65 Yorum

Itır ve Aylin’in Hikâyesi

Aşağıdaki Pozitif Doğum Hikâyesini Itır ilk gönderdiğinde, henüz okumadan, sadece uzunluğunu görüp kısaltmasını rica etmeyi düşündüm. Sonra, bir nefeste bitirdiğimde okumaya doyamadığımı fark ettim.

Itır’la bizim bir bağımız da var: Her ikimizin de hikâyesi Doğal Doğuma Doğru kitabında yayınlamıştı. Ancak bu hikâyesi başlı başına kitap olacak cinsten.

Siz de yayınlanmasını istediğiniz, doğal ve normal doğumu teşvik eden hikâyenizi blogcuanne@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

***

Itır ve Aylin’in Doğum Hikayesi
Haziran 2011, Ankara

İlk bebeğimiz Arda’yı 15 Haziran 2008’de kucağımıza almıştık. Doğuma yoga yaparak, yüzerek ve lamaze kursuna katılarak hazırlanmıştım. Müdahaleli bir normal doğum yapmış, hikayesini de burada anlatmıştım.

Arda doğduğunda suratıma yumruk yemiş gibi olmuştum. Lohusalık zor geçmiş, meme ucu yaraları, emzirme konusundaki septik halim ve sürekli yanaklarımdan süzülen yaşlarla tam bir depresif yeni anne görüntüsü çizmiştim. O zaman karar vermiştim; Arda ilk ve son çocuğumuz olacaktı, bir daha bu sıkıntıları yaşayamazdım. Nokta!

Bizim cüce 1 yaşını devirdiğinde, o zor zamanları çoktan unutmuş olan ben, içten içe yeni bir bebek hayali kurmaya başlamıştım. Tabii ki daha erkendi ama işte herkesin dediği gibi sıkıntılar çabuk unutuluyordu ve yeniden istek geliyordu bünyeye.

Hamile olduğumu bayram tatilinde, Çeşme’ de öğrendik. 2010′ un Eylül başıydı.. Pek de planlı sayılmazdı bu gebelik, evet ikinci bebek fikri arada bir yokluyordu bizi, kendimiz gibi Arda da kardeşle büyüsün diyorduk ama henüz düşünme taşınma aşamasındaydık ve ben açıkçası daha yeni yeni kendime geliyordum. Memeyi bırakalı daha 4 ay olmuştu, tam keyif çatma zamanım gelmişti, “Seneye inşallah” diyorduk… Reglin gecikmesini önce hava değişimine, sonra da kim bilir belki yeniden oluşan yumurtalık kistlerime yormuştum ki… bir sabah çift çizgiyi gördük!

Tatil dönüşü hemen kan testi yaptırdım, prediktöre pek güvenmiyordum ama Beta HcG nin tavana vurmuş hali şüpheye meydan bırakmadı. Derhal doktora gitmeliydim; kime gitsek diye aranırken yolumuz Aslı Hanım’ la kesişti. İlk muayenede kese göründü, ertesi hafta da kalp atışları…

Ruh halim biraz dengesizdi ilk aylar.. Hem biraz hazırlıksız yakalanmış olmak, hem filmi yeniden başa sarıyor olmak biraz garipti ama yine çok rahat bir hamilelik geçirdim, ne bulantı ne kusma, sadece ilk 3 ay uyku hali o kadar. Ruh halim de 4. ay civarı düzelince ve hamileliği iyice kabullenince pek keyifli bir dönem başlamış oldu.. İlk hamilelikteki gibi okuyup araştırmadım, akışına bıraktım… İş-güç, Arda derken uçtu gitti 9 ay!

Son haftalara kadar yogaya gittim yine.. Bu sefer fazla yüzemedim. Çalışıyordum ve akşamları evde Arda ile olmak istiyordum, o yüzden havuza pek gidemedim ama zaten bize yetecek kadar yüzmüştük biz! Hamileliği öğrendiğimizde, “Ne zaman oldu bu yahu?” diye didiklenirken ortaya çıktı ki meğer ben karnımda minicik bir embriyon (belkide zigot!) ile maratona katılmış, Çanakkale boğazını geçmişim, hem de yaş grubumda birinci olup, altın madalya takmışım boynuma!! Bu çok hoş bir detay oldu bence hamileliğime dair… Bir de Aslı Hanım’ ın izniyle Ekim sonunda yapılan Atatürk kupasında takımımla bayrak yarışlarına katıldım. Henüz 11 haftalık hamileydim, doktorumun uyarısı ve biraz da tırsmam ile çok efor sarfetmeden yüzdüm ama yine de iyi dereceler yaptım ve en azından takımımı yanlız bırakmamış oldum.

35. haftada Aslı Hanım ile doğum üzerine konuştuk. Daha önceden de konuşmuştuk tabii, vajinal doğum hatta mümkün mertebe müdahalesiz doğum istediğimizi belirtmiştim. Ancak bu sefer elimizde bir liste ile gittik kendisine ve uzun uzun doğum tercihlerimizden bahsettik.

Veee.. beklemeye koyulduk. 19 Mayıs beklenen tarih, ama içime 17 Mayıs doğuyor.. Herkes başka bir tarih atıyor kafadan, bakalım hangisi tutacak?? Hadi bakalım..!

16 Mayıs pazartesi günü (39+4) kontrolüm vardı. Muayeneden önce NST’ye bakalım dediler, girdik odaya Mehmet ile, başladık beklemeye. Aslı Hanım geldi içeri, aletten çıkan kağıda baktı; “Düzenli kasılmalar var, nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu.“Gayet iyiyim, kasılma hissetmiyorum, arada bir ani hareketler oluyor gibi hissediyorum” dedim. “Çok düzenli gidiyor kasılmalar” dedi, “Bir iki gün içerisinde gelebilir, ancak bazen de böyle söyleriz sonra günlerce hareket olmaz” dedi. Muayenede amniyon sıvısı, plasenta, hareketler, herşey yolunda göründü.. “Önümüzdeki bir iki gün içerisinde bir hareket olmaz da görüşmez isek haftaya yine bekliyorum” dedi Aslı Hanım ve ayrıldık. Heyecanlandım, çünkü pek hissetmesem de düzenli kasılmalar var demişti doktorum ve her halinden doğumu beklediği belliydi!

