25 Yorum

Obezi-Te-hlikenin farkında mısınız?

Okullar açılmadan önce bir öğleden sonra çocukların parka indikleri saatte ben de bilgisayarımı alıp havuz başındaki çardaklara kuruldum. Bir yandan çocukları izlerken, bir yandan da biriken işlerimle ilgilenmekti niyetim.

Ben bunu yaparken sitenin ergen gençlerinden üç-dört kişilik bir kız grubu havuza giriyorlardı. Hepsinin üzerinde de bikiniler vardı. Ve bir tanesi hariç hepsi etli-butlu, göbekli tiplerdi. Yüzlerine bakmayan bunların 13-14 yaşında genç kızlar değil, ne bileyim, 35’ini geçmiş, çocuk doğurmuş kadınlar olduğunu zannedebilirdi. (35’imi geçtiğimden acı tablo hakkında az çok fikrim var).

Sitedeki ergen erkek çocuklarında da gözlemliyorum bu sorunu ben. Aralarında “obez” olarak nitelendirilebilecek, ciddi anlamda şişman olan en az iki çocuk var. Yaşları sanırım 13-15 civarında. Öyle böyle değil, ciddi kilolu çocuklar. Evet, biliyorum, ergenlikte çok fazla enerji gerekiyor, vücutta yağlanmalar da normal, ama bu gençlerinki onun ötesinde maalesef.

Amerika’ya ilk gittiğim 1999 senesinde en çok dikkatimi çeken nokta her şeyin ne kadar büyük olduğuydu. Yollar büyük, evler büyük, arabalar büyük, ağaçlar büyük, ve tabii ki insanlar da büyüktü. Orada yaşamaya başlayana kadar hiç bu kadar şişman insanı bir arada görmemiştim ben. Çocukluğumuzda babaannemin arkadaşı bir Şişko Servet Teyze vardı. Herhalde Mersin’in en kilolu teyzelerinden biriydi. O bile Amerika’da gördüğüm obez nüfus karşısında Sibel Can gibi kalıyordu.

Bu göbek şimdi şirin. İleride olursa problem.

Elbette Amerikan toplumunun neden bu kadar şişman olduğu ortada: Adamların mutfağı Fast Food üzerine kurulu. Burada belirli bir zaman öncesine kadar karın doyurmaktan ziyade sosyalleşmek amacıyla da gidilen McDonalds’lar, Burger King’ler, oranın harcı alem restoranlarını oluşturuyor. Türkiye’deki 13-15 lira ödediğiniz bir menüyü orada 4-5 dolara alabiliyorsunuz. Kimi fast food restoran zincirleri sabah kadar açık, “You can eat great, evet late” diye reklam yapıyor. (Geç saatte de olsa, harika yemekler yiyebilirsiniz)

Eh, Türkiye de küçük Amerika ne de olsa… Onun izinden emin adımlarla gidiyoruz son zamanlarda. Ergen gençlerin sarkan göbekleri beni buna daha çok ikna ediyor.

Bu konuyla ilgili çok umutlandırıcı bir gelişme oldu son zamanlarda: Okul kantinlerinde gazlı-kolalı içecek ve cips satışı yasaklandı. Bu bence çok önemliydi. Çocuklar günün çok büyük bir bölümünü okulda geçiriyorlar. Oradayken ne tüketebildikleri çok önemli. Lisedeyken günde 8 kutu kola içen bir arkadaşım vardı!

Emzirelim diyoruz, organik besleyelim diyoruz, hazır gıdadan kaçınıyoruz, vesaire, ama beslenme konusundaki en büyük tehlikeyi de gözden kaçırmamak lazım: Obezite. Sağlıklı beslenmek sadece organik tavuk yemekle, günlük süt tüketmekle olmuyor.

