17 Yorum

İkinci çocuğu beklerken

Aşağıdaki yazı Fulya Ekmen tarafından kaleme alındı:

İKİNCİ ÇOCUĞU BEKLERKEN

Evlendikten bir süre sonra çoğu çift çocuk planları yapmaya başlar. İlk bebeğin aileye girmesiyle beraber hayat çok değişir. Bu mutlu , heyecanlı ama bir o kadar da meşakkatli bir hayatın başlangıcıdır aslında. Uykusuz geceler, hastalanınca hissedilen o çaresizlik duygusu, gaz ağlamaları, nedenini bulamadığınız ağlamalar, süt emdi emmedi,  kilo aldı alamadı endişeleri derken katı gıdaya geçiş sancıları, o bitti derken tuvalet eğitimi, “Oh bezden de kurtulduk. Artık büyüdü işimiz daha kolay” derken başlayan okul telaşı… Yani bu yeni hayat hiç bitmeyen bir maratondur. Ama bütün bunların yanı sıra, belki de yıllarca sürecek uykusuz gecelere rağmen biz ebeveynlerin aklına düşen bir soru vardır ki ilk çocuktan sonra kaçınılmaz olarak çoğu aile bu sorunun ağına takılır:

“İkinci çocuk yapmalı mıyız? Şimdi çocuğumuz yalnız mı kalacak?” ve çoğu zaman “ilerde bizler bu dünyadan göçüp gittiğimizde iki kardeş birbirine destek olur. Zaten çocuk kadar güzel bir şey yok; baksana bizimki de büyüdü bir bebek olsa şimdi ne güzel olur” gibi cümlelerle kendi kendimizi ikna ederek Uykusuz Her Gece şarkısını tekrar söylemeyi kabul ederiz.

İlk çocukta yolun bu kadar zor olduğunu anlamayan anne baba adaylarının gözleri kapalı bu hayata dalmalarını aklım alıyor da, ikinci çocuğu isteyen ailelerin bu gönüllülüğünü anlayamıyorum.  Hele bu ebeveynlerden biri haline nasıl geldiğimi hiç anlamıyorum!  Çocuk sevgisi böyle bir şey galiba. Hatta 37 yaşında ikinci çocuk annesi adayı olarak şimdiden “Çok da geç kalmadım, 40’ımda üçüncüyü de yaparım” gibi cengaverce laflar sarf ediyor olmam, içine düştüğüm amansız sevgi kıskacının bir sonucu herhalde diye düşünüyorum.

Evet, şu anda ikinci kızımıza hamileyim. 5 aylık henüz. Yılbaşına doğru bize merhaba diyecek. Heyecan var tabii ama ilk çocuktaki gibi olmuyor ne yalan söyleyeyim. Bir kere fiziksel olarak daha rahat her şey. O ilk hamileliğin tecrübesizliği yok. Onu kaldırma, bunu indirme, aman yorulma, uykunu al gibi tüm cümleler ilk çocuğun peşinde koştururken kaybolup gidiyor. İlk çocuk için yapılan o heyecan dolu alışverişler de ikincide olmuyor. İlki için o kadar çok oyuncak, kıyafet vb şeyler alınmış oluyor ki ikinciye alınacak bir şey kalmıyor.  Tabi ki aman sağlıklı olsun endişeleri aynen var, tekme atmadı acaba bir şey mi oldu diye tedirgin olmalar, ultrasonda her gördüğünde ilk defa görüyormuş gibi mutlu olmalar aynı.

Bir de benim için ikincide değişik bir durum oldu: doktor odasına her girdiğimde ağlamaya başlıyorum. İlk çocuğumda hiç olmadı bu ama ikinci de durmadan ağlıyorum. Herhalde ilk doğumun travması ile ilgili…

İlk doğumun travması

Bazı ailelerden farklı olarak bizim ilk çocuğumuz Down sendromlu. Bu sebeple fiziksel olarak daha rahat geçen bir ikinci hamileliğe rağmen duygusal olarak daha düşünme aşamasında bile ilkine göre çok daha sıkıntılı bir süreç yaşamaya başladım.

“İkinci çocuğu yapmalı mıyız?” sorusu bizim için hep daha farklı anlamlar taşıdı. Çünkü ne kadar reddetsek de, ne kadar iki kardeş ilerde birbirine destek olur desek de aslında içimizden “Biz öldükten sonra kardeşi ablasına sahip çıkar. Ona bizim gibi göz kulak olur. Bir kardeş şart. Kime emanet edeceğiz Kayra’yı?” diyorduk.