Acaba hafta sonu gelir mi diye bekleye bekleye ertesi haftayı ettik ve sözleştiğimiz gün görüştüğümüzde NST’de hiç bir kasılma izlenmedi… Aslı Hanım da şaşırdı; “Ben aslında sizi hafta sonu bekliyordum, telefonum her çaldığında siz olabilirsiniz diye baktım ama demek ki daha geleceği yok kızımızın, sanırım boğa burcunu tutturamayacaksınız!” dedi gülerek.. Kontroller yapıldı.. Her şey yolunda.. Beklemeye devam…

Beklenen tarih 19 Mayıs da geldi geçti…16’sındaki kasılmalı NST’den sonra sanırım 3 yada 4 kez daha görüştük Aslı Hanım’la… Her bir NST normal, kasılmasız ama kalp atışları düzenli, kontrollerim de gayet normal çıktı. Bana hiç bir görüşmemizde “Şu zaman gelmezse doğumu başlatırız” gibi bir cümle kurmadı, veya bunu hissettirecek herhangi bir yorumda bulunmadı.. Onun bu rahatlığı beni çok mutlu etti zira beklenen tarihi aştığımızda en çok gecikirsek doğuma müdahale ederler şüphesi içimi kemirmişti, onun dışında rahattım, keyfim yerindeydi, hem zaten kendim de 42 haftalıktım.. Besbelli bana çekmişti bu kız!

28 Mayıs Cumartesi akşamı, Arda’ yı yatırdıktan, biraz evi toparladıktan ve internette vakit geçirdikten sonra duşa girdim. Saat 23:30 civarı. Kasılma hissettim duşun altında. Hareket mi, yoksa kasılma mı derken bir tane daha… Hep nasıl anlayacağım bu kasılmaları derdim (ilk doğum suni sancı ile oldu) insan anlıyormuş. Duştan çıktım, salona gittim, Mehmet’e Sanırım bu gece gelecek, ben kasılmalar şiddetlenmeden azıcık uyuyayım” dedim ve yattım.. 02:30 gibiydi, uykumdan sancı ile uyandım. Saate bakmaya başladım. 10 dakikada bir düzenli geliyordu. Bazen 11 dakika bazen 9. Ama genel anlamda düzenli. Bir ara sıkıldım, kalktım, kasılmalar çok şiddetli değilsede yine de ayakta daha rahat ettiğimi fark ettim. Biraz internette gezinmece, biraz kitap (ilk doğum hikayemizin yer aldığı Doğal Doğuma Doğru kitabını okur olmuştum son günlerde) okumaca, biraz da doğum öncesi üzerime çöken domestik ruh ile ev toparlamaca ile arada bir gidip yatarak sabahı ettim.

Saat 08:00 civarı Mehmet’ i uyandırdım ve gece olanları anlattım. Yavaştan babaaneyi aramaya ve Arda’ ya hastaneye gideceğimizi anlatmaya karar verdik.

Saat 10:00 civarı Arda ile babaanne bizi kapıdan uğurladılar. Babaanne kulağıma fısıldadı “Haydi git kızımızı bize getir, sağlıkla..” Arda biraz tedirgin gibi.. “Yorgunum ben, kucaama al” deyip duruyor, onun bu mahsunluğu son günlerde üzerimde olan ağır vicdan azabını körüklüyor, muslukları açtım açıcam… Neyse açmadım.

Hastaneye vardık, ortalık sakin, her yerde pazar sabahı mahmurluğu. (Arda da bir pazar günü doğmuştu) Kadın doğum katına çıktık, desk’e doğru yaklaştım, gayet kendinden emin ve güleç bir tavırla hemşirelere: “Günaydın, Aslı Hanım’ ın takibindeyim, gece 12 den beri düzenli kasılmalarım var, 10 dakikada bir!” dedim ve 32 diş sırıttım!

Hemşirelerde bir ağırlık, şaşkınlık, sanki Çince konuşuyorum. Derken yaşlıca, acayip bir deneyime sahip olduğu daha kaşlarını kaldırışından belli olan çok tatlı bir başhemşire geldi; “Muayeneye alalım sizi, sonra doktorunuza haber veririz” dedi. Bir oda açtılar, NST geldi, yatağa yattım. NST’de tık yok. Ne kasılma, ne bir şey. Hakikaten birden kesildiğini o an farkettim, hiç bir sancı hissetmiyorum. Başhemşire geldi, muayene etti; “Rahim ağzı tamamen kapalı, doğum eylemi başlamamış henüz” dedi. Doktorumu aradılar, “İsterse beklesin, isterse eve dönsün” demiş, başhemşire de kararı bize bıraktı…

Biraz hayal kırıklığı yaşadım ne yalan söyleyeyim. Yine de tüm güler yüzümü takınıp, hemşirelere “hoşça kalın” deyip eve yollandım. Başhemşire hayal kırıklığımı fark etmiş olmalı ki tam kapıdan çıkarken “Elbet çıkacak oradan o bebek, ya bu akşam ya yarın sabah, akşama gelirseniz ben yokum ama o zaman da sabah görüşürüz nasıl olsa” dedi gülümseyerek.