Biz nispeten küçük çocuk anne-babalarının şu anda yaşadığı aman lolipop yedirmeyelim, aman paketlenmiş gıdadan kaçınalım mücadeleleri, ileride yaşayacağımız Fast Food savaşlarının yanında çok masum kalıyormuş gibi geliyor ya, hadi hayırlısı…

25 yorum

  1. bir şey eklemeden geçemeyeceğim Elif’cim. öncelikle çok haklısın, ben de etrafımda acayip kilolu çocuklar görüyorum. çok şükür ki hazır yiyeceklerden çok ev yemekleri seven bir oğlum var (umarımkızım da böyle olur).

    her neyse, asıl gelmek istediğim nokta şu: ben kendimi bildim bileli hep kiloluydum. kimisi kemiklerin iri derdi, kimisi iri yapılısın, zayıflasan da iri duyrursun derdi. aslında haksız sayılmazlar, vücut yapım ince değil, kastan yana şanslıyım ama yemeyi de çok sevdiğim bir gerçek. bugüne dek 3 haneli sayılar da dahil olmak üzere tartıda çok değişik kiloları gördüm. ilk doğumumda 105 gibi mesela. şu anda da 90’lardayım. ideal kilom 70. diyetteyim.

    hep kilolu olmama rağmen, doğumlara kadar hayatımda hiç göbek nedir bilmedim. hiçbir zaman bel oyuntum kaybolmadı, şu an bile vücudum orantılı, belim var.

    bence bunun tek sebebi, biz yetişirken moda olan yüksek belli pantolonlar. ben 17-18 yaşıma gelene dek hiç ama hiç düşük belli bir şey giymedim. hem alışmamıştım hem de böyle moda değildi.

    ama şimdiki genç kızların hepsinde, zayıf olanlarda bile bel denen şey yok. ben o göbek işini buna bağlıyorum. bu modanın hem böbrek hastalıklarını hem de bel-göbek çevresi uzunluğunu arttırdığına inanıyorum.

    her şey iyi beslenmek değil. benim şu yaşımda bile yediğim en zararlı şey sütlü tatlılar olmasına rağmen hep ama hep kiloluydum. kas yoğunluğum sayesinde obez değilim ama sınırdayım, bunu da toparlayacağım inşaallah.

    bence çocuklarımızı mutlaka harekete-spora yönlendirmeliyiz. herhangi bir spor dalında ilerlemeleri için teşvik etmeliyiz. yemekti, fast food’tu, bunu bir yere kadar engelleyebiliyoruz, sonrası muallak ama spor yapan bir insanın obeziteye yakalanması çok güç.

    yine uzun yazdım, kusura bakmayın. sağlıklı günler herkese…

    • Mehtap Hanim’a katiliyorum. kesinlikle olay sadece beslenme degil. Artik hayatimiz cok duragan bir hal aldi. Cocuklar gunduz okul, ogleden sonra dersane, gece evde odev icin dur dur oturuyorlar. Halbuki hepsinin en az gunde 2 saat hareket etmesi lazim. Benim son zamanlarda okudugum tum makaleler insanlari oldurenin (evet oldurenin), sagliksiz beslenmeden daha cok hareketsiz yasam oldugunu belirtiyor.

    • İyi de hareket, spor günlük yaşantımızda nereye kadar yapılabiliyor? Ben kendimi bildim bileli profesyonel spor yaparım. Sporu kestiğim an şişmeye başlıyorum. Çünkü sporcu bünye alışmış günde 4000 kalori ile beslenmeye 🙂 Bence çocukları “az” yemeye alıştırmak en önemlisi. “Hadi bir kaşık dahai bak bu son kaşık” filan dememek lazım çocuklara. Zeytinyağlı taze fasulye yemeyi seven çocuk oturur da benim gibi bir tencere yerse sonu gene benim gibi olur 🙂

      • ben eski yüzücüyüm. ne zaman ki sınavlar bilmemneler başladı, bıraktım yüzmeyi, kürek çekmeyi.

        bir çocuğun hayatında mutlaka spor olmalı, evet bunu düzene oturtmak çok zor ama derler kadar zaruri hale getirilmeli. teknolojik araçlar hareketsizliği tetikliyor. psp vs. belki de kısıtlanmalı ki çocuk ona vereceği vakti spora verebilsin.

        ben yüzmeden edindiğim kasları asla kaybetmedim, bu kilomda bile kas yoğunluğum gayet hatırı sayılır derecede. bu yüzden sonradan bırakmak, haklısın, kötü ama başlamak bile kar sanki.