Sonrasında cevap soruları geliyordu. Daha doğmamış bir çocuğa zaman zaman bizim bile zorlandığımız bir sorumluluğu yüklemek ne kadar doğru? Hem ikinci çocuğun sağlıklı ve normal bir çocuk olacağının garantisi var mı? Ya ona da bir şey olursa, maddi ve manevi olarak bunun altından nasıl kalkarız (özellikle maddi olarak)? Kayra’nın her gün dersleri var. Rehabilitasyon merkezine gidiyor, dil terapisine gidiyor, haftanın her günü yollardayız. Bebekle nasıl ilgileneceğiz? Bebek yüzünden Kayra’nın derslerini ihmal mi edeceğiz ve ya Kayra yüzünden bebeği mi ihmal edeceğiz?

Daha biz bu sorulara cevap veremeden çevremizdekiler ikinci çocuk şart, çok iyi olur, Kayra için de iyi olur diyordu. Zaman zaman onlara çok kızdım.  Bize bir şey olduğunda Kayra başlarına kalmasın diye böyle diyorlar diye düşündüğüm bile oldu.  Ama doğruyu söylediklerini de biliyordum. Biz de bir kardeşten başka kimseye o kadar güvenemezdik.

Yine de ya bu bebek de farklı bir çocuk olursa diye ikinci çocuğu çok istemiyordum. Herkes amniyosentez yaptırırsın diyordu ama ben 20 haftalık bir bebeğin doğup doğmayacağına karar vermek zorunda kalmayı hiç istemediğim için amniyosentezin benim korkularıma çare olmadığını biliyordum. Hem amniyosetezle bile tespit edilemeyen, daha sonra ortaya çıkan bir sürü farklı hastalık veya farklılık olduğunu 4 senedir gittiğim rehabilitasyon merkezlerinde tanıştığım vakalardan biliyordum. Bütün bunları kafadan silip atmak, düşünmemek gerektiğini söylemek hiç yaşamamış olan insanlar için o kadar kolay ki inanamazsınız. Ama benim gibi yaşamış olanlar için bunları görmezden gelmek hiç kolay değil.

Fakat sonunda şunu fark ettim ki hayatımı korkuların yönlendirmesine izin verirsem istediğim şeyleri elde edemem. Hayat her zaman risklerle dolu. Tüm riskleri düşünüp kendime korku imparatorluğu kurabilir ve imparatorluğun içinde kendimden bile korkar hale gelene kadar yaşayabilirim ya da derin bir nefes alır, bir adım atar ve biraz da olayları evrene bırakırım. İyi şeyleri düşünür kötüleri aklıma getirmezsem bu yolculuğu sağ sağlim tamamlarız. Sonuçta Kayra’nın gerektiğinde ona destek olacak bir kardeşe bizim de farklı olmayan bir çocuğu da büyütmenin keyfine ihtiyacımız var dedim ve biraz da eşimin kararlılığını görerek kendimi ikna ettim.

Böylece ikinci bir tüp bebek için doktorumuzla görüşmeye gittik. Doktorda embriyolara daha 3-5 günlükken “PGD” (1) denilen genetik testi yaptırabileceğimizi ve böylece en çok görülen 13, 18, 21, X, Y kromozom anomalilerini daha embriyo rahme yerleştirilmeden tespit edip eleyebileceğimizi öğrendim. Bu beni çok rahatlattı ve “Amniyosentez veya CVS” (2) yaptırmak zorunda kalmayacağımı düşünerek bir anda havaya girmeme sebep oldu. O kadar rahatlamıştık ki hemen tedaviye başladık. Gerçekten de 4 emriyomuzdan birinde tetraploidi tespit edildi ve daha baştan elendi. Bu her kromozomdan 4 adet olduğu anlamına geliyor. Kısa bir not geçeyim: tetraploidi her durumda kendi kendine sonlanıyor, devam eden bir hamilelik olmuyor ama tüp bebek gibi bir veya iki embriyo hakkınız bulunan bir yöntemde devam etmeyecek bir gebelik ihtimalini baştan elemenin çok isabetli olduğuna karar verdim.