Babaanneyi aradık, kuzen Elif ile birlikte Arda’ yı hayvanat bahçesine götürmüşler. Fırsattan istifade gidip yatmak istedim, gece çok az uyumuştum ve bundan sonra ne olacağı belli değildi. Bir şeyler atıştırıp vurdum kafayı yattım. 2, 5 saat kadar uyumuşum. Saat 14:30 civarında kasılmayla uyandım. Yine 10 dakikada bir düzenli geliyordu. 5 dakikaya inene kadar hastaneye gitmemeye karar verdik. Güzel müzikler koyup oturduk Mehmet’le, sohbet ettik, ne zaman doğar bahisleri oynadık, tv seyrettik. 16:00 civarı babaanne aradı, hayvanat bahçesi, ardından incek klübe gitmişler, artık yapacak bir şey kalmamış, Arda mızıklanıyormuş.

Arda eve gelip bizi bebeksiz görünce biraz şaşaladı. Hemen oynaşmaya koyulduk. “Kitap oku bana” dedi, bu arada sancılar geliyor, gidiyor. Aldık elimize o dönemin en favori kitabını: “Pırtık Tekir”. Oturduk kanepeye, okuyoruz: “Ben ve sen, bir de eski gitar, ah gururluyuz ve mutlu ne kadar..” derken bir sancı geliyor, “Bir dakika Arda’cım, karnım gıdıklanıyor” deyip yere çömeliyorum, yüzümü ekşitmeden, mümkün mertebe gülmeye çalışarak atlatıyorum kasılmayı, ve devam ediyoruz okumaya; “..Miyaav bir de eski gitar, ah gururluyuz ve mutlu ne kadar..!”

Babaanne ve Mehmet bizi seyrediyorlar, evde dolanıyorlar, Mehmet bir kağıt geçirmiş eline, kasılmaları not ediyor, dakika aralarını kaydediyor, biz Arda ile kitap okuma, sevişme halindeyiz. Pek duygu yüklüyüm o anlarda, sanki birkaç saat sonra bebek geldikten sonra Arda ile bağımız azalacakmış, ona daha az vakit ayıracakmışım gibi hisler var içimde, yine vicdan yapıyorum sanırım, arada bir gözlerim doluyor, durup durup Arda’ya sarılıp öpüyorum.

Ding dong! Kapı çalındı. Abim, Bilge ve Ekin geldiler. Bu harika oldu çünkü artık Arda ile dip dibe kasılma atlatmak zorlaşmıştı, yüz ifademi çok mutlu mesut tutamıyordum ve ona çaktırmak istemiyordum. İki kuzen Arda’nın odasına oyun oynamaya yollanınca ben de derin bir oh çektim. Artık kasılmaları daha içimden geldiği gibi yaşayabilirdim.

Kayınvaldem kahve yaptı, abim, Mehmet, ben oturduk kahve içtik, Bilge bir bizim yanımızda, bir içeride çocuklara bakıyor. Sohbet, muhabbet… Aralarda ben yere çömeliyorum ya da kedi gibi 4 ayak üzerinde duruyorum, puff pufff nefeslerimi yapıyorum. Kasılma gidince geri kanepeye oturup kaldığım yerden devam ediyorum. Her şey çok olağan.. doğal.. kendi akışında gidiyor.

Saat 18:30 civarıydı, Mehmet “Artık hastaneye gidelim Itır, zorlandığını hissediyorum, bence açıldın artık” dedi. Kayınvaldem onu destekledi. Korkuyorlardı birden oracıkta doğuracağım diye… Nedense hiç gitmek istemedim hastaneye, her gidelim teklifini “daha değil” diyerek reddettim. Sanırım sabah geri dönüşümüz biraz kötü etkilemişti beni, yine gidip, eve gönderilmeyi istemiyordum, o yüzden de mümkün mertebe evde kalmak istiyordum. Bir de taktım kafayı ağrıların yerine. Belim ağrımalı diye düşünüyorum ama benim sadece karnımın alt tarafı ağrıyor. Yok diyorum içimden. Yeterli açılma olsa belime de vurur ağrı!

Saat 19:00’da Mehmet dizginleri ele alıp, “Tamam artık gidiyoruz” dedi. Diğer herkes onu destekledi ve en azından bir kontrol edilmem gerektiğine karar verildi. “Tamam..” dedim, “..önce bir duş alayım”.

Duşumu aldım, giyindim, Arda’ nın odasına gittim. 2 cüce oyuna dalmışlar, Arda’ya hastaneye gittiğimizi, babaanne ile kalacağını, bizim bebeği getireceğimizi anlattım, çok basitçe. Ama ilgilenmedi. Sarılıp öptüm, daha da öpesim koklayasım vardı ama “hadi hadi” lerle çıktım odadan. Abime tembihledim; “Yemeğe kalın, Arda Ekin’ le çok mutlu, bozmayın, güzel vakit geçirsin..” Aklım Arda’ da… Doğumdan bile çok onu düşünüyorum. “Gece bizi arar mı acaba??”

Kapıdan uğurlandık. Evimiz 4. katta, asansör yok, 3. katta ciddi bir kasılma atlattım, trabzanlara dayanıp belimi esnettim, nefeslerimi yaptım, artık canım bayağı yanıyordu, geri kalan merdivenleri Mehmet’in koluna tutunarak indim. İnerken moralimin bozuk olduğunu çok net hatırlıyorum, sanki yapamayacakmışım gibi hissettim, eğer hastaneye gider de bunca kasılmaya rağmen yine açılma yok derlerse yıkılacakmışım gibi hissettim… İçimden aynen şunlar geçti: “İlk doğumda tek başınaydın, 9 saat suni sancıyı bir başına yatağa bağlı geçirdin, gıkın çıkmadı, şimdi moralin bozuluyor, mızıklanıyorsun çünkü Mehmet yanında ve sen her zamanki gibi mızıklanacak biri oldu mu hemen direncini yitiriyorsun!”

-“Memo, ben motivasyonumu yitiriyorum. Eğer açılma az derlerse epidural isteyeceğim…” dedim yılgınlıkla.
“Nasıl istersen karıcığım..”