  2. En buyuk korkum! Obez cocuklari gorunce uzuluyorum…..:(

  3. Yanlış beslenme obezitenin en büyük sebebi olsa da hareketsizlik bu yaş gençlerinin daha büyük bir sorunu, biz eskiden sabah çıkar akşam girerdik eve. Saklambaç, paten, bisiklet, çocuk parkı, ortada sıçan, neler neler oynardık. Yegenimse koca apartmandaki iki çocuktan biri ve yaz tatilinin bir kısmını evde TV izleyip PSP oynayarak geçirdi, şişman tabii… Böyle oyunlarla büyümediği için hımbıl da, artık basketbol, yüzme ne bulursak götürüyoruz çocuğu. Bir hocam da “Tatlım bu devirde anne babaların görevi şofölük, okul kursundan spor kursuna, ordan da dil kursuna, ordan da arkadaslarıyla sosyalleşsin diye alış veriş merkezine….” demişti. Bense küçük oğlumu bazen alış veriş mrk.lerindeki top havuzlarına falan götürdüğümde gözümde tekerleğinde koşan bir hamster canlanıyor… Enerjisini boşaltsın da uyusun akşam diye…

  4. Elif Ece Yürük Göksu

    Diyetisyen olan Halam, kızımı kucağıma aldığımda sıkı sıkı tembih etmişti:” Ece, hazır mamalardan uzak tutacaksın Ceren’i!” diye. Sözünü dinledim. Ceren’e hiç hazır mama vermedim, evde kendim hazırladım herşeyi. Mevsim sebzelerini pişirip püre yaptım, muhallebi yaptım, evde kendimize yaptığımız ne varsa onları yedirdim. Dışarda fast food tarzı yemek yediği – ona da yedi denebilirse! – heralde iki elimin parmağını geçmez; çünkü çocuğumu kendime ayak uydursun diye sürüklemek yerine her ne işim varsa ona göre planladım, yemek vaktinde aldım eve getirdim, evde doyurdum karnını. Faydası: iştahsız bir çocuk hiç değil! Gayet güzel yiyor ama sülün gibi! 🙂 Eve fast-food yiyecek istiyoruz bazen, sevmiyor, tüketmiyor. Ama misal yeşil fasulyeyi iştahla yiyor.
    Şimdi ikincimizi de aynı bu şekilde büyütüyorum. Ohh mis gibi benim ve bakıcı teyzesinin elinden çıkan şeylerle besleniyor. Alp de eh, şişman değil, normal kilosunda bir çocuk.
    Bunun en büyük artısı da ne biliyor musun Elif? Asla hantal, oturduğu yerde oturan, fiziksel açıdan durağan çocuklar değiller. Lastik gibi eğilip bükülüp hoplayıp zıplıyorlar. Çok da memnunum bu durumdan. Çocuk dediğin koşup oynamalı, düşmeli, kalkmalı…Yanlış mı düşünüyorum?
    Nedir bu hazır gıdalara olan bağımlılık anlamadım inan ki? Biz hazır mamalarla fast foodlarla büyütülmedik ki…(Tantuniyi tenzih ederim, kendisi asla fast food değildir!!!) 😛
    Çok da zor değil aslında çocuğumuzun ne yeyip ne içtiğine dikkat etmek…En zor kısmı “Aaa deli misin ya? Ne uğraşıyorsun? Sanki ömür boyu hazır yiyecekten uzak tutabileceksin?” diyenlere sabırla cevap vermek. 🙂 Şimdilik elimden bu kadarı geliyor, gerisini büyüdüklerinde kendileri bilirler. 🙂
    Off çok yazdım yine… 🙂 En zayıf noktamdan vurmuşsun beni… 🙂
    Ece