Şansımıza tedavinin sonucu olumlu oldu. Bu güzel haberi tam da kardeşimin düğün gününde aldık. Tüm aile çifte sevinç yaşadı. Biz eşimle birlikte çok mutluyduk. “PGD” de yaptırdığımız için çok rahattık. Artık her şeyin gayet rahat geçeceğini düşünüyordum ki maalesef öyle olmadı. O kendimi ikna ettiğim süreçlerde yeterince ikna olamadığımı hissettim zaman zaman. İniş çıkışlar yaşadım. İkinci çocuğa nasıl ilgi göstereceğim, ya bir terslik olursa, keşke hiç niyetlenmeseydik, gibi gibi. Eski endişeler değişen hormonlarla geri geldi, üstelik gözyaşları ile.

Bütün bunların üstüne PGD’nin %100 bir sonuç olmadığı; CVS veya amniyosentezin yerine geçmeyeceği yönünde tıbbi yayınlar okuyunca baştan beri almaya korktuğumuz karar ile yüz yüze geldik.  Ya küçük de olsa o ihtimal bize denk gelirse? Ya 13, 18, 21 ,X, Y kromozomları dışındaki kromozomlarda bir anomali varsa? Yaşım 37. İlk çocuğum sağlıklı olsa bile amniyosentez önerilecekti. Yaptırsak mı yaptırmasak mı? Bu bebek çok çok büyük ihtimal sağlıklı ve şimdilik normal. Ya amniyosentez yüzünden bebeği kaybedersek?

Bu sorulara rağmen amniyosentezi yaptırmaya karar verdik ve 16. haftada tatile çıkmadan önce fikrini almak için doktorumuza gittik. Doktorun odasında beklenen oldu ve ben vazgeçerek ağlamaya başladım. “Bu bebek sağlıklı. Amniyosentez yaptırmayacağım içimde kötü bir his var. Amniyosentezde bebeğe bir şey olacak“ diye yaklaşık 3 saat hastanede karar vermek için bekledim ve ağladım. Bu sırada bir perinotoloji (3) uzmanı ile de görüşerek görüş aldık ama ben o kadar ağladım ki herkes çok üzüldü ve doktor “Siz tatile gidin, dönüşte kontrole geldiğinizde karar verirsiniz” dedi. Buna rağmen biraz daha bekleyip ne yapalım diye düşündük ve sonunda evin yolunu tuttuk.

Bir kere daha kimse için başka bir canlının hayatı üzerinden bir karar vermenin kolay olmadığını anladım. O yüzden şimdiden Allah herkese kolaylık versin.

Tatilde pek düşünmedim ama bir aile ile tanıştım. Çocuklarında 17. kromozomda bir sorun çıkmış. Bizim PGD’de kontrol ettirmediğimiz bir kromozom ve o an fark ettim ki ben Down sendromuna hazırlıklıymışım ama başka anomalilere değilmişim ve  amniyosenteze biraz daha sıcak bakmaya başladım. Dönüşümüzün hemen ertesi günü fazla düşünmeden yaptırdım. Yüreğim pır pır ederek, bebeğimde bir şey olmadığına inanmama rağmen, dualar ede ede, herkes yaptırıyor bir şey olmuyor diye kendimi avutarak…

Sonuç; bebeğim hala sağlıklı ve benimle, test sonuçları temiz, detaylı olanlar haftaya çıkacak. Aslında yaptırırken bile sonucu merak etmiyordum tek endişem amniyodan dolayı bebeğime bir şey olup olmaması idi. Şükür şu anda iyi.

İnsanoğlu garip. Bunları başkası anlatsa amma büyütmüşsün derdim ama insan başına gelmeden ne yapacağını bilemiyormuş. Bebeğim sağlıklı eminim diyordum ama yine de amniyosentez yaptırdım. Sonuçta negatif bir şey çıkarsa ne yapacağımı hiç mi hiç bilemeden üstelik. Hala da bilemiyorum.

Aralık sonunda inşallah sağlıklı, normal gelişim gösterecek bir bebeğimiz olacak. Peki, bütün bu endişelerim geçti mi?

Yapmayın, anneyiz biz! İki testle endişelerimizden kurtulmamız mümkün mü?! Sonuçta daha bir ömür boyu iki dünya güzeli kızım için endişeleneceğim.

Uzun lafın kısası; çocukla ilgili, kardeşle ilgili hiçbir sorunun tek ve doğru cevabı yokmuş. Aileye, kişiye, zamana, hatta aynı kişinin o anki ruh haline göre cevaplar değişiyormuş. Sorular aynı kalsa bile…

Ama şunu biliyorum ki Kayra bir kardeşi olacağı için çok heyecanlı. Bebek gördüğü zaman çok heyecanlanıyor. Evde hep bebek besliyor, uyutuyor. Hatta kardeşine bir isim bile taktı: BUDO.Umarım bu heyecanı bebeği görünce de devam eder.