Apartmandan çıktık, arabaya binerken yine okkalı bir sancı… Bagaj kapağına asılıp onu da atlattıktan sonra arabaya bindik ve Aslı Hanım’ ı aradık. “Hemen yola çıkıyorum!” dedi. Saat tam 19:41!

Farabi’ ye saptığımızda iş makinaları gördük yolda, Memo kornaya basmaya başladı, “Ne yapıyorsun??” dememe kalmadan, dörtlüleri de açtı ve gülerek; “Hep böyle gitmek istemişimdir doğuma” dedi ve  “Açılııınn kadın doğuruyorrr!” diye naralar atmaya başladı! Gülesim var ama acım da var, ”Yapma noolur Mehmet, güldürme beni” dedim, iş makinalarını geçince sakinledi kocam!

Güven Hastanesinin önüne geldik, saat 19:50. Yine okkalısından bir sancı… Garfield gibi pencereye yapışmıştım park ederken. Pazar ya, pek kimse yok hastanenin önünde, indik, biraz iki büklüm yürüyorum ama gayet iyiyim. Asansörlere geldik bir sancı daha.ç. veee 5. kat. Kapılar açıldı, desk’te oturan hemşirelerle göz göze geldik, yine hakikatli bir sancı vurdu, asıldım Mehmet’ in omuzlarına, gömdüm yüzümü göğsüne. Hemşirelerin ayaklanıp tekerlekli sandayle getirelim dediklerini duydum, tek yapabildiğim elimi kaldırıp hayır anlamında sallamak oldu, yüzüm hala Memo’nun göğsünde… Mehmet: ” Gerek yok, tekerlekli sandalye istemiyor, iyi o.” dedi. Geçen doğumdan tekerlekli sandayle fobim var ya…

Sancı geçince toparlanıp gayet rahat yürümeye başladım, hemşirelere de bir gülücük fırlattım ki korkmasınlar. Ben iyiyim!  Hemen bir odaya aldılar beni, yatağa yattım, nst bağlandı, tatlı bir hemşire ilgileniyor benimle: Hicran hemşire. Mehmet’ i yatış işlemleri için aşağıya yolladı, doktorumu aradı ve sancıları takip etmeye başladı, 170’i vurdu bir ara NST’nin rakamları. Bayağı füze gibi sivriliyor karnım, NST pedleri kayıyor, ben derhal kalkmak istiyorum. Hicran Hemşire ”Hemen geliyorum, bir dakika” dedi ve çıktı odadan. O sırada gelen kasılma ile ilk defa korktum, çok canım yandı ve itme hissinin geldiğini farkettim. Yanımda da kimse yok, sanki yatış işlemi sonradan yapılsa olmaz mıydı? Nerede Mehmet??

Yatağın kolundaki hemşire çağırma düğmesine bastım, Hicran hemşire koşarak geldi. Bileğine yapıştım, olanca gücümle sıktım; ”Doğuruyorum ben, lütfen kocamı çağırın!” diye inledim. ”Tamam geliyor merak etme” dedi ve o da elimi sıkmaya başladı..İkimizinde gözü NST aletinde, sessizce atlattık bu sancıyı da..

Herhalde Aslı hanım yetişemeyecek, Mehmet de aşağı katta salak işlemlerle uğraşırken ben buracıkta doğuracağım derken Aslı Hanım’ın üzerinde kot, şimdiye kadar hiç görmediğim spor bir kılıkla odaya ‘daldığını’ gördüm! Sanırım o an yüzümde güller açtı!!

Muayene veee…

”Açıklık 10 santim, derhal doğumhaneye!!”

Aslı hanım’ ın bu sözüyle odada bir panik havası esti. Başta Hicran Hemşire olmak üzere, odada bulunan diğer hemşirelerin ve yüzünü çok iyi hatırladığım tatlı hastabakıcı kadının birden ne yapacaklarını şaşırdıklarını, herkesin şaşkın şaşkın birbirine baktığını hatırlıyorum. Ben ise Mehmet’ in derdindeyim...”Aslı Hanım, Mehmet yatış işlemleri için aşağıya indi ama…?!’

Tekerlekli sandalye geldi. Aslı Hanım giyinmeye koştu. ”Binmek istemiyorum, kendim yürürüm.”

Doğumhane zaten karşı oda…Ne çok seviyorlar şu tekerlekli iskemleyi yahu!!!

”Lütfen oturun, lütfen!”

Tatlı tombiş hastabakıcı o kadar yumuşak bir şekilde rica etti ki, ”Hadi Itır, inat etme artık” dedim kendi içimden ve oturdum.

Doğum masasına çıktım, Mehmet, Aslı Hanım ile birlikte yeşilleri giymiş bir şekilde girdi içeriye. Masanın ayak koyma yerleri çıkartılmış, hemşireler uğraşıyor takmak için ama beceremiyorlar, Aslı Hanım biraz sabırsızlandı ve hemşirelere hafiften çıkıştı; ”Haydi ama arkadaşlar, neden takamadık bir türlü??”

Ben yattığım yerden olanları seyrediyorum, bir yandan Aslı Hanım beni hazırlıyor, bir yandan da kasılmalar geliyor gidiyor, ıkınma hissi daha belirgin.

Ayak koyma yerleri takılamadı ancak ayakla itmek için pedal gibi başka bir aparat var. ”Bununla idare edeceğiz artık” dedi doktorum fakat onu da takamadı hemşireler. Doğumhanedeki tek erkek Mehmet müdahale etti ve hallodu. Bence daha bile iyi oldu, ıkınırken asılı bacaklardan kuvvet almak imkansız, ama pedallara basarak itmek daha kolay.

Birden aklıma lavman geldi.