    • Kendimden yola çıkarak doğru yolda olduğunuzu söylemek istiyorum. Evet, ömür boyu hazır gıdalardan uzak tutabilmeniz mümkün. Zira ev yemeğinin tadına alışık bir insan (kendimi dikkate alarak konuşuyorum) aradığı o lezzeti hazır gıdada bulamayacaktır. Mc Donald hamburgerlerindeki ekmeği çıkartıp, etinin tadına baktınız mı hiç? Tadı yok! Resmen tat yok. Ölsem yemem o tadı ve kokusu olmayan garip et yığınını. Siz çocuğunuzun damak tadını hazır gıdalardaki lezzet arttırıcılar, aşırı yağ-tuz-şeker yüklemesi ile öldürmediğiniz sürece; çocuk da ömrü boyunca o lezzetsiz gıdalardan yemeyi aklının ucundan bile geçirmeyecektir. Şu yaşımda eğer fast fodd yeme zorunluluğu duymuşsam, en kötü, gider döner yerim. Hiç değilse adam gibi bir yerden aldığında, diline güzel bir lezzet gelme ihtimali var 🙂

  5. Ah Elif, kantinlerdeki uygulama çok hoş, hoş da yaratıcı girişimciler fırsatı kaçırmamışlar ne yazık ki:

    http://www.haber365.com/Haber/Kantinlerde_Meyve_Kirtasiyelerde_Patates/

    Buna karşı bir yasak getirildiğinde de artık helikopterle atarlar okul bahçelerine patates kızartmasını.

  6. kesinlikle katılıyorum…hayatım boyunca hiç kilolu olmadım hamileliğimde bile 60 ı geçmedim ki boyum 1:67…bununövünmek için söylemiyorum bunun için dikkat ediyorum ben…
    arabamı az kullanıyorum,yürüyen merdiven ve asansörleride…
    sağlıklı organik besleniyorum
    paketli gıda mümkün olduğunca yemiyorum…asitli içeçek yok…
    aileler böyle olunca çocuklarda böyle oluyor…kızlarımda yemiyor çünkü böyle gıdalar eve girmiyor…
    herkes böyle olmalı önce biz örnek olmalıyız çocuklarımıza…
    ve mutlaka spor yaptırmalıyız-bugün kü eğitim sisteminde biraz zor olsa da-
    biz evde kovalamaca oynuyor zıplıyoruz hiç bir şey yapamazsak…makul saatlerde…

  7. Bir arkadaşım, çalışmıyor ve 16 aylık bir kızı var. Kızı normal kilolo bir bebek olmasına rağmen, zayıf olduğuna kanaat getirip kilo aldırma gayretine girdi. Sütü bol olmasına rağmen, hazır mamalardan verdi. Evde kendi yoğurdunu mayalayıp yedireceğine, hazır şu küçük lezzetli yoğurtlardan yedirdi (bazen günde 4 tane). Mutfağında hep meyve püresi kavanozları görürdüm. “Neden bunları veriyorsun, normal meyve yedirsene” dediğimde bunların daha sağlıklı! olduğunu söylüyordu.

    Kızı malesef hala aynı normal kiloda, bu kadar çabaya tombul bir çocuk olmadı ve işin kötüsü sürekli hasta. Bulundukları yerde en ufacık bir mikrobu bila kapıyor. 8 aylıkken su çiçeği bile çıkardı. Şimdi eşi iş yurtdışında ve onu da yanına istiyor ancak kızının sürekli hastalanması ve ateşlenmesi sebebiyle gidemiyor. Haftada 2-3 akşam bir ateş vakaları oluyor çünkü basit bir enfeksiyondan bile.

    Bu hazır gıdaların hiçbir faydası olmadığı gibi; çocukların bağışıklık sistemine de zarar veriyor gibi hissediyorum ben.