Küçük Budo, ne dersem diyeyim seni ailece heyecanla bekliyoruz ama heyecanımıza aldanıp sakın erken doğma oldu mu ( bu da benim yeni korkum!)

Biz bekleriz. Sen yeter ki zamanında ve sağlıklı gel.

Fulya Ekmen
Eylül 2011

(1) Preimplantasyon Genetik Tanı-Preimplantation Genetic Diagnosis

(2) Amniyosentez  genellikle 16.-18. Gebelik haftalarında uygulanır. Son zamanlarda erken amniosentez uygulaması da yapılmaya başlanmıştır ( 15.haftada) . CVS (Koriyonik Villus Örneklemesi – Chorionic Villus Sampling) Genellikle gebeliğin 10.-12.haftalarında yapılmaktadır.

(3) Sorunlu gebeliklerin belirlenmesi, tanısı ve tedavisini yerine getiren bir uzmanlık alanıdır.

Fulya, daha önce de bahsettiğim Down Türkiye adlı derneğin kurucusu. Down Türkiye, 2 Ekim Pazar günü Beyoğlu’nda bir Dostluk Yürüyüşü gerçekleştirecek. Daha fazla bilgi için tıklayın.

17 yorum

  1. Belde’nin hikayesinde hissettiğim gibi, bu yazıda da çok basit, saçmasapan şeylerden endişe ettiğimi anladım yine. Ben, çocuğum aptal kitaplığımızı dağıtıyor, acaba hiperaktif mi diye düşünürken, siz içinizdeki, size ait olan canlının hayatı üstünde kararlar almanın ağır sorumluluğu altında çırpınıyorsunuz.

    Tüm kalbimle bebeğinizin sapasağlam ve zamanında gelmesi için dua ediyorum. Bence 2. çocuğu düşünmeniz çok yerinde bir karar olmuş. Birçok Down annesi 2. bir çocuğa cesaret edemiyor, maddi imkansızlıklar da çok önemli bir etken tabii bunu düşünmek için.

    Ben Down Sendromu’nu daha küçük bir çocukken okuduğum Ben Mutlu Bir Down Annesiyim kitabıyla öğrenmiştim. Oradan öğrendiklerime dayanarak, Budo’nun çok şanslı olacağını düşünüyorum. Duygularıyla yaşayan, hayatı duygusal zekasıyla algılayan bir ablaya sahip olacak… Allah sizleri evlatlarınızın başından eksik etmesin.

    Sevgiler…

  2. Budo’yu sağlıkla kucaklamanızı ve kızlarınızı keyifle büyütmenizi temenni ederim. Budo’nun gelişi hem Kayra’ya hem tüm ailenize iyi gelecektir diye düşünüyorum. Tabi ki sizi yeni uykusuz geceler bekliyor ama dilerim ki bu süreç sizi mutluluğa eriştirsin..
    Endişeden uzak sağlıkla dolu neşeli günler.. 🙂

  3. Budo sağlıkla neşeyle gelsin..

  4. Merhaba Fulya hanım öncelikle inş bebeğiniz zamanında ,sağlıklı olarak gelir kucağınıza…

    Aynı yollardan malesef bizde geçtik. Bende de FMF(Akdeniz Ateşi) hastalığı olduğu için hergün ilaç kullanmak zorundayım ve bu ilacın bebeği olumsuz etkilediğini down sendromlu olabileceğini söylediler ..Ama ben ilacı kullanmazsam atak geçiriyorum ve şiddetli karın yada böbrek ağrısına zaten bebek dayanamaz ,düşer. Bu ve benzeri düşüncelerle, stresle 16. haftaya geldik ve amniosentez yaptırdık..Bende çok korkmuştum ya bişey olursa bebeğime diye ama elimden gelen birşey yoktu benim kullandığım ilaç için kesinlikle yapılması gerekiyormuş ,tercih hakkım yoktu yani.. Allahıma çok şükür ki şu anda sağlıklı 11 aylık bir prensesim var..3,5 hafta erken doğdu ama önemli olan sağlıklı olmasıydı..

    Ama ne zaman ki bana ikinci çocuğu soruyolar aklıma hep o günler geliyor bunda şanslıydık bebeğimiz sağlıklıydı ama ya ikincide o kadar şanslı olmazsak diye korkuyorum..ikinci çocuğu yapıp yapmayacağımı bile bilmiyorum ama sizinde dediğiniz gibi tek kalsın da istemiyorum..Tüp bebek yönteminin de çok zor olduğunu duydum bir arkadaşımdan ..