“Ayy Aslı hanım, şeyy lavman da yapılmadı bana?!”
“Olsun, önemli değil, ben steril yapıyorum bölgeyi, zarar yok”
“Yok ondan demedim, yani ya kaka yaparsam, yani size karşı, ben şey.. mmmm…”

Aslı Hanım güldü: “Amaan, aşkolsun Itır Hanım, onu mu düşünüyorsunuz, boş verin bu detayları siz”

Vallahi söyledim bunu…O an çıkıverdi işte ağzımdan, tutamadım!

Bu arada Mehmet kordonu kesecek, ona da steril eldivenler giydirdiler, kocamın eller tombik, parmaklar dolma, eldivenler zor giriyor, uğraştı, didindi, bir hemşirenin yardımıyla dolmalara yerleştirildi eldivenler

”Haydi bir deneyelim” dedi doktorum ve başladım ıkınmaya..

”Çok güzel, tam açıklık, herşey yolunda gidiyor” dedi.

Arda’yı doğururken ıkınmalar da kasılmalar gibi düzenli gelip gitmiş, aralarda nefes almış, hatta az biraz doktorumla sohbet bile etmiştik. Bu sefer sanki aralıklar yok olmuş, ıkınma hissi hiç kesilmeden sürekli devam ediyor gibiydi ve ben o kadar uzun ıkınmaya nefes yetiştiremiyordum. Arda’yı iterken gıkım çıkmamıştı, nefesimi alıp kursta öğrendiğim gibi itiyordum, ama şimdi nefesim tükeniyor, tükendiği noktada da bağırarak güç alıyordum… Evet, evet; avaz avaz bağırdım ben! Acıdan mı? Hayır, nefesimi yetiştiremediğim için! İçimden hayret ederek ve kendime gülerek bağırdım ben, her ıkınmam soluğum tükenince böğürerek bitti.

Bu arada Mehmet iki kez eldiven değiştirdi. Kordonu kesmek için steril olması gereken eller karısına destek vermek için başına kollarına ve ensesine değince hemşireler Aslı Hanım’a durumu ispiyonladılar ve hemen eldivenler değişti, dedim ya parmaklar dolma, her eldiven değişimi bir olay oldu. Bir de diğer tarafa döndüğümde karşılaştığım hastabakıcı kadının 32 diş gülen yüzünü hiç unutamıyorum. Her kafamı çevirdiğimde kadının yüzünde aynı ifade ile karşılaştım: Hayret, mutluluk, heyecan…

Derken kafa çıktı, “Duur duurr!” nidaları ile kısa nefesleri yapıp ıkınma hissini baskıladım, omuzlar çıktı ve henüz ismi konmamış kızımız bacaklarımın arasından balık gibi kayıp Aslı Hanım’ ın ellerine doğdu!

Saat 20:25


Hastaneye gireli yarım saat olmuş, ne lavman, ne damar yolu, ne ağrı kesici, ne hastane gömleği, ne epizyo… Hiç bir müdahale yok!

Konuştuğumuz gibi hemen göğsüme verildi ufaklık. Arda da aklıma gelmemişti, sonradan okuduklarımdan heves etmiştim, hemen oracıkta emzirecektim. Ama ne mümkün! Ciyak ciyak ağlayan bir tip! Arda sakindi, gözlerini dikip bizi seyretmişti, onunla yapabilirmişim belki ama yaygaracı kızımızla mümkün olmadı. Biraz konuşup emzirmeye çabaladıktan sonra çocuk doktoru aldı, yanımdaki masada kontrollerini yaptı.

Bir ara çocuk doktorunun “Bebeğin kıyafetleri nerde?” diye hemşireye sorduğunu duyduk. O an uyandık, hiçbir eşyamızı yukarı çıkartmamıştık ki! Her şey arabanın bagajındaydı: Bebeğin kıyafetleri, fotoğraf makinası, video kamera, pilates topu!

Mehmet çantayı almaya yollandı, kıyafetler geldi, Aylin kız giydirildi, ben gecelik giydim, Aylin’i kucakladım ve doğumhaneden çıktık. Annemle babamı gördüm ilk; hastaneye gidiyorlar haberini almalarıyla evden fırlamışlar, daha yoldayken doğurdu haberi gelmiş! Onların arkasında evde bizimle vakit geçirmiş ve beni kapıdan uğurlamış olan abim ve eşi:

Kızım bu ne hız, daha 1 saat olmadı evden çıkalı?” diye takıldı abim. Sonra ilk doğumumuzu 15 gün arayla yaptığımız eltim: “N’aptın yahu? Sancılarda destek olmaya gelmiştim ben!?”

Odamıza geldiğimizde yatağa geçtim, yine ilk doğumdaki gibi çok enerjiktim, kendimi harika hissediyordum, yeniden doğmuş gibi, taptaze… O ana kadar koridorları inleten kızım da memeyle buluşunca sakinleşti ve güzel güzel emmeye başladı. Geceyi sorunsuz geçirdik, içim içime sığmadı, uykum gelmedi ve oturdum hemen kısaca doğumu buradan da haber ettim! Ertesi gün de hemen taburcu olduk…

Bir önceki doğumda epizyotomi yapılmıştı, 10 gün kadar sıkıntım olmuştu: şişlik ve ağrı. Koltuklara sandalyelere yarım popo oturmuştum hep, bölgenin havadar kalması söylendiği için genelde yatıyor ve külot giymiyordum. Bu sefer epizyo konusunda doktorumla konuşmuştuk ve kendisi büyük bir ihtimal gerek kalmayacağını, kendisinin de bunu pek tercih etmediğini söylemişti. Nitekim epizyosuz sadece ufak bir yırtık ile bitti bu serüven, iki deneyimi karşılaştır derseniz de şunu söyleyebilirim size: “Kahrolsun epizyo!”

İnanılmaz rahattım doğum sonrasında. Ne şişlik ne ağrı. Oturmam kalkmada hiç bir sorun olmadığı gibi doğumdan sonraki 3. günde kot pantalon bile giyebiliyordum.