  8. okul bahçelerinde ilk tenefüslerde ellerinde yazın dondurma, kışın cips ve kola ile geziyordu öğrenciler, inanılmaz üzülüyordum. en azından bu olmayacak şimdi ama yine de obezite çok büyük bir tehlike, benim de hep aklımın bir köşesinde

  9. elif,
    bütün hazır gıda, katkı maddesi, paketli ürün, şekerleme, gofret konularına katılıyorum. ama kafamda bir iki soru daha var. kilosu makul sınırlarda olmasına rağmen yeme konusunda problemli bir 2 yaş bebesinin annesi olarak ciddi ikilemdeyim:

    annelerimizin besleme alışkanlıkları doğru muydu? yani aç kalmasın diye peşinden koşarak yemek yedirmek, parkta bahçede yedirmek,
    o ay kilo alamadıysa karalar bağlamak,
    öğün saatlerinde yeterince yemediyse aralarda sürekli ağzına -yararlı gıda da olsa- bir şeyler tıkmak,
    “tabağındaki bitecek” gibi zorlamalar, kurallar?
    bütün bunlar sürekli, sürekli, sürekli yedirme çabasına işaret ediyor, ya da çocukta ters psikoloji yaratıp sağlıklı gıdalardan uzaklaştırıyor gibi geliyor.

    bu konuda var mı yazacakların?

    • selen hanım,
      hem çocuk doktorları hem de psikologlar çocuğun arkasından koşarak, zorla, oyunla ya da tv karşısında yemek yedirme olayına karşı çıkıyorlar. Hatta yakın zamanda hazır gıda satan bir markanın broşüründe 3N 1K kuralı diye bir şey gördüm, ebeveynler çocuğun ne zaman, nerede ve ne yiyeceğine karar verir çocuk ise ne kadar yiyeceğine diye bir kuraldan bahsediliyordu. Artık bildiğim kadarıyla doktorlar da hep bu kuralı benimsiyor ve öneriyor. Benim de 6 aylık bir kızım var o nedenle bu konuları olabildiğince takip etmeye çalışıyorum.
      Öğün saatleri dışında çocukların eline sürekli bir şeyler vermek ise hem çocukların beslenme düzenini bozmakla kalmıyor uzun vadede de yanlış beslenme alışkanlıkları kazandırıyor. Üstelik oral bağımlılıkları da tetikleyebiliyor. (sigara gibi). Bu işin uzmanı değilim ancak psikolog olan yakın bir arkadaşımdan aldığım bilgiler bu şekilde özetlenebilir.
      Çocuklar olabildiğince düzenli ve ana öğünler şeklinde beslenmeli bence. Aralarda birşeyler yedirmek hem yanlış beslenme alışkanlıklarına dönüşebilir hem de ana öğünlerde yiyeceği miktarı azaltabilir. Sanırım yine de bu konuları işin uzmanları ile görüşmek size faydalı olabilir diye düşünüyorum.

    • Çok haklısınız. Ben uyumlu bir çocuktum, her verileni yerdim. Ömrüm boyunca çok yiyen bir insan oldum. Şimdi kızımı yemesi için asla zorlamıyorum. Bazen aç karnına uyuyor. Annem saçını başını yoluyor 🙂 Ama kızımın boyu 75, kilosu da 100 persentilde. Bence bebekler mükemmel olarak doğuyorlar. Dünyadaki her canlı gibi bebekler de doydukları an yemeyi bırakıyorlar. EĞer biz onları aşırı yemeleri için zorlamazsak, vücutlarının neye ihtiyacı olduğunu hissedip ona göre yiyorlar.
      Siz de gözlemlemişsinizdir muhakkak: Kızımda görüyorum. Bazen deli gibi muz yemek istiyor. BAzen muzu ağzına bile sürmüyor. BAzen et istiyorum diyor. BAzen domates, salatalık diye ağlıyor. BAzen bir büyük lüferi yiyip bitiriyor, bazen de balık istemiyorum diyor. Bence neye ihtiyacı olduğunu ve ne kadar yemesi gerektiğini biliyor.

      • Bizi de anneannem büyütmüştü. Çok iyi hatırlıyorum, ne zaman “yemeyeceğim” desek “nasıl istersen” der tabağımızı alırdı. Hiçbir zaman da yeme problemimiz olmadı.

