünüyor (sümüksü bir hal). Annem hiç yedirmeden döküyordu. Sonra günlük sütü markete gelir gelmez almaya başladık o zaman sünmüyordu çünkü. Tabii yine kaymak hak getire. Ancak havalar ısınmaya başlayınca yoğurtta felaket bir ağır koku olmaya başladı. Bıraktık.
    Ama biz İzmit’liyiz. Oradaki köyden, ananemin komşusundan alıyoruz gittiğimizde sütü. Mis gibi yoğurt oluyor ama her zaman nereden bulacağız. En sonunda Defne’nin doktoruna danıştık. Çabuk bozulan ev ekşiyen hazır yoğurtlardan yedirebilirsiniz dedi. Şimdi bir tane böyle keşfettik, 3. gün nerdeyse ekşiyor yoğurt, bu onun katkı maddesinin az olduğunu gösteriyormuş. Ondan yediriyoruz.
    Diyeceğim, ben organik beslenmeninde çok mümkün olduğuna inanmıyorum. En az katkılı daha mantıklı sanki.

  18. Sevgili Elif,
    Bu çok güzel bir konu, buradaki tartışmalar da ufuk açıcı.
    Benim dikkatimi çeken nokta katıldığını belirttiğin PSP’nin faydaları üzerine olan toplantı… Mutlaka senin de aklından geçmiştir, büyük firmaların ürünlerinin zararsız (hatta daha da ileri gidip faydalı) olduğunu kanıtlamak için yapmayacakları şey yok. O toplantıda neler sunuldu bilemiyorum, ama bir üniversiteden söylediklerini destekleyen bir araştırma bile sunmuş olabilirler, şaşırmam. Ne yazık ki dünyanın her yerinde etikten yoksun araştırmacılar da mevcut ve şirketlerin fon sağladığı araştırmalarda onların istediği sonuçları sunmaktan çekinmiyorlar… Seni de saygın ve etkin bir blogun yöneticisi olarak, orada sunulan bilgileri paylaşarak daha fazla insanı ikna etmeni umdukları için davet ediyorlar ne yazık ki… (Onların amaçlarından bahsediyorum, yoksa senin aklına yatmayan bir konuda başkalarının görüşlerini tekrar etmeyeceğini biliyorum)

    Velhasıl, bu tür marketing çalışmalarına dikkat etmek gerekiyor.

  19. kablosuz iletişim araçlarıyla ilgili geçen aylarda şöyle bir haber yayınlandı bile
    http://www.iarc.fr/en/media-centre/pr/2011/pdfs/pr208_E.pdf

  20. uzak tutmaya çalışsamda tutamadığım zamanlar olmuyor değil, örneğin çilekli süt gibi…