40. gün kontrolüne gittiğimde Aslı Hanım’la doğumu konuştuk, komik anları hatırlayıp güldük. Nasıl hızlı olduğundan bahsederken hemşirelerin kendisine gelip “Biz de böyle doğum istiyoruz” dediklerini anlattı gülerek.

Şimdilerde Aylin kız 3 ayı devirdi. (Doğumdan 5 gün sonra karar verebildik isme) Büyüyor, gülücükler agucuklar yapıyor, ellerini kemiriyor, her şeyi gözlemliyor ve hayata adapte olmaya çalışıyor. Arda kardeşli hayata, biz de iki çocuklu hayata alışmaya çalışıyoruz. Zor olduğu kadar keyifli bir dönem. İkinci çocuk ise bambaşka bir deneyim. İlkinde tecrübesizlik ve panik yüzünden kaçırdığımız pek çok şeyi ilk defa yaşar gibi yaşıyoruz ve “Aaa o zaman da bunlar olmuş muydu?”, “Arda da böyle miydi?” gibi cümleler kuruyoruz sık sık…

Bu hikaye daha da uzar. Keseyim artık.

Herkese hayal ettiği gibi bir doğum dilerim.

Itır Salancı
Arda Totisi

65 yorum

  1. Harika bir hikaye. Normal doğum budur. İşte müdahale olmadan anne kendi haline bırakıldığında herşey “normal” gidiyor. Çok çok tebrikler… Ve paylaştığınız için teşekkürler…

  2. ah çok güzel bir hikaye, mükemmel her şey…

    ben epizyodan kaçamadım ama ikincide pek acısını da çekmedim diyebilirim ama kesinlikle epizyonun rutin uygulama olmasına çok karşıyım.

    hikayeyi heyecanla okudum, bir ara nefesimi bile tuttum galiba 🙂

    sağlıkla büyüsün çocuklarımız.

    sevgiler…

    • amin mehtap hepimizinki..

      epizyoyu ezbere yapıyorlar ya ona kızıyorum ben..gerektiğinde tabii ki…ama vajinaya da bir şans vermek lazım değil mi? 🙂

      • evet, kolaya kaçıyorlar sanırım ya da bir alışkanlık mı demek lazım bilemiyorum. kesinlikle vajinalar şansı hakediyor 🙂

  3. Ben bol gözyaşlı okudum bu güzel hikayeyi çünkü ben 39. haftasında olan bir gebeciğim. okurken sen de dinle oğlum dedim bol bol. Dilerim böylesi pozitif ve güzel doğum hikayesi bana ve oğluma da nasip olur.
    Hayırlı olsun, sevgiler
    Tuten

    • inşallah tüten! sakin olmak, inanmak önemli..ama ne olursa olsun amaç: sağlıklı doğum, sağlıklı bebek! unutma 😉

  4. 39+5 günlük hamileyim. evde olan kasılmalarım hastaneye gidip nst ye bağlanınca hiç yokmuş gibi görünüyor.. sanırım henüz zamanı gelmedi. cumartesi 40 haftayı dolduruyorum ancak içimi iki gündür bir kokrku kapladı.. doğuramayacakmışım gibi hissediyorum. bu yüzden de çok gerginim, sürekli ağlıyorum ama kimseler görsün istemiyorum..harika bir doğum hikayesi, yine göz yaşlarımı tutamadım okurken, rabbim bana da kısa süreli ve müdahalesiz bir doğum nasip etsin. paylaşım için tşkler…

    • Hiç korkmayın hayırlısıyla böyle sağlıklı,kısa ve kolay bir doğum geçirirsiniz. Bebişiniz nezaman geleceğini biliyor, takılmayın, sıkmayın canınızı siz 🙂

    • evet ilk doğum olunca insan panikliyor. Ben de ilk doğumda hemen hastaneye koşmuştum, bu seferki gibi sakin değildim. Ama yine de korku en olayı baltalayan şey gibi geliyor bana..hormonları bile etkileyip kasılmaları durdurabiliyor…mümkün mertebe sakin kalmak kafa dağıtmak lazım…olabildiğince 🙂
      harika bir doğum olur inşallah! şimdiden tebrikler!

    • kasilmada hemen hastaneye kosmayin, ilk dogumunuz oldugu icin kasilmalarin 5 dkda bir gelip 1 dakika surmesi, ve bu durumun 1 degil 2 saat boyunca duzenli gitmesi lazim. yani 3-5 tane 5 dakikada bir kasilma da yetmez. hastaneye erken gittiginizde mudahaleler oluyor, ne kadar gec giderseniz o kadar iyi, ilk dogumlarda en yaygin yapilan hareket hastaneye erken gitmek. suyunuz gelse bile sancilar siklasmadan gitmenize gerek yok eger suda yesil kaka yoksa su berraksa.

      • Aynen, ben nişan geldi diye koşmuştum, daha sancı yok bir şey yok, haydi bastılar suni sancıyı…O yüzden belki de bu sefer sonuna kadar bekledim…

    • çok tşk ederim güzel temennileriniz için arkadaşlar.. tavsiyelerinize uyacağım :))

  5. Ben de yazmalıyım:) En çok şu 42. hafta hikayesine canım sıkılıyor. Sizi ve kuzenimi bu doktorlara nasıl anlatmalı bilmem. Bıraksınlar, onlar gelecekleri zamanı biliyorlar:) Güle güle büyüsünler hepsi…

    • doktor hakikaten önemli. ben 43+3’te doğurdum oğlumu. doktoruma yatıp kalkıp dua ediyorum kararlılığıma olan anlayışı için…

      • Duymuştum 43+3te doğuran biri varmış diye. Demek gerçekmiş, efsane değilmiş :). Türkiye’de mi doğum yaptınız?