  10. Merhaba,

    Hepimizin bir “Sibel Can” teyzesi vardir gecmisten. Benzetmeye bayıldım 🙂

    O gobek buyuyunce de gitmiyor pek ama o kadar da olmuyor. 10 yasina geldiginde hala caktirmadan seviliyor. Buyuyunce ve de kendi harcligi olunca ne yedigini kontrol etmek pek de mumkun olmuyor. Kantinler, oyun oynamaya ciktiginda marketten aldigi biskuvi, cikolata, icecek tamamen kendi insiyatifine kaliyor. Kucukken ogrendikleri ve devam eden “iyi beslenme” soylevleri ve iyiyi secmesi icin edilen dualarla gunler geciyor.

    “Iyi beslenme” nin iyi iliskinin onune de gecmemesi lazim. Ip ustunde denge arayan cambaz anne olarak yasamaya devam 🙂

    Sevgiler

  11. Elif hanım,
    Gözlemleriniz çok doğru ve yorumlarınız yerinde olmuş.15 yaşında genç kızları göbekli ve aşırı kilolu görünce ilerideki halleri gözümde canlanı veriyor birden.Çok endişeleniyorum gerçekten.Bu insanlar ileride bu klilolarla nasıl evlenip çocuk sahibi olup hayatın ve çocukların peşinden koşacaklar.Bu kilolarla bu mümkün değil.Bir kere insan kiloları yavaş yavaş aldığı için vücudunda yarattğı hantallığı anlamıyor.Ben şuan 65 kiloyum boyum 1.67 fakat şöyle bir 6-7 kilomun fazla olduğu kanaatindeyim.Düşünsenize iki elinize 3 er kilo patates alın bakalım.Onu gün boyu taşıyın ne büyük yorgunluk.Patatesleri atınca ferahlarız sanki.Kilolardan kurtulmak da böyle bir şey.Hayatta kilolardan tutun da her şeyi yük ediyoruz kendimize aslında.Bitmemiş işleri,duyguları,atılmalık fakat kıyamadığımız giysileri……. Örnekler çoğaltılabilir tabi.Kısacası birilerinin dur demesi lazım.Belki de karşımızdaki gencin kırılması pahasına söylemeliyiz yüzlerine dikkat etmeleri gerektiğini.Aman o kırılmasın aman rencide olmasın aman gururu incinmesin derken bu çocuklar obezite hastası olacak malesef…

  12. merhaba
    Ozellikle Gulay’ a katilmadan edemiyorum. o kadar yazik ki bu nesil buyuk sehir cocuklarina. bence cocuklar icin en iyisi terkedip gidebilmek buyuk sehirleri gercektende. mesela kuzenim cocuklari icin o kadar cok calisiyor ki, hafta sonlarini onlara ayriabilmek icin sadece siparis veya dondurulmus yemek yemelerigerekiyor. cocuklar sadece apartmanin icinde buyuyor, bahce sokak yok tabiki. simdi okula da baslayacaklar yaklasik her 3 sene de bir ev aldirir bir masrafla okuyacaklar. eee sonra cocuklar buyuyunce, obez, depresif vs gibi bir suru problemle bas etmeye calisacaklar. bu kadar egitime harcanan paradan sonra iyi bir okul bitirip ise girse bile, o evleri alacak para kazanma ihtimali oldukca dusuk. buyuk sehirde ne gidasini bilecek, ne de oksijenini. PEKI neden kasiyoruz ki, kucuk yerlerde okullar da daha iyi, ogretmenlerini herkes tanir, ayni cevre ile sokakta oynarayarak buyuyebilirler. neyse iste Istanbul da buyuyup, simdi kucucuk evimde huzurlu yasarken tek bir sey diyorum, buyuk sehir cok cok buyuk bir hata aslinda