    Bu verdiğiniz karar için sizi tebrik ediyorum dilerim Allah’tan herşey gönlünüze göre olur..

  5. nihat'ın annesi

    sıradan bir ikinci çocuğa hazırlık hikayesi okuayacağımı zannederken… işyerimde masamda yine gözyaşlarımı tutamadım. mehmatın dediği gibi niko’nun yaptığım çorbayı yemesi bizim için büyük problemken… beldenin hikayesinde de olduğu gibi sizin gibi anneler nasılda büyük yürekli… bodu… sağlıkla gelsin dünyaya size ve ablasına şasnlı gelsin… budo doğunca ablasının ona sarılmış annesinin ve babasının mutlulukdan dört köşe halinden haberdar olmak istiyorum…

  6. Doğumdan sonra çok hassaslaştım, pekçok şeye gözlerim doluyor ama sizin hikayenizde hiç de gözlerim dolmadı. Bilakis gülümseyerek okudum yazdıklarınızı. Sizi bu cesur kararınızdan ötürü tebrik ediyor ve kolay bir doğum ile sağlıklı bir bebeğe sahip olmanızı diliyorum.

    Bence her iki çocuğunuz da çok şanslı. Siz de eşiniz ile birbirinize sahip olduğunuz için ayrıca şanslısınız. Ayrıca psikolojik olarak bu kadar güçlü bir yapınız olduğu için de çok şanslısınız.

    Duygusallıktan uzak, objektif bir yorum isterseniz yazınıza, bir şeyler söylemek isterim (umarım uzaktan gazel okumak gibi olmaz):

    1. İkinci çocuğu Kayra için yaptığınız düşüncesinden vazgeçin lütfen. İlk çocuğunuzu nasıl bir bebek sahibi olmak istediğiniz için aşkla yaptıysanız, ikinci çocuğunuzu da yine sadece bir bebek istediğiniz için yaptığınızı düşünün. Kayra özel bir çocuk olmasaydı da aynı şeyi söyleyecektim. İlk çocuk için kardeş yapılması fikri bana çok itici geliyor. Her çocuk sadece “istendiği” için doğmayı hak eder. Sİz de zaten bu kadar yorulmuş olmanıza rağmen, ikinci bir çocuğu can-ı gönülden istemişsiniz. Budo da, Kayra gibi bir aşk çocuğu olacak ve anne babasının onu çok istediğini bilmesine ve bu dünyaya bir amaç uğruna değil de sadece aşkın, sevginin bir sonucu olarak geldiğine kendisini inandırmasına izin verin.

    2. Huzur evlerine sık sık ziyarette bulunurum. Orada örneğin 4 çocuğunu ve eşini araba kazasında kaybetmiş yaşlılar gördüm. Dolayısıyla hiçbir insanın dünya üzerinden sizden daha uzun kalacağı kesin değil. Herkes kaderini yaşıyor, sınavını vermeye çalışıyor. Dolayısıyla kendinizi üzmeye değmez. Su akar yolunu bulur. Siz güzel kızlarınızla hayatın keyfini çıkarmaya bakın, dikkatli olun, tetikte olun ama bilin ki siz ne kadar çabalarsanız çabalayın, kader denen bir şey var. Hiç kendinizi üzdüğünüze değmez.

    Ayrıca bir tek çocuk olarak söylemeliyim ki: Her çocuk bir kardeşi hak eder 🙂 Kayra adına çok çok çok sevindim. Tekrar tebrik ediyorum. Darısı da başıma diyorum…

  7. 🙂 Küçük Budo sağlıkla gelir ve büyütürsünüz inşallah. Bende Kayra gibi hassas, sevgi dolu bir ablası, ve sizin gibi cesur, sabırlı ve düşünceli annesi olacağı için çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Hamileliğinizin tadını çıkarmayı unutmayın 🙂

  8. yürekli anneye 2 kızıyla birlikte sağlıklı bir ömür diliyorum..
    öğreneceğimiz çooook şey var..