        • Türkiye’dei hem de çok vasat bir özel hastanede doğum yaptım. Ama doktorum cesur ve bilgili bir kadındı.

      • Mehtap 43+3 de çok iyiymiş ya! Ama etraftan ne sinirini bozmuşlardır senin!! 🙂

        • çoook! yok efendim niye diretiyormuşum da, yok kakasını yaparmış, yok çok irileşirmiş doğuramazmışım cayır cayır yırtılırmışım, daha nelerrr neler..

          ama benim ailemde ebe çok, annem bebek hemşiresi, dolayısıyla ailem tam destekti, herkesin çenesini kapattılar bir noktada sağolsunlar. en korkunç hikayeleri de çevremdeki sezaryen olan kadınlardan dinledim doğum öncesi, en çok buna şaşarım!

          ha evet, biraz fazla dikişim vardı yırtık oluştu ama bu ne bebeğin iriliğinden ne de çok beklemiş olmasındandı. tek sebebi benim yanlış zamanda ıkınıp yanlış zamanda nefes almaya çalışmamdan kaynaklandı, düzgün itemedim anlayacağınız…

          sonuç olarak, Kuzey surmatüre bir bebekti. derileri soyuluyordu kalıp kalıp ama hepsi o kadar. güreşçi gibi yağlayıp durduk ilk ay, geçti gitti sonra 🙂

          • Mehtap, süpersin :). Seninle ve Kuzey ile çok tanışmak isterdim. Ece de 6 gün geç doğdu sadece ve verniks kalmamıştı üstünde, 1 haftalık bebek gibi doğmuştu :). Seninkini düşünemiyorum bile…

            • tanışırız, neden olmasın 🙂 blogumdan beni bulabilirsin, facebooktan da ekleyebilirsin, çok sevinirim 🙂

              Kuzey’e gelince, bildiğin Benjamin Button gibiydi. Buruşuk, kırışık, kırmızı, zayıf ve çok uzundu. Kayınpederime benziyordu resmen :)))))

    • Figen evet, onlar ne zaman geleceklerini biliyorlar, bir bıraksak kendi hallerine…Hem ne zaman döllendi bilmiyoruz ki! Son adet tarihi sadece kolay bir hesaplama yolu…Kim bilir ne zaman buluştu spermle yumurta???

  6. Hakikaten bir nefeste okunan , çok güzel bir yazı olmuş..Garfield benzetmene , bir de doğumhanede hastabakıcı kadının 32 diş gülüşünü anlatmana çok güldüm 🙂 Arda ve Aylin’le birlikte hep böyle mutlu yazılara konu olun inşallah ..

  7. Itırın doğum hikayesini bloğunda okuduğumda da ağlamıştım, şimdi de..

  8. ay sabah sabah dağıldım okurken.
    ben her pozitif doğum hikayesinde salya sümük oluyorum zaten:)
    dilerim her anne ve bebeğin böylesi güzel hikayeleri olsun…

  9. Öyle heyecanla ilgiyle okudum ki…. Gözlerimde kendimce canlandırdım okurken heyecanlandım..
    7 ayım bitti .. kasım sonu inşallah ben de doğuracağım.. ama normal mi sezeryan mı o muamma.. sizinkini okuyunca insan normal doğurabilirim sanki diyor amaaaaa zor karar…
    Doktorunuzu d atebrik etmek gerek ..çok pozitifmiş.
    Allah sağlık versin tüm ailenize… tebrikler..

  10. 3 senedir evli ve yavaş yavaş bebek olayını düşünmeye başlamış biri olarak heyecanla, merakla okudum hikayenizi. Aklımın ucunda bile yoktu normal doğum, hele epizyo olayının mutlaka yapıldığını düşündükçe daha da uzaklaşmıştım bu fikirden. Böyle hikayeleri okudukça acaba olabilir mi, yapabilir miyim diye düşünüyorum. Neyse bunları düşünmek için henüz erken sanırım. Size çocuklarınızla birlikte mutlu uzun bir ömür dilerim.

    • Özge linki vardı, Arda’ nın hikayesini okuduysan, ben bu normal doğum işine bayağı hazırlanmıştım. Kafaca ve bedenen hazırlanmak gerekiyor bence. O zaman korkular dağılıyor, kendine güven geliyor bir de bilinmeyenin rahatsız edici etkisi yok oluyor…O yüzden bence kendini hazırlayabilirsin..ayrıca tabii ki yapabilirsin, neden yapamayasın? 100 yıllardır kadınlar nasıl yapıyor? 😉

  11. bir solukta okudum. ilk doğumum normaldi. 2.si de kesinlikle normal olmalı Allah kısmet ederse. süper bir hikaye.. çok duygulu, çok güzel…

  12. 🙂 Harika bi hikaye. Allah çocuklarınızla ve eşinizle sağlıklı, mutlu uzun ömürler versin. Gözyaşlarıyla okudum yazınızı, arada bir gülümseyerek.

  13. öncelikle sağlıklı ve mutlu ömürler dilerim Aylin bebeğe ve ailenize.epizyotomi konusunda ise %100 katılıyorum.bende dikişler alınana kadar oturmayı bırakın yatamadım bile.şimdiki aklım olsa kesinlikle istemezdim.

    • Ah czh, di mi ya? Onu yaşayan bilir valla!!
      Teşekkürler dileklere.