  13. Slovakyada yaşıyorum ve burada neredeyse hiç obez insan yok, çocuk değil 7 den 70 e herkes incecik. Beslenmelerine çok dikkat ettiklerini sanmıyorum, zira fast fooda bayılıyorlar, çok çeşitli sebze meyve seçenekleri yok, slovak mutfağı gibi bişey neredeyse hiç yok. Ne bulurlarsa yiyorlar anlayacağınız. Ancak bir fark var ki burda herkes mutlaka spor yapıyor. Çocuklar hava -20 derece bile olsa hergün sokağa çıkıyor, yaşlılar karlı yollarda bastonla yürüyor, yarım gün olan okuldan sonra mutlaka her çocuk kendisine göre belirlenmiş sporu yapıyor, haftasonları paten kayıyor, bisiklet sürüyorlar (yine her yaştan) kışın mutlaka kayak yapıyorlar (70 lik nineler bile ), o kadar aktifler ki böyle yaşamaya alışmamış biri olarak hem çok şaşıyorum hem de göre göre ben de etkileniyorum. Bir süre sonra onlar gibi incecik olmayı hedefliyorum :p

  14. hala etli butlu çocuğunun yemek yemediğinden yakınan anneler olduğu müddetçe ve ne yerse yesin yeter ki yesin dedikleri müddetçe bu toplum daha da irileşir..zayıf çocukların (aslında bu çocuklar normaller) hastalıklı gören bir konu komşu,kayınvalide yada anne ,eş dost varken etrafta anormal görülen normal çocuklara da oluyor olan..eğitim şart 🙂

  15. Okullarda ya da dışarıda çocukların ne yediğini kontrol etmek kesinlikle çok zordur. Benim kızım henüz 6 aylık olduğu için ben daha o aşamalara gelmedim ama şuna inanıyorum ki beslenme işi ailede başlıyor. Çünkü çocuklar önce anne-babalarının sonra da yakın çevredekilerin beslenme alışkanlıklarını takip ediyor ve taklit ediyor. (Mesela babam yemeğin daha tadına bakmadan tuz atar, bunun yanlış olduğunu ve tuz tüketiminin sınırlandırılmasını bilmeme rağmen aynısını ben de yapıyorum, çünkü muhtemelen çocukluğumdan beri gördüğüm ve benim için olağan görünen bu.)
    Bizimki şimdiden ne yiyoruz ne içiyoruz takipte… Uzun süredir evde nadiren tükettiğimiz kola bu aralar daha sık yer alıyor sofrada ve tabii bizimkinin gözünden kaçmıyor. Konuşsa o da isteyecek herhalde. O nedenle bence öncelikle biz yediklerimizle, içtiklerimizle örnek olmalıyız. Sonrası dediğiniz gibi ayrı bir mücadele….

  16. Yazdiklariniza ilaveten bir kac nokta eklemek isterim:

    Amerika’da obezite problemi giderek sinifsal bir sorun haline geldi. Asiri kilolu insanlar orta-alt ve alt sosyo-ekonomik duzeye sahip bir cogunluk. Bu insanlarin en sik gittigi restoranlar ise fast-food zincirlerine ait dukkanlar. Gelir seviyesi ve egitim arttikca sismanlik sorunu giderek azaliyor. Cunku bu aileler ille de organik olmasa da yerel (locally sourced) ve taze yiyecekler tuketiyor, cocuklarini bu yonde egitiyor, benzer kisilerle sosyallesmesini sagliyor ve sporu mutlaka gunluk programlarina dahil ediyorlar. Yani bu anlamda kucuk Amerika oldugumuz pek de soylenemez. Neden?

    Turkiye’de durum farkli. Fast-food zincirlerinin Istanbul’a ilk geldigi zamanlari hatirlayin. Yurtdisi deneyimi pek olmayan, bu restoranlarin Kuzey Amerika’da o zaman da pek parlak olmayan imajindan bi-haber yeni orta sinif ve onlarin cocuklari bu dukkanlarin en sadik musterisi oluverdiler. Ulkenin gida tuketim aliskanliklari da buna paralel birden ve son derece hizli bir bicimde endustriyel urun lehine degismeye basladi. Ama bu hiz toplumda sosyo-ekonomik ayrisma hizina pek uyusmadi. Zengini de fakiri de hazir gidaya hayir demedi, mutfagina dahil etti. Bu yuzden orta-ust gelir seviyesine sahip havuzlu bir sitede de, alt gelir seviyesine sahip bir mahallede de cocuklarin kilolu olanlarina rastlamak cok mumkun Turkiye’de. (Saglik sorunlarindan kaynaklanan kilo almalar haric, ki bu da cok nadir bir durumdur).