  9. bende 26 haftalık hamileyim ve her kontrolde ya bi sorun çıkarsa diye telaşlanıyorum.ama sizin azminize umudunuza ve hayata bu kadar pozitif bakmanıza hayran kaldım.Allah kızlarınız ile size çok güzel bir hayat nasip etsin :)))

  10. Nasıl güzel bir anlatıştır. Evet, gözler doldu, yürek titredi ama çok büyük bir huzur da duydum satırlar arasında. Çok doğru, biz anneyiz ve tasamız kaygımız sadece bu dünyadayken değil, bu âlemden geçip gitsek de onları izlerken devam edecek ama mutlulukları da, yaptıkları güzel işler de mutlu olmamızı sağlayacak. Bu bir düzen. Hayatı hakkında söz sahibi değiliz doktorlar, hatta prof.lar ne derse desin! ’35 yaşında olmasaymışım kesinlikle alırmış. ‘ demişti bir prof. tedavinin ortasına gelen küçüğümü. Dört ay eli, ayağı sağlam mı diye geçti. Testlerden uzak kaldım. Detaylı ultrason sonrası bu defa kabusum gözü görüyor mu, kulağı duyuyor muya döndü ve dokuz ay geçti. Doğum da ölüm gibi, bizim kararımızla değil. Hoşgelsin minik Budo, neşeyle gelsin, neşeler getirsin. Siz güzel bir insansınız…

  11. Budo’yu saglikla kucağınıza alırsınız ve Kayra ve Budo’yla uzun ve dolu dolu bir ömür geçirirsiniz inşallah…. Tüp bebekle cocuk sahibi olmuş ve ikinci çocuğunu da büyük ihtimal aynı sekilde ve 35 ınden sonra yapabilecek, ve amniyosentez kararını düşünmek zorunda kalacak biri olarak ayrica cok aydinlatici bir yazı oldu benim için. Cok tesekkurler. Almanya’da yasıyorum ve embiryo transferi oncesi kalitsal hastalıkları teşhis edebilecek genetik testlerin yapılması burada henüz bu sene yasayla kabul edildi, o da kamuoyunda yogun felsefik tartışmalara yol açtı.

  12. Sevgili Fulya,
    37 haftalık bir gebe olarak gözlerim dolarak okudum yazını.
    ilk defa anne olacak olmanın stresini yaşıyorum…
    bana güç verdin…
    Allah sana ve ailene güç versin, aklındaki soru işaretlerini en kısa yoldan çözmene ve kararlılıkla ilerlemene yardım etsin…
    bebeğini sağlıkla kucağına almanı temenni ediyorum…
    mutluluklar… nil

  13. Merhaba,
    Yorumlarınızı okuyunca ne iyi yapmışım da hissettiklerimi kaleme almışım dedim. Hepinize çok teşekkür ederim. Şimdi kendimi daha dirayetli hissediyorum. Budo 25. haftasında. Artık daha rahat sayılırım :). Hareketleri karnımın üzerinden belli oluyor. Kayra kardeş stresine girmeye başladı galiba ama yine de gelip gelip merhaba yapıyor kardeşine. Artık ben de sabırsızlanıyorum. Aralık gelse de bebeği mıncıklasak diye. Bir de Kayra’nın tepkisin çok merak ediyorum. Geçen gün Kayra’ya kardeşine merhaba de belki sana cevap verir dedim. Düşündüğüm şey bebeğin hareket etmesiydi ama Kayra merhaba deyince karnımdan bir gurultu geldi :). Kayra onu Budo sandı haliyle, bir şaşırdı gözlerini kocaman açtı elini ağzına götürdü ooo diye güldü. Ben kahkalarla güldüm tabi ki. İki kızımın hep gülmesini ve beni de güldürmesini diliyorum. Hepinize mutluluklar…

  14. Farkli olmayan bir cocugu buyutmenin keyfi -ne kadar guzel ifade etmissin her sey cook guzel olacak emin ol!

  15. sıradan bir ikinci bebek hikâyesi sanmıştım. doğursam mı doğurmasam mı/tam rahata alışmışken yine bir sürü iş… diye uzayıp giden bir hikâye. o yüzden okumadım. bugün okuyacak yeni birşey bulamayınca açtım. çok duygulandım.ben de riskli gebelik grubunda 7 ayı zor bela tamamladığım için biraz olsun tahmin edebiliyorum sıkıntılarını. inşallah herşey yolunda gider. bir daha iki bebeğinizden de hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Allah gücünüzü artırsın.

  16. Sevgili Fulyacığım,
    İnsan kendini, duygularını ve dahası başka annelerin de duygularını bukadar mı güzel anlatır. Eline, gönlüne sağlık… Hayat sana hep güzellikler versin, çünkü sen bunları fazlasıyla hakettin!
    Amcan da, ben de sizleri çok seviyoruz ve küçük kızımız Budo”yu bekliyoruz..
    Mine