    • Benim sancılarımın artması ve doğumum arasındaki süre tam 9 saat sürdü..Kimseyi korkutmak istemem,ben kendim ettim kendim buldum onu baştan söyliyim ama şu anda o sancıları hiç hatırlamasam da dikişin acısını unutamıyorum 🙁 Doğumdan sonra “ben normal doğurdum,bana bişey olmaz” edalarıyla evde salınıp durdum.Hiç yatmadım,hep oturdum ve doğal olarak 3.gün dikişlerim patladı,doktorum tekrar dikiş atmak zorunda kaldı ..Ağrıdan bırakın oturmayı , yatamıyordum bile..Dediğim gibi kimseyi korkutmak değil amacım , benim gibi düşünüp lohusalık denen şeyi hafife alan olmasın,taze anneler bebeğine sarılıp yatarak lohusalığın keyfini çıkarsın diye uyarmak istedim sadece..Sonuna kadar normal doğum diyorum ama sonrasında yatıp dinlenmek kaydıyla 🙂

      • Benim annem, ben ortalıkta “ben iyiyim, hiç doğurmamış gibiyim” diye fink atarken bayağı bir azarlamıştı beni. O an insan bir kendini kanıtlama havalarına giriyor, ama normal bile olsa doğum, bir durup dinlenmek lazım. Ciddi bir değişiklik var çünkü vücutta, hele de dikiş varsa. O yüzden çok doğru bir noktaya dikkat çekmişsiniz.

        • Aaah ahh ..Benim annem de çok söyledi ama dinlemedim ki 🙁 Demek ki neymiş , 30 yaşında da olsan annenin sözünü her zaman dinlemek gerekirmiş ..

          • dikişleri ben hiç hissetmedim, ilkinde bayağı çok olmasına rağmen. doktor vermedi ama halam Medécasol diye bir krem sür demişti, sadece perine yırtıkları için bir krem bu, çarçabuk iyi olmuştum. Mecbur kalanlara tavsiye ederim.

  14. Itır!!!!!! Selam ben Elif Yeloglu Torun. Konu basligini gordum ve dedim acaba bu bizim Itır ve Aylin mi???
    Yazını heyecanla okudum ellerine sağlık cok guzel olmus. 34. haftadayım hormonlar etkisini gostermeye basladi yazını okurken bir guzel agladim rahatladim diyebilirim…. Cok cok opuyorum tum aileyi kendinize iyi bakın….

    • Eliiiiif!!! Yaşasınn! Az kalmış, hadi bakalım alırım haberlerini bizimkilerden!! Kolay gelsin, sağlıkla gelsin inşallah!

  15. çağla ile çiğdem

    2. yi doğurasım geldi şimdi, çoook özendim.

  16. Gözlerim dolu dolu oldu ofisteyim üstelik. Ah Ardacım çabuk alıştımı acaba? Size çok düşkün anlaşılan çünkü kucağınıza falan gelmek istemiş. Oğlum da öyle. Ben ona kıyamıyorum. Kardeşi olursa bebeği bırakıp onunla ilgilenirmişim gibi geliyor. Güven Hastanesini de yazdım bi kenara ve Aslı hanımı.

  17. Meral, biliyor musun 2. bebek kolay büyüyor dedikleri gibi. İnsan daha tecrübeli daha rahat oluyor. Ama ilk çocuğu idare etmek zorlaşıyor bu sefer. Anneyi bir vicdan alıyor, ilk çocuğu bir kıskançlık, harala gürele gidiyor!!! Aylin henüz 1 haftalıkken ve memeye yapışmış tüm keyfiyle emerken Arda’ nın bir ağlaması yüzünden zavallıcığı memeden ayırıp, tüm keyfini bozup başkasının kucağına atmışlığım ve Arda’ya koşmuşluğum var bir keresinde 🙂

  18. Ilk bebegine 12+1 haftalik hamile ve hormonlarin tavanlarda seyrettigi biri olarak okurken gozlerim doldu, insallah sizinki gibi guzel bi dogum bana da nasip olur, sevgiler..

  19. Bu cok guzel bir dogum hikayesi :). Yeniden hamile kalip dogurasim geldi…

  20. en başta tebrik ederim..çocuklarınıza sağlıklı ömür diliyorum..harika bir doğum hikayesi..çok güzel yazmışsınız bir ara okurken gözyaşlarıma hakim olamadım..maalesef günümüzde öyle yada başka sebeplerden dolayı her zaman normal doğum yapılamıyor..

  21. ben de tek ağlayarak okuyan benim heralde diye kendime kızıyordum. Yorumlar içimi ferahlattı 🙂 Teşekkürler ıtır, ha bu arada ismin de çok güzelmiş ,benimde kızım olacak 38. haftam bitiyor. Hala net bir ismimiz yok 🙂 ilk bebeğim ve yazdıların beni inanılmaz yüreklendirdi, tşk :9

  22. yazıyı büyük bir heyecanla okudum. Çoğunlukla gözler yaş dolu, bir kaç yerde gülümseyerek o anları yaşamış kadar oldum…
    16 haftalık hamileyim umarım benim doğumum da güzel anılarla anlatabileceğim şekilde kolaylıklarla gerçekleşir.
    çocuklarınız ile birlikte mutlu bir hayatınız olsun
    sevgiler

  23. “balık gibi kayıp” sözünden sonra ben de göz yaşlarına boğuldum. ilk gebeliğim ama bu doğum hikayelerini okurken kendim yaşamış gibi oluyor ve doğuma kendimi daha bir hazır hissediyorum…Teşekkürler…

  24. O kadar imreniyorum ki şu normal doğum yapanlara ben yapamadım. Ve çok kolay bir doğum olmuş acısız tebrik ediyorum. hayırlı olsun diyorum anneye..

  25. harika bir yazı olmuş, üşenmeden yazdığınız ve paylaştığınız için teşekkürler.

  26. Tam hayellerimdeki gibi bir dogum olmus! Ne guzel! Benim oglan yarin 41 haftalik oluyor, 41+1’de doktor suni sanciyla alacagini soyledi.

  27. Itır Hanım ben hikayenizi okuyana kadar sırf muayeneden korktuğum için kendimi kestirmeye istekliydim fakat bu hikaye akabinde normal doğum fobim hemen hemen yok olmaya başladı çok teşekkür edriz…