    Cocuklarin kilolu olmasi en az uvc gorunur sebepten kaynaklanir: 1. Cocuklarin giderek az hareket etmesi ve spor yapma aliskanliklarinin olmamasi, 2. Cocuklarin doymayi ogren(e)memeleri, 3. Sosyal cevre.

    Birinci olarak: metropollerde yasayan cocuklarin gerek guvenlik, gerek ev odevlerinin/sinav hazirliklarinin masa basinda cok mesai almasi, vb. sebeplerden sokaklarda kosturmalari pek de mumkun degil. Gorebildigim kadariyla calisan ebeveynler cocuklari ile beraber spor yapmaya pek de istekli degiller. Anne-baba sporu cocugun daha onemli derslerinden vakit calan bir mesgale olarak goruyorsa, bu durumu daha da kotulestiriyor.

    Ikincisi, cocuklarin doymayi ogrenmesine ebeveynleri tarafindan izin verilmiyorsa, cocuk ergenlige erince, eline gecen kismi ozgurlugun tadini cikarmak icin yedikce yiyebiliyor. Doymayi ogrenmek zor istir. Cocukken “o doydugunu anlamaz” yaklasimiyla cocugun fazla yemek yemesi istenmeden tesvik edilirse, ileride bu isi ogrenmesi uzunca bir vakit alabilir. (Benim diyetsiz yasayabilmem ve doydugumu anlayabilmeyi ogrenmem en az 3 yilimi aldi, 27-30 yas arasi!). O zamana kadar cocuk kilo aldikca alabilir, ya da erkenden diyet iskencesinin pencesinde buluverir kendini. Bir alir, bir verir, sonra fazlasiyla geri alir, sagligi olumsuz etkilenir.

    Ucuncu olarak, obeziteyi engellemek, kisinin saglikli beslenen bir cevrede yetismesinden gecer. Bu da cok yonlu ve temeli aileden baslayip cevreye yayilan bir egitim ister. Yani, anne-baba’nin ornek olmasi istenen ama yeterli olmayan bir faktor. Cocugun sosyal cevresinde fastfood ve benzeri yiyeceklerle beslenen arkadaslari, komsulari, akrabalari vs varsa isiniz daha da zorlasir. Bakin, kantinlerde istedikleri kadar elma, armut, ayran satsinlar, sosyal gecmisinde boyle bir egitimden butunuyle yoksun kalan cocuklar okul yanindaki bufelere ve katki maddeli yiyeceklere kosuyorlar zaten.

    Kisaca, yemegi ogrenmek zor bir is, ama erken yasta tamamlanmasi gereken, cok sabir ve emek isteyen bir gereklilik.

  17. karsi komsumun kresi var. gecenlerde 18 aylik kizimin ne kazdar istahsiz oldugundan dert yaniyordum. Bana kreslerindeki 5 yasindaki bir kizin 32 kilo oldugunu ve simdiden merdivenlerde cikmakta zorlandigi, bu sekilde olmasindansa zayif ama hareketli ve saglikli bi kizim oldugu icin sansli oldugumu soyledi. Duyunca cok sasirmistim ama cok hakliymis.

  18. Ben de o obez ergenlerden biriyim.Boyum uzun olduğu için anlaşılmıyor ama cidden çok fazla kiloluyum.O habere hiç inanmayın,okuduğum lisenin kantininde tavuk döner bile satılıyor.
    Çocuklar zamanla bahçelerden,ev yemeklerinden dershanelere ve tostlara taşınıyor,bence obezitenin yaygınlaşmasındaki asıl etken bu.